LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zarif ifadesini içeren 63 kelime bulundu...

amit

  • (Çoğulu: Amâmit) Zarif, çeri, değerli kimse.

anak

  • En zarif, en yakışıklı, en güzel.
  • Çok ferah, çok sürurlu.

anik

  • İnce, zarif, güzel. Acaib.

azref

  • Çok zarif. Zariflerin zarifi.
  • Çok zeki.

azref-i zürefa / azref-i zürefâ

  • Zariflerin zarifi.

baha / bahâ

  • Güzellik. Zariflik.
  • Zinet.
  • İzzet.
  • Bir şeye alışıp ünsiyet etmek.

behiye

  • Güzel, zarif, parlak hediye.

bezi'

  • Uslu, akıllı, zarif çocuk.
  • Zarif.

bü'bü'

  • Her nesnenin aslı.
  • İzzet, kerem.
  • Zeyrek akıllı, zarif kişi.
  • Hâkim, seyyid.
  • Gözbebeği.
  • Mc: Çok kıymetli ve değerli olan şey.

büza'

  • Kibar, zarif.

edeb-i kelam / edeb-i kelâm

  • Söz güzelliği, söz zarifliği.
  • Edb: İfade arasında bayağı ve çirkin tabirlerin bulunmaması. İfadenin güzel oluşu.

etraf

  • (Tekili: Türfe) Nazik ve zarif şeyler.
  • Lezzetli taamlar, güzel yemekler.

gazruf

  • (Çoğulu: Gazârif) Kıkırdak.

guzruf

  • (Çoğulu: Gazârif) Kulak kemiği.
  • Kıkırdak.

herkele

  • İncelik, nezafet, hoşluk, letâfet.
  • İnce, zarif, lâtif, hoş.

hırrik

  • (Çoğulu: Ehrak - Hurrak - Huruk) Cömerd, kerim. Zarif.

hüzhüz

  • Hafif ve zarif kimse.

huzruf

  • (Çoğulu: Hazârif) Fırıldak.
  • Değirmen çarkının birisi.
  • Pervâne.

iskarpin

  • Konçsuz veya yarım konçlu zarif ayakkabı. Alafranga hafif kundura. (Fransızca)

istizraf

  • (Zerafet. den) Zarif görünme, incelik gösterme. Zerafet gösterme.

keyyis

  • (Keyyise) Akıllı, anlayışlı, kiyasetli, idrakli, zeki.
  • Zarif.

levzai / levzaî

  • Akıllı, zarif kimse.

lul

  • (Luli) Utanmaz, hayasız ve namussuz kadın. (Farsça)
  • Nâzik ve zarif. (Farsça)
  • Şarkı söyleyip oynayan fahişe kadın. (Farsça)

mezir

  • Zarif kimse.
  • Katı kalbli ve cesur.
  • İşlerinde nüfuzlu olan.

mezr

  • (Mezra) Zarif adam.
  • Bir kimseye düşmanlık etmek.
  • Parmakla çimdiklemek.
  • Su kırbasını tamamen doldurmak.
  • Tadını anlamak için biraz ağzına almak, içmek.

mir-i kelam / mir-i kelâm

  • Güzel ve zarif konuşan.

mıskal

  • Cilâlayan, parlatan âlet.
  • İnce. Zarif.

mühelhel

  • Güzel şiir veya söz.
  • Zarif ve şık elbise.

mühelhil

  • Lâtif ve nâzik söz söyleyen.
  • Bir şeyi lâtif ve zarif bir şekilde yapan.

mükayese / mükâyese

  • Zariflik ve akıl hususunda çokluk iddiasında bulunma.

mustazref

  • Nükte, zariflik.
  • Muhit. Hâvi.

mutazarrıfin / mutazarrıfîn

  • (Tekili: Mutazarrıf) (Zarf. dan) Zariflik taslayanlar, tazarruf edenler.

nadire-senc

  • Nükteli konuşan, güzel fıkralar anlatan, zarif kimse. (Farsça)

nadiredan / nadiredân

  • Zarif, âlim. (Farsça)

nazik / nâzik

  • Nezaketli. Terbiyeli. Zarif. İnce, dayanıksız. (Farsça)
  • Ehemmiyet verilmesi icab eden. (Farsça)
  • Tehlikeli husus. (Farsça)
  • Zarif, ince, narin.

nezaket / nezâket

  • İncelik, zariflik.
  • Naziklik, incelik, zariflik. Kaba olmamak. Edeb, terbiye.
  • Naziklik, incelik, zariflik.

nikat / nikât

  • (Tekili: Nükte) Nükteler. İnce mânâlar.
  • İnce mânâlı, şakalı ve zarif sözler.

nüket

  • (Tekili: Nükte) Nükteler. Herkesin anlayamıyacağı ince mânâlı ve zarif sözler.

nükte

  • İnce mânalı söz, idraki ve anlaşılması nezâket ve zarifliğe dayanan nazik husus. İbarenin asıl mânasından başka olan nazik ve lâtif mânâ, dikkatle anlaşılabilen ince mânâ.
  • Yere ağaçla vurup eser bırakmak.
  • Dolayısıyla anlaşılan ince mânâ, bir söz ve ibareden anlaşılan şey.
  • İyi düşünülmüş, ince anlamlı zarif söz.

nükte-i kur'aniye / nükte-i kur'âniye

  • Kur'ân'daki çok ince ve zarif mânâ.

nükte-i zarafet

  • Zariflik, incelik nüktesi.

nüktedan / nüktedân / نكته دان

  • Nükte bilen. İnce ve zarif kimse. (Farsça)
  • Zarif insan, nükteli sözler bilen. (Arapça - Farsça)

pernun

  • İnce ve zarif dokunmuş ipek kumaş. (Farsça)

rebaze

  • Zeki ve anlayışlı kimse. Zarif kimse.

rüveyha

  • Zariflik, incelik.

sebükruh

  • Hafif ruhlu. (Farsça)
  • Zarif ve şen olan. Hoşa giden, hoş sohbet. (Farsça)
  • Mc: Lâübâli. (Farsça)

sifsir

  • (Çoğulu: Sefâsir-Sefâsire) Simsar. Bir şeyi alıp satan.
  • Zarif, zerâfetli.
  • Hizmetçi, hâdim.
  • Tabi, itaat eden, uyan.

talavet

  • Güzel, hüsün. Şirinlik, zariflik.
  • Ağızda çıkan bir nevi yara.

tazarruf

  • Zarafet.
  • Zariflik taslama. İncelik göstermek. Külfetle zarif olmak.

tekeyyüs

  • (Kiyâset. den) Kiyâsetli ve zeki görünme.
  • Zariflik gösterme.

tezarüf

  • Zarif olmak isteme.

turfe

  • (Çoğulu: Etrâf) Nâziklik, yumuşaklık.
  • Nimet.
  • Güzel yemek.
  • Zarif, iyi nesne.
  • Üst dudağın ortasında fazlalık olarak yumru et olması. (O kişiye "etref" derler.

üdeba

  • (Tekili: Edib) Edibler, edebiyatçılar.
  • Edeb sâhibleri. Zarif kimseler.

vezvaz

  • Hafif, zarif kimse.

zarafet / zarâfet / ظرافت

  • Zariflik, incelik, kibarlık. Nâzik davranış. Muamelede, harekette ve giyimde hoşluk ve temizlik.
  • Zariflik, incelik.
  • Zariflik. (Arapça)

zarafet-perver

  • Zarafete düşkün olan, zarifliği seven. (Farsça)

zaraif

  • Zârif, ince, hoş şeyler.

zarif-üt tab'

  • İnce, zarif tabiatlı, güzel huylu.

zarifane / zarîfâne / ظریفانه

  • Zariflikle, incelikle, zarif olana yakışır surette. (Farsça)
  • Zarifçe. (Arapça - Farsça)

zarife

  • (Bak: ZARİF)

zarifü't-tab'

  • Zarif tabiatlı, güzel huylu.

zerafet / zerâfet

  • İncelik, zariflik.
  • Zariflik, incelik, güzellik.

zevel

  • Hafif, zeyrek, zarif kimse. (Müe: Zevle)