LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yarar ifadesini içeren 117 kelime bulundu...

akilet-ül ekbad / âkilet-ül ekbâd

  • Ciğerler yiyen kadın.
  • Uhud harbinde şehid olan Hz. Hamza'nın (R.A.) göğsünü yararak ciğerlerini yiyen Ebu Süfyanın karısı Hind.

amel-i salih / amel-i sâlih

  • İyi amel, yararlı iş. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği iş, ibâdet.

amel-i talih / amel-i tâlih

  • Faydasız, yararsız iş; makbul olmayan amel.

atıl / âtıl / عاطل

  • Yararsız. (Arapça)
  • Tembel. (Arapça)

bakiyat-ı salihat / bâkiyat-ı salihat

  • Ebedî âlemde sevap olarak bâki kalan kutsal sözler, dine uygun iyi ve yararlı işler.

bar-ver

  • Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. (Farsça)
  • Mc: Faydalı, faydayı mucib, iyi netice veren. Yararlı. (Farsça)

behremend / بهرمند

  • Hisse sahibi. (Farsça)
  • Yararlanan. (Farsça)

berbar

  • Evin dam kısmında bulunan oda. (Farsça)
  • Çardak. (Farsça)
  • Kemeriye. (Farsça)
  • Tahtaboş. Damın düz bir kısmı ki, en çok çamaşır sermeye yarar ve çinko ile döşelidir. (Farsça)

bilistifade / بالاستفاده

  • Yararlanarak, istifade ederek. (Arapça)

bisud / bîsûd / بى سود

  • Yararsız. (Farsça)

burhan-ı inayet

  • Bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen delili.

burjuvalar taifesi

  • Şehirlerde yaşayan, özel imtiyazlardan yararlanan zengin grup.

celb-i menafi / celb-i menâfi

  • Menfaatlerin celbedilmesi; yarar sağlama, çıkar elde etme.

celb-i nef'

  • Faydalı olanları yapma, yararlı olanı elde etmeye çalışma.

cıvata

  • Arkası iri başlı ve ucu somun geçmek üzere yivli vida. Başlıca potrelleri, demir ve tahtaları birbirine bağlamaya yarar.

daire-i istifade

  • Yararlanma alanı.

dalkavukluk

  • Kendisine çıkar ve yarar sağlayacak olan kimselere aşırı bağlılık.

darrı nef'a derc

  • Zararlıyı yararlının içine koyma.

delil-i inayet

  • Bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen delili.

derece

  • (Çoğulu: Derecât) Yukarıya çıkacak basamak.
  • Dairenin bölündüğü dilim. 360 kısmın beheri ki, açıları ölçmeye yarar.
  • Termometrenin bölündüğü kısımların beheri. Mertebe, paye.
  • Miktar, rütbe.

e

  • Gr: İstifham, sorgu edatı. (Ezehebe Nuri: Nuri gitti mi? derken Ezehebe'nin başındaki "E" harfi gibi)
  • Arapça kelimelerin sonuna "e" gelerek onları müennes yapmaya yarar. Âdil, Âdile... Emin, Emine... Kâmil, Kâmile... Nuri, Nuriye... gibi.

enfa / enfâ

  • Daha yararlı.

faide / fâide / فائده

  • (Çoğulu: Fevaid) Kazanç, kâr, nef', menfaat. İstifadeye sebeb. Yararlılık, işe yarama.
  • Fayda, yarar.
  • Yarar, kazanç, fayda. (Arapça)

faide-i hilkat

  • Yaratılıştaki fayda, yarar.

faide-i manevi / fâide-i mânevî

  • Mânevî fayda, yarar.

faidebahş / fâidebahş / فائده بخش

  • Yararlı, faydalı. (Arapça - Farsça)

faideli / fâideli

  • Faydalı, yararlı.

fayda / فایده

  • Yarar, fayda, kazanç. (Arapça)

fenn-i menafiu'l-aza / fenn-i menâfiu'l-âzâ

  • Organların yararlarını inceleyen fen, anatomi; canlıların yapısını ve bu yapıyı oluşturan organları inceleyen bilim dalı.

fevaid / fevâid / فوائد

  • Faydalar, yararlar.
  • Yararlar, faydalar, kazançlar. (Arapça)

fevaid-i medeniyet

  • Medeniyetin faydaları, yararları.

giyotin

  • Eskiden Fransa'da idam cezalarının infazı için kullanılan, kafa kesmeye yarar âlet. (Fransızca)

gureba-i yemin

  • İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalâde yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir. Bu iki bölüğe birden "Gureba-i Yemin ve Yesar Bölükleri" denildiği gibi "Garip ve Yiğitler Bölükleri" veya "Aşağı B

haşv / حشو

  • Doldurulmuş, yararsız söz. (Arapça)
  • Kuru ot. (Arapça)

hilaf-ı maslahat-ı islamiye / hilâf-ı maslahat-ı islâmiye

  • İslâmın yararına ters, aykırı.

hurde-binane / hurde-bînane

  • İnceden inceye. Kılı kırk yararak.

iktiza

  • Lazım gelme, gerekme.
  • İşe yarama, yararlık.

imtiyaz madalyası

  • 2. Abdülhamid'in 11/10/1885 tarihli emriyle devlet ve memleket yararına hizmet edenlere, vazifeyle gönderildikleri yerde başarı gösterenlere verilmek üzere çıkarılan madalya. Altun ve gümüşten olmak üzere iki çeşit olan bu madalyaların ön yüzünde II. Abdülhamid'in "Elgazi" tuğrası, bunun altında sal

inayet / inâyet

  • Bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik.
  • Allah'ın özel yardımı, şefkatle ilgilenmesi.

inayet-i tamme / inâyet-i tamme

  • Bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin eksiksiz ve tam oluşu.

inayet-i zahire

  • Ap açık inayet; bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan ap açık düzenlilik.

intifa' / intifâ' / انتفاع

  • Yararlanma. (Arapça)

ıslahat / ıslâhât

  • İyi hâle, işe yarar hâle getirmek için yapılan çalışmalar, düzenlemeler.

istifade

  • Faydalanma, yararlanma.

istifade eden

  • Yararlanan.

istifade etmek

  • Faydalanmak, yararlanmak.

istifade-i beşer

  • İnsanlığın faydalanması, yararlanması.

istifadebahş / istifâdebahş / استفاده بخش

  • Yararlı. (Arapça - Farsça)

kar-ı reva / kâr-ı revâ

  • İşe yarar, kullanılabilir.

kemal-i inayet / kemâl-i inâyet

  • Bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin mükemmelliği.

kifayet / كفایت

  • Lüzumlu kadar olmak. Yetişmek. Bir işe yetecek kadar olmak. İktidar. Liyâkat. Yararlık.
  • Yeterli olma. (Arapça)
  • Yararlılık. (Arapça)

leh / له

  • Yan, yana, yararına. (Arapça)

lehv / لهو

  • Oyun. (Arapça)
  • Yararı olmayan işler. (Arapça)

mani-i istifade

  • Yararlanmaya engel.

maslahat-ı beşer

  • İnsanlığın yararı.

maslahat-ı beşeriye

  • İnsanlığın yararı.

maslahat-ı islam / maslahat-ı islâm

  • İslâmın menfaati, yararı.

maslahat-ı islamiye / maslahat-ı islâmiye

  • İslâmiyetin yararı.

maslahat-ı umumiye

  • Genel fayda ve yarar.

maslahat-ı vasia-i içtimaiye / maslahat-ı vâsia-i içtimaiye

  • Geniş toplumsal yarar, geniş sosyal fayda.

maslahaten

  • Fayda ve yarar gereği.

maslahatkarane / maslahatkârâne

  • Faydalı ve yararlı bir şekilde.

mazarratı menafia mezc

  • Zararları yararlara katma, karıştırma.

menafi / menâfi

  • Yararlar, yararlı şeyler.

menafi' / menâfi' / منافع

  • Menfaatler, çıkarlar, yararlar. (Arapça)

menafi-i beşeriye / menâfi-i beşeriye

  • İnsanlığın yararına olan şeyler.

menafi-i iktisadiye / menâfi-i iktisâdiye

  • İktisadî yararlar, menfaatler.

menafi-i şahsiye / menâfi-i şahsiye

  • Şahsî menfaatler, yararlar.

menafi-i umumiye / menâfi-i umumiye

  • Genel yararlar, herkesin yararına olan şeyler.

menfaat / منفعت

  • Çıkar, yarar.
  • Çıkar, yarar. (Arapça)

menfaat-ı azime / menfaat-ı azîme

  • Büyük yarar.

menfaat-i beşer

  • İnsanlığın menfaati, yararı.

menfaat-i dünyeviye

  • Dünya menfaati, yararı.

menfaat-i ibadullah / menfaat-i ibâdullah

  • Allah'ın kullarının yararı.

menfaat-i insaniye

  • İnsanlığın yarar ve çıkarı.

menfaat-i millet

  • Kişinin mensup olduğu milletin menfaati, yarar ve çıkarı.

menfaat-i müşterek

  • Ortak menfaat ve yarar.

menfaat-ı şahsiye

  • Şahsî menfaat, yarar.

menfaat-i uhreviye

  • Âhirete ait yararlar.

menfaat-i umumi / menfaat-i umumî

  • Genelin menfaati, yararı.

menfaat-i umumiye

  • Herkesin yararı, umumun menfaati.

menfaatbahş

  • Faydalı, yararlı. Menfaat ve fayda veren. (Farsça)

menfaatli

  • Yararlı, faydalı.

menfaattar

  • Faydalı, yararlı.

mesalih-i siyasiye / mesâlih-i siyasiye

  • Siyasî yararlar, çıkarlar.

mesalih-i umumiye / mesâlih-i umumiye

  • Genele ait menfaatlar, yararlar.

mesel

  • Örnek, benzer, nümune.
  • Dokunaklı ve mânâlı söz.
  • Yararlı hikâye.
  • Delil, hüccet.

mevahir

  • Yararak akıp gidenler. (Denizdeki gemi gibi)

midevi / midevî

  • Mide ile alâkalı mideye ait.
  • Mideye yarar.

müfid / مفيد

  • Faydalı, yararlı.
  • Yararlı. (Arapça)

muşikafane / mûşikâfâne / موشكافانه

  • Kılı kırk yararak. (Farsça)

müspet mesail / müspet mesâil

  • Yararlı, olumlu meseleler; pozitif ilimler.

müstefad / müstefâd

  • İstifade edilen, yararlanılan.

müstefid / müstefîd

  • Müstefid olmak: Yararlanmak.
  • Faydalanan, yararlanan.

nafercam / nâfercâm / نافرجام

  • Sonu iyi olmayan, yararsız. (Farsça)

nafi' / nâfi'

  • Menfaatli. Faydalı. Yarar. Şifalı.
  • Esma-i Hüsnâdan bir isim.
  • Bütün yararlı şeyleri ihsan eden, Allah.

nef' / نفع

  • Fayda, yararlılık.
  • Fls: Faydacılık. Yani: Bir şeyin doğru olup olmadığını, o şeyin faidesine göre değerlendiren yanlış bir nazariyedir. Kudsi dinimiz olan İslâmiyette ise: Bir şeyin doğru veya yanlış; iyi ve kötü olması, Allahın emir ve nehyine tâbidir.
  • Fayda, yarar.
  • Çıkar, yarar. (Arapça)

nimet-i istifade

  • Bir şeyden yararlanabilme nimeti.

riayet-i mesalih / riayet-i mesâlih

  • Amaçlara, yararlara riayet etme, uyma.

saff-şikaf

  • Düşman saflarını yararak bozan yiğit. (Farsça)

salih

  • (Salâh. dan) İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan.
  • Faziletli, ehl-i takva olan.

salih amel / sâlih amel

  • Faydalı, yararlı iş; dinin emir ve yasaklarına uygun davranış.

salihat / sâlihat

  • Dine uygun iyi ve yararlı işler.

şecc

  • Baş yarma ve yarılma.
  • Geminin, denizi yararak yol alması.

sırr-ı hikmet-i ilahiye / sırr-ı hikmet-i ilâhiye

  • Allah'ın koyduğu hikmet, yarar, sebep ve faydanın sırrı, esprisi.

sofra-i erzak-ı umumiye

  • Herkesin yararlandığı rızık sofrası.

sofra-i rızk-ı umumi / sofra-i rızk-ı umumî

  • Herkesin yararlandığı rızık sofrası.

sud / sûd / سود

  • kâr, kazanç. (Farsça)
  • Yarar. (Farsça)

sudmend / sûdmend / سودمند

  • Yararlı. (Farsça)

ta'kir

  • Bir uzvu, organı yararak sinirleri kesme.

taakkul

  • Hatırlama. Zihin yararak anlama. Akıl erdirme. Hatıra getirme.

te'nis

  • Ürkekliğini gidermek. Alıştırmak.
  • Bir hayvanı terbiye ederek işe yarar hale getirmek.

tefavüd

  • Birbirinden faydalanma, yararlanma.

tehi / tehî / تهى

  • Boş. (Farsça)
  • Anlamsız, yararsız. (Farsça)

terk-i menafi-i şahsiye / terk-i menâfi-i şahsiye

  • Kişisel yararları terk etme.

ukkaşe bin el-mihsan el-esdi / ukkaşe bin el-mihsan el-esdî

  • Efâdıl-ı Sahabeden ve kahramanlardan olup hususan Bedir muharebesinde ve Hazret-i Ebu Bekir (R.A.) devrinde mürtedlerle olan muharebede yararlıklar göstermiştir. Peygamberimizin vefat tarihinde 44 yaşlarında idi.

vahi / vâhî / واهى

  • Yararsız. (Arapça)