LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zorunlu ifadesini içeren 114 kelime bulundu...

a'razi / a'razî

  • Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey, ilinek; hareket ve koku gibi.

alem-i vücub / âlem-i vücub

  • Zorunlu âlem; Allah'ın zât, sıfat ve isimlerini ifade eden âlem.

araz

  • Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey (ilinek.

arazi / ârazî

  • Bir şeyin aslen kendisinde olmayıp sonradan ona ilişen, zâtı için zorunlu olmayan.

avn-i hak

  • Varlığı zorunlu ve gerçek olan, her şeyi hakkıyla yaratan ve her hakkın sahibi olan Allah'ın yardımı.

ayat-ı vücub / âyât-ı vücûb

  • Varlığının vacip ve zorunlu olduğunu gösteren âyetler, deliller.

bil-iltizam

  • Zorunlu olarak.

bilmecburiye / bilmecbûriye / بالمجبئریه

  • Zorunlu olarak, mecburen. (Arapça)

bilmecburiyye

  • Zorunlu olarak.

bizzarure / bizzarûre / بالضروره

  • İster istemez, zorunlu olarak.
  • İster istemez, zorunlu olarak.
  • Zorunlu olarak. (Arapça)

burhan-ı vücub-u vücud

  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşunun ve var olmak için bir sebebe muhtaç olmamasının delili.

cebri / cebrî

  • Zorla, zorunlu olarak.

cenab-ı vacibü'l-vücud / cenâb-ı vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah.

cenab-ı vacibü'l-vücud ve tekaddes / cenâb-ı vâcibü'l-vücud ve tekaddes

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve her türlü kusur ve eksikten uzak olan Allah.

daire-i vücub

  • Hiç değişikliğe uğramayan, varlığı zorunlu ve vasıflarının zıddı düşünülemeyen ilâhlık dairesi.

delalet-i iltizamiye / delâlet-i iltizamiye

  • Bir lâfzın vazolunduğu mânânın lâzımına zorunlu olarak işaret etmesi. Meselâ "ilâh" sözü zorunlu olarak "doğmamış, doğurmamış" mânâsına işaret eder.

erkan ve ahkam-ı zaruriye / erkân ve ahkâm-ı zaruriye

  • İslâmın yerine getirilmesi zorunlu temel esasları ve hükümleri.

esbab-ı zaruriyye / esbâb-ı zarûriyye / اسباب ضروریه

  • Zorunlu sebepler.

fakir

  • Biçâre, muhtaç, yoksul. İslâm dini, ev kirası, yiyecek, içecek, giyecek, ilaç, yakacak gibi zorunlu ihtiyaçları karşılandıktan sonra yılda 96 gram altın alabilecek kadar geliri olmayanları fakir sayar. Fakirlerden vergi alınmaz, İslâm devleti zorunlu ihtiyaçlarını karşılamada, tedavi, tahsil (öğreni

fariza-i cihad

  • Cihad farzı; din uğrunda, Allah için çeşitli şekillerde mücadele etme zorunluluğu.

farz / فرض

  • Zorunlu görev.
  • Tanrı emri. (Arapça)
  • Borç, ödev. (Arapça)
  • Zorunlu. (Arapça)
  • Farz edilmek: Sayılmak, tutulmak, tasavvur edilmek. (Arapça)
  • Farz etmek: Saymak, tutmak, tasavvur etmek. (Arapça)
  • Farz olunmak: (Arapça)
  • Ta (Arapça)

feraiz-i ilahiye / ferâiz-i ilâhiye

  • Allah'ın zorunlu kıldığı görevler, farzlar.

gayr-ı zaruri / gayr-ı zarurî

  • Zorunlu olmayan.

hacat-ı zaruriye / hâcât-ı zaruriye

  • Zorunlu temel ihtiyaçlar, yiyecek ve içecek gibi.

hacat-ı zaruriye-i diniye / hâcât-ı zaruriye-i diniye

  • Dinen yapılması ve karşılanması zorunlu olan ihtiyaçlar.

hacet-i zaruriye / hâcet-i zaruriye

  • Zorunlu ihtiyaç.

hakikat-ı zaruriye

  • Zorunlu gerçek.

havaic-i gayr-ı zaruriye / havâic-i gayr-ı zaruriye

  • Zorunlu olmayan ihtiyaçlar.

havaic-i zaruri / havâic-i zarurî

  • Zorunlu ihtiyaçlar.

havayic-i gayr-ı zaruriye

  • Zorunlu olmayan ihtiyaçlar, ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaç haline gelmiş şeyler.

icab / îcâb

  • Zorunlu kılma; bir fiilin yapılmasını isteme ve onun terk edilmesini yasaklama.

icabi / icabî

  • Zorunluluk, mecburiyet.

ihtiyac-ı zaruri / ihtiyac-ı zarurî

  • Zorunlu ihtiyaçlar.

ihtiyacat-ı zaruriye / ihtiyâcât-ı zaruriye

  • Zorunlu ihtiyaçlar.

ispat-ı vacibü'l-vücud / ispat-ı vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah'ın ispatı.

ıztırar / ıztırâr / اضطرار

  • Zorunluluk, mecburiyet.
  • Zorunluluk. (Arapça)

ıztırari / ıztırarî / ıztırârî / اضطراری

  • Zorunlu olarak, çaresizce.
  • Zorunlu. (Arapça)

ıztırari olarak / ıztırârî olarak

  • Çaresizce, zorunlu olarak.

lazım-ı mezhep / lâzım-ı mezhep

  • Mezhebe zorunlu olarak lâzım olan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey (meselâ, iktisat ilmi bir mezhepse, onun lâzımı matematik ilmidir. Çünkü matematik ilmi olmadan iktisat hesaplanamaz).

lazım-ı zaruri / lâzım-ı zarurî

  • Zâtın zorunlu gereği.

lazım-ı zati / lâzım-ı zâtî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ, sıcaklık ateşin lâzım-ı zâtîsidir.

lazime / lâzime

  • Gereklilik, zorunlu olarak ayrılmaz nitelik.

lazıme-i zaruriye / lâzıme-i zaruriye

  • Varlığı zorunlu ve mutlaka gerekli olan zorunlu ve gerekli özellik.

lazıme-i zaruriye-i beyyine / lâzıme-i zaruriye-i beyyine

  • Bir meseleyle beraber düşünülmesi ister istemez zaruri olan diğer bir şey ("Allah" denilince Onun ezelî olduğu da zorunlu olarak bilinir).

lazime-i zaruriye-i beyyine / lâzime-i zaruriye-i beyyine

  • Apaçık zorunlu bir gereklilik şeklinde; bir şeyin apaçık zorunlu niteliği.

lazıme-i zaruriye-i naşie-i zatiye / lâzıme-i zâruriye-i nâşie-i zâtiye

  • Bizzat kendi zâtında var olan ve zâtından başka hiçbirşeyden kaynaklanmamış olan, bizzat kendisinde zorunlu olarak bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ "Sıcaklık, ateşin bizzat kendisinden kaynaklanan ayrılmaz zorunlu bir özelliğidir." denilebilir.

lazime-i zaruriye-i zatiye / lâzime-i zaruriye-i zâtiye

  • Zâtının ayrılmaz ve zorunlu gerekliliği.

lüzum-u zati / lüzum-u zâtî

  • Varlığının zorunlu şartı ve ayrılmaz temel özelliği.

lüzum-u zati-i tabii / lüzum-u zâti-i tabiî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak doğal bir şekilde bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ tam olmasa da "Ateşin lüzum-u zâti-i tabiîsi sıcaklıktır." denilebilir.

mebadi-i zaruriye / mebâdi-i zaruriye

  • Zorunlu prensip ve ilkeler.

mecazi rızık / mecâzî rızık

  • Yaşamı devam ettirmek için zorunlu olmayan ve çalışıp çabalamakla elde edilmesi gereken nimetler.

mecbur / mecbûr / مجبور

  • Zorunlu.
  • Zorlanmış, zorunlu.
  • Zorunlu. (Arapça)
  • Zora koşulmuş. (Arapça)

mecburi / mecbûrî / مجبوری

  • Zorunlu. (Arapça)

mecburiyet / mecbûriyet / مجبوریت

  • Zorunluluk.
  • Zorunluluk. (Arapça)

mecburiyet-i kat'iye

  • Kesin zorunluluk.

mecburiyetle

  • Zorunlu olarak.

mevadd-ı hayatiye / mevâdd-ı hayatiye

  • Hayat için lüzumlu ve zorunlu olan maddeler.

mevsuf-u vacibü'l-vücud / mevsuf-u vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir şeye ihtiyacı olmamakla nitelenen Allah.

mir'at-ı vacibü'l-vücud ve'l-mennan / mir'ât-ı vâcibü'l-vücud ve'l-mennân

  • Varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve yarattıklarına herşeyi karşılıksız veren Allah'ın isim ve sıfatlarını yansıtan ayna.

mübayenet-i lazime / mübâyenet-i lâzime

  • İki şey arasında lâzım olan zıtlık ve zorunlu olan farklılık.

mübrem / مبرم

  • Kaçınılmaz, zorunlu. (Arapça)

mucip olma

  • Zorunlu kılma, gerektirme.

mükellefiyet-i askeriye

  • Askerî yükümlülük, askerlikteki zorunlu görev.

mülzim değil

  • Bağlayıcı değil; bağlayıcı olmadığı için uyulma zorunluluğu olmaz.

müsellemat-ı diniye / müsellemât-ı diniye

  • Dinin kabul görmüş ve uygulanması zorunlu kaideleri, temelleri.

mutlaka / مطلقا

  • Kesinlikle, zorunlu olarak, kayıtsız şartsız. (Arapça)

netice-i zaruriye

  • Zorunlu sonuç.

nübüvvet-i mutlakanın mebhasi

  • Mutlak peygamberlik; peygamberliğin insanlık için zorunluluğunu ispat eden bölüm.

sani-i vacibü'l-vücud / sâni-i vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve herşeyi san'atla yaratan Allah.

sevk-i zaruret

  • Zorunluluğun itmesi.

tabii lüzum-u zati / tabiî lüzum-u zâtî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak doğal bir şekilde bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ "Ateşin tabiî lüzum-u zâtîsi sıcaklıktır." denilebilir. Ancak gerçek lüzum-u zâtî Cenâb-ı Hakkın sıfatlarında vardır.

vacib / vâcib

  • Allah ve resulü tarafından yerine getirilmesi kesin olarak emredilmiş olan şey (diğer bir mânası; delili farz ifade edecek derecede kesin olmayan, fakat hiç terk edilmeden yapılması istenen amel; vitir ve bayram namazları gibi.
  • Varlığı zorunlu olan.
  • Gerekli, zorunlu olan, yerine getirilmesi her müslüman için gerekli ve zorunlu olan Allah'ın emirleri.

vacib-i ehad / vâcib-i ehad

  • Varlığı zorunlu olan ve her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen Allah.

vacib-i sermedi / vâcib-i sermedî

  • Varlığı zorunlu ve devamlı olan Allah.

vacibiyet / vâcibiyet

  • Varlığının zorunlu oluşu.

vacibü'l-vücud / vâcibü'l-vücud / vâcibü'l-vücûd

  • Varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah.
  • Varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Allah.

vacibü'l-vücud teala ve tekaddes hazretleri / vâcibü'l-vücud tealâ ve tekaddes hazretleri

  • Namı ve şerefi yüksek olan, her türlü kusur ve eksikliklerden münezzeh olan, varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah.

vacip / vâcip

  • Zorunlu.

vahid-i vacib / vahid-i vâcib

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan ve herbir varlıkta birliği görünen Allah.

vazife-i zaruriye

  • Zaruri vazife, zorunlu görev.

vazife-i zaruriye-i insaniye

  • İnsanın zorunlu vazifesi, görevi.

vecibe / vecîbe

  • Borç, zorunlu vazife, görev.

vücub

  • Kesinlik, zorunlu olma.

vücub derecesinde

  • Zorunluluk derecinde.

vücub mertebesi

  • Hiç değişikliğe uğramayan, varlığı zorunlu olan ve vasıflarının zıddı düşünülemeyen İlâhlık derecesi.

vücub ve lüzum

  • Zorunluluk ve gereklilik.

vücub ve vahdaniyet-i ilahiye / vücub ve vahdâniyet-i ilâhiye

  • Allah'ın birliği ve varlığının zorunlu oluşu.

vücub ve vahdet-i sani / vücub ve vahdet-i sâni

  • Herşeyi san'atla yaratan Allah'ın birliği ve varlığının zorunlu olması.

vücub-u kat'i / vücub-u kat'î

  • Kesin zorunluluk; kesin ve şüphesiz farz oluş.

vücub-u vacib / vücub-u vâcib

  • Varlığı zorunlu olan Allah'ın varlığı.

vücub-u vahdet

  • Allah'ın birliğinin zorunlu oluşu.

vücub-u vücud / vücub-u vücûd / vücûb-u vücud / vücûb-u vücûd

  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması.
  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşu, var olmak için bir sebebe muhtaç olmaması.
  • Varlığının zorunlu oluşu ve var olmak için bir sebebe ihtiyacının olmayışı.
  • Varlığı zorunlu olan, yok olması düşünülemeyen, var olmak için hiç bir sebebe muhtaç olmayan varlık; Allah.

vücub-u vücud ve vahdet

  • Allah'ın varlığının zorunlu oluşu ve birliği.

vücud-u vacib / vücud-u vâcib

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah'ın varlığı.

vücud-u vacibü'l-vücud / vücud-u vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah'ın varlığı.

vücud-u vücubi / vücud-u vücubî

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan ve diğer varlıkların var olması Kendisine bağlı olan, yokluğu düşünülemeyen varlık, Allah.

zarurat

  • Zorunluluklar, mecburiyetler.

zarure-i naşie / zarure-i nâşie

  • Kendisinde bulunması zorunlu olan, ondan ayrılması mümkün olmayan zorunlu özellik.

zaruret / zarûret / ضرورت / ضَرُورَتْ

  • Zorunluluk.
  • Zorunluluk, gereklilik.
  • Zorunluluk.
  • Sıkıntı. (Arapça)
  • Yoksulluk. (Arapça)
  • Zorunluluk. (Arapça)
  • Zorunluluk.

zaruret derecesinde

  • Zorunluluk derecesinde.

zaruret-i kat'i / zaruret-i kat'î

  • Kat'î zorunluluk, kesin ihtiyaç.

zaruret-i kat'iye

  • Kesin zorunluluk ve mecburiyet.

zaruret-i zihni / zaruret-i zihnî

  • Zihinsel zorunluk; zihnin zorunlu gördüğü şey.

zaruret-i zihniye / zarûret-i zihniye / ضَرُورَتِ ذِهْنِيَه

  • Zihnin zorunlulukları.
  • Aklen zorunlu olma.

zarureten

  • Zorunlu olarak.

zaruri / zarurî / zarûrî / ضروری / ضَرُور۪ي

  • İnkâr edilemeyen, zorunlu olan.
  • Zorunlu. (Arapça)
  • Zorunlu.

zaruriyat / zaruriyât

  • Dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen işler.

zaruriyat-ı dini / zaruriyât-ı dinî

  • Dince yapılması zorunlu olan ve hükmü açıkça belirtilen emirler.

zaruriyat-ı diniye / zaruriyât-ı diniye

  • Dince yapılması zorunlu olan işler, dinî esaslar.

zaruriye

  • Zorunlu.

zaruriye-i zatiye / zaruriye-i zâtiye

  • Zâtın zorunlu niteliği.

zaruriyet-i kat'iye

  • Kesin bir zorunluluk.

zaruriyyat / zarûriyyât / ضروریات

  • Zorunluluklar. (Arapça)

zat-ı vacibü'l-vücud / zât-ı vâcibü'l-vücud

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı olmayan Zât, Allah.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR