LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yavaş ifadesini içeren 85 kelime bulundu...

aheste / âheste / آهسته

  • Yavaş, ağır. (Farsça)
  • Yavaş, ağır.
  • Yavaş.
  • Yavaş, usul, ağır. (Farsça)

aheste-rev

  • Aheste âheste yürüyen, acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. (Farsça)

ahestegi / ahestegî / âhestegî / آهستگى

  • Yavaşlık, acele etmemeklik. (Farsça)
  • Yavaşlık. (Farsça)

akbenek

  • Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek.

an-be-an

  • Gittikçe, yavaş yavaş, zaman ilerledikçe.

atim

  • Yavaş, sessiz, ağır.

bataet / batâet / بطائت

  • Tenbellik, yavaşlık. Ağırlık.
  • Ağırlık, yavaşlık. (Arapça)

bati / batî / بطى

  • Ağır hareketli. Ağır. Yavaştan.
  • Ağır, yavaş. (Arapça)

betaet / betâet / بطائت

  • Ağır olma, yavaşlık.
  • Ağırlık, yavaşlık. (Arapça)

bittedric

  • Yavaş yavaş.

cerrar

  • Cer yapan, para toplayan.
  • Yavaş yavaş giden asker alayı veya ordusu. Harp âletleri ile cihazlanmış ordu.
  • Desti satıcısı.
  • Ağır ağır giden.
  • Traktör.

ceste ceste

  • Bölüm bölüm, yavaş yavaş.

dahdaha

  • Yorulmak, yorultmak.
  • Yavaşlamak.
  • Muti etmek, emre itaat ettirmek.
  • Hor etmek.

damia

  • Yavaş olarak ve damla damla kan sızdıran yara.

delif

  • Yavaş yürümek.

dendene

  • Mırıltı, homurdanma. Ağır ağır, dudak kıpırtısıyla, yavaş yavaş söylenen söz. (Farsça)

derem

  • Baldır etli olduğundan dolayı topuğun görünmeyip belirsiz olması ve sâir kemiklerin etlilikten belirmeyip örtülmesi.
  • Ağızdan dişlerin dökülüp yerini et bürüyüp belirsiz olması.
  • Davarın yavaş yürüyüp adımlarını birbirine yakın atması.

dess

  • Yavaş yağan yağmur.
  • Acıtıcı derecede dövmek.
  • Def'etmek.

direng

  • Gecikme, yavaşlık, teenni, teahhur. (Farsça)
  • Dinlenme, karar, istirahat, aram. (Farsça)

enaet

  • Acele etmeyip teenni üzere olmak. Yavaş hareket.

fahl

  • Yavaşlık, hilm.

gafak

  • Yağmurun yavaş yavaş yağması.GAFER (Gufâr)Ğ : Kadının baldırında, alnında veya başka yerinde olan kıl.

hafz

  • Aşırı olmama hali.
  • Refah ve ferahlık. Huzur ve rahat.
  • Yavaş yavaş mülayim yürüyüş, itidal. Alçak.
  • Kelimenin son harfini esre, yâni "i" diye okumak.
  • Sözü boğaz içinden söylemek.

hayt-i esved

  • Siyah iplik, fecir zamanı yavaş yavaş silinen gecenin karanlığı.

hedcan

  • Yavaş yürüyüş.

hevade

  • Yavaşlık.
  • Yumuşaklık.
  • Kavmin içinde salah ve muvâfakata sebep olması mümkün olan kimse.

hevs

  • Bir şeyi vurarak kırmak.
  • İfsad etmek.
  • Dolaşmak.
  • Davarı yavaşça ileri sürmek.

hey'ua

  • Kusmak, kay.
  • Yavaşlık.

hilm-i himari / hilm-i himarî

  • İfrat derecede yavaşlık, yumuşak huyluluk.

hilmiyyet

  • Yumuşaklık, yavaşlık, yumuşak huyluluk.

iltizam

  • Kendine lâzım kılma. İcrasına cehdettiği şeyi kendi üzerine vâcib kılma. Mülâzemet etme. Gerekli bulma.
  • Tarafgirlik etme, birinin tarafını tutma.
  • Onyedinci y.y. dan itibâren devlete gelir getiren kaynaklar, yavaş yavaş belirli bedel karşılığında şahıslara verilmeğe başlandı.

inkilal

  • Yavaşça gülme, tebessüm etme.
  • Körlenme, kesmez hâle gelme.

irşaf

  • Suyu yavaş yavaş ve yudum yudum içme.

itfa'

  • Söndürme. Bastırma. Dindirme.
  • Bir borcu ödeyerek bitirme.
  • Fizikte: İntizamlı ve eşit zamanlarla sallanan bir hareketin yavaş yavaş azalarak sıfıra inmesi.

katuf

  • Tenbel.
  • Yavaş yürüyüşlü davar, yavaş olan hayvan.
  • Tembel; yürüyüşü ağır, yavaş olan hayvan.

kaud

  • Yavaş giden at.

kusur

  • Noksanlık. Eksiklik. Noksan ve âcizlik. İhmal. Tedbirsizlik.
  • Cem' olmalar.
  • Pahalanmak.
  • Eksilmek.
  • Şiddetli olan şeyin yavaşlayıp sâkin olması.
  • Bereketlenmek.
  • İmtina', âciz olmak.
  • Bir hesabın üstü. Artan kısım.
  • (Tekili: Kasr) Kası

leyyin

  • Yumuşak. Mülâyim. Hafif. Yavaş olan.

mazlumiyyet

  • Mazlumluk. Zulüm görmüşlük.
  • Sessizlik, yavaşlık.

mehel

  • (Çoğulu: Mühul-Emhâl) Yavaş yapmak.
  • Sonraya bırakmak, te'hir etmek.

mu'tedil

  • Yavaş ve mülâyim. Ne pek az, ne pek çok olan. Orta hâlli. İtidalli.

mu'tedilane

  • Orta hâllice. Ne çok hızlı, ne de çok yavaş olmadan.

muafir

  • Yavaş yürüyen kişi.

muhafete

  • Söyleme, yavaş okuma.

muhallim

  • Halim selim eden. Yavaş kılan. (Öfkeli birisini) yumuşatan.

mülayim

  • Yumuşak. Yavaş. Uygun. Yumuşak huylu.

müressil

  • Yavaş, güzel ve ihtiyatla okuyan.

mütederriç

  • Derece derece, yavaş yavaş.

mütemehhil

  • Yavaş yavaş, aşamalı şekilde.

müterahi

  • Yavaş hareket eden, ağır davranan.

müterennimin / müterennimîn

  • (Tekili: Müterennim) Güzel sesle yavaş yavaş şarkı söyliyenler.

necis

  • Yavaş hareketli insan veya hayvan.
  • Gizli olan şeyi halk içinde ifşa etmek.
  • Gizlenen sır, nişan.
  • Bir nevi yeşillik.

nerm nerm

  • Yavaş yavaş, âheste âheste. (Farsça)

pest

  • Alçak, aşağı. Hafif, yavaş ses. (Farsça)
  • Sesi galiz, kalın ve korkunç olan. (Farsça)
  • Alçak, yavaş.

pey-der-pey

  • Birbiri ardınca. Yavaş yavaş, azar azar. (Farsça)

rehamet

  • Sözün, sesin yavaş, ince ve tatlı olması.

reyde

  • (Çoğulu: Ruyud) Dağın sivri ve yumru tarafı.
  • Yavaş ve yumuşak esen rüzgâr.

rıfk

  • Yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket. (Zıddı: unf)

rud

  • Yavaş yürümek.

sefr

  • Arslan.
  • Deve ferci.
  • Eyer kuskunu.
  • Yavaş yürüyen deve.

sell

  • Yavaşça çekip sıyırma. Sıyrılma.
  • Çıkarma, çıkarılma. Çekme, çekilme.

şey'en feşey'en

  • Yavaş yavaş, azar azar.
  • Yavaş yavaş, ağır ağır.

şey'en şey'en

  • Yavaş yavaş, ağır ağır.

süfal

  • Yavaş giden deve. Geç yürüyüşlü deve.

sühulet / sühûlet

  • Kolaylık. Kolaylık vasıtası.
  • Yavaşlık. Nâzik muamele.
  • Elverişli. Kullanışlı.
  • Paraca kolaylık.
  • Kolaylık, kolaylık aracı, yavaşlık, nazik muamele, elverişli, kullanışlı, paraca kolaylık.

şuveyy

  • Yavaş.

tebtıe

  • (Bati. den) Yavaşlama, ağırlaşma.

tedric

  • Azar azar, derece derece ilerlemek. Birisini bir şeye yavaş yavaş vardırmak.
  • Sıkıştırmak suretiyle çok güçsüz hâle koymak.
  • Edb: İfadenin derece derece yükselmesi veya alçalması.

tedricen / tedrîcen / تدریجا

  • Yavaş yavaş, azar azar, derece derece.
  • Yavaş yavaş, azar azar, derece derece.
  • Gitgide, adım adım, yavaş yavaş. (Arapça)

tedrici / tedricî / tedrîcî / تدریجى

  • (Tedriciyye) Yavaş yavaş olan, derece derece yapılan.
  • Yavaş yavaş, azar azar, gittikçe. (Arapça)

teenni / teennî / تأنى

  • İlerisini düşünerek acele etmeden yavaş ve ihtiyatlı hareket etme.
  • Yavaşlama, duraksama. (Arapça)
  • Dikkat gösterme. (Arapça)

teenni-i hikmet

  • Hikmetin yavaş yavaş ve akıllıca gibi, en faydalı şekilde zuhuru.

tefehhüm

  • Farkına varmak. İdrâk eylemek.
  • Yavaş yavaş anlamak. Tekellüfle anlamak.

tefehhümat / tefehhümât

  • (Tekili: Tefehhüm) Farkına varmalar, yavaş yavaş anlamalar.

temahül

  • Mühlet verme. Yavaş ve ağır davranma.

temezzüz

  • Yavaş yavaş ve dinlenerek içmek.

tenezzül

  • (Çoğulu: Tenezzülât) İnme, düşme. Aşağılama.
  • Gönül alçaklığı. Karşısındakinin seviyesine göre tevâzu ile konuşmak.
  • Yavaş yavaş inmek. Mekânını yukarıdan aşağıya nakletmek.

terbiye

  • Kişiyi yavaş yavaş rûhen ve bedenen yetiştirmek, olgunlaştırmak.
  • Edeblendirme, cezâlarını verme.

terennüm

  • Güzel güzel anlatma.
  • Yavaş ve güzel sesle şarkı söyleme.
  • Ötmek. Musikîleşmek.
  • Güzel güzel anlatma, yavaş ve güzel sesle şarkı söylemek.

teressül

  • Acelesiz olmak, yavaş yavaş yapmak.
  • Harflerin mâhreclerine ve medlerine riâyet etme.

tertil

  • Muvafık ve yerli yerinde, güzel, uygun ve lâtif konuşmak.
  • Düşüne düşüne, yavaş yavaş, anlayarak okumak. Beyan eylemek ve âşikâr kılmak.
  • Kur'an-ı Kerim'i usul ve kaidesine göre, acele etmeksizin dura dura anlaya anlaya okumaktır. Kur'an-ı Kerim tertil üzere nâzil olmuştur.

vükub

  • Yavaş yürüme.

zemzem

  • Çok mübarek bir su.
  • Kâbe-i Mükerreme'nin yanındaki maruf kuyu.
  • Kelimenin lügat manası: Yavaş yavaş teganni ve terennüm eylemek, hafif ve yavaş yavaş türkü söylemek.
  • Çok bol.

zemzeme

  • Nağme, hoş ses. Uzun uzadıya gürleyerek seslenmek. Geniz ve boğaz ile ezgili ses çıkarmak. Yavaş yavaş geniz ve boğazdan ses çıkararak türkü veya şarkı söylemek.
  • Cemaat.

zeref

  • (Zerefân-Zerâfe-Zerif) (Çoğulu: Zevârif) Gözden yaş akmak.
  • Yavaş yürümek.