LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yassı ifadesini içeren 47 kelime bulundu...

abel

  • (Çoğulu: Abâl) Yassı ve enli yaprak.

ahsem

  • Geniş yüzlü kılıç.
  • Arslan.
  • Enli, yassı ve yayvan burun.
  • Enli, yassı ve yayvan burunlu adam.

akkub

  • Devenin çok yediği yassı yapraklı bir dikenli ot.

akşet

  • (Çoğulu: Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan.

bi-kıyas / bî-kıyas

  • Kıyassız, ölçüsüz. (Farsça)

ceded

  • Yassı, düz yer.

dabbe

  • (Çoğulu: Dıbâb) Dişi kertenkele.
  • Kapıya koyulan yassı enli demir.

dil

  • t. Lisan, zeban.
  • Ağızdaki tat alma duygusu ve konuşma uzvu.
  • İnsanların konuştukları lehçelerin her birisi. Lügat.
  • Muhtelif âlât ve edevâtın uzunca ve yassı, ekseriya oynak kısımları.
  • Coğ: Denizin içine uzanmış üstü düz mumluk, uzunca kara parçası.
  • Mc:

dümluk

  • Yassı, yuvarlak taş.

eftah

  • Yassı burunlu.
  • Parmaklarının boğumu yassı ve yumuşak olan.
  • Tırnaklarının boğumları yumuşak olan kuş.

erahh

  • Tırnağı yassı ve geniş olan hayvan.

fath

  • Yassı ve enli olmak.

feşfaş

  • Yassı kılıç.

feta

  • (Fetâne) (Çoğulu: Eftâ) Yassı ve çökük burunlu olmak.

fetase

  • Yassı çökük burunlu olmak.
  • Büyük boncuk.

feylekus

  • Fil kulağı dedikleri büyük yassı yapraklı ot.

galfak

  • Geniş, vâsi.
  • Yumuşak.
  • Su içinde yetişen yassı yapraklı bir ot.
  • Kurbağa yosunu.

gavc

  • Enli ve yassı olmak.
  • Muzdarip olmak, acı çekmek.

hasem

  • Burnun yassı ve geniş olması.

hirek

  • Karaman koyunundan daha küçük yapıda, yassı ve geniş kuyruklu bir koyun cinsi.

hunat'e

  • Kalın, yassı nesne.

kara'belane

  • Karnı büyük, yassı bir böcek.

karavana

  • Bakırdan yayvan yemek kabı.
  • Kışla, okul, hastahane gibi müesseselerde tevzi edilecek yemeği içine koydukları kap.
  • İnce ve yassı elmas.
  • Atışta hedefe vuramama.

ketife

  • Hased.
  • Kapıya çakılan yassı büyük demir kilit.

kıt'

  • (Çoğulu: Aktâ-Aktu) Deve palası.
  • Yük üstüne örttükleri palas.
  • Gecenin bir miktarı.
  • Yassı ve büyük olan ok temreni.

kuşuta

  • Burnun çökük ve yassı olması.

me'cuc / me'cûc

  • Çok eski zamanlarda, bir duvar arkasında bırakılmış, kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes'in soyundan gelecek olan kötü bir millet. Yüzleri yassı, gözleri küçük, kulakları çok büyük, boyları kısadır.

medak

  • Bir şeyi ezmekte kullanılan yassı taş.

mıhfak

  • Enli yassı kılıç.

mu'bile

  • (Çoğulu: Meâbil) Yassı, uzun ok temreni.

müfertah

  • Yassı başlı.

müftah

  • Yassı.

musattah

  • Satıh haline getirilmiş. Düz ve yassı hâle konulmuş olan. Satıhlandırılmış. Düzleştirilmiş.

musfac

  • Yassı başlı.
  • Ellerini birbirine vurup sesini işittirdikleri kişi.

pehn

  • Enli, geniş, yassı. (Farsça)
  • Genişlik, enlilik. (Farsça)

safih

  • Gökyüzü, semâ.
  • Yassı veya düz olan şey.

safiha

  • (Çoğulu: Safayih) Yüzün derisi.
  • Kapı tahtası.
  • Kâğıdın bir tarafı.
  • Yassı ve düz nesne.
  • Enli kılıç. (Bu mânâya C: Sıfâh)

salaet

  • (Çoğulu: Salâât) Ezme işindeki kullanılan yassı düz taş.

salaye

  • (Çoğulu: Salâyât) Bir şey ezmede kullanılan yassı düz taş.

secer

  • Yassı ve enli.

şüfre

  • (Çoğulu: Eşfâr) Yassı büyük bıçak.
  • Gön ve sahtiyan kestikleri bıçkı.
  • Kılıç ağızı.
  • Kirpik biten yer.

sulla'

  • (Çoğulu: Sıllâ) Enli yassı taş.
  • Ot bitmeyen mevzi.

teşbih

  • Yassı ve enli yapmak.

testih

  • Yassı ve düz yapmak.
  • Eşit yapmak, beraber etmek.

uşere

  • (Çoğulu: Uşur-Uşerat) Sütleğen cinsinden dikenli, yassı yapraklı ağaç.

vakvak

  • Korkak kişi.
  • Hindistan'da Vakvak beldesinde yetişen bir ağaçtır. Yüz zira' miktarı boyu olur, kalkan gibi yassı yaprağı olur.

yenarık

  • Yassı bilezik.