LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yayılma ifadesini içeren 91 kelime bulundu...

bast edilme

  • Yayılma, genişleme.

dahve

  • İlk kuşluk vakti. Güneşin ufukta ilk yükselip yayılmaya başladığı an.

daire-i haşir ve neşr

  • Yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası.

esir

  • Bütün kâinatta bulunan ve her tarafı kaplamış olan lâtif madde. Elektrik, ışık ve hararetin yayılmasına vasıtalık eden madde. Görülmeyen ve varlığı bütün ehl-i ilimce kabul edilen lâtif, rakik, elâstikiyeti hâiz seyyal madde.

farabi / farabî

  • (Mi: 870-950) Aristo felsefesinin İslâm âleminde yayılmasına yol açmış bir filozoftur. Aristo'dan sonra gelen mânasına, kendisine Muallim-i Sâni nâmı verilmiştir. Eserlerinin İbn-i Sina üzerinde büyük te'siri vardır. "Kanun" denilen bir çalgı âletinin mucididir. Asıl adı Ebu Nâsır Muhammed'dir.

fecr-i sadık / fecr-i sâdık

  • Sabaha karşı şark ufkunda yayılmaya başlayan beyaz bir aydınlık. Bunun mukabili birinci fecirdir ki, bir aydınlıktan sonra tekrar aydınlık gider. Bu birinci aydınlığa fecr-i kâzib denir. Sabah namazının vakti, fecr-i sâdıkta başlar.

fen'

  • Malın çok olması.
  • Misk kokusunun etrafa yayılması.
  • Bir kimsenin iyiliğini ve ihsanını söyleyip methetmek.

ferş

  • Yer. Yeryüzü.
  • Döşeme. Döşeyiş. Yaymak. Yayılmak. Döşenmiş şey.
  • Küçük develer.

fevc

  • Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım.
  • Koşmak. Sür'at etmek.
  • İyi kokunun dağılıp yayılması.

feveran / feverân

  • Maddi ve manevi kaynayıp fışkırmak.
  • Köpürmek.
  • Coşmak.
  • Kokunun etrafa yayılması.
  • Depreşmek.
  • Şiddet.

fevh

  • Yaradan kan fışkırması.
  • Bolluk, genişlik.
  • Güzel kokunun yayılması.
  • Kaynamak.

feyh

  • Sıcağın şiddetlenmesi.
  • Koku yayılmak.
  • Kazan kaynamak.
  • Yara kanamak.

feyz-i ziya / فَيْضِ ضِيَا

  • Işığın etrafa yayılması.

haşir ve neşir

  • Öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma.

haşir ve neşr-i dünyeviye

  • Dünyadaki varlıkların yeniden diriltilip yayılmaları.

haşir ve neşr-i ekber

  • Öldükten sonra yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma.

haşir ve neşr-i insani / haşir ve neşr-i insanî

  • İnsanların öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanması ve tekrar dağılıp yayılması.

haşr u neşr

  • Toplanıp dağılmak, yayılmak.

haşruneşr

  • Dirilip toplanma ve yayılma.

ifaza

  • (Feyz. den) Bereketlendirmek. Feyz vermek. Bol bol dağıtmak ve akıtmak. Taşıp yayılmak.

iftiraş

  • İzine uyma.
  • Namusa dokunur söz söyleme.
  • Yayılma.
  • Cima.
  • Döşemek.

ılgam

  • Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi göüren yer. Serap, pusarık.

ılgımsalgım

  • Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda, buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi görünen yer. Serap, pusarık.

inbisat / inbisât

  • Genişleme. Yayılma.
  • Açık yüzlü olma. Şâd, mesrur ve mahzuz olma.
  • Gönül açıklığı. Kalb ferahlığı.
  • Fiz: Sıcaklığın etkisiyle madenî cisimlerin enine, boyuna büyüyüp uzaması. Genleşme.
  • Genişleme, yayılma.
  • Açılmak, yayılmak, açık yüzlü olmak, mütebessim çehreli, sevinçli olmak. Gönül açıklığı, kalb ferahlığı hâli.

inbisat-ı efkar / inbisat-ı efkâr

  • Fikirlerin yayılması, intişar etmesi.

indira'

  • (Su) dağılıp yayılma.

indira-iı ma' / indira-iı mâ'

  • Suyun dağılıp yayılması.

intişar / intişâr / انتشار / اِنْتِشَارْ

  • Dağılmak. Yayılmak. Üremek.
  • Tıb: Yorgunluktan damar şişip kabarmak. Umumileşmek.
  • Yayılma.
  • Yayılma.
  • Yayılma.
  • Yayılma.
  • Yayılma. (Arapça)
  • Yayınlanma. (Arapça)
  • Üreme. (Arapça)
  • İntişâr etmek: (Arapça)
  • Yayılmak. (Arapça)
  • Yayınlanmak. (Arapça)
  • Yayılma.

intişar etme

  • Yayılma.

intişar etmek

  • Yayılmak.

intişar-ı hizmet

  • Hizmetin yayılması.

intişarat / intişârât

  • Yayılmalar.

irtac

  • Bir kimsenin sözünü kesme, konuşturmama.
  • Devamlı yağmur ve kar yağma.
  • Kapıyı örtme, kapama.
  • Kıtlık her tarafa yayılma.

irtisas

  • Yayılma, meşhur olma, şüyu bulma, şâyi olma.

işaa

  • Bir haberi yaymak, duyurmak. Bir şeyin şuyuuna, yayılmasına sebeb olmak.

istila / istîlâ / استيلا

  • (Vely. den) Kaplamak, yayılmak.
  • Ele geçirmek. İşgal etmek.
  • Meydanın sonuna erişmek.
  • Basmak. Galebe etmek.
  • Yayılma, ele geçirme. (Arapça)
  • İstîlâ etmek: Yayılmak, ele geçirmek. (Arapça)

kabiliyet-i tevessü

  • Genişleme, yayılma kabiliyeti.

karantina

  • İtl. Bulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu bir ülkeden gelen kişileri, gemileri veya malları geçici olarak tecrit etme şeklinde alınan tedbir.
  • Hastahanede yatması gereken hastaların kayıt ve kabul işlerinin yapıldığı yer.
  • Bir bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek üzere hast

kıvamı / kıvâmı

  • Ayakta tutanı, gelişip yayılmasını sağlayanı.

mebde-i intişar

  • Yayılmanın başlangıcı.

mecra

  • Suyun aktığı yol. Su yolu. Kanal.
  • Cereyan eden yer.
  • Bir haberin yayılma yolu.
  • Bir şeyin dolaştığı yer.

menba-ı intişar

  • Yayılma kaynağı.

meranet

  • Yumuşaklık.
  • Bir mâdenin çekiç vasıtası ile dövüldüğünde yayılması vasfı.

merkez-i intişar

  • Yayılma merkezi.

mevce

  • Bir dalga.
  • Ses, elektrik ve hararetin yayılma dalgalarından herbiri.

mevki-i intişar / mevkî-i intişar

  • Yayılma alanı.

mevr

  • Başka te'sirle bir şeyin dalga gibi gidip gelmesi. Çalkanmak.
  • Suyun yeryüzüne yayılması.
  • Hayvanlardan yün almak.
  • Yol, tarik.
  • Toz, gubar.
  • Rücu etmek, döndürmek.

meydan-ı intişar

  • Yayılma alanı.

meyelan-ı inbisat / meyelân-ı inbisat

  • Genişleme, yayılma meyli, eğilimi.

na'z

  • Münteşir olmak, yayılmak.
  • Kıvama gelmek.

nefh

  • Rüzgâr esmek.
  • Güzel kokunun yayılması. Kokmak.
  • Vurmak.
  • Def'etmek, kovmak.
  • Vuruşmak, kat'etmek.

neşr

  • Yayma, dağıtma, ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.

neşr-i ahkam-ı kur'aniye / neşr-i ahkâm-ı kur'âniye

  • Kur'an hükümlerinin yayılması.

neşr-i envar-ı hakikat / neşr-i envâr-ı hakikat

  • Kur'ân nurlarının yayılması.

neşr-i hakaik-i imaniye

  • İman hakikatlerinin yayılması.

neşr-i hakikat

  • Hakikatlerin yayılması.

neşr-i nur

  • Nurun yayılması.

neşren

  • Yayılmak suretiyle, neşir yoluyla. Yazarak, dağıtarak.

neşrolmak

  • Yayılmak, yayınlanmak.

neşrolunma

  • Yayılma.

neşv ü nema / neşv ü nemâ / نشو و نما

  • Serpilme, gelişme, büyüme. (Arapça)
  • Neşv ü nemâ bulmak: Gelişmek, yayılmak. (Arapça)

nüfuş

  • Yabana yayılmak.
  • Davarların geceleyin yayılıp çobansız otlamaları.

radyasyon

  • (Radiation) Bir enerjinin ışık demeti halinde yayılması. (Fransızca)

sari

  • (Sâriye) Sirayet eden, bulaşıcı, geçici olan. Genişleyip başkasına da geçmeğe, yayılmağa müstaid olan.

şaşaalandırmama / şâşaalandırmama

  • Açıkça yayılmama, gösterişli hale getirmeme.

şayi / şâyi

  • Duyumlar; duyulma, yayılma.

şayia / şâyia

  • Söylenti, yayılma, duyulma.

şeas

  • Toz.
  • Tozlu olmak.
  • Yayılmak, münteşir olmak.
  • Dirilmek.

sehl

  • Yere yayılmak, döşenmek.

sereyan / sereyân

  • Yayılma, her yere sirayet edip etkili olma.
  • Yayılma, dağılma.
  • Geçme, sirayet.
  • Yayılma, dağılma, sirâyet etme.
  • Yayılma.

sereyan-ı seria / sereyan-ı serîa

  • Süratle yayılma.

sirayet / sirâyet

  • Yayılmak, bulaşmak, geçmek.
  • Geçme, bulaşma, yayılma.
  • Bulaşma, yayılma.

şöhret

  • Meşhûr olma, ün, şân, adı duyulup yayılma.

suhulet-i intişar

  • Yayılmadaki kolaylık.

sür'at-i intişar

  • Hızlı yayılma.

suret-i intişar

  • Yayılma şekli.

sutu'

  • Yükselme, yukarı çıkma.
  • Belli olma. (Toz, koku v.b) yayılma.

şüyu / şüyû / شيوع

  • Yayılma, yayılmış.
  • Yayılma. (Arapça)
  • Dağılma. (Arapça)
  • Duyulma. (Arapça)

şüyu'

  • Herkes tarafından duyulmuş, öğrenilmiş.
  • Yayılma, şayi' olma.

ta'mim / ta'mîm / تعميم

  • Genelleştirme, yayma. (Arapça)
  • Genelleştirilme, yayılma. (Arapça)

taammüm / تعمم

  • Yayılma, genelleşme.
  • Genelleşme, yayılma. (Arapça)
  • Taammüm etmek: Genelleşmek, yayılmak. (Arapça)

tazavvu'

  • Bir şeyin güzel kokusunun etrafa yayılması.

teferrüş

  • (Ferş. den) Yayılma, serilme.

tefeşşü'

  • Münteşir olmak, yayılmak, intişar etmek.

tenessür

  • Dağılma, saçılma, yayılma, serpilme.

tevatür

  • Kuvvetli haber.
  • Bir haberin ağızdan ağıza geçerek yayılması. (Bak: Mütevatir).

tevessü

  • Genişleme, yayılma.
  • Genişleme, yayılma.

tevessü'

  • (Çoğulu: Tevessüât) Genişleme, yayılma. Vüs'at bulma.
  • Zahmetsiz herkese yer bulunma.

tevsi-i malumat / tevsi-i malûmat

  • Malûmatın dağılması, bilginin yayılması.

vaks

  • Fahişe kısmının fahişeliğini zikrederek anlatmak.
  • Bedene uyuz illeti yayılması.

zey'

  • (Zeyean) Duyulma. Meydana çıkıp yayılma.