LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zeki ifadesini içeren 64 kelime bulundu...

akrebe

  • Dişi akrep.
  • Çevik ve zeki cariye.
  • Ayakkabı bağcığı.
  • Kazan, tencere gibi eşyaları ateş üzerine asmağa yarayan "S" şeklindeki kanca.

amr ibn-ül-as

  • Sahabe olup kumandanlıklarda ve valilikte bulunmuştur. Çok zeki ve belâgatlı bir zât olduğu söylenir. Vefatı (Hi: 43) tür.

asma'

  • Küçük kulaklı.
  • Zeki kimse.

ateş-dil

  • Sözü dokunaklı olan. (Farsça)
  • Her gördüğü güzeli seven. (Farsça)
  • Pek zeki adam. (Farsça)

ateş-pare

  • Ateş parçası. Ateş gibi. (Farsça)
  • Mc: Çok zeki, çok akıllı. (Farsça)
  • Durup dinlenmeyen. (Farsça)

ayyar

  • Hırsız. Hileci, dolandırıcı, hilebaz, dessas.
  • Zeki, kurnaz.

azref

  • Çok zarif. Zariflerin zarifi.
  • Çok zeki.

ba-haber / bâ-haber

  • Haberi olan, haberli.
  • Zeki, akıllı.
  • İhtiyatlı, tedbirli.

ba-haberan / bâ-haberan

  • (Tekili: Bâ-haber) Haberliler, haberi olanlar. Akıllı, zeki, ihtiyatlı kimseler.

ba-hired / bâ-hired

  • Akıllı, zeki. (Farsça)

basir / bâsir

  • Gören, görüp anlayan, ferasetli, zeki.

bazık

  • Zeki. Anlayışlı.
  • Üzümün sıkılmış suyu.

dahi-i azam / dâhî-i âzam

  • En büyük dâhi, en zeki kişi.

dahi-yi hikmet / dâhi-yi hikmet

  • İlim ve hikmet dehâsı, son derece zeki felsefe âlimi.

dahiyane / dâhiyâne

  • Dahice, gayet zekice.

deha

  • Çok akıllılık. Zekiliğin ve anlayışlılığın son derecesi. İleri görüşlülük, geniş ve çok güzel fikir sâhibi olmak.

dehadar

  • Uyanıklık, zeki ve çok akıllı oluş. (Farsça)

dehaet

  • Dahilik, dehâ sahibi olma. Zekilikte, anlayışlılıkta çok yüksek olma.

derece-i zekavet / derece-i zekâvet / دَرَجَۀِ ذَكَاوَتْ

  • Zekilik derecesi.

dirayetli

  • Kavrayışlı, zeki, bilgili, anlayışlı.

ehl-i hak ve zekavet / ehl-i hak ve zekâvet

  • Doğru yoldan olan ve çabuk anlayıp kavrayan zekî kimseler.

ekyes

  • Pek kiyâsetli, zeki, zekâvetli kişi. Mâhir, maharetli, becerikli adam.

elma'

  • (Elmaî) Çok zeki, zekâveti kuvvetli, idrak derecesi üstün olan kimse.

eris

  • Zeki, akıllı, uyanık, zeyrek, uslu. (Farsça)

ezka

  • En anlayışlı. En zeki.

ezkiya / ezkiyâ / اذكيا

  • (Tekili: Zeki) Çabuk ve güzel anlayışlı kimseler. Keskin zekâlılar.
  • Zeki insanlar.
  • Zekiler.
  • Zekiler. (Arapça)

ezkiya-i alem / ezkiyâ-i âlem

  • Dünyanın en zekî insanları.

ezkiya-yı alem / ezkiya-yı âlem

  • Dünyanın en zeki insanları.

fakih

  • Fıkıh ilmini bilen. İslâm hukukçusu.
  • Zeki, anlayışlı kimse.

fart-ı zeka / fart-ı zekâ

  • Âdetin üstünde, çok ileri zeki olmak. Emsâli bulunmayan zekâvette oluş.

fatin / فطين

  • (Fıtnat. dan) Anlayışlı, akıllı, zeki, uyanık.
  • Zeki, kavrayışlı. (Arapça)

fatin-ül asr

  • Asrın en zeki, anlayışlı ve akıllısı.

fehham

  • Çok anlayışlı, pek zeki, en çok anlayan.

fehim / fehîm

  • (Fehm. den) Anlayışlı, akıllı, zeki (kimse.)

fetanet / fetânet

  • Peygamberlerde bulunması lâzım olan sıfatlarından biri. Peygamberlerin; bütün insanların en akıllısı, en zekîsi ve en anlayışlısı olmaları.

fıtnat / فطنت

  • Kavrayış, zekîlik. (Arapça)

haddas

  • (Hads. den) Anlayışlı, zeki, çabuk kavrayan.

hebenneka

  • Ahmaklığı darb-ı mesel olmuş bir kimsedir.
  • Mc: Zeki ve becerikli olmadığı halde kendini öyle sanan.

hüşyar

  • Uyanık, akıllı, zeki. Ayık. Uslu.

keyyis

  • (Keyyise) Akıllı, anlayışlı, kiyasetli, idrakli, zeki.
  • Zarif.

kiyaset / kiyâset / كياست

  • Zeki.
  • Uyanıklık. Zekâ. Ferâset. Zeyreklik.
  • Zekilik, uyanıklık. (Arapça)

lakane

  • Zeki ve seri anlayışlı olmak.

lebik

  • Tatlı sözlü. Yumuşak konuşan.
  • Zeki, anlayışlı, akıllı.

lekanet

  • Zeki ve anlayışlı olma.

lezir / lezîr

  • Akıllı, zeki. (Farsça)

libab

  • (Tekili: Lebib) Akıllılar, zeki kimseler.

meşhum

  • Cesaretli. Sözü geçer kimse. Zeyrek. Zeki. Akıllı.
  • Korkmuş. Korkutulmuş.
  • Çok güzel hareketli at.

mütekeyyis

  • (Çoğulu: Mütekeyyisîn) Zeki ve akıllı gibi görünen.

nekr

  • Zeki, akıllı kimse. Pek zeyrek olan.
  • Dehâ, fetânet.

nezz

  • Hafif zeki kimse.
  • Susuz nadas.

nüktebin / nüktebîn

  • İnceliği gören, nükteyi anlıyabilen. Kavrayışlı, anlayışlı, zeki. (Farsça)

rebaze

  • Zeki ve anlayışlı kimse. Zarif kimse.

resis

  • Sâbit, devamlı.
  • Bakıyye, artık.
  • Akıllı, zeki kimse.
  • Sahih olmayan haber.
  • Aşk-ı muhabbetin ibtidası.
  • Hastalık başlangıcı.

saf

  • Katışıksız, berrâk, temiz.
  • Zeki olmayan, derin düşünmeyen, dikkatsiz.

sebt

  • (Çoğulu: Esbât-Sübut-Esbüt) Rahat etmek.
  • Boyun vurmak.
  • Saç sarkıtmak. Bir çeşit deve yürüyüşü.
  • Cumartesi günü.
  • Şaşırmak, hayrette kalmak.
  • Çok zeki, dâhiye.
  • Başı tıraş etmek.

seri-ül intikal

  • Çabuk anlayan, çok zeki.

teerrüb

  • Ululanmak, büyülenmek.
  • Kendini zeki göstermeğe çalışmak.

tekeyyüs

  • (Kiyâset. den) Kiyâsetli ve zeki görünme.
  • Zariflik gösterme.

ukala-yı nas / ukalâ-yı nâs

  • İnsanların akıllıları, zekileri.

vahdeddin

  • (Aslı: Vahîdüddin, fakat Türkçede Vahdeddin şeklinde telâffuz edilir.) Osmanlı Padişahlarının sonuncusu ve otuzaltıncısının adıdır. (Mi: 1861-1926) Zeki, dirayetli ve dindardı. Osmanlılar ve İslâm âlemi için bir felâket işareti olan Sevr Muahedesini imzalamadı. Osmanlı ordusu olarak emrine bırakılan

zeka / zekâ / ذكا

  • Zekilik. (Arapça)

zekavet / zekâvet / ذكاوت / ذَكَاوَتْ

  • Zekilik.
  • Zeki oluş. Zeyreklik. Çabuk anlama ve kavrama. Keskin anlayış.
  • Zekilik, anlayış çabukluğu.
  • Zekilik. (Arapça)
  • Zeki olma.

zekiye

  • (Bak: ZEKİ)
  • (Bak: ZEKİ)

zerir

  • Zeki, hafif kimse.