LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yenile ifadesini içeren 59 kelime bulundu...

müceddid / müceddîd

  • Yenileyici, kuvvetlendirici. İslâm dînini kuvvetlendiren, bid'atleri yâni İslâm dînine sokulmak istenen reformları, hurâfeleri söküp atan ve sünnetleri ortaya çıkaran âlim.

aşamideni / aşamidenî

  • İçilebilen veya yenilebilen. (Farsça)

aşevi

  • Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane.
  • Para ile yemek yenilen yer, lokanta.
  • Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.
  • Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer.

bedil

  • Bir şeyin mukabili, karşılığı.
  • Tutuşulan bir bahiste yenilen veya aldananın vereceği şey.
  • (Çoğulu: Ebdâl) Sâlih kişi.

bezme

  • Gündüzleyin yenilen bir öğün yemek.

cedidan

  • Gece ile gündüz.
  • Yenilenen iki şey. Yenilenenler.

hazret-i mehdi / hazret-i mehdî

  • Âhirzamanda gelip dini takviye edecek ve Müslümanların imanlarını yenileyecek olan zât.

istibdal

  • (Bidl ve Bedel. den) Değiştirmek, değiştirilmek.
  • Bir vakfı mülk ile mübadele etmek.
  • Birşey verip yerine başka şey istemek.
  • Askerliği biten erlere tezkere verip yenilerini almak.

isticdad

  • Yenileme. Yeniden yapma.

kahvaltı

  • Sabah ve ikindi vakitleri yenilen hafif yemek. (Türkçe)

kainat-ı müteceddide / kâinat-ı müteceddide

  • Devamlı yenilenen kâinat, evren.

maglub

  • (Mağlub) Yenilmiş. Kendisine galib gelinmiş. Yenilen kimse.

mağlup / mağlûp

  • Yenilen.

mağlup düşen / mağlûp düşen

  • Yenilen.

mağlup olan / mağlûp olan

  • Yenilen.

mahzen-i erzak

  • Yenilecek ve içilecek şeylerin bulunduğu yer, depo.

maide

  • Yemek yenilen sofra, yemek, ziyafet.
  • Kur'ân-ı Kerim'in
  • sûresi.

mat'am

  • (Çoğulu: Matâim) Yemek yenilecek yer. Yemek odası.

mataim

  • (Tekili: Mat'am) Yemek yenilecek yerler. Yemek odaları.

me'kele

  • (Çoğulu: Meâkil) Yenilecek, eklolunacak şey.

me'kulat / me'kulât

  • (Tekili: Me'kul) Yenilecek gıdâ maddeleri.

meakil

  • (Tekili: Me'kele) Yenilecek şeyler. Yemekler. Erzâk.

mehdi / mehdî

  • Âhirzamanda gelip insanları hak dine sevk edecek ve Müslümanların yenilemeye sebep zât.

mêkel

  • Yemek yenilen yer.

meyl-i teceddüd

  • Yenilenme meyli, eğilimi.

meyl-i teceddüt

  • Yenilenme arzusu, eğilimi.

mücedded / مُجَدَّدْ

  • Kullanılmamış. Yeni. Yenilenmiş.
  • Yenilenen.
  • Yenilenen.

müceddid / مُجَدِّدْ

  • Yenileyen. Yenileyici. Hadis-i sahihle bildirilen, her yüz yıl başında dini hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Peygamberin (A.S.M.) vârisi olan zât.
  • Yenileyen, yenileyici; Hadîs-i Sahihle bildirilen, her yüzyılda bir dinî hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders vermek üzere gönderilen büyük âlim ve Hz. Peygamber'in (a.s.m.) vârisi olan zât.
  • Yenileyici, hadîste her asırda geleceği müjdelenen ve îman hakikatlarını asrın anlayışına uygun olarak anlatmakla görevlendirilen nurlu âlim.
  • Yenileyen (her asrın vazîfeli imamı).

müceddid-i din

  • Yenileyici; sahih hadisle her yüz senede bir geleceği bildirilen, dinin hakikatlerini, asrın ihtiyacına göre ders veren peygamber vârisi olan âlim zât.

müceddid-i ekber

  • En büyük müceddid, en büyük yenileyen, yenileyici.

müceddid-i elf-i sani / müceddid-i elf-i sâni / müceddîd-i elf-i sânî

  • Hicrî ikinci bin yılının müceddidi, yenileyicisi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.).
  • Hicrî ikinci bin yılının yenileyicisi mânâsına İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin lakabı.

müceddidiyet

  • Mücedditlik, yenileyicilik.

müceddit

  • Yenileyen, yenileyici; sahih hadisle her yüz senede bir geleceği bildirilen, dinî hakikatleri devrin ihtiyacına göre ders veren büyük âlim.

münhezimen

  • Yenilerek, münhezim olarak, bozularak, bozguna uğrayarak.

müteceddid / متجدد / مُتَجَدِّدْ

  • Yenilenen, eski iken yenilenmiş olan.
  • Yenilenen, tazelenen.
  • Yenilenen.
  • Yenilikçi. (Arapça)
  • Yenileşen. (Arapça)
  • Yenilenen.

müteceddidin / müteceddidîn

  • (Tekili: Müteceddid) Yenileşenler, teceddüd edenler.

müteceddit

  • Yenilenen.

niks

  • Elbisenin ve örülmüş şeylerin eskilerini bozup gidermek, tekrar yine iplik yapmaya kabil olanı ip eğirip yenilemek.

sofra

  • Üstünde yemek yenilen yaygı.

taam

  • Yemek. Yenilen şey.

tecdid / tecdîd / تجدید

  • Yenileme. Yenilenme. Tazelenme.
  • Yenileme.
  • Yenileme, tazeleme.
  • Yenileme. (Arapça)
  • Yenilenme. (Arapça)
  • Tecdîd edilmek: Yenilenmek. (Arapça)
  • Tecdîd etmek: Yenilemek. (Arapça)
  • Tecdîd olunmak: Yinelenmek. (Arapça)

tecdid ve takviye-i din

  • Dini yenileme ve güçlendirme.

tecdid-i biat / tecdid-i bîat / tecdîd-i bîat / تَجْد۪يدِ ب۪يعَتْ

  • Biatını, bağlılığını, itimadını tekrarlamak, yenilemek.
  • Bağlılık sözünü yenileme.
  • Bağlılığını yenileme.

tecdid-i din

  • Dinin yenilenmesi, yeniden yorumlanması.

tecdid-i iman / tecdîd-i îmân

  • İmanı yenileme, tazeleme.
  • İman esaslarını kalben tasdik ettiğini, dil ile de tekrar edip yenilemek.
  • Bilerek veya bilmeyerek küfrü gerektiren (îmânı gideren) bir sözü söylemek veya bir işi yapmak yâhut böyle bir şeyi yapmış olma ihtimâli üzerine, Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah sözünü; mânâsını bilerek ve inanarak söyleyip, îmânını yenileme, tâzeleme.

tecdid-i lezzet

  • Lezzeti yenileme, tazeleme.

tecdid-i nikah / tecdid-i nikâh / tecdîd-i nikâh

  • Nikâh tazeleme. Nikâh yenileme.
  • Nikâhı yenileme, tâzeleme.

tecdidat / tecdidât

  • Yenilemeler, tazelemeler.

tecdiden

  • Yenileterek. Yenileyerek.

tecdit

  • Yenileme.

teceddüd / تجدد / تَجَدُّدْ

  • Tazelenme. Yenilenme.
  • Yenilenme.
  • Yenilenme.
  • Yenilenme, yenilik. (Arapça)
  • Yenilenme.

teceddüd eden

  • Yenilenen.

teceddüd etmek

  • Yenilenmek.

teceddüd-ü emsal

  • Benzerlerinin yenilenmesi.

teceddüdat / teceddüdât / تجددات

  • Yenilenmeler, yenilikler. (Arapça)

teceddüdi / teceddüdî

  • Yenilenmekle ilgili.

teceddüt

  • Yenilenme, tazelenme.

vazife-i teceddüd-ü din

  • Dini yenileme vazifesi, mücedditlik görevi.

zad ve zahire / zad ve zahîre

  • Azık, yolda yenilecek ve içilecek şeyler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın