LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yilan ifadesini içeren 179 kelime bulundu...

abeket

  • (Çoğulu: Abekât) Tâne, az şey.
  • Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi.
  • Ekmek parçası.
  • Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk.

acbüzzeneb

  • Ölümden sonra dirilişin tohumu sayılan madde.

addedilen

  • Sayılan.

adih / âdih

  • Sihirbaz.
  • Soktuğu saat öldüren yılan.

ahlak

  • (Hulk.C.) Huy, tabiat. İnsanın davranış tarzı, tutum ve tavrı, bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları. Bu kural ve kaideleri inceliyen ilim. Ahlâkın kaynağı ve mahiyetini inceliyen felsefe.Filozoflar hangi hareketlerin iyi, hangilerinin kötü olduğu ve insanın neden ahlâk kaidelerine

ahzem

  • Erkek yılan.

alamat

  • Uzun ince bir cins balık. (Hint denizinde çok olur ve yılana benzer.)

alemgir / âlemgir / âlemgîr / عالمگير

  • Bütün âleme yayılan, cihanı kaplayan, dünyayı zapteden. (Farsça)
  • Dünyayı fetheden. (Arapça - Farsça)
  • Dünyaya yayılan. (Arapça - Farsça)

aristokrat

  • yun. Sınıf farkını kabul eden ülkelerde asil sayılan kimse. Asilzâde sınıfından olan.

arma' / armâ'

  • Alaca yılan.

asale

  • Zehiri çok tesirli ve korkunç olan yılan.

avhec

  • Yılan.
  • Uzun boyunlu.
  • Dişi deve.

avret

  • Gizlenmesi gereken, dinen görünmesi haram sayılan organlar.

becil

  • Büyük, itibarlı, muhterem, hatırı sayılan kimse.
  • Şişman.

bergaman

  • Ejder. Büyük yılan. (Farsça)

birsam

  • (Hallüsinasyon) Akıl hastalarının, gerçekten var olmayan bir şeyi varmış gibi yanlış idrak etmeleri halidir. Meselâ karınlarında veya başlarının içinde yılan bulunduğunu söylemeleri yahut bir canavarın ağzını açıp kendilerine baktığını söylemeleri birsam hâlini gösterir.

bürsan

  • Ejderha, büyük yılan. (Farsça)

camiü'l-ezher üniversitesi / câmiü'l-ezher üniversitesi

  • Mısır'da bulunan, İslâm dünyasının en önemli ve en eski sayılan üniversitesi.

cann

  • Ateşten mahlûk cinlerin babası olan.
  • Bir beyaz yılan cinsi.
  • Cin taifesi. İnsanlardan evvel yaratılan bir nevi mahlûklar, cinler.

carin

  • Aşınmış ve eskimiş bez.
  • Belirsiz yol.
  • Yılan yavrusu.

ciri / cirî

  • Yılan balığı. (Fâriside mermahi derler.)

cuki / cûkî

  • Hindistan'da yayılan ve bozuk bir yol olan Brahmanizmin, cûk denilen dört rûhânî sınıfından birine mensûb olan kimse. Hind kâfirlerinin dervişlerine verilen ad.

darzem

  • Sütü az deve.
  • Çok ısırıcı olan yılan.

desse

  • Toprak içinde gömülüp yatan bir nevi yılan.

ecvef

  • Ortası boş. Kof.
  • Mc: Boş kafalı. Çok cahil.
  • Gr: Ortasında harf-i illet sayılan elif, vav, yâ harfleri bulunan fiil kökü.

ef'a

  • Engerek yılanı.
  • Mc: Fena huylu, tabiatı kötü olan adam.

ef'i / ef'î / افعى

  • Engerek yılanı. (Arapça)

efai

  • (Tekili: Ef'a) Engerek yılanları.

ejder / اژدر

  • (Ejderha) Büyük canavar. Büyük yılan. (Farsça)
  • Büyük canavar, büyük yılan.
  • Büyük yılan.
  • Büyük yılan. (Farsça)
  • Ejderha. (Farsça)

ejderha / ejderhâ / اژدرها

  • İri yılan.
  • Büyük yılan.
  • Büyük yılan. (Farsça)
  • Ejderha. (Farsça)

emr-i itibari / emr-i itibarî

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan olgu, meridyenler gibi.

emr-i vehmi / emr-i vehmî

  • Maddi bir varlığı olmayan, ancak itibar edilen, varsayılan olgu; meridyen çizgileri ve maddedeki çekim kanunu gibi.

erkam

  • (Çoğulu: Erâkım) Alaca yılan.

erkaş

  • (Çoğulu: Erakiş) Siyahlı-beyazlı alaca yılan.

erkat

  • (Çoğulu: Erâkıt) Aklı karalı alaca yılan.
  • Yer yer beyazlığı olan her kara nesne.

esvedeyn

  • İki siyah mânâsına gelen bu kelime, yılanla akreb için kullanılır.

eym

  • (Çoğulu: Üyum) Yılan.

eyyamün ma'dudat

  • Kurban bayramının son üç günü.
  • Sayılan günler.
  • Ramazan-ı Mübârekin sayılı günleri.

farazi / farazî / فَرَض۪ي

  • Farzedilen, varsayılan.
  • Hayalî, varsayılan.
  • Var sayılan.

farz

  • İslâmiyette mazeret olmadıkça yapılması mecburi olan, terkedilmesi günah sayılan Tanrı buyruğu.
  • Zarurî, lüzumlu.

farziye

  • (Çoğulu: Farziyyât) Bazılarına göre kabul edilir sayılan. Mevhum ve itibarî olan. Aslı isbat edilmemiş hüküm.

fehic / fehîc

  • Yılan sesi.

ferş

  • Döşeme, yayma.
  • Yayılan şey.
  • Seccade, hasır,
  • Yeryüzü, kır, sahra.

fuhşiyat / fuhşiyât

  • Çok çirkin, aşağılık, helâl olmayan işler; Dinen yasaklanan ve haram sayılan davranışlar.

gavaşi / gavaşî

  • (Tekili: Gaşiye) Kıyametler.
  • Örtü. At takımından sayılan bir nevi örtü.

gazub

  • (Gazab. dan) Öfkeli, kızgın, hiddetli. Kükremiş.
  • Büyük yılan.
  • Abus deve.

gir / gîr

  • (Giriften) "Tutmak, yakalamak" mastarının emir köküdür. Türkçedeki: yapan, tutan, tutucu, dağılan, yayılan gibi mânalara gelir. Kelimenin sonuna eklenir. (Farsça)

hadd-i mevhum

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan bir sınır.

hades

  • Yeni olmak. Eskiden olmayıp sonradan görülmek.
  • Taze. Yiğit. Genç.
  • Fık: Abdest almayı icabettiren hal. Bazı ibadetlerin yapılmasına mâni olan ve necaset-i hükmiye sayılan hal.
  • Pislik.

hadim ağası

  • Erkekliği yok edilmiş olan. Böyle kimselere "Tavaşi" de denilirdi. Bu gibiler, yabancı erkekler için mahrem sayılan harem dairesine girip çıktıkları ve muhafaza ile beraber harem hizmetini de gördükleri için kendilerine "Hâdim Ağası" adı verilirdi.

hafet

  • Islıklı yılan.

haneş

  • (Çoğulu: Ahnâş) Avlanan haşere veya kuş.
  • Yılan.

harbüş

  • Yırtıcı bir kuş.
  • Alaca yılan.

hariş / harîş

  • Bir cins yılan.

hariye

  • Yavuz bir yılan.

haşerat

  • (Tekili: Haşere) Küçük zararlı böcek, akrep ve yılan gibi hayvanlar.
  • Mc: Zararlı ve kıymetsiz kimseler.
  • Küçük böcekler; Karınca, akrep, yılan gibi hayvancıklar.
  • Değersiz ve zararlı adamlar.

haşere

  • Yabani arı, böcek, akrep ve yılan gibi zararlı mahluk.

hasm-ı tabiat-yılan

  • Yılan tabiatlı düşman.

hayyat

  • (Tekili: Hayye) Yılanlar.

hayye / حيه

  • (Çoğulu: Hayyât) Yılan.
  • Yılan. (Arapça)

hayyut

  • Erkek yılan.

helezon / حلزون

  • Sümüklüböcek. (Arapça)
  • Yılankavî. (Arapça)

herhir / herhîr

  • Bir nevi yılan.

hevamm

  • Böcekler, haşereler.
  • Yılan, pire, akrep gizli zararlı hayvanlar.
  • Böcekler, haşereler. Pire, tahta kurusu, bit, örümcek, yılan gibi, kışın gizlenip yazın meydana çıkan, insan ve hayvanın vücudundan beslenerek yaşayan, insana zararı dokunan (parazit yaşayan) küçük canlılır.

hıdırellez

  • Yazın başlangıcı sayılan altı Mayıs günü. (Rûmî senede Nisan ayının yirmi üçüncü günü.)

hirc

  • (Çoğulu: Ahrâc) Yılan başı dedikleri ufak beyaz boncuk.
  • Günah.
  • Göz kamaşmak.

hırşa'

  • Yılan derisi.
  • Yumurtanın üst kabuğu.

hışaş

  • Başı küçük adam.
  • Küçük başlı yılan.
  • Devenin burnuna geçirdikleri burunduruk.
  • Kuşlardan, dimağı olmayan.
  • Çuval.
  • Cânip, taraf.
  • Sinir.

hızb

  • (C. Ehzâb) Erkek yılan.
  • Ok atarken yaydan çıkan ses.

hufas

  • Isırdığı yer acımayıp zarar vermeyen yılan.

i'tibarat

  • (Tekili: İ'tibar) İ'tibarlar, şeref ve haysiyetler.
  • Var sayılan şeyler, faraziyeler.

iksir

  • Çok te'sirli, her derde devâ sayılan mevhum cisim. Bir şeyin olmasına veya hastanın iyileşmesine sebeb olan ehemmiyetli madde.
  • Tıb: Oldukça şekerli ve kolayca alınabilen bir ilâç.
  • Eski kimyada: (Bazılarının söylediğine göre) kıymetsiz madenleri ve sair şeyleri altuna tebdile

ilhad / ilhâd

  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan, müctehid âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış.

illizyon

  • Lât. Cisimleri yanlış idrak etme. Meselâ su borusunu yılan gibi görme.

inkilis

  • Yılan balığı.

intişar eden

  • Yayılan.

ısli' / ıslî'

  • Boynu ince ve başı fındık gibi yumruca olan yılan.

istavroz

  • Hıristiyanlığın alâmeti, işâreti sayılan şekil ve bu şekilde yapılmış put, haç.

itibari / îtibarî / itibârî / اعتباری

  • Var sayılan.
  • Göz kararı. (Arapça)
  • Var sayılan. (Arapça)

kahkaha'

  • Öldürücü bir yılan.

kamara

  • Vapurlarda mevki sayılan odalar ve salonlar.
  • Gemide kaptan gibi erkâna mahsus odalar.
  • Buğday ve arpa gibi mahsul demetlerinden harman yerinde yapılan küme.
  • Avrupa devletlerinde millet meclisi.

kavs-ı mevhume / kavs-ı mevhûme

  • Vehmedilen, varsayılan yay; sanal yay.

kefen-i kifaye / kefen-i kifâye

  • Fakir veya çok borçlu olarak vefât etmiş erkek ve kadın için yeterli sayılan ve bedeni örtecek kadar olan kefen.

keşkeşe

  • Şin harfini kef gibi okumak.
  • Yılan ötüşü.

küçük günah

  • Fitne çıkarmak, adam öldürmek, zinâ etmek gibi büyük günahlara göre daha küçük sayılan günahlar, yasaklar, mekrûhlar.

kudar

  • Büyük yılan.
  • Aşçı, tabbah. Deve boğazlayıcı, deve kasabı.

kulb

  • Bilezik.
  • Bir yılan cinsi.

kurban

  • Allahü teâlâya yakınlık. Mükîm (yolcu olmayan), âkıl (akıllı), bâliğ (ergen, evlenecek çağa gelmiş), hür ve dînen zengin sayılan, müslüman erkek ve kadın tarafından, Allah rızâsı için kurban niyetiyle kurban bayramının ilk üç gününde (Zilhicce ayının on, on bir ve on ikinci günlerinin her hangi biri

lazlaza

  • Yılanın deprenmesi.

ledg

  • (Teldag) Yılan veya akrep sokması.
  • Mc: Sözle birini incitmek.
  • Ekşilik.

ledig / ledîg

  • Yılan veya akrep gibi hayvanlar tarafından sokulmuş kimse.

les'

  • Yılan ve akrep gibi hayvanların sokması.

lesu'

  • (Akrep veya yılan gibi hayvanlar) sokmuş.

ma'dud

  • Hesabedilen. Sayılan. Addedilen.
  • Muayyen. Belli.

madud / mâdud / mâdûd

  • Addedilen, sayılan.
  • Sayılan.

mahzurat

  • Haram sayılan ve sakınılması gerekli iş ve davranışlar.

makbulin / makbûlîn

  • Makbul sayılanlar.

mar / mâr / مار

  • Yılan. (Farsça)
  • Yılan.
  • Yılan. (Farsça)

mar-efsa

  • Yılan tutan, yılan efsuncusu. (Farsça)
  • Yılan sokmuş kimseyi tedâvi eden kişi. (Farsça)

mar-gir

  • Yılan tutan, yılan tutucu. (Farsça)

maran

  • (Tekili: Mâr) Yılanlar. (Farsça)

margir / mârgîr / مارگير

  • Yılancı, yılan tutan. (Farsça)

marhic

  • Yılan balığı.

mef'at

  • Yılanlı yer.

mefruz

  • (Farz. dan) Farz olunmuş. Farz hâline gelmiş. Çok lüzumlu. Farz kabilinden olmuş.
  • Var sayılan.

menhuş

  • Yılan, akrep cinsinden bir hayvan tarafından sokulmuş.

menşur

  • Yazılı olarak yayılan, neşredilen.

mer'i / mer'î

  • (Mer'iyye) Riayet edilen, hükmü geçen. Makbul sayılan, hürmet edilen.

meşa'

  • Duyulan, intişar eden, açıklanan, yayılan. Etrafa yayılmış olan.
  • Bölünmeyip ortaklaşa kalmış olan. Müşterek olan.

mevhum / mevhûm

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan.
  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan.

mevhume

  • Gerçekte olmadığı halde var sayılan.

mihrat

  • (Çoğulu: Mehârit) Her yıl derisi kavlayıp soyulmak âdeti olan yılan.

milel

  • (Tekili: Millet) Milletler. Bir millet sayılan topluluklar.
  • Bir din veya mezhebde olan topluluklar.

müennes-i semai / müennes-i semaî

  • Gr: Kelimenin kendisinde müenneslik edatı olmadığı halde, müennes sayılan ve öyle kullanılagelen kelime. Yed, şems... gibi.

müfe'at

  • Yılan suretinde olan alâmet.

mukim / mukîm

  • İkamet eden. Ayakta duran.
  • Okuyan.
  • Bir memlekette devamlı duran.
  • Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.)
  • Esmâ-i İlâhiyyeden olup "Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet

münbasıt

  • Yayılan, genişleyen.
  • Yayılan, genişleyen.

münbasit / مُنْبَسِطْ

  • Yayılan, genişleyen.
  • İnbisat eden, yayılan, genişleyen. Yaygın, münteşir, yayılmış, açık. Şen.
  • Yayılan.

münfelik

  • (Felak. dan) Açılan, yayılan, görülen.
  • İnfilâk eden, patlıyan.

müntesir

  • (Nesr. den) Saçılan, yayılan, dağılan.

münteşire

  • Yayılan.

müstatrif

  • (Turfa. dan) Nâdide sayılan.

müstehan

  • Değersiz, alçak, âdi, hakir sayılan.

müstes'ad

  • (Sa'd. dan) Uğurlu sayılan veya uğurlu sayılmış.

müstevli

  • İstilâ eden, ele geçiren, zapteden. Galib olan. Yayılan, her tarafı kaplayan.

mutazavvı'

  • Güzel kokusu etrâfa yayılan.

müteberrik

  • (Bereket. den) Mübarek sayılan, teberrük eden, uğurlu.

mütenessir

  • (Nesr. den) Saçılan, yayılan, dağılan.

müteneşşir

  • Yayılan, dağılan, intişar eden.

naznaza

  • Yılanın dilini çıkarıp hareket ettirmesi.

nebah

  • (Nibâh-Nübâh) Köpek havlaması.
  • Yılan seslenişi.
  • Keçi ve geyik inleyişi.

necaset / necâset

  • Dinen pis sayılan maddî pislik.

nehs

  • Kabzetmek, almak.
  • Yılan sokması.
  • Eti ön dişiyle almak.

nehş

  • Yılan sokmak.
  • Almak, kabzetmek.
  • Ön dişiyle bir nesneyi ısırır gibi tutmak.
  • Et almak.

nekz

  • Vurmak.
  • Kovmak, def'etmek.
  • Yılan sokmak.
  • Azalmak.
  • Suyun, yer tarafından emilmesi.

neşrolunan

  • Yayılan, yayımlanan.

neşt

  • Yılan sokmak ve ısırmak.
  • Bir yerden bir yere gitmek.
  • Çözmek.
  • Çıkarmak.
  • İpi bağlamak.

nevruz

  • Yeni gün. İlkbahar. Baharın ilk günü sayılan ve güneşin Hamel (Kuzu) burcuna girdiği 22 Marta rastlayan gün. Bu tarihte gece ve gündüz müsâvi olur. İranlıların yılbaşısıdır. (Farsça)

nur-u münbasıt

  • Yayılan, genişleyen nur.

perakende

  • Dağınık. Dağıtma. (Farsça)
  • Azar azar yayılan veya satılan. (Farsça)

rakka

  • Dere yanında olup sel geldiğinde üzerine yayılan arazi.
  • Bir yerin adı.

rakşa'

  • (Çoğulu: Rukaşâ) Alaca yılan.
  • Süslü kadın.

rampacı

  • Eski deniz muharebelerinde yakından dövüşerek zabtedilmek istenilen bir düşman gemisine hücumla borda bordaya gelindiği sırada düşman gemisindeki askerlerin vuku bulacak hücumunu menetmek için güverteye yayılan silâhendazlar.

safer

  • (Çoğulu: Esfâr) Boş ve hâli olmak.
  • Arabi aylardan ikincisi.
  • Karın içinde durabilen bir yılanın adı.

sagair / sagâir

  • Küçük günâhlar. Küçük sayılan günahlar.

şahid

  • Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören.
  • Resul-ü Ekrem Efendimizin (A.S.M.) bir vasfı.
  • Melâike-i kiram.
  • Hazır.

salih

  • Kara yılan.

sari kanun / sâri kanun

  • Her şeye geçen, yayılan, her şeyde bulunan; yerçekimi kanunu gibi.

sava / savâ

  • Kutsal sayılan ve Peygamberimizin doğduğu gece kuruyan bir göl.

seabin

  • (Tekili: Su'bân) Büyük yılanlar, ejderhalar.

şehid-i manevi / şehid-i mânevî

  • Mânevî olarak şehit sayılan.

sene-i hicriye

  • Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın Mekke'den Medine'ye hicreti başlangıç sayılan ve Muharrem 1'den başlayan sene. Bu sene-i Kameriye (kamer yılı), Zilhicce ile biter, 354 veya 355 gün sürer.

şerait-i adiye-i itibariye / şerait-i âdiye-i itibariye

  • Var sayılan, normal, sıradan kurallar.

sereyan-ı seria

  • Sür'atle yayılan, çabuk neşrolan.

sevvam

  • (Tekili: Sâmme) Akrep ve yılan gibi zehirli hayvanlar.

sikec

  • Başı kızıl olan zehirli bir yılan.

sıll

  • (Çoğulu: Aslâl) Bir nevi ot.
  • Bir nevi yılan.

sıme

  • (Çoğulu: Sumem) Bahâdır, kahraman kimse.
  • Berk, muhkem nesne.
  • Büyük erkek yılan.

sirayet eden

  • Bulaşan, yayılan.

su'ban

  • (Çoğulu: Saâbin) Büyük yılan. Ejderha.
  • Koz: Semanın kuzey yarım küresinde bulunan Tinnîn Burcu'nun çevirdiği büyük kavisin ortasında ve küçük ayı dörtgeninin tam karşısında bulunan en parlak yıldız. (Alpha Draco)

suud

  • Mübarek.
  • Mübarek sayılan yıldızlar.

taht-eş şuur

  • Şuur altı. Şuur haricinde olarak açılıp yayılan zihnî faaliyet.

temime / temîme

  • Bir sebeb, vesîle olarak görülmeyip, doğrudan te'sir edeceğine ve bir zararı def edeceğine inanılarak yapıldığı için, dînen şirk (Allahü teâlâya ortak koşmak) sayılan, mânâsı bilinmeyen ve küfre (îmânın gitmesine) sebeb olan şeyleri okumak.

tevatürat / tevatürât

  • (Tekili: Tevatür) Tevatürler, ağızdan ağıza dolaşıp yayılan haberler.

tinnin / tinnîn

  • Büyük yılan, ejder, ejderha.
  • Koz: Gökte yedi burc boyunca uzanan hafif beyazlık.
  • Ejderha burcu. Semânın şimal yarım küresinde Küçük Ayı burcunu etrafından saran, kıvrılıp bir yıldız dörtgeni ile nihayet bulan bir burç.
  • Büyük yılan; astronomide yedi burç boyunca uzanan hafif beyazlık.
  • Büyük yılan.

tinnineyn / tinnîneyn

  • İki büyük yılan.
  • İki büyük yılan.
  • İki yılan. Mc: İki yılana benzetilen güneş ve ayın medârının farazî kavisleri.

tufye

  • Mukul ağacının yaprağı. Yılanın arkasındaki hatta teşbih edilir.

üf'uvan

  • Erkek yılan.

umur-u itibariye / umur-u itibâriye / umûr-u itibariye

  • İtibârî işler; öyle sayılan işler.
  • Varsayılan emirler, saymaca işler.

vaftiz

  • (Vaftis) (Rumcadan) Hristiyanlarca çocuğun ve hristiyanlığa yeni girenin dine girme şartı sayılan, suya sokma merasimi.
  • Hıristiyanlığa yeni girenin ve çocuğunun dine girmesi için gerekli sayılan, suya sokma töreni.

vaziyet-i mevhume

  • Olmadığı halde varsayılan vaziyet, durum.

vehmi / vehmî

  • Varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen.

vehmiye

  • Varsayılan, olmadığı hâlde var tasavvur edilen.

yaktin / yaktîn

  • Kabak, kavun ve karpuz gibi dalları yerde yayılan bir nebat adı.

yeftenc

  • Sevgililerin zülüfü kendisine benzetilen siyah renkli büyük bir yılan.

zahif

  • Nişandan beri düşen ok.
  • (Çoğulu: Zâhifât) Yılan gibi karnı üzerine sürünerek yürüyen.

zahife

  • (Çoğulu: Zevâhif) Sürüngenler, (yılan gibi) yerde sürünenler.

zebib

  • Kuru üzüm. Kuru incir.
  • Yılan veya akrep gibi hayvanların zehiri.

zekat / zekât

  • İslâm'ın beş şartından biri. Dînen zengin sayılan müslümanın nisab miktârındaki zekat malının belli zamanda belli miktârını zekat niyeti ile ayırıp emr edilen müslümanlara vermesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR