LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zlem ifadesini içeren 236 kelime bulundu...

abisten

  • Gizli, gizleme. (Farsça)
  • Gebe. (Farsça)
  • Dişilik. (Farsça)

adem-i tarassut

  • Gözlemlememe.

adese-i ayniyye

  • Gözleme merceği.

arman / آرمان

  • Hasret, özleyiş, özleme. (Farsça)
  • Nedâmet, pişman olma. (Farsça)
  • Eseflenme, teessüf. (Farsça)
  • Sıkıntı, rahatsızlık, zahmet. (Farsça)
  • Özlem. (Farsça)
  • Sıkıntı. (Farsça)

ashab-ı şuhud

  • Görülmeyen âlemlerdeki hakikatleri gözlemleyebilen kişiler.

baky

  • Bakmak, nazar.
  • Muntazır olup yol gözlemek.

berdaht

  • Pürüzünü giderme. Pürüzsüz yapma. (Farsça)
  • Cilâlama, parlatma. (Farsça)
  • Düzleme, düzeltme. (Farsça)

bihicap / bîhicap

  • Perdesiz, gizlemeksizin.

buye

  • Özleme, hasret.

cahcaha

  • Gönlünde olan sırrını gizlemek.
  • Çağırmak.
  • Su sesi.

cenn

  • (Cünün) Bir şeyi setretmek, gizlemek.
  • Ana karnındaki cenin, gizli olmak.

cerbeze

  • Aldatıcı sözlerle kurnazlık etme. Fazla sözlerle aldatıcılık. Haklı ve haksız sözlerle hakikatı gizleme.
  • Beceriklilik, fetânet ile temyiz ve cesaret-i mutedile ve kuvvet-i idareden ibâret olan sıfat-ı zihniye. (Bu kelime, Arabçada: Hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâda ku

ceşş

  • Dövmek.
  • Kırmak.
  • Vurmak, darp.
  • Bir nesneyi pâk etmek, temizlemek.

da'ussıla / dâ'ussıla / داء الصله

  • Yurdunu özleme, köyünü özleme. (Arapça)

dahc

  • Gizlemek, örtmek.

dahh

  • Yer altında bir şey gizlemek.

daüssıla / dâüssıla

  • Vatan özlemi.

dehen-şuy

  • Ağız temizleme, ağız yıkama.

deles

  • Karanlık.
  • Yaz sonunda yapraklanır bir ot.
  • Bir şeyi gizlemek.

dels

  • Karanlık, zulmet.
  • Bir şeyi saklamak, gizlemek.
  • Sonbaharda yapraklanan bir ot çeşiti.

dil-teşne

  • Kalbi susamış. Gönlü çok istekli, çok özlemiş. (Farsça)

ehl-i keşf

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

ehl-i keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözlemleme seviyesine ulaşmış insanlar.

ehl-i keşif ve keramet

  • Allah'ın bir ikramı olarak, olağanüstü hal ve hareketlerin kendilerinde görüldüğü velî zâtlar ve mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve velayet / ehl-i keşif ve velâyet

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar, veliler.

ehl-i keşif ve zevk ve şuhud ve müşahede

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip olan veli zâtlar (k-ş-f;.

ehl-i tahkik ve keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar.

ehl-i velayet ve şuhud / ehl-i velâyet ve şuhud

  • Mâneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini Allah'ın lütuf ve ihsanıyla gözleme yeteneğine sahip insanlar, velîler.

ersad

  • (Tekili: Rasad) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler.

ev'iye

  • (Tekili: Viâ) Mahfazalar, kaplar, gizlemeye veya saklamaya yarayan şeyler.
  • Damarlar.

ezlem

  • (Bak: Azlem)

fiil-i tanzif ve tathir

  • Temizleme fiili, işi.

galat-ı tahakkümi / galat-ı tahakkümî

  • Bir kelimenin gerek lâfzı ve gerekse mânası itibariyle herkesin kullandığı gibi kullanılmaması.Bu, başlıca üş şeyden olur:1- Nazımda vezne uydurmak için bir kelimenin telâffuzunu değiştirmek, hecesini uzatmak ve kısaltmak yahut harfini gizlemek.2- Çeşitli mânâları olan bir kelimeyi meşhur olmayan bi

gatt

  • Birbirine tâbi olmak.
  • Gizlemek.
  • Mükedder etmek, üzmek.
  • Suya dalmak.

hab'

  • Gizli, saklı, hafi.
  • Gizlemek, örtmek, setretmek.

hafy

  • Gizlemek.
  • Setretmek, örtmek.
  • İzhar etmek, görünmek.
  • Parlamak, yıldıramak.

hakd

  • Kin tutmak. Adâvetini gizlemek.

halc

  • Pamuğu temizlemek, havalandırmak ve kabartmak için yay ile atmak.

hallakıyet-i umumiye / hallâkıyet-i umumîye

  • Bütün varlıklar âleminde gözlemlenen Allah'ın yaratıcılık özelliği.

hamm

  • Kuyuyu temizlemek.
  • Evi süpürmek.
  • Etin kokması.

hasıraltı etmek

  • Ist: Unutmak, saklamak, gizlemek, terviç etmemek manasında kulanılan bir tâbirdir. Hasır, eskiden halı ve kilim yerinde kullanıldığı ve onun altında kalan şeyler unutulup gittiği için bu tâbir meydana gelmiştir.

hasret / حسرت

  • Özlem. (Arapça)
  • Hasret çekmek: Özlem duymak. (Arapça)

hasret-keş

  • Özlemiş, özleyen, hasret çeken. (Farsça)

hazen

  • (Çoğulu: Hızân) Etin kokması.
  • Toplamak, cem'edip yığmak.
  • Gizlemek, saklamak.

hazine-i hassa-i rahmet nazırı / hazine-i hassa-i rahmet nâzırı

  • İlahi rahmetin çok özel hazinelerinin gözlemcisi.

hels

  • Çok hayır.
  • Gizlemek, saklamak.

hems

  • Gizli ses. Çok gizli. Sesi gizlemek.
  • Ağzı açmadan lokma çiğnemek.
  • Fütursuz olarak geceleyin yola gitmek.
  • Peçe.
  • Sıkmak.
  • Kırmak.

hicab

  • Perde. Örtü. Hâil.
  • Utanma. Kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilmek.
  • Men'etmek.
  • Allah ile kul arasındaki perde.
  • Setretmek. Gizlemek.

hidase

  • Pâk etmek, temizlemek.
  • Kahramanlık, yiğitlik.
  • Abdest bozmak.

hikmet-i ipham

  • Bir şeyi gizlemenin hikmeti.

i'zab

  • Suyu temizleme.
  • Vazgeçme.
  • Azaba düşürme veya düşürülme.

idgam

  • Gizlemek.
  • Bir şeyi bir yere koymak.
  • Tecvidde: Aynı cinsten olan harfleri birbirine katarak iki def'a okumak. Şeddeli okumak veya yazılmak.
  • Gizleme.

iftiras

  • Fırsat gözlemek. Fırsatı ganimet bilmek.

ihba'

  • Örtmek, saklamak, gizlemek.
  • Ateşi basıp söndürmek.

ihbas

  • Eteğinde bir şey gizleme.
  • Hapsetme.
  • Vakfetme. Hayır yollarında mal ve hayvan bağışlama.

ıhdar

  • Kendini gözlemek.
  • Bir yerde durmak, ikâmet.

ihfa / ihfâ / اخفا

  • Saklamak. Gizlemek. Ketmetmek. Gizlenilmek.
  • Tecvidde: Harflerden birisini söylerken gizli ve zayıf söylemek.
  • Gizleme.
  • Saklamak, gizlemek.
  • Örtmek, gizlemek; tecvidde bir terim. On beş ihfâ harflerinden önce gelen tenvin veya sâkin nunu, izhâr (birbirinden ayırmak) ile idgâm (birbirine katmak) arasında, şeddeden uzak olarak gunne ile genizden çıkarmak.
  • Gizleme, saklama.
  • Gizleme, saklama. (Arapça)

ihlas / ihlâs

  • Hâlis, temiz etmek, niyyeti düzeltmek, temizlemek, dünyâ menfaatini düşünmeden bütün işlerini, ibâdetlerini yalnız Allah için yapmak.

ihtiba'

  • (Habâ. dan) İyice saklayıp gizleme.

ihtimam-ı beyt

  • Evi süpürme, temizleme.

ıhtizan

  • Sırrı gizlemek.

ihvan-üs-safa / ihvân-üs-safâ

  • On birinci asrın ikinci yarısında Basra'da ortaya çıkan; "İslâmiyete birçok vehimler karışmış, onu bu vehimlerden temizlemek ancak felsefe ile mümkündür. İslâm dînini felsefe vâsıtasıyla saf hâle getirmelidir" diyen sapık ve gizli bir cemiyet, ekol.

ikman

  • Gizleme, saklama, örtme.

iknan

  • Örtme, saklama, gizleme.

iktam

  • (Ketm. den) Gizleme, saklama.

iktitam

  • (Ketm. den) Ketmetme, gizleme, saklama.
  • Sararma.

ilgaz

  • (Lugaz. dan) Sözde maksadı gizleme.

inkar / inkâr

  • Bilmeme, tanımama. Yaptığını ve söylediğini gizleme.
  • Yapmadım deme ve ayak direme.
  • Reddetme.

intihaz

  • Fırsat bilip kaçırmamak. Fırsat gözlemek.

intizar

  • (Nazar. dan) Gözlemek. Ümidederek beklemek.
  • Bekleme, gözleme.

irtikab

  • Bekleme, gözleme.
  • Ümit etme, umma.

israr

  • (Sırr. dan) Sır saklamak, gizlemek. Gizlenmesi lâzım bir şeyi gizlemek.

ıstıhab

  • Saklama, gizleme.
  • Dostluk kurma.
  • Konuşma, musâhabe etme.

istihal / istihâl

  • Temizleme.

istiktam

  • Gizlemeğe çalışma. Saklamak için uğraşma.

istinan

  • Misvâk kullanma. Dişleri temizleme. (Misvâk kullanmak, sünnet-i seniyyedendir.)

istinca / istincâ

  • Birisinden maksadını istihsal etmek.
  • İlm-i Hâlde: Pislikten temizlenmek. Abdest bozduktan sonra veya abdest almadan evvel; kan, sidik, meni' gibi şeylerin çıktıkları yeri temizlemek.
  • Önden ve arkadan necâset çıkınca bu yerleri yıkamak, temizlemek.

istinsar

  • Burna su veya başka bir ilâç çekip temizleme.
  • Püskürme.

iştiyak

  • Fazla arzu ve şevk. Tahassür. Hasret çekmek. Özlemek. Göreceği gelmek.
  • Fazla arzu ve şevk. Hasret çekmek, özlemek.

iştiyak-ı vatan

  • Vatan özlemi.

iştiyakan

  • Şevkle, hasretle, özlem duyarak.

ittiba / ittibâ / اتباع

  • Uyma, izleme. (Arapça)
  • İttibâ etmek: Uymak, izlemek. (Arapça)

ızmar

  • (İzmâr) Kalbde gizlemek, saklamak. Belli etmemek.

izmar / izmâr

  • Gizleme, saklama.

kaff

  • Parmak arasına birşey gizlemek.
  • Ot kurutmak.

kalb tasfiyesi

  • Kalbi, İslâmiyet'in beğenmediği şeylerden, günâhlardan, kötü düşüncelerden kurtarmak, temizlemek.

kaş / kâş

  • Çok istek, arzu, özleme. (Farsça)

kaşki

  • "Keşke, ne olurdu" gibi, özleme veya pişmanlık ifade eder. (Farsça)

kemn

  • Gizlemek, gizlenmek.

kemy

  • Gizlemek, ketmetmek.

ketm / كتم

  • Saklamak. Gizlemek. Sır tutmak. Söylememek.
  • Gizleme.
  • Gizleme, sır tutma, söylememe.
  • Gizleme, saklama. (Arapça)

ketmetmek

  • Gizlemek.
  • Söylemeyerek gizlemek, üstünü örtmek.

kilaet

  • Korumak. Gözlemek. Muhafaza.

künun

  • Birşeyi gizleme, saklı tutma.

levt

  • Gizlemek, saklamak.
  • Sorduklarını değil de başkasını haber vermek.

ma'kul ilimler / ma'kûl ilimler

  • His organları ile duyularak, akıl ile incelenerek, tecrübe (deney, gözlem) ile ve hesâb edilerek elde edilen ilimler, fen bilgileri.

mazalim

  • (Tekili: Mazleme) Haksızlık ve adaletsizlikler. Zulümler.
  • Adâlet dâiresi.

mazgal

  • yun. Eskiden kale, hisar, sur veya şato duvarlarında açılan iç yanı geniş, dış yanı dar gözleme siperi.

mecmece

  • Yazının karışık olması.
  • Kalbinde olanı demek isteyip, yine demeyip gizlemek.

meşhud

  • Şahit olunan, görülen, gözlemlenen.

meşhudat / meşhudât / meşhûdât

  • Gözlemler, görülen şeyler.
  • Yapılan gözlemler.

meşhudatça

  • Gözlemce.

meşmeşiye

  • Bazı evliyanın keşfen gözlemledikleri gaybî veya misâlî bir âlem.

mez'

  • Haberin bazısını söyleyip bazısını gizlemek.

mezza'

  • (Çoğulu: Mezâyi) Koğucu.
  • Yalan.
  • Sırrını gizlemeyen kişi.

mirsad / mirsâd / مرصاد

  • Gözlemevi, gözlem yeri. (Arapça)

mirsad-ı tefekkür

  • Tefekküre sebep olan gözlem.

misvak / misvâk

  • Bir karış büyüklüğünde kesilmiş, dişleri temizlemek için kullanılan ve Erak denilen ağaçtan veya zeytin dalından yapılan ağaç fırça.
  • Sünnet olan diş temizleme aleti, bir ağacın kökü.

müdacat

  • Adâvetini gizlemek, düşmanlığını belli etmemek.

muhamere

  • Karışmak.
  • Gizlemek.

mükateme / mükâteme

  • (Ketm. den) Ketmetme, gizleme.

mukırr

  • (Karâr. dan) Doğruyu ve gerçek olanı söyliyen. Kabahat veya ayıbını gizlemeden söyliyen.
  • Fık: Birinin, kendisinde hakkı olduğunu haber veren kimse.

münakaha

  • Pâk etmek, temizlemek.

müşahedat / müşâhedât / müşahedât / مشاهدات

  • Gözlemler.
  • Gözlemler.
  • Gözlemler. (Arapça)

müşahedat-ı beşeriye

  • İnsanların gözlemleri, şahit olduğu olaylar.

müşahedat-ı vakıa / müşahedat-ı vâkıa

  • Olgular, gerçekler üzerinde yapılan müşahedeler, gözlemler.

müşahede / müşâhede / مشاهده / مُشَاهَدَه

  • Görme, gözlem.
  • Gözlem.
  • Gözlem. (Arapça)
  • Müşâhede edilmek: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Müşâhede olunmak: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Görme, gözlemleme.

müşahede eden

  • Gören, gözlemleyen.

müşahede edici

  • Gözlemci.

müşahede edilen

  • Gözlemlenen.

müşahede etme

  • Seyretme, gözlemleme.

müşahede etmek

  • Görmek, gözlemlemek.

müşahedet

  • Gözlem, deney, tecrübe.

müşahedeten / müşâhedeten

  • Gözlemle.
  • Gözlemle.

müşahedetullah

  • Varlıklar üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının yansımalarını gözlemleme.

müşahitlik

  • Gözlemcilik.

müstenşıkk

  • (şakk. dan) Temizlemek için burnuna su çeken.

müstevi / müstevî

  • Düz. Her tarafı bir, doğru. Tesviye görmüş.
  • Düzlem.
  • Gr: Müennes ve müzekkeri bir olan isim. Sıfat.
  • Düzlem.

mutahere

  • Temizleme.

mütecahir

  • Yüksek sesle söyleyen.
  • Gizlemeyen. Aşikâre yapan. Açıktan günah işleyen.

mütehassir / متحسر

  • Özlem duyan. (Arapça)

muttali olan

  • Bir bilgiye ulaşan, gözlemleyen.

muvarat

  • Bir şeyi örtüp gizleme.

muzaaf iştiyak

  • Kat kat, şiddetli özlem.

müzzemmil

  • Tezmil eden, sarınan. Elbise içine sarınan.
  • Bazıları, "Yükü yüklenen" şeklinde mânalandırmışlardır.
  • Mc: Gizlemek. Zayıf davranmak, işe pek kıymet vermemek.
  • Büyük bir hâdise karşısında başını içeri çekmek, kaçınmak, rahata meyletmek.
  • Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) Ce

nahham

  • Tamahkâr, cimri, hasis, pinti.
  • Boğazını temizlemek için fazlaca soluyup balgam çıkaran adam.

nazır-ı mahir / nâzır-ı mâhir

  • Becerikli gözlemci.

nazırlık / nâzırlık

  • Gözlemcilik, gözeticilik.

nazırsız / nâzırsız

  • Gözlemcisiz.

nekş

  • Kuyunun çamurunu temizlemek.
  • Bir şeyi bitirmek. Bir işden fâriğ olmak.
  • Bir şey üzerine gelip toplanmak.

nems

  • Süt ve yağın ekşimesi.
  • Ekşimek ve kokmak.
  • Sırrı ketmetmek, gizlemek.

neşefe

  • (Çoğulu: Nüşüf) Ayağın kirini temizlemede kullanılan taş.

nis'

  • (Çoğulu: Ensu') Gizlemek.
  • Gitmek.
  • Sarkık olmak.
  • Kuzey rüzgârı.

paravan

  • İtl. Eskiden haremle selâmlığı ayıran ve şimdi de ilk bakışta görülmesi caiz olmıyan yerleri örten perdeler.
  • Daha ziyade kapıların dışına veya içine konan, katlanır, taşınır tenteneli perde.
  • Gizleme vasıtası.

perdaht

  • Cilâ. Parlaklık, parlama. (Farsça)
  • Düzleme, temizleme. (Farsça)

pozitivizm

  • Gerçeğin deney ve gözlemle elde edilebileceği görüşünü savunan felsefî doktrin.

rasad / رصد / رَصَدْ

  • Gözleme, gözetme, gözlem.
  • Pusu tutma.
  • Gözlem. (Arapça)
  • Gözetleme. (Arapça)
  • Rasad edilmek: Gözlemlenmek. (Arapça)
  • Rasad etmek: (Arapça)
  • Gözlem yapmak. (Arapça)
  • Gözetlemek. (Arapça)
  • Gözlem.

rasadgah / rasadgâh

  • Bekleme yeri, gözetleme yeri. Gözlemevi. (Farsça)

rasadhane / رصدخانه

  • Gözlemevi. (Arapça - Farsça)

rasadi / rasadî / رصدی

  • Gözlemle ilgili. (Arapça)

rasat ehli

  • Gözlemci, gözetleyen.

rasathane / rasathâne

  • Gök cisimlerinin hareket ve yerlerini tespit ve takip için kurulan gözlem evi.
  • Gözlem evi.

rasd

  • Yol gözlemek.

rassad / رصاد

  • Gözlemci, gözlem yapan. (Arapça)

rekabet

  • Gözleme, gözetleme.
  • Kendi işini yürütmeye çalışma.
  • Benzerleriyle yarışa çıkma.

rendelemek

  • Pürüzlerini gidermek. Rende ile düzlemek, pürüzlü yerlerini kazımak. Rende ile ufalamak.

setr / ستر

  • (Setir) Örtme, kapama, gizleme.
  • Örtme, gizleme.
  • Örtme, gizleme.
  • Örtme, gizleme. (Arapça)
  • Setr etmek: Örtmek, gizlemek, kamufle etmek. (Arapça)

setr-i hüsn

  • Güzelliği örtüp gizleme.

setretme

  • Örtbas etme, gizleme.

setretmek

  • Örtmek, gizlemek.
  • Örtüp gizlemek.

seyr / سير

  • Seyir. (Arapça)
  • Yürüme. (Arapça)
  • Gezi. (Arapça)
  • İzleme. (Arapça)
  • Seyr etmek: İzlemek. (Arapça)

sıla / صله

  • Yakınlarını ziyarete gitme özlemi. (Arapça)

sıla-i rahm / صلهء رحم

  • Yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.

şuhud / şuhûd

  • Şahit olma, gözlemleme.

şuhud-u kevniye

  • Kâinatta görünüp yaşanan şeyler, gözlemler.

şus

  • Pak etmek, temizlemek.

ta'kib

  • Gözlemek.
  • Yolunda gitmek.
  • Peşinden yürümek.
  • Suçlunun suçunu araştırmak.
  • Bir kimsenin aynı senede yine gazaya gitmesi.
  • Bir şeyi ciddiyetle istemek.

ta'riz

  • Gizleme, saklama.
  • Sağlamlaştırma.
  • Alıp götürme.

ta'zir

  • Siyaset.
  • Tehdit etmek.
  • Tazim ve tathir. Temizlemek ve hürmet etmek.
  • Lügatta red, icbar, tahkir, te'dib, hak üzere tevkif mânalarına gelen bu tabir, İslâm hukukunda: Hakkında muayyen bir şer'î ceza olmayan suçlardan dolayı ulülemr (hükümdar, padişah) veya vekili tarafı

tahassür / تحسر

  • Özleme.
  • Özlem, hasret çekme.
  • Özlem duyma. (Arapça)
  • Üzülme. (Arapça)

tahassürane / tahassürâne

  • Hasretle, özlemle.

tahbie

  • Gizlemek, saklamak.
  • Kadını perdeye koyup kimseye göstermemek.

tahliye

  • (Halâ veya halvet. den) Boşaltmak. Boş bırakmak. Serbest bırakmak.
  • Tathir etmek. Temizlemek.

takib / takîb / tâkib

  • Takîb etmek: İzlemek.
  • İzleme.

takibat / tâkibât

  • Takipler, izlemeler.

takip

  • Gözetmek, yolunda gitmek, peşinden yürümek, suçlunun suçunu araştırmak, izlemek.

takıyye / تقيه

  • Sakınmak. Kendini koruyup çekinmek.
  • Birinin mensub olduğu mezhebi gizlemesi.
  • Mümâşât.
  • Sakınmak, kendini koruyup, çekinmek.
  • Birinin bağlı olduğu mezhebi gizlemesi.
  • Gizleme. (Arapça)
  • Sakınma. (Arapça)
  • Takıyye yapmak: (Arapça)
  • Mezhebini gizlemek. (Arapça)
  • Amacını gizlemek. (Arapça)

tanzif / tanzîf / تنظيف

  • (Nezafet. den) Temizlenmek. Temizlemek.
  • Temizleme, temizlik.
  • Temizleme.
  • Temizleme. (Arapça)

tanzif-i kudsi / tanzif-i kudsî

  • Kutsal temizleme.

tanzifat / tanzifât / tanzîfât / تَنْظ۪يفَاتْ

  • Temizlemeler.
  • Temizlemeler.
  • Temizlik işleri. Temizlemeler.
  • Temizlemeler.

tarassud / ترصد

  • Gözleme. (Arapça)
  • Tarassud edilmek: Gözlenmek. (Arapça)
  • Tarassud etmek: Gözlemek. (Arapça)

tarassudat / tarassudât

  • Gözlemeler.
  • (Tekili: Tarassud) Gözlemler, tarassutlar, gözetlemeler.

tas'id

  • Eritme.
  • Yukarı çıkma ve çıkarılma.
  • Buharlaştırarak temizleme. İnbikten geçirip buhar haline getirme.

tasfiye / تصفيه

  • Saflaştırmak. Olduğundan daha temiz bir hâle getirmek. Temizlemek.
  • Hesabı kapatmak.
  • Temizleme, parlatma. Kalbi iyi hasletlerle süsleme.
  • Arıtma. (Arapça)
  • Temizleme. (Arapça)
  • Tasfiye edilmek: (Arapça)
  • Arıtılmak. (Arapça)
  • Temizlenmek. (Arapça)
  • Tasfiye etmek: (Arapça)
  • Arıtmak. (Arapça)
  • Temizlemek. (Arapça)

tasfiye-i kalb

  • Kalbini temizleme, yüreğini temizleme.

tatallu'

  • Nazar etmek, bakmak.
  • Beklemek, gözlemek, muntazır olmak.

tatalu'

  • Birbirine bakmak. Gözlemek.

tathir / tathîr / تطهير

  • Temizlemek. Yıkayıp pâk etmek. Tâhir kılmak.
  • Temizleme.
  • Temizlemek, yıkayıp pak etmek.
  • Temizleme.
  • Temizleme. (Arapça)

tathir etmek

  • Temizlemek.

tathir u tezhib / tathîr u tezhîb

  • Temizlemek ve süslemek.

teakub / teâkub / تعاقب

  • Birbirini izleme.
  • Birbirini izleme. (Arapça)
  • Teâkub etmek: Birbirini izlemek. (Arapça)
  • Teâkud etmek: Karşılıklı akitleşmek. (Arapça)

tecribi ilimler / tecribî ilimler

  • Tecribe ve müşâhede (gözlem) ile elde edilen bilgiler, ulûm-i akliyye (aklî ilimler).

tedfin

  • (Defn. den) Gömme, defnetme.
  • Örtme, gizleme.

tedlis

  • Sattığı şeyin ayıbını müşteriden gizlemek.
  • Fık: Hadisi ilk nakledenin ismini gizlemek. Hadisi başkasına isnâd eylemek.

tedmis

  • Örtmek, gizlemek.

tedsiye

  • Baştan çıkarma, azdırma.
  • Gizlemek.

teetti

  • Asan olmak, kolaylaşmak.
  • Beklemek, gözlemek.

tefkir

  • Muhtaç etmek.
  • Yüksek yeri ağaç dikmek için düzlemek.

tefrih

  • Korkusuz kalmak.
  • Gelişme, filizleme. Yumurtadan çıkmak.

tehannün

  • Çok arzu ve istek göstermek.
  • Göreceği gelmek. Özlemek.

tehzib

  • Islâh etme.
  • Temizleme. Fazlalığını, pisliğini giderme.
  • Terbiye etme, ıslâh etme, düzeltme; temizleme.
  • Temizleme, düzeltme.

tehzib-i ruh

  • Ruhunu yükseltmeğe, temizlemeğe çalışmak.

telaum

  • Muntazır olmak, gözlemek, beklemek.

telebbüd

  • Birbiri üstüne yığılmak.
  • Bir yere gizlenip av gözlemek.

televvüm

  • Muntazır olmak, beklemek, gözlemek.
  • Kabul etmemek.

temaşa / temâşâ

  • Görme, gözlem yapma.

temaşa ehli / temâşâ ehli

  • Gözlemci, gözetleyen.

temaşa etme

  • Bakma, seyretme, gözlem yapma.

temaşager / temâşâger

  • Seyirci, gözlemci.

temlis

  • (Melis. den) Pürüzlerini giderme. Düzleme.

tenahnuh / تنحنح

  • Boğazını temizleme. (Arapça)

tenkih

  • Araştırıp, dikkat edip bir şeyin sonuna hakikatına ermek.
  • Bir şeyin fazla ve gereksiz kısımlarını çıkarıp kısaltarak düzeltmek.
  • Temizlemek.
  • Bütçe tanzimi için maaşları azaltmak.

tenkir

  • Belirsizleme, yadırgama.

tenkit

  • Temizleme, fenasını atma.

tenkıye

  • Tıb: Şırınga âleti.
  • Temizleme, tathir.

terakkub

  • Bekleme, gözetleme, yol gözleme.
  • Ümit etme.
  • Muntazır olma.

tersip

  • Durultma, tortulardan temizleme, süzme.

teşdib

  • Arıtmak, temizlemek.
  • Tımar etmek.

tesevvi

  • Düzeltme, tesviye etme, düzleme.

tesmin

  • (Sümn. den) Sekizleme. Sekize bölme. Sekize çıkarma.
  • Bir şeye kıymet biçme.

testir

  • Gizleme, saklama, setretme, örtme.

teşvir

  • İçinde bulunma. İçine alma, içine alıp gizleme.
  • Satılık olan hayvanı pazara çıkarıp gösterme.

tesviye / تسویه

  • Seviyelendirme. Düzleme. Beraber etme. İki şeyi müsavi etme.
  • Bir neticeye bağlama.
  • Düzleme, düzeltme.
  • Düzleme, dengeleme.
  • Eşitleme. (Arapça)
  • Düzleme. (Arapça)
  • Sonuçlandırma. (Arapça)
  • Hesap kapatma. (Arapça)
  • Tesviye edilmek: (Arapça)
  • Eşitlenmek. (Arapça)
  • Düzlenmek. (Arapça)
  • Sonuçlandırılmak. (Arapça)
  • Hesap katılmak. (Arapça)
  • Tesviye etmek: (Arapça)

teva'un

  • Davarın, beslenip semizlemek hususunda nihayet hududu bulması.

tevali / tevâlî / توالى

  • Kesintisiz sürme, birbirini izleme. (Arapça)
  • Tevâlî etmek: Kesintisiz sürmek, birbirini izlemek. (Arapça)

tevhid-i şuhud / tevhid-i şuhûd

  • Görünen ve gözlemlenen herşeyi bir olan Allah'a verme ve Ona ait kılma.

tevriye

  • Örtüp gizlemek.
  • Sözünü veya bir haberi izah etmeyip gizlemek.
  • Edb: Birkaç mânası olan bir kelimenin en uzak mânasını kasdetmek.
  • Örtüp gizlemek.

tezkiye / تَزْكِيَه

  • Temizleme, arındırma.
  • Pâk ve temiz etmek, kalbi temizlemek.
  • Temizleme.

tezkiye-i nefs

  • Nefsi, İslâmiyet'in haram ettiği, beğenmediği şeylerden, kötü isteklerinden temizlemek.
  • Nefsini beğenme, insanın kendindeki nîmetleri, iyilikleri, kendinden bilip, Allahü teâlânın verdiğini düşünmemesi. Bu nîmetlerin Allahü teâlâdan geldiğini bilip, kendinin kusurlu olduğunu düşünmek
  • Nefsini temiz bilmek. Kusuru üzerine almamak. Nefsini kusursuz addetmek.
  • Nefsi kötü şeylerden temizlemek, hayra yöneltmek.

tezmil

  • Gizlemek. Bir şeyi elbiseye sarmak. Esvaba sarınıp bürünmek.
  • Örtü.

tilavet

  • Okumak.
  • Takip etmek, arkasına düşmek izlemek.

vaziyet-i meşhude / vaziyet-i meşhûde

  • Gözlemlenen durum.

zagzaga

  • Mânâsız söz.
  • Bir nesneyi gizlemek.

zalifen

  • Birisinin izine uyup gitmek.
  • İzini gizlemek, belirsiz etmek.

zamir

  • Bir şeyi gizlemek.
  • İç.
  • Huk: Bir şeyin iç yüzü.
  • Niyet.
  • Vicdan. Kalb.
  • Gaye.
  • Gr: Mütekellim, muhatab ve gaibe delâlet eden ve bunların makamına kaim olan rumuzat harfleri ve harf terkiblerinin her biri. (Ben, sen, o; ene, ente, hüve gibi) ismin ye

zeleme

  • Keçinin boğazı altında sarkık olan kıllar. (Müz: Ezlem. Müe: Zelmâ)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın