LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zi kelimesini içeren 243 kelime bulundu...

adem-i zikr

  • Zikredilmeme, söz edilmeme.

ahşic

  • Zıt ve uygunsuz. (Farsça)

ahşig

  • Zıt ve uygunsuz. (Farsça)

akıl

  • Zihnin anlama ve düşünme sıfatı.

aks-i dava / aks-i dâva

  • Zıt hüküm. Karşı dâvâ (Zıt teorem.)

alaka / alâka

  • Zigot; döllenmiş hücre.

arefe günü

  • Zilhicce ayının dokuzuncu günü, kurban bayramından bir önceki gün.

arekiyye

  • Zinâkâr kadın.

azdad / azdâd / اضداد

  • Zıtlar, karşıtlar. (Arapça)

bera-yı ziyaret / berâ-yı ziyaret

  • Ziyaret için.

beraet-i zimmet / berâet-i zimmet

  • Zimmetinde birşey olmayış, suçsuzluk.

bermal

  • Zirve, dağ tepesi. Dağın üstü, en yüksek yeri. (Farsça)

berz

  • Ziraat, ekim. (Farsça)

besin

  • Zihayat varlıkların yaşama, gelişme ve çalışmaları için gerekli olan çeşitli gıda maddeleri. (Türkçe)

besir

  • Ziyade, çok, birçok.

bezek

  • Zinet, süs, debdebe, gösteriş.

bezr

  • Ziraat, ekim. (Farsça)

bıga'

  • Zina etmek.

bisyar

  • Ziyade, çok , fazla. (Farsça)

bittasavvur / بِالتَّصَوُّرْ

  • Zihinde şekillendirerek.

cebe

  • Zincir veya halkadan örme zırh. Cevşen.

cebe-puş / cebe-pûş

  • Zırh giyen. (Farsça)

cem'iyyet-i hatır

  • Zihin ve fikrin dağınık olmayıp toplu bulunması. Hasr-ı fikir etmek.

cem-i ezdad / cem-i ezdâd

  • Zıtların biraraya gelmesi.

çengi

  • Zil ve kaşık vurarak oynayan dansöz ve rakkase ki, ekseriyetle çingene kızlarındandır.

cevşen / جوشن

  • Zırh.
  • Zırh.
  • Zırhlı giysi. (Farsça)

cevşen-puş / cevşen-pûş

  • Zırhlı, zırh giyen. (Farsça)

cibal-i şahika / cibâl-i şâhika

  • Zirvesi çok yüksek olan dağlar.

cinsi / cinsî

  • Zırh yapıcı.

çünki

  • Zira, şundan dolayı ki, şuna binaen ki, şu sebebden ki. (Farsça)

daire-i zikir

  • Zikir dairesi.

daire-i zikr

  • Zikir halkası.

dar-ı ziyafet / dâr-ı ziyafet

  • Ziyafet yurdu.

davr

  • Ziyan etmek, zarara girmek.

deva-yı ezhan / devâ-yı ezhân / دَوَايِ اَذْهَانْ

  • Zihinlerin ilacı.

dırar

  • Ziyân yetiştirmek.

duhur

  • Zillet, zelillik, hakirlik, aşağılık. Adilik.

echel / اجهل

  • Zırcahil. (Arapça)

echelüminkaragöz / اجهل من قره گوز

  • Zırcahil. (Arapça - Türkçe)

edb

  • Ziyafet verip, halka yemek yedirmek.

ekerat

  • Ziraat ve imar için, sahiblerinin rençberlere verdikleri arazi.

erka

  • Ziyade yükselen. Çok yükselen.

esmaü'l-ezdad / esmâü'l-ezdad

  • Zıt isimler, çelişkili isimler.

ezber

  • Zihinde tutma.

ezdad / ezdâd

  • Zıdlar. Mukabil ve muhalif olan şeyler. Birbirinin tersi veya zıddı olanlar.
  • Zıtlar.
  • Zıtlar.
  • Zıd olan şeyler.

ezdat

  • Zıtlar.

ezhan / ezhân / اذهان / اَذْهَانْ

  • Zihinler. Müdrikler. Anlamayı meydana getiren duygular.
  • Zihinler.
  • Zihinler.
  • Zihinler. (Arapça)
  • Zihinler.

ezkar / ezkâr

  • Zikirler, Allah'ı anmalar.
  • Zikirler.
  • Zikirler, Allahı anmalar.

fet'e

  • Zikretmek.

fetanet / fetânet

  • Zihin açıklığı, çabuk kavrayış ve anlayış.
  • Zihin açıklığı, çabuk kavrayış.

fikren

  • Zihnen, fikir ile, düşünerek.

fuhuş

  • Zina, haram fiil, günahlı iş.

fuzulat

  • Ziyade olup işe yaramayan şeyler. Fazlalıklar.

gayr-ı mezkur / gayr-ı mezkûr

  • Zikredilmeyen, sözü edilmeyen.

habbas

  • Zindancı, gardiyan, hapseden.

hadd-i zina

  • Zinâ suçu işleyene verilen ceza.

hadsi / hadsî

  • Zihnin sür'atli fakat doğru bir şekilde netîceye ulaşması ile bilinen şey.

hakl

  • Ziraate uygun yer.

halk-ı ezdad

  • Zıtların yaratılması.

halka-i zikir

  • Zikir halkası.

halka-i zikr

  • Zikir halkası.

hareket-i zikriye

  • Zikir hareketi.

harice temessül

  • Zihnî olan kelâmın hâricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi.

hasiren / hâsiren

  • Ziyana uğrayarak, zarar gördüğü halde.

hatır

  • Zihin. Fikir. Gönül. Kalb. Hal. Tedbir. Vesvese.

hilaf / خلاف / hilâf / خِلَافْ

  • Zıt.
  • Zıt.

hilafen

  • Zıd olarak. Hilaf olarak.

hilafına

  • Zıddına, tersine, aksine.

hükm-ü zihni / hükm-ü zihnî

  • Zihnin verdiği hüküm.

hüsr

  • Ziyan, kayıp, zarar.

i'vicacat / i'vicâcât

  • Zikzaklar, eğrilikler.

iade-i ziyaret

  • Ziyarete gelenin ziyaretine gitmek.

ibn-üz zina / ibn-üz zinâ

  • Zinâ sonucu meydana gelen çocuk. Piç.

ihtilas / ihtilâs / اختلاس

  • Zimmetine para geçirme, para çalma. (Arapça)

ilel-i müterettibe-i müteselsile

  • Zincirleme uzayıp giden düzenleyici sebepler.

ilel-i müteselsile

  • Zincir gibi birbirine bağlı olup devam eden sebepler, illetler.
  • Zincir gibi birbirine bağlı olup devam eden sebepler, illetler.

iltihab-ı ezhan / iltihâb-ı ezhân

  • Zihinlerin uyanıp alevlenmesi, tutuşması.

inkılab-ı ezdad / inkılâb-ı ezdad

  • Zıtların değişmesi.

ıslit / ıslît

  • Zinetli kılıç, üzeri süslenmiş kılıç.

istizare

  • Ziyaretine gelinmesini isteme veya ziyarete gelmesi istenilme.

izare

  • Ziyaret ettirme.

izdiyad

  • Ziyadeleşmek. Çoğalmak. Artmak.

izdiyar

  • Ziyâret etme, gidip görme.

izkar / izkâr / اذكار

  • Zikretme, dile getirme, hatırlatma. (Arapça)

izzet-i nefis

  • Zillete düşmiyerek şeref ve haysiyeti muhafazaya çalışmak. Vakar.

keffaret-i zıhar

  • Zıhar keffareti.Keffâret-i zıharın vâcib olmasının şartı kudrettir. Muktedir olan, köle azad eder; değilse iki ay oruç tutar, buna da gücü yetmezse altmış fakire yemek verir.

keşan

  • Zincirden yular.

kitab-ı zikir

  • Zikir kitabı.

kitab-ı zikir ve marifet

  • Zikir ve Allah'ı tanıtan kitap.

kıyas-ı hafi-yi hadsiye / kıyas-ı hafî-yi hadsiye

  • Zihnin birşey hakkında, sezgi ve âni kavramayla yaptığı gizli kıyas. Meselâ "Eğer Ayın ışığı Güneşten gelmeseydi, durumu değiştikçe ışık yapısı değişmezdi" şeklinde zihne doğan gizli bir kıyasla aklın "O halde Ay ışığını Güneşten alır" şeklinde hükmetmesi.

kordon

  • Zincir.

kusur-u zihni / kusur-u zihnî

  • Zihin ve düşünce eksikliği.

kuvve-i hafıza / kuvve-i hâfıza

  • Zihinde hıfzetme, belleme kuvveti. (Farsça)

lisan-ı zakir / lisan-ı zâkir

  • Zikreden dil.

maani-i müteselsile / maâni-i müteselsile

  • Zincirleme, peş peşe gelen mânâlar.

mağlata / mağlâta

  • Zihni, aklı karıştıran söz.

mahall-i ziyafet

  • Ziyafet yeri.

mahudiyet-i zikriye / mâhudiyet-i zikriye

  • Zikredilen belirlilik; sözle ifade edilmiş olan bilinip tanınma niteliği.

me'dübe

  • Ziyafet. Düğün.

meclis-i halvet

  • Zikir meclisi.

medlul-ü zihni / medlûl-ü zihnî / مَدْلُولُ ذِهْنِي

  • Zihindeki delillendirilmiş ma'na.

meleke

  • Zihnin anlama, kavrama, hatırlama gibi özellikleri, tekrar tekrar yapmaktan dolayı kazanılan beceri.

mezkur / mezkûr / مذكور

  • Zikredilen, sözü geçen, anılan.
  • Zikri geçen. Zikredilmiş. Evvelce bahsi geçmiş olan.
  • Zikredilen, belirtilen, adı geçen. (Arapça)

mezraa

  • Ziraat olunacak, ekilecek tarla, yer, çiftlik.

miskin-i zelil

  • Zillete düşmüş sefil, hor görülüp aşağılanan sefil.

muahed

  • Zimmi kâfir.

mübayenet / مُبَايَنَتْ

  • Zıddıyet. Ayrılık. Tutmazlık. Başkalık.
  • Zıtlık, birbirine benzememe.

mugayeret / mugâyeret / مغایرت

  • Zıtlık, aykırılık. (Arapça)

muhalefet / muhâlefet / مُخَالَفَتْ

  • Zıddına hareket etme.

muhalefet eden

  • Zıt ve aykırı davranan.

muhalefetkarane / muhâlefetkârâne

  • Zıt ve aykırı davranırcasına.

muhalif / muhâlif / مُخَالِفْ

  • Zıd.

muhatab-ı zihniye

  • Zihnin muhatabı, fikren muhatap alınan kimse.

muhis / muhîs

  • Zindan.

mukabili

  • Zıttı.

mümaşat-ı ezhan / mümâşât-ı ezhan

  • Zihinlerle beraber yürüme, zihinlerle uyuşma.

münafi / münafî / münâfi / münâfî / منافي

  • Zıt, uymaz, aksi, aykırı. Mugayir ve muhalif olan.
  • Zıt, aykırı.
  • Zıt, aykırı.
  • Zıt.

münakaza / münâkaza

  • Zıtlık, uymazlık.

münakız

  • Zıt, çelişkili, birbirini tutmayan.

münazat

  • Zina edişmek.

münemnim

  • Ziynet verici, süslendirici.

müngazz

  • Zindeliği kalmamış.

müngazzen

  • Zindeliği kalmamış olarak.

müraat-ı efham / müraât-ı efhâm

  • Zihinlere, anlayışlara uygun davranma; anlayış seviyelerini dikkate alma.

müsafeha

  • Zinâ etmek.

musavver

  • Zihnen düşünülen. Tasavvur olunan. Tasvirli.

müselsel / مسلسل / مُسَلْسَلْ

  • Zincirleme, ard arda gelen.
  • Zincirleme. (Arapça)
  • Zincirleme.

müsfir

  • Ziyâ verici. Işıklandıran, nurlandıran.

musika-i zikriye

  • Zikir musikîsi.

müstel'im

  • Zırhlı, zırh giymiş kişi.

mutarraz

  • Zinetlendirilmiş. Süslendirilmiş. Dikiş ve nakışla kıymetlendirilmiş.

mutatavvif

  • Ziyâret gayesiyle bir şeyin etrâfını dolaşan. Tavâf eden.

mütederri'

  • Zırh giyen, zırhlanan.

müteselsil / متسلسل

  • Zincirleme, peşpeşe gelen.
  • Zincirleme, birbirini izleyen, zincir gibi birbirine bağlı olan.
  • Zincirleme.
  • Zincirleme. (Arapça)

müteselsile

  • Zincirleme olarak, birbirine bağlı şekilde sıralanan.

müteselsilen / متسلسلا

  • Zincirleme olarak.
  • Zincirleme olarak, birbirinin ardı sıra. (Arapça)

müvakere

  • Ziraat etmek, ekip biçmek.

müzarea şirketi / müzârea şirketi

  • Zirâat ortaklığı. Harman yapılan ürünleri yetiştirmek için, tarla yâni toprak birinden, çalışma, işçilik diğerinden olmak ve mahsûlü sözleşilen nisbette (miktârda) aralarında paylaşmak üzere, kurulan şirket.

müzeffet

  • Zift sürülmüş, ziftli, ziftlenmiş.

nağamat-ı zikriye / nağamât-ı zikriye

  • Zikir nağmeleri.

nakize / nâkize

  • Zıt olan.

neşur

  • Ziyadesiyle neşreden. Fazla yayan. Dağıtan.

piraye

  • Zinet. Süs. (Farsça)

rağmen

  • Zıddına, inadına davranma, körlük ve nisbet.

rağmına

  • Zıddına, inadına.

revnak

  • Zinet. Parlaklık. Göz alıcılık, güzellik. Safa, taravet. (Farsça)

sahife-i zihn

  • Zihin sayfası.

şahika / şâhika / شَاهِقَه

  • Zirve.
  • Zirve, doruk.

salifüzzikr / sâlifüzzikr / سالف الذكر

  • Zikredilen, anılan. (Arapça)

sanc

  • Zil.

saniha

  • Zihne gelen fikir. Mütâlâa. Çok düşünmeden gelen fikir.

selasil / selâsil / سلاسل

  • Zincirler. (Arapça)

serzakir / serzâkir

  • Zikredenlerin başı.

sifah

  • Zina.

silsile / سلسله / سِلْسِلَه

  • Zincir.
  • Zincir, zincirleme, ard arda gelen.
  • Zincir.
  • Zincir.

silsileli

  • Zincirleme, peşpeşe.

sümpare / sümpâre / سم پاره

  • Zımpara.
  • Zımpara. (Farsça)

sünbade / sünbâde / سنباده

  • Zımpara. (Farsça)
  • Zımpara. (Farsça)

sünbazih

  • Zımpara.

suver-i zihniye

  • Zihindeki şekiller, sûretler.

taab-ı dimaği / taab-ı dimağî

  • Zihnî yorgunluk. Dimağın yorgunluğu.

taakkul / تَعَقُّلْ

  • Zihin yorarak anlama.

tağlit-i ezhan

  • Zihinleri yanıltma, zihinleri yanılgıya düşürme.

tahdiş-i ezhan

  • Zihinleri kurcalamak, tırmalamak.
  • Zihinleri kurcalamak, yaralamak.

tahmim

  • Zina eden kimseyi ziftleyip, dövüp, yüzüne kara vurup, ters olarak eşeğe bindirip gezdirmek.

takviye-i ezhan

  • Zihnin kuvvetlendirilmesi.

takyir

  • Zifte bulaştırmak.

tasavvur / تصور / تَصَوُّرْ

  • Zihinde kurma. (Arapça)
  • Zihinde şekillendirme.

tasavvuran / تَصَوُّرًا

  • Zihinde şekillendirerek.

tavaf

  • Ziyaret etmek, ziyaret maksadıyla etrafını dolaşmak, hacıların Kâbe etrafında yedi kez dolaşmaları.

te'mit

  • Zihnen tahmin etme.

te'nis-i ezhan / te'nis-i ezhân / te'nîs-i ezhân / تَأْنِيسِ اَذْهَانْ

  • Zihinleri alıştırmak, anlayışı kolaylaştırmak.
  • Zihinleri okşama, alıştırma.
  • Zihinleri alıştırma.

tearuz / teâruz

  • Zıtlık, zıtlaşma.

tearuzan / teâruzan

  • Zıtlaşarak.

tebab

  • Ziyan, zarar, kayıp, hasar.

tebadür / tebâdür

  • Zihne gelme, hatıra gelme.

tebayün / tebâyün / تباین

  • Zıtlık, aykırılık. (Arapça)

tecemmül

  • Ziynetlenmek, süslenmek.

tecrid-i zihin

  • Zihnen soyutlanma, zihnini uzaklaştırma.

tederru'

  • Zırhlanma. Zırh giyme.

tedhiş-i ezhan / tedhiş-i ezhân

  • Zihinlerde heyecan meydana getirme.

tedri'

  • Zırh giydirme.

tefekkük

  • Zincir halkası gibi birbirinden ayrılma.

tegayür / تغایر

  • Zıt olmak. Uymamak. Başka türlü olmak.
  • Zıtlık. (Arapça)

tekke

  • Zikir yeri, tarikat evi.

tekye

  • Zikir evi, tekke.

tenakuz / tenâkuz / تَنَاقُضْ

  • Zıtlık, birbirine zıt olma.

tenevvür-ü ezhan

  • Zihinlerin aydınlanması, nurlanması.

tengiz

  • Zindeliği sarsılma, zindeliğini sarsma.

tenviş

  • Ziyafete davet etmek.

terviye günü

  • Zilhicce ayının sekizinci günü. Arefe'den önceki gün. Hacıların sabah namazını kıldıktan sonra, topluca Mekke'den Minâ'ya doğru hareket ettikleri gün.

teselsül / تسلسل

  • Zincirleme, ard arda gelme.
  • Zincirleme devam etme, ard arda gelme.
  • Zincirleme. (Arapça)

teselsül eden

  • Zincirleme devam eden, peşpeşe gelen.

teselsülen

  • Zincirleme olarak.

teşrik tekbirleri

  • Zilhiccenin dokuzuncu günü, yani Kurban Bayramının arefe günü, sabah namazından başlayarak, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar olan, her farz namazın selâmından sonraki alınan tekbirler.

tevsi-i zihin

  • Zihni genişletme, anlayış ve kavrayış kabiliyetini yükseltme.

tezad / tezâd / تضاد / تَضَادْ

  • Zıtlık.
  • Zıtlık, aykırılık.
  • Zıtlık, çelişki. (Arapça)
  • Zıdlık.

tezat

  • Zıt, zıtlık.

tezayüd / tezâyüd

  • Ziyadeleşme, artma, çoğalma.
  • Ziyadeleşme, artma.

tezayüt

  • Ziyadeleşme, artma.

tezekkür

  • Zikretme, anma.

tezellül

  • Zillete katlanmak. Aşağılanmak. Alçalmak. Hor ve hakir olmak. Kendini alçak tutmak.
  • Zillete düşme, alçalma.

tezenduk

  • Zındıklaşma. Hak yolundan dönme. Kâfir olmak.

tezeyyün

  • Zinetlenme, süslenme.

tezfit

  • Ziftleme, zift sürme.

tezkar / tezkâr

  • Zikretme; hatırlatma.

tezlil

  • Zillete düşürme, aşağılama.

tezniye

  • Zinaya mensup etmek.

tezyid / tezyîd

  • Ziyadeleşme, artma.

türrehe / ترهه

  • Zırva. (Arapça)

turuk-u cehriye

  • Zikirlerini açıktan ve sesli olarak yapan tarikatlar, Kàdirîlik gibi.

turuk-u hafiye

  • Zikirlerini gizli ve sessiz yapan tarikatlar, Nakşibendîlik gibi.

umre

  • Ziyâret. Hac mevsimi dışında Kâbe'yi ve Mekke ve Medine'deki mukaddes yerleri ziyaret etmek. Ist: Kâbe-i Muazzama'yı tavaftan ve Safâ ile Merve denilen iki mukaddes mevki arasında sa'yetmekten ibarettir. Farz olan hacca Hacc-ı Ekber denildiği gibi, Umreye de Hacc-ı Asgar denilir. Cuma gününe tevafuk
  • Ziyâret etmek. Hac zamânı olan beş günü yâni Arefe ve Kurban bayramının dört günü dışında, istenildiği zaman ihrâma girip Kâbe-i muazzamayı tavâf etmek ve Safâ ile Merve arasında sa'y etmek (yürümek), saçı kazımak veya kesmekten ibâret olan ibâdet. Umreye Hacc-ı asgar (küçük hac) da denir.

velvele-i zikir

  • Zikir sesleri.

vücud-u zihni / vücud-u zihnî

  • Zihinsel varlık; bir şeyin sadece zihinde tasavvur edilen varlığı.

yave / yâve / یاوه

  • Zırva, saçma. (Farsça)

yavegu / yâvegû / یاوه گو

  • Zırvalayan, saçmalayan. (Farsça)

yevm-ün nahr

  • Zilhiccenin onuncu günü.

za

  • Zı harfinin bir adı. "Zâ-yı mu'ceme" de denir. Noktalı olduğundan dolayı " : tı" harfinden ayırdetmek için bu isim verilmiştir.

zair / zâir / زائر

  • Ziyaretçi. (Arapça)

zakir / zâkir / ذاكر / ذَاكِرْ

  • Zikreden, Allah'ı anan.
  • Zikreden, Allahı anan.
  • Zikreden. (Arapça)
  • Zikreden.

zakirun / zâkirûn

  • Zikredenler.

zani / zanî / zâni

  • Zina eden. Meşru olmayan nikâhsız cinsî münasebette bulunan.
  • Zina eden, çiftleşen.
  • Zina eden erkek.

zaniye / zâniye

  • Zina eden kadın.

zarar / ضرر

  • Ziyan, eksiklik, kayıp.
  • Ziyan. (Arapça)

zaruret-i zihni / zaruret-i zihnî

  • Zihinsel zorunluk; zihnin zorunlu gördüğü şey.

zaruret-i zihniye

  • Zihnin zorunlulukları.

zebrec

  • Ziyne, süs.

zenadıka / zenâdıka / زنادقه

  • Zındıklar, dinsizler.
  • Zındıklar. (Arapça)

zencir / zencîr / زنجير

  • Zincir. (Farsça)
  • Zincir. (Farsça)

zencirbend / zencîrbend / زنجيربند

  • Zincire vurulmuş. (Farsça)
  • Zencîrbend edilmek: Zincire vurulmak. (Farsça)

zendeka / زندقه

  • Zındıklık. (Arapça)

zered

  • Zırh.

zerrad

  • Zırh ören.

zett

  • Ziynet, süs.

zevade

  • Ziyadelik, çokluk.

zeyn

  • Zinet, süs. Süslemek.

zıd

  • Zıt, aksi.

zıdd / ضد

  • Zıt, karşıt. (Arapça)

zıddiyet

  • Zıtlık.
  • Zıtlık.

zıddiyyet / ضدیت

  • Zıtlık, karşıtlık. (Arapça)

zırh / زره

  • Zırh. (Farsça)

zırhpuş / zırhpûş / زره پوش

  • Zırhlı. (Farsça)