LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zenginl ifadesini içeren 84 kelime bulundu...

abad / âbâd / آباد

  • Bayındır, mamûr. (Farsça)
  • Âbâd etmek/eylemek: (Farsça)
  • Mamûr etmek. (Farsça)
  • Zenginleştirmek. (Farsça)
  • Huzur vermek. (Farsça)
  • Âbâd olmak: (Farsça)
  • Mamûrlaşmak. (Farsça)
  • Zenginleşmek. (Farsça)
  • Huzura kavuşmak. (Farsça)

agniya

  • (Tekili: Gani) Zenginler, ganiler.

ağniya / ağniyâ / اغنيا

  • Ganiler, zenginler.
  • Zenginler.
  • "Ganî"nin çoğulu. Zenginler.
  • Zenginler. (Arapça)

ağniya-i maneviye / ağniyâ-i mâneviye

  • Mânevî zenginler.

aristokrasi

  • yun. Âlimlerin ve cemiyette en iyilerin iktidarına dayanan hükümet şekli. Tarihte soylu, imtiyazlı, toprak sahibi, zenginlerin hâkimiyetine dayanan hükümet şekli. Bu şekli ile oligarşi veya plütokrasi adıyla da anılmaktadır. İmtiyazlı azınlığın, çoğunluğu idare etmesidir.

banka

  • İtl. Faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlerini gören ticari kuruluş.Faiz dinimizde günahtır. Bankalar dar gelirlilerin paralarını faiz karşılığı toplar, zenginlere daha yüksek faizle verir. Bunlar dar gelirlilerin tasarruf ettikleri paralarla bir iş yeri açar, bir mal üretir ve bu mal

behişt-i gına

  • Zenginlik cenneti.

bi-niyazi / bî-niyazî

  • Zenginlik. (Farsça)

bülehniye

  • Maişet genişliği.
  • Gani olmak, zenginleşmek.

burjuva

  • Servet ve mal birikimi yapanlar; zenginler sınıfı.

burjuvazi

  • Burjuvaların meydana getirdiği içtimaî (sosyal) sınıf. Avrupa'da burjuvazi, ticaret ve sanayi ile zenginleşti. Soylular sınıfı ile mücadele ederek Fransız İhtilali ile iktidara geldi. İhtilalde işçilerin, köylülerin, fakir halk tabakalarının desteğini sağladı. Onlara eşitlik, hürriyet, adalet vaad e (Fransızca)

cahfel

  • Dudakları kalın olan kimse.
  • Asker.
  • Zenginlik.

dest-res

  • İsteğine ulaşan, elini yetiştiren. (Farsça)
  • Kudret, zenginlik, iktidar. (Farsça)

dünyalık

  • Zenginlik, para ve mal. (Türkçe)

egniya

  • (Tekili: Gani) Zenginler.

emperyalizm

  • Bir devletin, sınırlarını genişletme politikası. Sınırları genişletmekteki gaye, başka memleketlerin zenginlik kaynaklarını ele geçirme ve insanlarını kendi hesaplarına çalıştırmaktır. Bu maksat için çok defa silâhlı harp, hem masraflı, hem de hürriyet fikriyle bağdaşmadığından zamanımızda daha sins (Fransızca)

feragat / ferâgat / فراغت

  • Bırakma, terketme. (Arapça)
  • Rahatlık. (Arapça)
  • Zenginlik. (Arapça)

ferve

  • (Çoğulu: Füre'-Firâ) Baş derisi.
  • Bir parça toplanmış kuru ot.
  • Servet, zenginlik.
  • Kürk.

fıtra

  • Fitre; ihtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak nisab (dinde zenginlik ölçüsü) miktârı malı, parası olan her hür müslümanın Ramazan bayramının birinci günü sabahı fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktardaki buğday veya arpa yahut hurma veya kuru üzüm veya kıymetleri kadar altın v

gani / ganî

  • Her cihetle sonsuz zenginlik sahibi olan Allah.

ganiyy-i ale'l-ıtlak

  • Her cihetle sınırsız zenginlik sahibi Allah.

ganiyy-i alel'ıtlak / ganiyy-i alel'ıtlâk / غَنِيِّ عَلَي الْاِطْلَاقْ

  • Nihayetsiz zenginlik sâhibi olan (Allah).

ganiyy-i kerim / ganiyy-i kerîm

  • Sonsuz cömertlik ve zenginlik sahibi olan Allah.

ganiyy-i muğni / ganiyy-i muğnî

  • Bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılayan ve her varlığın zenginliği Kendisinin tükenmez hazinesinden çıkan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan sınırsız zenginlik sahibi Allah.

ganiyy-i mutlak / غَنِيِّ مُطْلَقْ

  • Hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçları gayb hazinelerinde bulunan sınırsız zenginliğe sahip olan Allah.
  • Nihâyetsiz zenginlik sâhibi olan (Allah).

ganiyy-i rahim / ganiyy-i rahîm

  • Sınırsız zenginlik sahibi olan, şefkat ve merhamet sahibi Allah.

gavani / gavanî

  • (Tekili: Ganiye) Zenginler.
  • Kadın şarkıcılar.

gına / gınâ / غنا / غِنَا

  • Zenginlik. Yeterlik.
  • Tok gözlülük.
  • Mülâki olmak. Bir kimseye dostluğunda devamlı olmak.
  • Bıkma, usanç.
  • Şarkı söylemek. Teganni etmek.
  • Şarkı, tegannî, müzik perdelerine uygun ses; çalgı ile birlikte şarkı, müzik. Tegannî de denir.
  • Zenginlik.
  • Zenginlik.
  • Zenginlik.
  • Zenginlik. (Arapça)
  • Bıkkınlık. (Arapça)
  • Zenginlik.

gına-i rahmet / gınâ-i rahmet

  • Rahmetin zenginliği, rahmet ve merhametin geniş tecellîleri.

gına-yı ilahiye / gınâ-yı ilâhiye

  • Allah'ın sınırsız zenginliği.

gına-yı kalb

  • Gönül zenginliği.

gına-yı mutlak / gınâ-yı mutlak / غِنَايِ مُطْلَقْ

  • Sınırsız zenginlik.
  • Nihayetsiz zenginlik.

gına-yı rabbaniye / gınâ-yı rabbâniye

  • Herşeyi terbiye eden ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın sonsuz zenginliği.

gunyat

  • Kudret, zenginlik.

gunyet

  • Zenginlik.

hased

  • Başkasının iyi hallerini veya zenginliğini istemeyip, kendisinin o hallere veya zenginliğe kavuşmasını istemek. Çekememezlik. Kıskançlık. Kıskanmak.

havas / havâs

  • Seçkinler sınıfı, zenginler.

havass / havâss

  • (Tekili: Hâss - Hâssa) Hâslar. Hâssalar. Keyfiyetler. Hususlar.
  • Dindarlık ve doğruluğu ile, ilmiyle âmil olup mâneviyat mertebelerinde yükselmekle makbul ve muteber olan zatlar.
  • Zenginler sınıfı.
  • Kur'anî ve manevî sırlara ve hususlara vâkıf bulunan, ilim, ibadet, tâat

igtina'

  • (Gınâ. dan) Zenginleşme, zengin olma.

isa'

  • Zenginleştirme veya zenginleştirilme.
  • Genişletme.

isase

  • Zenginlik, servet.
  • Göz ucuyla bakma.
  • Cemiyet, topluluk.

istifaza

  • Feyz alma, feyz bulma, feyizlenme. İlim, irfan ve mânevi zenginlik kazanma.

istigna

  • Cenab-ı Hak'tan başka kimsenin minneti altına girmemek.
  • Gönül tokluğu. Elindekini kâfi bulmak. Zenginlik istememek. Muhtaç olmayıp zengin olmak.
  • Nazlanmak.
  • Azamet ve tekebbür etmek.

istiğna-yı mutlak / istiğnâ-yı mutlak

  • Sınırsız zenginlik, hiçbir şeye muhtaç olmayış, tokgönüllülük.

kabid / kâbid

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Ölürken rûhları bedenlerden alan, verdikleri sadakaları zenginlerden kabûl eden.

kalantor

  • Zenginliğini göstermeye özenen kellifelli ve şişman adam.

karun / karûn

  • İsrailoğullarında zenginliği ile meşhur olan bir insan. Krezüs.
  • Çok zengin.

kenz-i gına / kenz-i gınâ

  • Zenginliğin hazinesi.

kerim / kerîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kudreti (gücü) var iken affeden, vâd ettiğini yapan, vermesi ve ihsânı (lütfu) bol olan, ümîd edilenin üstünde olan, ne kadar verdiğini ve kime verdiğini hesâb etmeyen, kendisine sığınanı ko ruyan ve isteyeni zenginleştiren.
  • Mu

kıymet-i ruhiyece

  • Ruhsal özelliklerin değeri, zenginliği açısından.

kudret

  • Güç. Takat.
  • Her yeri kaplayan kudretullah.
  • Varlık. Ehliyet. Becerebilme.
  • Zenginlik.
  • Kabiliyet.
  • İlm-i kelâmda: Allah Teâlâ'ya mahsus ezelî ve ebedî ve bütün kâinatta tasarruf eden sıfattır.
  • Güç.
  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatmış olan gücü.
  • Varlık, zenginlik.
  • Ehliyet, becerebilme.

lala

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrazamlar hakkında "Atabek" karşılığı olarak kullanılan bir tâbir olduğu gibi, şehzâdelerin mürebbilerine de bu ad verilirdi. (Farsça)
  • Saraya alınan acemilerin terbiyesine memur edilenler. (Farsça)
  • Eskiden büyük memurlarla zenginler de çocuklarının terbiyesine (Farsça)

maddi mülkiyet / maddî mülkiyet

  • Maddî mal ve zenginlik.

maldari / maldarî

  • Zenginlik, servet.

menabi-i servet / menâbi-i servet

  • Zenginlik kaynakları.
  • Zenginlik kaynakları.

meyasir

  • (Tekili: Meysere) Ordunun sol kanatları. Sol cenahlar.
  • Zenginlikler, servetler.

meysere

  • (Çoğulu: Meyâsir) Ordunun sol cenâhı. Sol cenâh.
  • Zenginlik, servet.

mütemevvilin / mütemevvilîn

  • (Tekili: Mütemevvil) Mal mülk sâhibleri. Zenginler.

neva / nevâ

  • Ses, sadâ, makam, âhenk.
  • Refah.
  • Levazım, kuvvet, zenginlik.
  • Nasip.
  • Türk musikisinde eski makamlardan biri.

nisab / nisâb

  • Dinde zenginlik ölçüsü. İslâm dîninde, zenginlik ile fakirlik arasındaki maddî sınır.

refahet

  • Bolluk, zenginlik, rahatlık.

reha

  • Bolluk, zenginlik, kurtuluş.

sadaka-i fıtır

  • İhtiyâcı olan eşyâdan ve borçlarından fazla olarak, nisâb yâni dinde zenginlik ölçüsü miktarında malı, parası bulunan her hür müslümanın, Ramazân bayramının birinci günü sabâhı, fakirlere vermekle yükümlü oldukları belli miktarlardaki buğday, arpa, hurma veya kuru üzüm yahut kıymetleri kadar altın v

saltanat

  • Kudret, kuvvet.
  • Hâkimiyet, padişahlık.
  • Tantana, gösteriş, debdebe.
  • Şatafatlı hayat. Bolluk. Zenginlik.

saman / sâmân / سامان

  • Servet. Zenginlik. (Farsça)
  • Rahmet. (Farsça)
  • Dinçlik. (Farsça)
  • Düzen, tertip. (Farsça)
  • Bir kimsenin varı-yoğu, serveti. (Farsça)
  • Servet, zenginlik.
  • Zenginlik. (Farsça)
  • Huzur. (Farsça)
  • Düzen. (Farsça)

servet / ثروت

  • Zenginlik.
  • Mal, mülk, zenginlik. (Farsça)
  • Zenginlik, maddî varlık.
  • Zenginlik, varlık. (Arapça)
  • Ekonomi. (Arapça)

servet-i akl

  • Akıllılık. Akıl zenginliği.

servet-i dünya

  • Dünya serveti ve zenginliği.

servet-i fünun

  • Fenlerin (ilimlerin) zenginliği mânasına gelen bu tabirde, 1891-1900 tarihleri arasında çıkmış olan bir mecmua ve bu mecmua etrafında toplanmış olan kimselerin 1895'den 1901'e kadar meydana getirmiş oldukları Edebiyat-ı Cedide denilen edebî çığıra verilen addır.

servet-i ilmiye

  • Bilgililik, âlimlik, ilim zenginliği.

sia

  • Genişlik, bolluk.
  • Açlıklık. Zenginlik.

sosyalizm

  • İktisadî teşebbüsleri ve teşekkülleri devlete vermek isteyen görüş. İştirakiyecilik. Güya, herkese müsavi mal verme esasını idare sisteminde yerleştirmeyi ve mal birliğini iddia eden ve insan fıtratına zıt olarak hürriyetleri daraltıcı ve din aleyhdarı bir sistem. Serserilere, zenginlerin mallarını (Fransızca)

tabaka-i havas

  • Zenginler, seçkinler tabakası.

tabaka-yı ulya / tabaka-yı ulyâ

  • Yüksek tabaka; zengin, aydın ve sosyal statüsü yüksek tabaka; zenginler, yöneticiler ve saire.

taganni / tagannî / تغنى

  • Zenginleşme.
  • Zenginlik. (Arapça)
  • Makamına göre şarkı söyleme. (Arapça)
  • Tagannî etmek: Şarkı söylemek. (Arapça)

taife-i ağniya

  • Zenginler sınıfı, topluluğu.

tarz-ı zenginlik

  • Zenginlik tarzı.

temevvül / تمول

  • (Mâl. dan) Zenginleşme, mal edinme.
  • Zenginlik. (Arapça)

vicd

  • Zenginlik. Gına.

vüs'

  • Genişlik. Bolluk.
  • Fırsat.
  • Boş meydan.
  • Kuvvet, güç, tâkat.
  • Varlık, zenginlik.
  • Fls: Bir şeyin boşlukta doldurduğu yer.

yesar

  • Sol, sol el.
  • Varlık, zenginlik.
  • Gençlik.
  • Bolluk.
  • Kolaylık.

yesaret

  • Zenginlik.
  • Kolaylık.

yüsr / یسر

  • Kolaylık. Genişlik. Rahatlık. Zenginlik. Gına. Refah.
  • Kolaylık. (Arapça)
  • Zenginlik. (Arapça)

zekat / zekât

  • Zenginlerin kırkta bir oranında fakirlere yaptığı yardım.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın