LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yorum ifadesini içeren 83 kelime bulundu...

a'ni

  • Yani ben demek istiyorum ki (manasında).

afv-cuyem / afv-cûyem

  • Af diliyorum.

afvcuyem / afvcûyem

  • Af diliyorum.

akval-i müfessirin / akvâl-i müfessirîn

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir edip yorumlayan âlimlerin görüşleri.

algı

  • (İdrak) İnsanın kendi varlığından veya çevresinden aldığı uyarımların, zihinde yorumlanması, mânalandırılması. Doğru idrak gibi yanlış idrak da olabilir. Yanlış idrak göz yanılması yâhut olmıyan bir şeyi görmek şeklinde olabilir. Dünyayı, idrak sayesinde tanıyoruz. Bir idrakte hem afâki (objektif, n

aydın

  • Aydınlık.
  • Açık, âşikâr, açıkça görünen.
  • Mübârek, mesut. Bilgili, okumuş, görgülü.Bugün bazı çevrelerde batı ilim ve felsefesini tahsil edip benimseyenlere de "aydın" denilmektedir. Aklı gözüne inmiş, yani herşeyi maddi ölçülerle yorumlamaya alışmış, kalbi maddeci felsefe ile

bi-ihtiyarem / bî-ihtiyarem

  • İradesizim, kendi irade ve ihtiyarımla hareket edemiyorum.

bilinç

  • Psk: İnsanın kendi varlığından ve kendine tesir eden çevresinde meydana gelen hadise ve değişikliklerin, bilgisine sahip olması hali. Şuurun dereceleri vardır. Meselâ: Düşünüyorum ve düşündüğümü biliyorum, yine düşündüğümü bildiğimi de biliyorum ve hakeza. Şuurlu olma ruhun bir vasfıdır. Maddede şuu (Türkçe)

cebir hissedilme

  • Cebriye mezhebinin yorumununun görülmesi.

cerbeze

  • İşleri incelemek, anlamak kuvvetini, lüzumsuz yerlerde kullanmak, ukalâlık etmek, gereksiz aklî yorumlarda bulunmak. Hikmetin aşırısı.

cuyem

  • (Cüsten, aramak mastarından "arıyorum, ararım" mânasınadır.) (Farsça)

ebced

  • Arap harflerinin herbirisine rakam değeri verilerek yapılan yorum.

ehl-i tefsir

  • Kur'ân'ı yorumlayanlar, açıklayanlar.

ekulü

  • Ben derim, ben söylüyorum (meâlinde.)

el-aman / el-amân

  • Aman diliyorum!

el-aman-guyem / el-aman-gûyem

  • Aman diliyorum.

eser-i tefsir / eser-i tefsîr

  • Tefsîr eseri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

eski hikmet

  • İlk dönem İslâm filozoflarının yorumları.

eşku

  • (şekâ. dan) şikâyet ediyorum (mealindedir).

eşratü's-saat / eşrâtü's-sâat

  • Kıyamet alâmetleri; kıyamet alâmetlerinin anlatıldığı ve yorumlandığı risale olan Beşinci Şua.

eteyemmenü

  • (Teyemmün. den) Ben kendimi teyemmün ediyorum (meâlindedir).

ev-kema kal

  • Söylediği gibi. Söylendiği gibi.
  • Hadis-i Şerifi lâfzı ile aynen nakletmekte bir hata olmuşsa, mes'uliyetten kurtulmak için bu kelâm söylenir. "Bu naklettiğim hadisin metninde yanlışım varsa Peygamber (A.S.M.) aslında nasıl söylemiş ise aynen onu kastediyorum" demektir.

fa'l-i hayır / fâ'l-i hayır

  • Hayırlı iş, hayra yorumlanan iş.

guyem / gûyem

  • Diyorum.

hadis-i muhkem / hadîs-i muhkem

  • Te'vîle (yoruma, açıklamağa) muhtaç olmayan hadîs-i şerîfler.

hadis-i müteşabih / hadîs-i müteşabih / hadîs-i müteşâbîh

  • Mânâsı açık olmayan ve yorumlanabilir olan hadîs-i şerif.
  • Te'vîle (açıklamaya, yorumlamaya) muhtâç olan hadîs-i şerîfler.

hakiki tabir / hakikî tâbir

  • Gerçek yorum.

imale / imâle

  • Meylettirmek, eğmek; bir tarafa yorumlamak.

istifsar / istifsâr

  • Yorum isteme.

kabil-i tabir

  • Yoruma açık, ifade edilebilir.

kabil-i tevil

  • Yoruma açık, yorumlanması mümkün.

kıyas-ı mukassim

  • Man: İki şıkkı bulunan ve her iki şıkkın neticesi aynı olan kıyas. (Sultan Mehmed Fatihin, babasına gönderdiği şu haber buna güzel bir numunedir. "Padişan sen isen ordunun başına geç; yok padişah ben isem, sana emrediyorum ordunun başına geç.")

laedri / laedrî

  • Bilmiyorum. (Eski zamanda şüpheci olup hiç bir şeye inanamıyan sofestailere Lâ edriye denirdi. Septisizm.

manevi tefsir / mânevî tefsir

  • Kur'ân-ı Kerimin işaret ettiği hakikatleri asrın ilmî gelişmeleri ışığında ortaya koyarak, iman hakikatlerini güçlü ve sarsılmaz delillerle açıklayan, yorumlayan eser.

meded-hahem / meded-hâhem

  • Yardım istiyorum.

medet!

  • Yardım istiyorum.

midanem

  • Biliyorum. (Farsça)

muabbir / معبر

  • Rüya yorumcusu. (Arapça)

müevvil

  • Tevil eden, yorumlayan.

müfessir

  • Âyetleri tefsir eden, açıklayan, yorumlayan, yorumcu.
  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir eden, yorumlayan kimse.

müfessir-i azam / müfessir-i âzam

  • Büyük müfessir; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından tefsir eden, yorumlayan kimse.

müfessir-i kur'an / müfessir-i kur'ân

  • Kur'ân-ı Kerimi tefsir eden, mânâ bakımından yorumlayan kimse.

müfessirin / müfessirîn

  • Müfessirler, Kuranı açıklayıp yorumlayanlar.

müfessirin-i izam / müfessirîn-i izâm

  • Kur'ân'ı yorumlayan büyük tefsirciler.

muhkemat / muhkemât

  • İslâmiyetin sağlam ve kuvvetli kanunları, emirleri; yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık sözler, kesinlik ifade eden naslar.

muhkemat-ı şeriat / muhkemât-ı şeriat

  • Kur'ân ve Hadisin yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık hükümleri, ifadeleri.

mütekellim-i vahde

  • Konuşan kimsenin yalnız kendine ait fiili gösteren kelimelerin sigasıdır. Baktım, görüyorum, gezmişim, oturacağım gibi.

müteşabihat-ı kur'aniye / müteşabihat-ı kur'âniye

  • Kur'an'da hükmü açık olmayan, yorumlanması gereken âyetler.

nemidanem

  • Bilmiyorum.

nemididem

  • Görmüyorum.

su'-i tefsir / sû'-i tefsîr / سُوءِ تَفْسِيرْ

  • Kötü yorumlama.

su-i te'vil / sû-i te'vil

  • Kötü yorumlama.

su-i tefsir / sû-i tefsir

  • Kötü ve yanlış yorumlama.
  • Yanlış ve hatalı yorum, kötüye yorumlama.

suver-i müteşabihe

  • Müteşâbih ifadeler; Kur'ân-ı Kerimde mânâsı kapalı olan ve yorumlara açık olan suretler, temsiller.

tabir / tâbir / تعبير

  • Deyim, söz, yorum, ifade, anlatım.
  • Açıklama, yorum.
  • Yorumlama. (Arapça)
  • Terim. (Arapça)

tabir etme

  • Yorumlama, açıklama.

tabirat / tâbirat / تعبيرات

  • Yorumlar. (Arapça)
  • Terimler. (Arapça)
  • Deyişler. (Arapça)

tabirsiz / tâbirsiz

  • Yorumsuz.

te'vil / te'vîl / تأويل / تأویل / تَأْو۪يلْ

  • Bilinen anlamından başka bir anlamda yorumlama. Başka anlam verme.
  • Yorum.
  • Yorumlamak, açıklamak.
  • Ehl-i sünnet âlimlerinin, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemden ve Eshâb-ı kirâmdan bildirdikleri tefsirlere (açıklamalara) bağlı kalarak âyet-i kerîmeleri açıklamak veya bu şekilde yapılan açıklamalar ve îzâhlar.
  • Yorum yapma.
  • Başka bir yorum getirme. (Arapça)
  • Te'vîl etmek: Başka bir yorum getirmek. (Arapça)
  • Görünürdeki ma'nâyı bırakıp başka bir ma'nâ vermek, yorumlama.
  • Yorumlama.

te'vilat / te'vilât

  • Teviller, yorumlar.

te'vilat-ı faside / te'vilât-ı fâside

  • Bozuk ve yanlış te'viller, yorumlar.

te'vilen

  • Yorum olarak.

te'vilkarane / te'vilkârâne

  • Aşırı yoruma giderek, saptırarak.

tecdid-i din

  • Dinin yenilenmesi, yeniden yorumlanması.

tefasir / tefâsir / tefâsîr / تفاسير

  • Tefsirler, yorumlar.
  • Tefsirler, yorumlar. (Arapça)

tefe'ülen

  • Tefe'ül ederek; bir kitabı rastgele açarak uygun gelen yeri yorumlayarak.

tefsir / tefsîr / تفسير

  • Yorum, açıklama, âyetlerin izahı.
  • Örtülü bir şeyi açmak, yorumlamak.
  • Kur'ân-ı Kerim'in anlamını açıklayan bilim.
  • Yorumlama; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.
  • Yorum. (Arapça)
  • Tefsir edilmek: Yorumlanmak. (Arapça)
  • Tefsir etmek: Yorumlamak. (Arapça)

tefsir eden

  • Açıklayan, yorumlayan.

tefsir etmek

  • Açıklamak, yorumlamak.

tefsir olunan

  • Kur'ân âyetlerinin çeşitli yönleriyle yorumlanan.

tefsir-i kur'an / tefsir-i kur'ân

  • Kur'ân tefsiri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

tefsirat / tefsirât / تفسيرات

  • Tefsirler; açıklamalar, yorumlamalar.
  • Yorumlar. (Arapça)

tevcih / tevcîh / توجيه

  • Yöneltme, yönlendirme. (Arapça)
  • Yorumlama. (Arapça)
  • Rütbe verme. (Arapça)

tevil

  • Yorumlama, yorum; sözün ilk anlamını değil de ihtimal dahilinde bulunan başka anlamlarını (mecâzî) esas alarak yorumlama.

tevil-i ahar / tevil-i âhar

  • Diğer tevil, bir başka yorum.

tevil-i zayıf

  • Zayıf yorum.

tevilat / tevilât

  • Yorumlar.

tevilat-ı faside / tevilât-ı fâside

  • Bozuk ve yanlış yorumlar.

tevilsiz

  • Yorumsuz.

turuk-u tabir

  • İfade tarzları, yorum şekilleri.

uğursuzluk

  • Bir şeyi veya bir hâdiseyi şerre, kötülüğe yorumlamak.

ulema-i ehl-i zahir / ulema-i ehl-i zâhir

  • Dış görünüşe göre yorum yapan âlimler.

va'z

  • Cemaati irşad amacıyla Kur'ân ve hadisleri yorumlayarak yapılan konuşma.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR