LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zene ifadesini içeren 42 kelime bulundu...

acb

  • Kuyruk sokumu. "Us'us" denilen küçük kemik. Her şeyin kuyruk dibi ve nihâyeti. Fâtiha-i hilkat olan küçük kemik.Acb-üz zeneb diye Hadis-i Şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik.

ajur

  • Gözenek. Göz göz işlenmiş nakış. (Fransızca)

asib

  • Dağ, cebel.
  • Kuyruğun bittiği yere "asib-ü zeneb" derler.

falaka / فلقه

  • Falaka, ayağa sopa atarak acı çektirmek için hazırlanan düzenek. (Arapça)

haşr

  • (Haşir) Toplanmak, bir yere birikmek.
  • Toplama, cem'etmek.
  • Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları. Allahın, ölüleri diriltip mahşere çıkarması. Kıyamet.
  • Bir tohumun içinden büyük ağaçlar çıktığı gibi, her bir insanın acb-üz zeneb denilen bir nevi çekir

hazim / hazîm

  • Sarhoş. İçki içip akli müvazenesini kaybetmiş olan.

hey'atın feletatı / hey'atın feletâtı

  • Birini taklit eden kimsenin taklitçiliğini gösterip ilân eden sürçmeleri, falsoları. Kemalât-ı ruhiye veya mükemmelliğin iktizası olan umum ahvaldeki fıtrîlik ve müvazeneyi o seviyede olmayanın sun'î taklitteki gayr-ı fıtrîliği.

ihtimamkarane / ihtimamkârâne

  • İhtimam gösterircesine, özenerek.

intizamperverane / intizamperverâne

  • Düzene uyarak.

kalantor

  • Zenginliğini göstermeye özenen kellifelli ve şişman adam.

ma'kusen mütenasib

  • Mat: Tersine olan müvâzene. Yâni, birbirine nisbet edilen iki şeyden, biri çoğaldığı oranda diğerinin eksilmesi veya birinin azaldığı nisbetinde diğerinin çoğalması. Ters orantılı.

meazin

  • (Tekili: Me'zene) Ezan okunan yerler.

menfez

  • Delik, gözenek.

mesamat / mesâmât

  • Gözenekler, pencereler.
  • Cilt üzerinde küçük delikler, gözenekler.
  • Gözenekler, delikler.

mesame / mesâme

  • Gözenek, delik.
  • Gözenek.

mesamm

  • (Tekili: Mesemm) İnsan veya hayvan cildi üzerindeki teneffüse yarayan küçük delikler, gözenekler.

mesammat / mesammât

  • (Tekili: Mesâmm) Mesammlar. Delikler, gözenekler.

mesemm

  • (Çoğulu: Mesâmm) Tıb: Cild üzerindeki küçük delik. Gözenek.

mesemme

  • (Çoğulu: Mesâmm-Mesâmmât) Ciltteki ufak delik. Gözenek.

mizene

  • (Bak: Mİ'ZENE)

mu'teni

  • İtina eden. Özenen. Dikkat ve ehemmiyet veren.

mukallid

  • Taklitçi, taklid eden, başkasına özenerek onun gibi olmaya çalışan.

munazzım / مُنَظِّمْ

  • Düzenleyen, düzene koyan (Allah).

mürettib

  • Herşeyi tertip ve düzene sokan Allah.

mütecemmilane / mütecemmilâne

  • Süslenerek, donararak, bezenerek. (Farsça)

mütecemmilin / mütecemmilîn

  • (Tekili: Mütecemmil) Süslenenler, bezenenler, donanlar, tecemmül edenler.

muvazenat / muvâzenât

  • Muvazeneler, dengeler.

muvazene / موازنه

  • (Bak: MUVAZENET)
  • Denge. (Arapça)
  • Muvazene-i umûmiye kanunu: Bütçe kanunu. (Arapça)

muvazenet

  • (Bak: Muvazene)

nizam / nizâm / نظام

  • Düzen. (Arapça)
  • Nizâm bulmak: Düzene girmek. (Arapça)

raziyane

  • (Rezene) Dere otu nev'inden bir nebat adı.

ritm

  • (Reythme) Mısra ve cümlelerdeki ses uygunluğundan gelen iç âhengi. Duygunun ses hâline gelişi. (Fransızca)
  • Müvazeneli ve tenasüblü hareket. (Fransızca)

şatahat

  • Mânevi sarhoşluk.
  • Kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle istiğrak hâlinde iken söylenen müvazenesiz sözler.

serseri

  • Başıboş, işsiz güçsüz, söz dinlemez, düzene uymaz.

tanzim eden / tanzîm eden

  • Düzenleyen, düzene koyan.

taziyane / tâziyâne / تازیانه

  • Kırbaç. (Farsça)
  • Tezene. (Farsça)

te'sisat / te'sîsât / تأسيسات

  • Kuruluşlar. (Arapça)
  • Düzenek. (Arapça)

tertib / tertîb

  • (Çoğulu: Tertibât) Tanzim etme. Dizme, sıralama, düzene koymak.
  • Tedarik edip hazır ve müheyya kılmak.
  • Bir şeyi bir yere sabit ve pâyidar kılmak.
  • Mertebelere göre davranmak.
  • Hile ile aldatma.
  • Düzeltme. Dizme, sıralama, düzene koyma.
  • Hile ile aldatmak.

tevazün / tevâzün

  • Denklik. Müvâzene hâsıl olmak. Aynı tartıda olmak. Karşılıklı iki taraf da vezinde müsâvi olmak. Denkleşmek.
  • Muvazene, denge, ölçü.

ucb-üz zeneb

  • (Bak: Acb-üz-zeneb)

vazifeşinas / vazifeşinâs

  • İşini dikkatle yapan. Vazifesini özenerek, severek yapan. (Farsça)

zahme / زخمه

  • Vuruş. (Farsça)
  • Yara. (Farsça)
  • Tezene, mızrap. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR