LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te zahm ifadesini içeren 159 kelime bulundu...

abakiye

  • Lâzım olmak.
  • Yapışmak.
  • Zahmet.

ahben

  • Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması.

akum

  • İyileşmez yara. Kısırlık.
  • Zahmet.

alak

  • Zahmet, meşakkat gidermek.

alem-i mihnet / âlem-i mihnet

  • Dert ve zahmet dünyası.

amas

  • şiddetli harp.
  • Zahmet, meşakkat.

ana' / anâ'

  • Zahmet, meşakkat, güçlük, zorluk.

anak / anâk

  • (Çoğulu: Ânuk) Dişi keçi yavrusu.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Karakulak dedikleri hayvan.

anka

  • İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır.
  • Uzun boyunlu kadın.
  • Arabdan bir kimsenin lakabı.
  • Zahmet, meşakkat.

arman

  • Hasret, özleyiş, özleme. (Farsça)
  • Nedâmet, pişman olma. (Farsça)
  • Eseflenme, teessüf. (Farsça)
  • Sıkıntı, rahatsızlık, zahmet. (Farsça)

asid

  • Başında bir zahmet olup boynunu döndüremeyen ve eğilemeyen, burnundan sümüğü akan deve.

badire

  • Birdenbire meydana gelen hâl. Felâket. Musibet.
  • Kabahat.
  • Birden, zahmetsizce söylenen söz.
  • Kılıcın, namlunun veya her çeşit nebatın ucu.
  • Zor geçit.

bais

  • Fakir.
  • Şiddet ve zahmete uğramış kimse.

bar / bâr

  • Yük. Zahmet. Eziyet. Sıkıntı. (Farsça)
  • Def'a. Kerre. (Farsça)
  • Yemiş, meyve. (Farsça)
  • Sebeb-i masraf ve ıztırab olan şey. Kale duvarı. (Farsça)
  • İzin. (Farsça)

bayice

  • (Çoğulu: Bevâyic) Belâ, mihnet, zahmet, âfet, dâhiye.

be's

  • Azab, şiddet. Korku.
  • Zarar, ziyan.
  • Zorluk, meşakkat, zahmet.
  • Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)

becrem

  • (Çoğulu: Becârim) Belâ ve zahmet, dâhiye.

bedel

  • (Çoğulu: Bedelât) Elde ve ayakta olan zahmet ve ağrı.
  • Karşılık. Bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. İvaz.
  • Başkasının adına hacca giden.
  • Gr: Söz esnâsında bir şeyi sıfatı veya vasfı ile beraber söylersek ve fakat kasdımız o şeyin vasfı veya sıfatı değil de zâ

beis

  • (Be's) Zarar. Kuvvet ve şiddet. Zahmet. Zor. Fenâ. Bed.

bela-ender-bela / belâ-ender-belâ

  • Belâ üstüne belâ. Zahmet içinde zahmet. (Farsça)

belgin

  • Belâ, zahmet, dâhiye.

belv

  • (Belvâ) Dert, çile. Musibet. Zahmet.
  • İmtihan, tecrübe.

benat-üd dehr / benât-üd dehr

  • Âfetler.
  • Zahmetler.

berceste

  • Sağlam ve lâtif. (Farsça)
  • Seçme. (Farsça)
  • Edb: Zahmetsizce hatıra geliveren ve fakat çok kıymetli olan söz. (Farsça)

berh

  • Şiddet, eziyet, meşakkat, zorluk, zahmet.

bilv

  • Belâ.
  • Zahmet.
  • Tecrübe, imtihan.

bilye

  • (Çoğulu: Belâya) Belâ,
  • Zahmet.
  • Tecrübe, imtihan.

biselamet-il-emr

  • İşin kolaylıkla ve zahmetsiz yapılması.

bürhin

  • Zahmet, güçlük, zorluk.

da' / dâ'

  • (Çoğulu: Edvâ) Maraz, hastalık.
  • Meşakkat, zahmet.

dagt

  • Zahmet. Meşakkat.
  • Bir şeyi bir yere zorla sıkıştırmak. Sıkışmak.

damik

  • (Çoğulu: Devâmik) Belâ, musibet, dâhiye. Meşakkat, zahmet.

dehkel

  • Zahmet, meşakkat.
  • şiddetli ve meşakkatli zaman.

dehma

  • Belâ. Zahmet
  • Çömlek.
  • Çok adet, kesret, sayı çokluğu.
  • Kadim, eski.
  • Halis kırmızı koyun.
  • Koyu kızıl.

der-bend

  • Dağda ve tepede zahmetlerle geçilen yer, dar geçit, boğaz. Hudut. Kale. (Farsça)
  • Anahtarsız kapı. (Farsça)

derdebis

  • Belâ.
  • Zahmet.
  • Boncuk.
  • Yaşlı kişi.

deylem

  • Karıncaların ve kenelerin toplandığı yer.
  • Belâ.
  • Zahmet.
  • Düşman.
  • Türaç kuşunun erkeği.
  • Cemaat.
  • Bir kabile adıdır ve ehline "Deylemî" derler.

dibl

  • Belâ ve zahmet.

dıkrar

  • (Çoğulu: Dekârir) Koğucu, dedikoducu.
  • Belâ. Zahmet.
  • Yalan söz.
  • Fuhşiyât.

dü'lul

  • (Çoğulu: Dâlil) Belâ, zahmet, dâhiye.

ducret

  • Sıkıntı, gönül darlığı, zahmet. Zaruret.

dürhamin

  • Belâ. Zahmet, meşakkat.

ercen

  • Dübüründe zahmeti olan deve.

eşakk

  • Meşakkatli, zahmetli.

fakıa

  • Zahmet, meşakkat.

fakıra

  • Büyük musibet, zahmet, meşakkat. Dâhiye. Belleri kırıp parçalayan şiddet.

faza

  • (Çoğulu: Fivâz) Zahmet, meşakkat.

fedakar / fedakâr

  • Her türlü zahmetlere göğüs gererek dâvası uğruna sebat eden. (Farsça)

fedakarane / fedakârane

  • Canını ve herşeyini feda eder derecesinde. Her türlü eziyet ve zahmetlere göğüs gererek, dâvası uğruna sebat edene yakışacak surette. (Farsça)

fetkelin / fetkelîn

  • Belâ. Zahmet.

filk

  • Zahmet, meşakkat.
  • Acib emir.
  • Parça.

gamre

  • (Çoğulu: Gamerât) Tecrübesizlik, görgüsüzlük, anlayışsızlık.
  • İzdiham, kalabalık.
  • Fenalığa dalmak.
  • Şiddet.
  • Zahmet.

gılk

  • Acip ve garip.
  • Zahmet, meşakkat, güçlük.

gunz

  • Tasa, keder.
  • Zahmet, meşakkat.

hakhaka

  • Zahmetli ve meşakkatli yolculuk yapmak.

hamt

  • Şiddetli ve zahmetli olmak.
  • Çürümek.
  • Mütegayyer olmak, değişmek.

hanşefir

  • Bela, zahmet.

hetr

  • Bunama, alıklaşma. Ateh getirme, ihtiyarlıktan çocuk gibi olma.
  • Sersemleşme, aptallaşma.
  • Birisini kötüleme.
  • Acib emir.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Enine yarmak.

hey'urur

  • Meşakkat, zahmet.

heyd

  • Depretmek.
  • Zahmetli olmak.

hul

  • (Tekili: Hâyil) Bela. Zahmet.
  • Mukabele etmek, karşılık vermek.

hürar

  • Devede olan bir zahmet.

huzre

  • Arka zahmeti.

i'na

  • Zahmete uğramak.

i'nat

  • Zahmete uğratma, meşakkate maruz bırakma.
  • Edb: Mukayyed kafiye ve mukayyed seci' san'atı.

ictihad / ictihâd

  • İnsan gücünün yettiği kadar zahmet çekerek, çalışma. Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmemiş olan işlerin hükümlerini açıkça bildirilenlere benzeterek meydana çıkarma.

ihtiyar-ı zahmet

  • Zahmet ve meşakkate katlanma.

ırkil / ırkîl

  • Belâ. Zahmet, meşakkât.
  • Çok güç nesne.

kalak

  • Can sıkıntısı. Gönül darlığı. Kararsızlık.
  • Zahmet. Meşakkat.

kartabus

  • Zahmet, meşakkat.

kasar

  • Üşenme, tembellik etme.
  • Güç ve kuvvetin son sınırı.
  • Boğazı tutup nefes aldırmayan bir zahmet.

kelepir

  • Çok ucuz ele geçen. Zahmetsiz, ücretsiz.
  • Üvey evlât. Evlâtlık.
  • Zahmetsiz, ücretsiz, çok ucuz ele geçen.

kerahe

  • (Kerâhiye) Meşakkat, zahmet, şiddet.

kerihet

  • Harpte şiddet.
  • Zahmetli ve meşakkatli olan.

kıntar

  • Belâ, meşakkat, zahmet.

kırtit / kırtît

  • Zahmet meşakkat.

kufan

  • Zahmet, meşakkat.
  • Kufe dedikleri beldenin adı.

külef

  • (Tekili: Külfet) Külfetler, zahmetler, sıkıntılar, zorluklar.
  • Merâsimler.

külfet / كلفت / كُلْفَتْ

  • Zahmet. Sıkıntı. Yorgunluk. Zahmetli iş. Adetten ve lüzumundan çok yorularak çalışmakla iş yapmak.
  • Merâsim.
  • Zahmet, zor iş.
  • Yük, zahmet, zorluk.
  • Zahmet. (Arapça)
  • Merasim. (Arapça)
  • Zahmet.

külfetsiz

  • Zahmetsiz.

kürh

  • Sıkıntı, meşakkat, zahmet.

lagb

  • Zahmet, meşakkat.
  • Güve yemiş kuş kanadı.
  • Zayıf adam.

lahiyane ta'zib

  • Oyun olsun diye zahmet vermek. Oynarcasına azab vermek. (Farsça)

lahs

  • Darlık.
  • Şiddet.
  • Meşakkat, zahmet.

lehk

  • şiddet.
  • Meşakkat, zahmet.
  • Birbiri içine girmek.

lügaz

  • (Çoğulu: Elgâz) Meyletmek, eğilmek, yönelmek.
  • Yaban fâresinin delikleri.
  • Yolcuya zahmet veren çapraşık yol.
  • Bilmece.

lüheym

  • Zahmet, meşakkat.

lükaa

  • Zahmet, meşakkat.
  • Ahmak, akılsız kişi.

massa

  • Maraz, hastalık.
  • Zahmet.

mazarra

  • Meşakkat, zahmet.
  • Ziyân.

mermeris / mermerîs

  • Zahmet, meşakkat.

meşakk-ı hayat / meşâkk-ı hayat

  • Hayatın meşakkat, zahmet ve sıkıntıları.

meşakkat / مشقت

  • Zahmet. Sıkıntı. Güçlük. Zorluk.
  • Zahmet, güçlük, zorluk, sıkıntı.
  • Zorluk, güçlük, zahmet.
  • Zahmet, zorluk, sıkıntı.
  • Zahmet.

mesube

  • (Çoğulu: Mesâyib) Belâ, zahmet.
  • Mekruh emir.

met'abe

  • (Çoğulu: Metâib) Meşakkat, zahmet. Yorgunluk.

mevn

  • Bir kimsenin zahmetini çekmek.
  • Nafakalarını vermek.

mezahim / mezâhim

  • Zahmetler. Sıkıntılar. Belâlar.
  • Zahmetler, sıkıntılar.
  • Zahmetler, zorluklar.

mezahim-i hazıra / mezâhim-i hazıra

  • Şimdiki sıkıntılar, zahmetler.

mihnet / مِحْنَتْ

  • Zahmet. Eziyet. Dert. Belâ.
  • Mc: Tecrübe, sınamak.
  • Zahmet.

mızrab

  • (Çoğulu: Medârib) Saz zahmesi. (Onunla saz çalarlar).

mü'ne

  • (Çoğulu: Müen) Zahmet.
  • Ağırlık.

mü'yed

  • Büyük emir.
  • Zahmet, meşakkat, zorluk.

mualecesiz / muâlecesiz

  • Zahmetsiz, sıkıntısız.

muanat

  • Bir şeyin zahmetini çekme.
  • Bir nesneyi dikkatle göz altında bulundurma. Ona göz kulak olma.

muhadeşe

  • Tırmalama. Sıkıntı ve zahmet verme.

muhadiş

  • Zahmet, ıztırab ve sıkıntı verici. Tırmalayıcı.

mukabede

  • Şiddet ve zahmet vermek.

mukasat

  • Zahmet ve eziyet çekme.

müteanni

  • Zahmetli ve zor olan bir işi üzerine alan. Zahmet çeken.

müteanniyane

  • Sıkıntılı ve zahmet çekerek. Zahmetle. (Farsça)

mütekellif

  • Zahmetli iş tutan, külfetli işe girişen.

mütekellifin / mütekellifîn

  • (Tekili: Mütekellif) Zahmetli, külfetli iş tutanlar, tekellüf edenler.

mütemehhil

  • Hile eden.
  • Bir kimsenin istediğini vermek hususunda onu külfet ve zahmete sokan.

mütesaid

  • Yükselen, yukarı çıkan.
  • Ziyade olan.
  • Zahmet veren.

müzahame / müzâhame

  • Bir yere yığılarak fertlerin birbirine zahmet vermesi.

müzahamesiz

  • Zahmet çekmeden.

müzahamet

  • Birbirine zahmet verme. Kalabalıktan gelen sıkıntı, sıkıştırma.
  • Bir yere itişe kakışa hücum etme.

müzahemet / müzâhemet

  • Karşılıklı olarak sıkıntı ve zahmet verme.

müzahemetsiz

  • Zahmet ve zorluğu olmayan.

müzahim

  • Zahmet ve sıkıntı veren. Zıt gelen.

müzdeham

  • (Zahm. dan) Kalabalık, izdihamlı.

müzdehim

  • (Zahm. dan) Kalabalık, izdihamlı, pek sıkışık.

nasab

  • Dert.
  • Zahmet, meşakkat.

nayibe

  • (Çoğulu: Nâibat-Nevâib) Musibet, belâ.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Şiddet.

need

  • Belâ, musibet. Zahmet, meşakkat.

nusb

  • (Çoğulu: Ensâb) Meşakkat, zahmet, elem.
  • Zehir, ağu.
  • Belâ, musibet.
  • Put, sanem, heykel.

rakım

  • Belâ, musibet. Zahmet. Dâhiye.

renc / رنج

  • Sıkıntı, zahmet, eziyet. (Farsça)
  • Ağrı, sızı. (Farsça)
  • Öfke, gazab, hışım. (Farsça)
  • Sıkıntı, zahmet, meşakkat. (Farsça)

renc-ber

  • (Renc; sıkıntı, zahmet. Ber; çeken) Tarla ve bahçede yahut başka işlerde kazmak veya taş, toprak taşımak gibi işlerde çalıştırılan gündelikçi. Amele, ırgat. (Farsça)
  • Çiftçi. (Farsça)

reteb

  • Zahmet. Şiddet.
  • Şehadet parmağı ile orta parmak arası.

sa'd

  • Mihnet, meşakkat, zahmet.

şakk

  • (Meşakkat. den) Eziyetli, zahmet verici, güç.

samam

  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

samma

  • Sesi çıkmayan, sessiz.
  • Sağır ve dilsiz.
  • Katı ve son kaya.
  • Sağlam ve sert yer.
  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

sandid

  • Bela.
  • Meşakkat, zahmet.
  • Şiddetli yağmur ve rüzgâr.

sayadid

  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

sibd

  • (Çoğulu: Esbâd) Belâ, zahmet, meşakkat, dahiye.

su'-i hal / sû'-i hâl

  • Kötü hal. Birini tezlîl için zahmetle etme iştigâl, Arkadaş kazanmaya, mâni sû'i hâl.

sukm

  • (Çoğulu: Eskâm) Zahmet, meşakkat. Hastalık, maraz.

sütut

  • Zulmet, karanlık.
  • İnsanlara zahmet verenler.

taab / تعب

  • Yorgunluk. Sıkıntı. Zahmet. Bezginlik. Eziyet.
  • Sıkıntı, zahmet. (Arapça)
  • Yorgunluk. (Arapça)

tahamül

  • Başkasının zahmetini yüklenmek.

taharrüc

  • Zahmetli yerden uzaklaşmak.
  • Günah işlemek.

tahric

  • Darlık ve zahmet vermek, tazyik.

tavsim

  • Azalardan bir uzva zahmet vermek.
  • Kırmak.
  • Tenbellik.

teanni

  • Zahmet çekme.

tebehhül

  • Tahsil için sıkıntı ve zahmet çekme.

teceşşüm

  • İncinmek.
  • Zahmetli şeyleri seçmek.

tekellüf

  • Zahmet.

tekellüflü

  • Zahmetli, zoraki.

tekellüfsüz

  • Zahmetsiz.

tevessü'

  • (Çoğulu: Tevessüât) Genişleme, yayılma. Vüs'at bulma.
  • Zahmetsiz herkese yer bulunma.

tezahum / tezâhum

  • İzdiham meydana getirme, zahmet verme.

tulatıle

  • (Talâtıla) (Çoğulu: Talâtıl) Hayvanları içeri koymak. Bel ağrısı.
  • Zahmet.

udlet

  • (Çoğulu: Uzul) Zahmet, meşakkat.
  • şiddet.

ugviyye

  • Belâ. Zahmet. Musibet.

yüsr

  • Kolaylık; zahmetsizlik.

zabzab

  • Men'etmek, engel olmak.
  • Ayıp.
  • Zahmet. Maraz, hastalık.

zahmnak

  • Yaralı, zahmzede, mecruh. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR