LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yaradılış ifadesini içeren 63 kelime bulundu...

agnostisizm

  • fels. Gerçeğin, mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği, tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü.

akl-ı matbu'

  • Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl. Öğrenmeden var olan fıtrî akıl. Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir.

alem-i emir / âlem-i emir

  • Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.

arziyat

  • Jeoloji. Dünyanın yaradılışı ile tarih boyunca değişen vaziyetlerini tetkik eden ilim.

asabiyy-ül-mizac

  • Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi, hırçın, öfkeli olan.

basala

  • Tıb: Vücudun her hangi bir yerinde yaradılıştan olan kabartı.

bed-tıynet

  • Yaradılışı, fıtratı, tabiatı fena ve kötü olan, soyu bozuk, bayağı adam. (Farsça)

bikle

  • Fıtrat, yaradılış, tabiat.
  • Kılık, kıyafet. Şekil, biçim.

bürhan-üt temanü' / bürhan-üt temânü'

  • İstiklâliyet, ulûhiyetin zâtî bir hassası ve zaruri bir lâzımı olduğuna dair ve şirkin butlanını isbat eden delil ki; eşyanın yaradılışı müteaddit ellere ve esbaba verilse, âlemdeki nizam bozulup karışıklıklar çıkacağını gösterir, isbat eder.

cibillet

  • Huy, fıtrat, yaradılış, tabiat, cibilliyet.

cibilli / cibillî

  • Yaradılıştan, mayadan, soydan.

cibilliyet

  • Yaradılış, maya, soyluluk.

ciriyya

  • Tabiat, mizac, fıtrat, yaradılış.
  • Huy, haslet.Adet, alışkanlık.

dahiye-i hilkat / dâhiye-i hilkat

  • Yaradılıştan dâhi olan. Hârika.

damar

  • Kan borusu, yaradılış, huy.

ecel-i fıtri / ecel-i fıtrî

  • Her mahlukun yaradılışı itibariyle Cenab-ı Allah (C.C.) tarafından tayin olunan vasati ömrü.
  • Biyolojik ömür.

edvar-ı seb'a

  • Yedi devreler. Dünyanın yaradılışından beri geçirdiği devreler ki, nazariye olarak söylenir.

emr-i tekvini / emr-i tekvinî

  • Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler.

fıtnat

  • Yaradılıştan gelen iyi anlama kabiliyeti.

fıtra

  • (Fitre) Fıtrat sadakası, yaradılış atiyyesi.

fıtrat / فطرت

  • Yaradılış.
  • Yaradılış, tıynet, hilkat.
  • Yaradılış.

fıtrat-ı ilahiye / fıtrat-ı ilâhiye

  • San'at-ı Rabbaniye ve kudret-i İlâhiyenin dâima değişen bir defteri olan ve yanlış olarak "Tabiat" namı verilen Cenab-ı Hak'ın fıtrat kanunları ve mahlukatın yaradılışı.

fıtrat-ı selime

  • Selim fıtrat. Kusursuz sağlam huy.
  • Ahlâk, din. Haram ve çirkin işlerden uzak ahlâk.
  • Noksansız yaradılış.

fıtraten

  • Yaradılıştan, fıtrî olarak.
  • Yaradılıştan.

fıtri / fıtrî

  • Doğuştan, yaradılıştan, fıtrata âit ve müteallik. Hayat kanunlarına uygun.
  • Yaradılışla ilgili.

garize / garîze

  • Yaradılıştan olan.

hadd-i zatında / hadd-i zâtında

  • Aslında. Yaradılışında.

halk-ı şer

  • Şerrin yaradılışı.

halkan

  • Yaradılışça, hilkatça.

hamaset

  • Yaradılıştan olan cesâret. Bahadırlık. Cesurluk. Kahramanlık. Yiğitlik.

haslet

  • Huy. Ahlâk. Yaradılıştan olan tabiat.

hikmet

  • İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyanın ahvâlinden, hârici ve bâtini keyfiyetlerinden bahseden ilim. (Buna İlm-i Hikmet deniyor)
  • Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gaye.
  • Ahlâka ve hakikata faydalı

hilkat / خلقت

  • Yaradılış.
  • Yaradılış.

hilkaten

  • Yaradılışça.

hoşnihad

  • İyi yaradılışlı, güzel huylu. (Farsça)

hulki / hulkî

  • Yaradılışla ilgili, yaradılıştan gelen.

icadi / icadî

  • Yaradılışa dâir.

kehila

  • Gözleri yaradılıştan sürmeli olan kadın.

maftur

  • (Fıtrat. dan) Yaradılışta olan. Fıtratta bulunan.
  • Yaradılmış.

medeni-i bittab'

  • Doğuştan, yaradılıştan huyları ile medeni oluş.
  • Cenab-ı Hakkın yaratması ile tab'an iyi huylu, kibar, faziletli kimse.

mefatır

  • Yaradılıştan olan huylar. Fıtri olan huylar.

meşreb

  • Huy. Yaradılış. Adet. Ahlâk.
  • Gidiş.
  • İçmek. İçilecek yer.
  • Fehmetmek.
  • Mânevi haz ve feyz alınan yer ve yol.

meyelan-ı fıtriye / meyelân-ı fıtriye

  • Bir şeyde yaradılıştan var olan meyiller, eğilimler.

mizac / mizâc

  • Huy, yaradılış.

mizac-ı nazik / mizac-ı nâzik

  • İnce yaradılış. Nâzik tabiat.

mukteza-i hilkat

  • Yaradılışın gerektirdiği şey. Yaradılış itibariyle olan hal ve netice.

muntabı'

  • (Tab. dan) Yaradılışdan olan, fıtraten.
  • Basılmış, tab' edilmiş, damgalanmış.
  • Hoş görülen, güzel.

nazik-hulk / nâzik-hulk

  • Yaradılışı ve tabiatı nâzik olan.

nihad / nihâd

  • Huy, yaradılış.

nihadi / nihadî

  • Yaradılışta olan, fıtrî. (Farsça)

şakile

  • Yol. Tarik. Meslek.
  • Yaradılış. Tıynet. Seciye. Mizac. Bir kimsenin yaratılışının temel hususiyeti.

semere-i şecere-i hilkat / ثَمَرَۀِ شَجَرَۀِ خِلْقَتْ

  • Yaradılış ağacının meyvesi.

serair-i vücud

  • Yaradılış sırları.

sıbag

  • (Çoğulu: Esbiga) Boya.
  • Yaradılış.

sirişt

  • Yaradılış, hilkat, huy, tabiat. (Farsça)

sun'i / sun'î

  • İnsan yapısı, uydurma, takma, sahte, yaradılıştan olmayan.

tab

  • Huy, yaradılış.

taban / tabân

  • Yaradılıştan, yaradılış bakımından.

tabayi'-i esasiye

  • Temel ve esas olan tabiatlar, karakterler, yaradılışlar.
  • Toprak, su, hava gibi veya oksijen, hidrojen karbon, azot gibi unsurların hususiyetleri.

tabiat

  • Yaradılıştan gelen temel özellik, yaradılış, huy, ilâhî kanunlar.

tekvini / tekvinî

  • Yaradılışla ilgili, var oluşla ilgili.

tıba'

  • Tabiat. Yaradılış.
  • Tabiatlar. Yaradılışlar.

tıynet

  • Huy. Yaradılış.
  • Huy, yaradılış.