LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yavru ifadesini içeren 145 kelime bulundu...

ahu-beçe

  • Ceylan yavrusu. (Farsça)

ahu-bere

  • Ceylan yavrusu. (Farsça)

ahubere / âhûbere / آهوبره

  • Ceylan yavrusu. (Farsça)

aiz

  • Yeni doğmuş deve yavrusu.

aluk

  • Arzu.
  • Kendi yavrusundan başka yavruyu emzirmek isteyip yine burnuyla koklayıp emzirmeyen deve.
  • Devenin otladığı ot.
  • Süt.

anak / anâk

  • (Çoğulu: Ânuk) Dişi keçi yavrusu.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Karakulak dedikleri hayvan.

ankas

  • Erkek tilki yavrusu.

atık / âtık

  • Azad edilmiş, Serbest bırakılmış kimse.
  • Yaşlı.
  • Genç kız.
  • Temiz soylu.
  • Eski.
  • Yavru kuş.

atik

  • (Atika) Esaretten serbest bırakılmış olan.
  • Soyu temiz. Necib.
  • Genç kız.
  • Kadim. İhtiyar.
  • Yavru kuş.
  • Eski.
  • Hz. Ebû Bekir'in (R.A.) bir nâmı.

avatık

  • (Tekili: Atık) Yaşlılar.
  • Genç kızlar.
  • Hür ve serbest olanlar.
  • Yavru kuşlar.

bahıyre

  • Cahiliyye devrinde beş batın doğuran devenin beşinci yavrusu erkek olursa kulağı yarılır ve salıverilirdi. Artık hiç bir işte kullanılmayan bu deveye bu ad verilirdi.

bakir / bakîr

  • Yensiz gömlek.
  • Sığır sürüsü.
  • Karnı yavrusundan dolayı yarılan deve.

beççe / بچه

  • Çocuk. (Farsça)
  • Yavru. (Farsça)

beçe

  • (Çoğulu: Beçegân) İnsan veya hayvan yavrusu. (Farsça)

beçe-dar

  • Yavrusu olan, çocuğu olan. (Farsça)
  • Gebe, hâmile. (Farsça)

beçe-gan / beçe-gân

  • (Tekili: Beçe) Çocuklar, yavrular. (Farsça)

beçe-i hunin

  • Kanlı yavru.
  • Mc: Acı gözyaşları.

beçe-i tavus-u ulvi / beçe-i tavus-u ulvî

  • Gökteki tavusun yavrusu.
  • Kamer, ay.
  • Güneş, şems.
  • Ateş, nar.
  • Gündüz.
  • Yâkut.

behdel

  • Sırtlan yavrusu.
  • Erkeğin memelerinin büyük olması.

bere

  • Kuzu. Koyun yavrusu. (Farsça)

bev

  • Deve yavrusunun derisi. (Bunu samanla doldurup anasına gösterirler. tâ ki sağılmaktan kaçmasın diye.)

birr

  • Temizlik.
  • Günahtan çekinmek.
  • Takvâ.
  • İn'âm ve ihsan etme.
  • Amel-i sâlih, iyi amel.
  • Koyunu sevketmek.
  • Gönül, kalb.
  • Tilki yavrusu.
  • Fâre.

bist

  • (Çoğulu: Ebsât-Büsât) Yavrusu yanında olan dişi deve.
  • Salıverilmiş, bırakılmış olan şey.

bücc

  • Kuş yavrusu.

büzgale

  • Keçi yavrusu, oğlak. (Farsça)

büziçe

  • Oğlak. Küçük, yavru keçi. (Farsça)

carin

  • Aşınmış ve eskimiş bez.
  • Belirsiz yol.
  • Yılan yavrusu.

cebceb

  • Çok hasta deve yavrusu.

cedi

  • Güneş medarının oniki burcundan birisi. Oğlak burcu. (Güneşin cenuba doğru inişinin en aşağı derecesini bildirir.)
  • Keçinin erkek yavrusu, erkek oğlak.

celed

  • Sütü ve yavrusu olmayan büyük deve.
  • Muhkem yer.
  • Samanla doldurulup anası önüne koyulan buzağı derisi.

çerag-çeşm

  • Evlat, çocuk, veled, insan yavrusu. (Farsça)

cerv

  • Küçük meyve.
  • Vahşi hayvan yavrusu. Enik.

cevzel

  • (Çoğulu: Cevâzil) Güvercin yavrusu.
  • İğne deliği.

ciğer-guşe / ciğer-gûşe

  • Evlât, yavru. (Farsça)
  • Sevgili. Mâşuk. (Farsça)

ciğer-pare / ciğer-pâre

  • Sevgili yavru, evlâd. (Farsça)

ciğerpare / ciğerpâre

  • Ciğer parçası, sevgili yavru.

civelek

  • Tar: Yeniçeri Ocağı'nda bulunan ve aşçıbaşı maiyetinde yaver gibi kullanılan gençler.
  • Canlı, hareketli ve neş'eli deve yavrusu veya genç.

cüvar

  • (Civâr) Yakınlık. Komşuluk.
  • Himâyet, korumak.
  • Riâyet.
  • Süt emen deve yavrusu.
  • Karga sesi.
  • Öküz avazı.

darim

  • Aç.
  • Tavşancıl yavrusu.

dırv

  • Av öğrenmiş olan köpek yavrusu.
  • Dağ ağaçlarından pelit ağacına benzer bir ağaç.

div-beçe

  • Deve yavrusu. (Farsça)

duhruce

  • (Çoğulu: Dehâric) Yellengen böceğinin yuvarladığı ters.
  • Deve kuşunun yavrusu.

embriyoloji

  • yun. Biy: Canlıların başlangıçtan itibaren gelişmesini inceliyen biyoloji ilminin bir bölümü. İkiye ayrılır: 1- Ontogonez: Yumurtadan yavruların meydana gelişini inceler. 2 - Flogenez: Canlıların ilk yaratılışı ile bugünkü şekli arasında meydana gelen değişmeleri inceler. Dünyada başlangıçtan bugüne

emhar

  • (Tekili: Mehr) Mehrler, nikâh bedelleri. Zevceynin ayrılmaları halinde kadına verilecek olan ve nikâhta kararlaştırılan para ve sair eşyalar.
  • (Mühür) Taylar, at yavruları.

eşbal

  • (Tekili: Şibl) Arslan yavruları.

etfal / etfâl

  • Çocuklar, yavrular.

fasil / fasîl

  • (Çoğulu: Fisâl-Fuslân)
  • Hâkim.
  • Kale duvarından kısa duvar.
  • Deve yavrusu.

felüvv

  • (Çoğulu: Eflâ-Felâvâ) Atın yavrusu. Tay.

fera'

  • Devenin ilk doğurduğu yavru. (Cahiliyet zamanında kefere putlarına kurban ederlerdi ve "anasının sütü bereketlenir; çoğalır" derlerdi.)

ferh

  • Civciv. Tavuk veya kuş yavrusu.
  • Nebatların diplerinde çıkan filiz.
  • Yavru.
  • Yavru.

ferzend

  • (Çoğulu: Ferzendân) Yavru. Çocuk. Veled. (Farsça)

fisal

  • (Tekili: Fasıl) Ayrılmış olanlar.
  • Yavrunun sütten kesilmesi.
  • Kısa duvar.
  • İnsanların lehinde veya aleyhinde söz söyleyerek para toplıyan.
  • Ana sütünden kesilmiş hayvan yavrusu (Füslan, fislan şeklinde de olur.)

fıtam

  • Çocuğu veya yavruyu sütten kesme.

gamc

  • Suyu sora sora içmek.
  • Deve yavrusunun anasının karnı ve ayaklarının altına gelmesi.

gamus

  • Şiddetli emir.
  • Süngü ile vurup, ucunu diğer taraftan çıkarmak.
  • Karnındaki yavrusu belli olmayan deve.

gaydak

  • Geniş.
  • Yumuşak.
  • Kerim kişi. İyi huylu kimse.
  • Keler yavrusu.
  • Büluğ çağına varmamış çocuk.

gazal

  • (Çoğulu: Gazale-Gazelân) Ceylân. Geyik, âhu. Geyik yavrusu.
  • Şarkıcı, mızıkacı.
  • Güzel göz.

gevsale

  • Bir yaşına girmiş sığır yavrusu. (Farsça)

gubbe

  • Tavşancıl kuşunun yavrusu.

gürgzade

  • Kurt yavrusu. (Farsça)

gusale

  • Dana, buzağı. Sığır yavrusu. (Farsça)
  • Kösele. (Farsça)

hacl

  • (Çoğulu: Ahcâl-Hucul) Köstek.
  • Bukağı.
  • Küçük deve yavruları.

hadil / hâdil

  • (Hadl. den) Aşağıya sarkıtılmış.
  • Gözlerinde ve ağzında çıban olan deve yavrusu.

haffane

  • (Çoğulu: Haffân) Deve kuşu yavrusu.
  • Hizmet.
  • Maiyyet.

hafud

  • Karnındaki yavrusunu âzası belirmeden düşüren deve.

haliyye

  • Bağından boşanmış deve.
  • Yabancı bir yavru emziren deve.
  • Büyük gemi.
  • Arı kovanı.
  • Ahlâktan kinâyedir.
  • (Çoğulu: Haliyyât) Bekâr kadın, evlenmemiş kız.

harkürre

  • Eşek yavrusu, sıpa. (Farsça)

havta'

  • Tavşan yavrusu.
  • Bir nevi sinek.
  • Delil.

havtel

  • Büluğa eren oğlan.
  • Bağırtlak yavrusu.

hebul

  • Yavrusu kalmayan deve.

heysem

  • Toy kuşunun yavrusu.
  • Tavşancıl yavrusu.
  • Akbaba yavrusu.
  • Kurt eniği.

hırnık

  • (Çoğulu: Harânik) Tavşan yavrusu.
  • Bir şâire kadın.

hırs-beçe

  • Ayı yavrusu.

hırsek

  • Ayı yavrusu. (Farsça)

hışf

  • Geyik yavrusu.

hiskil

  • (Çoğulu: Hasâkil) Her canavarın yavruları içinde küçük olanı.

hisl

  • (Çoğulu: Husul) Yumurtasından yeni çıkmış olan kertenkele yavrusu.

hübu'

  • (Çoğulu: Hebât) Doğum vaktinin sonunda doğmuş deve yavrusu.
  • Devenin boynunu uzatarak yürümesi.

huluc

  • Ayrılmak.
  • Çekilmek.
  • Yavrusu ayrıldığında sütü az olan deve.

hüreyre

  • Kedi yavrusu.

huvar

  • (Çoğulu: Ahvire-Hırân-Hurân) Anasından ayrılmayan deve yavrusu. (Anasından ayrılsa "fasil" derler.)

hüzi / hüzî

  • Kedi yavrusu.

ıcl

  • Dana, sığır yavrusu.

icl

  • Dana. Sığır yavrusu.
  • Sığır yavrusu, buzağı.

ifrah

  • Belirsiz bir şeyi belirtme.
  • şübhe ve tereddütü giderme.
  • (Kuş) yavrulama.
  • (Tohum) yeşerme.

kaba necaset / kaba necâset

  • İnsandan çıkınca abdesti veya guslü gerektiren her şey, eti yenmeyen hayvanların, (yarasa hâriç) ve yavrularının yüzülmüş, dabağlanmamış derisi, eti, pisliği ve bevli ile süt çocuğunun pisliği, bevli ve ağız dolusu kusmuğu, insanın ve bütün hayvanlar ın kanı ile şarab, leş, domuz eti ve kümes ve yük

kaba'ser

  • (Çoğulu: Kabâis) Büyük, kuvvetli, sağlam. Zayıf deve yavrusu.
  • Deniz canavarlarından bir canavar.

kara'

  • Deve yavrusunda çıkan beyaz bir sivilce ve kabarcık.
  • Baştaki saçların hastalıktan dökülmesi.

kırmil

  • (Çoğulu: Karâmil) Azgın devenin yavrusu.
  • İki hörgüçlü deve.

kişaf

  • Bir kaç yıl üstüne yük vurulmayan deve yavrusu.
  • Dişi deve hâmile iken erkek devenin ona cimâ etmesi.

kuluçkaya kapanmak

  • Kuşun, yavru çıkarmak üzere yumurtaların üzerine yatması.

kürre

  • Hayvan yavrusu. Sıpa. Tay. (Farsça)

kürre-i har

  • Eşek yavrusu. Sıpa.

kürük

  • Deve yavrusu. (Farsça)

kuvb

  • Yavru.

laglaga

  • (Çoğulu: Laglag) Ördekten küçük bir güzel kuştur, başında az miktar beyaz tüyü vardır. Türk diyârında yavrusunu çıkarıp kış günlerinde Mısır'a gider.

lakıh / lâkıh

  • (Çoğulu: Levâkıh) Ağaca su yürüten rüzgâr.
  • Yağmur yağdıran rüzgâr.
  • Karnında yavrusu olan hamile deve.

malak

  • Manda yavrusu. Buzağı.

mecr

  • Bir nesneyi devenin karnındaki yavrusuna bey'etmek. Devenin karınındaki yavrusunu bir malla değiştirmek.
  • Çokluk asker.
  • Akıl.

mesbere

  • Kadının veled getirdiği yer.
  • Devenin yavruladığı yer.

mest

  • Adamın elini deve karnında yavrunun yattığı yere sokması.
  • Bağırsak içinde iken sıvayıp çıkarmak.

mihar

  • (Tekili: Mühür) At yavruları. Taylar.

muknia

  • Kurbağa yavrusunun, yumurtadan çıktığı ilk hâli.

muşek

  • Yavru fare. Fare yavrusu. (Farsça)

mutfil

  • (Çoğulu: Metâfil) Yanında genç buzağısı olan geyik.
  • Yavrulu deve.

nahiz

  • Uçmaya hazırlanmış ve kanatları bitmiş olan kuş.
  • Tavşancıl yavrusu.

neab

  • Karga yavrusu.
  • Horoz veya karga gibi ötme.

nehar

  • (Çoğulu: Enhür) Fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan aydınlık.
  • Toy kuşunun yavrusu.
  • Altın.

nitac

  • Yavrulama, yavru doğurma.

oğlak

  • Keçi yavrusu.

peçe

  • (Çoğulu: Peçegân) İnsan veya hayvan yavrusu.
  • Oğlan, çocuk.
  • Sarmaşık bitkisi.

peçegan / peçegân

  • (Tekili: Peçe) İnsan veya hayvan yavruları. (Farsça)

piristubeçe

  • Kırlangıç kuşu yavrusu. (Farsça)

ral

  • (Çoğulu: Rilâl-Ri'lân-Er'ül- Reele) Deve kuşunun yavrusu.

rasaa

  • (Çoğulu: Rusâ) Bal arısının yavrusu.

raşih

  • Yürüyebilen geyik yavrusu.

re'l

  • (Çoğulu: Riâl-Ri'lân-Er'ul) Deve kuşu yavrusunun erkeği.

recel

  • Saçın ne sarkık ve ne de çok kıvırcık olması.
  • İstedikçe emsin diye davarı yavrusuyla beraber otlağa salmak.

reşa'

  • Yürüyebilen geyik yavrusu.

reum

  • Yavrusunu seven deve.
  • Yanından geçen kimsenin elbisesini yalayan koyun.

rubh

  • Deve yavrusu.
  • Bir kuşun adı.
  • İç yağı.

rüşeym

  • Rahimde yavrunun bütün azalarının teşekkül etmiş şekli. (Harekete başlayan rüşeyme, cenin denir)

sabi'

  • Yavru sesi.
  • Fil, hınzır ve fâre sesi.

segpeçe

  • Köpek yavrusu. (Farsça)

selah

  • (Çoğulu: Selhân) Keklik yavrusu.

selub

  • (Çoğulu: Süleb) Müddeti tamam olmadan yavrusunu düşüren deve.

şerh

  • Her nesnenin evveli.
  • Her sene yeni doğan deve yavruları.
  • Yiğitlik.
  • Yarmak.

şibl

  • Aslan yavrusu.

sırar

  • Devenin sütü çok olsun ve yavrusu emmesin diye emziğinin dibine bağladıkları ip.

tala'

  • (Çoğulu: Etlâ) Geyik buzağısı.
  • Çatal tırnaklı hayvanların yavrusu.
  • Buzağının ayağını bağladıkları ip.
  • Şahıs.

talve

  • Vahşi canavarların yavrusu.
  • Keçi bağladıkları ip parçası.

tebi'

  • Yardımcı, yardak.
  • Sığır yavrusu.

tevbis

  • Köpek yavrusunun gözlerini açması.

tufuliyyet

  • (Tufulet) Çocukluk. Küçüklük. Yavru oluş.
  • Ter u tazelik.

usbud

  • Kelp aşmasından olan kurt yavrusu.

vasiyle / vasîyle

  • Cahiliye döneminde bir koyun dişi doğurursa yavru sahibinin, erkek doğurursa ilâhlarının olurdu. Koyun dişi ve erkek yavru doğurduğu takdirde dişi yüzünden erkek yavru da kurban edilmezdi. Buna vasîyle denirdi.

veled

  • Erkek çocuk. Oğul. Çocuk.
  • Döl, yavru.
  • Oğul, yavru, çocuk.

veraset-i ırkıye

  • Doğan yavrunun ecdadına benzemesi.

ya'fur

  • (Çoğulu: Yaâfir) Tüyleri toprak renginde olan ceylân.
  • Ceylân yavrusu.
  • Gecenin beşte veya altıda bir bölümü.
  • Peygamberimizin merkebinin adı.

yafuf

  • Turaç kuşunun yavrusu.

yenabi'

  • (Tekili: Yenbu') Kaynaklar, pınarlar, çeşmeler.
  • Kedi yavruları.

yenbu'

  • (Çoğulu: Yenâbi) Pınar, kaynak.
  • Kedi yavrusu.

zag-beçe

  • Karga yavrusu. Yavru karga. (Farsça)

zegab

  • Kuş yavrusunun üstünde olan sarıca tüyler.

zehder

  • Çakır doğan.
  • Doğan yavrusu.
  • Bir atın adı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın