LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yar kelimesini içeren 630 kelime bulundu...

a'van

  • Yardımcılar. Etbâlar.

acaibü'l-mahlukat / acâibü'l-mahlûkat

  • Yaratılmışların şaşırtıcı, hayret verici halleri.

adub

  • Yardımcı.

aferca

  • Yaramaz huylu.

aferide / âferîde / آفریده

  • Yaratık, yaratılmış, mahluk. (Farsça)

aferidgar / âferîdgâr / آفریدگار

  • Yaratan, Tanrı. (Farsça)

aferin / âferîn / آفرین

  • Yaratan. (Farsça)

aferinende / âferînende / آفریننده

  • Yaratıcı. (Farsça)

aferiniş / âferîniş / آفرینش

  • Yaratılış. (Farsça)

ahsen-i mahluk / ahsen-i mahlûk

  • Yaratılmışların en güzeli, yaratılışı en kıvamda olan.

ahsen-i mahlukat / ahsen-i mahlûkat

  • Yaratıkların en güzeli.
  • Yaratıkların en güzeli.

ahsen-i takvim sureti / ahsen-i takvim sûreti

  • Yaratılışın tam kıvamı ve en güzel şekli.

akir

  • Yaralanmış, cerih.

akl-ı matbu'

  • Yaradılıştan olup, her çocukta olan akıl. Öğrenmeden var olan fıtrî akıl. Bu akıl mümeyyiz olmayıp kabil-i hitap değildir.

alat-ı cariha / âlât-ı câriha

  • Yaralayıcı âletler.

albay

  • Yarbay ile tuğgeneral arasındaki askeri rütbede olan üstsubay.

alem-i sagir / âlem-i sagîr

  • Yaratılmışların hepsinden kendisinde bir nümûne bulunduğu için insana verilen ad.

aman

  • Yardım dileme sözü.

amel-i talih / amel-i tâlih

  • Yaramaz iş, makbul olmayan amel.

asabiyy-ül-mizac

  • Yaradılışça sinirli olan kimse. Yaradılışı itibâriyle asabi, hırçın, öfkeli olan.

asl-ı hilkat

  • Yaratılış başlangıcı.

avane / avâne

  • Yardımcılar.

avene / عونه / عَوَنَه

  • Yardımcılar.
  • Yardımcılar.
  • Yardakçılar, avene. (Arapça)
  • Yardımcılar.

avn / عون

  • Yardım.
  • Yardım.
  • Yardım. (Arapça)

avn ü inayet

  • Yardım ve ikram.

avni / avnî

  • Yardıma âit, yardıma dâir.

ayat-ı tekviniyye ve teşriiyye / âyât-ı tekviniyye ve teşriiyye

  • Yaratılışa ve şeriata ait âyetler.

ayde

  • Yaramaz huylu.

azam-ı mahlukat / âzam-ı mahlûkat

  • Yaratılmışların en büyüğü.

azir / âzir

  • Yara izi.

azze ensaruh / azze ensâruh

  • Yardımı çok olsun. (Bu tabir, padişahlara ait dua yerinde olup eski fermanlarda geçer.)

bed-tıynet

  • Yaradılışı, fıtratı, tabiatı fena ve kötü olan, soyu bozuk, bayağı adam. (Farsça)

berhay

  • Yaramaz, haylaz.

beyanat-ı kevniye

  • Yaratılışa âit açıklamalar.

beytar

  • Yarılmak.

bidayet-i hilkat / bidâyet-i hilkat

  • Yaratılışın başlangıcı.

bidayet-i icad

  • Yaratılışın başlangıcı.

bilistifade / بالاستفاده

  • Yararlanarak, istifade ederek. (Arapça)

biryan / biryân

  • Yaralı, yanık.

bisud / bîsûd / بى سود

  • Yararsız. (Farsça)

bivaz

  • Yarasa kuşu. Muvâfakat, kabul. (Farsça)

borc-u fıtrat

  • Yaratılış borcu.

bostan-ı hilkat

  • Yaratılış bostanı, bahçesi.

büzul

  • Yarılmak, inşikak.

camiiyet-i fıtrat

  • Yaratılışın kapsamlılığı.

can-aferin

  • Yaratıcı. (Farsça)

cer

  • Yarık, çatlak. (Farsça)

cerahat / cerâhat / جراحت

  • Yaradan akan irin. Yaralı vücudda toplanan kandaki küreyvât-ı beyzâdan (ak yuvarlardan) mürekkeb kan. Yaradan akan beyaz akıcı cisim.
  • Yara. (Arapça)

cered

  • Yaralı, mecrûh. (Farsça)

cerh / جَرْحْ

  • Yaralama, çürütme.
  • Yaralama.
  • Yaralama, yaralatma, çürütme.
  • Yaralama, bir fikri çürütme.

cerh eden

  • Yaralayan.

cerha

  • Yaralı, yaralanmış.

cerhetmek

  • Yaralamak. Herhangi bir meseleyi hak ve hakikatle çürütmek. Yanlış veya yalanını bulup hurafe ve bâtıl olduğunu isbât edip herhangi bir kimsenin veya cereyanın fikrini kabul etmemek.
  • Yaralamak, çürütmek.

ceriha / cerîha / جریحه / جَر۪يحَه

  • Yara. Çürüklük.
  • Yara.
  • Yara.
  • Yara. (Arapça)
  • Yara.

cerrah

  • Yarayı açıp tedavi eden, ameliyat yapan. Operatör.

cesed-i hilkat

  • Yaratılmış olan varlık cesedi, bedeni.

cezire / جزيره / cezîre / جَز۪يرَه

  • Yarımada.
  • Yarım ada.
  • Yarımada.

cibilli / cibillî

  • Yaradılıştan, mayadan, soydan.
  • Yaratılıştan gelen.

cibilliyet / جِبِلِّيَتْ

  • Yaratılıştan gelen huy, karakter.
  • Yaradılış, maya, soyluluk.
  • Yaratılış.

ciblet

  • Yaratılmak.

cihet-i istimdat

  • Yardım ciheti, yönü.

cilve-i inayet / cilve-i inâyet / جِلْوَۀِ عِنَايَتْ

  • Yardımın görünmesi.

cinan-ı hilkat

  • Yaratılış bahçeleri.

cülbe

  • Yara iyi olduğunda üstünde olan ince deri.

cürah

  • Yara.

da'va-yı halk / da'vâ-yı halk

  • Yaratmak iddiasında bulunmak, halk etmeyi, yaratmayı dâva etmek.

dad-res / dâd-res

  • Yardımcı, yardıma yetişen. (Farsça)

dağdar

  • Yaralı, kızgın demirle dağlanmış.

dahiye-i hilkat / dâhiye-i hilkat

  • Yaratılış harikası.
  • Yaradılıştan dâhi olan. Hârika.

daire-i istifade

  • Yararlanma alanı.

damd

  • Yaranın üstüne bez bağlamak, merhem sürmek.

darc

  • Yarmak, şakk.

dava-yı halk / dâvâ-yı halk

  • Yaratma iddiası.

delail-i fıtriye / delâil-i fıtriye

  • Yaratılıştaki deliller.

delail-i sani / delâil-i sâni

  • Yaratıcının varlığına ait deliller.

dergah-ı rububiyet / dergâh-ı rububiyet

  • Yarattığı bütün varlıkları terbiye edip egemenliği altında bulunduran Allah'ın yüce katı.

dest-gir / dest-gîr

  • Yardımcı olan, elinden tutan.

dest-i inayet / dest-i inâyet

  • Yardım, ihsan, lütuf eli.

dest-yar

  • Yardımcı, muin. Arka. (Farsça)

dest-yari / dest-yarî

  • Yardım, muavenet. (Farsça)

dımad

  • Yara üstüne yapılan yakı ve bağlanan bez.

düstur-u fıtrat

  • Yaratılış yasası, kanunu.

düstur-u medeniyet ve muavenet

  • Yardımlaşmanın ve medeniyetin prensibi.

düstur-u teavün / düstur-u teâvün / düstûr-u teâvün / دُسْتُورُ تَعَاوُنْ

  • Yardımlaşma kanunu.
  • Yardımlaşma kanunu.

ecnas-ı mahlukat / ecnâs-ı mahlûkat

  • Yaratılanların cinsleri, türleri.

ef'al-i icadiye / ef'âl-i icadiye

  • Yaratılışa ait fiiller.

efdalü'l-halk

  • Yaratılmışların en faziletlisi, en üstünü.

ekmel-i mahlukat

  • Yaradılmışların en mükemmeli, Hz. Muhammed (A.S.M.)

ekrem-i halk

  • Yaratılmışların en şereflisi.

ekseriyet-i mutlaka

  • Yarımın bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet, mutlak ekseriyet. (Farsça)

ekvan

  • Yaratılanlar.

ekvani / ekvanî

  • Yaratılanlarla ilgili.

el'aman!

  • Yardım!, imdat!.

el-avn

  • Yardım.

emr-i tekvin / emr-i tekvîn

  • Yaratma emri.

emr-i tekvini / emr-i tekvinî / emr-i tekvînî

  • Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler.
  • Yaratma emriyle ilgili; Allah'ın birşeye "kün=ol!" deyince onu derhal olduruveren emriyle ilgili.

enam / enâm

  • Yaratıklar, varlıklar.
  • Yaratılmışlar, halk, insanlar.

enfas-ı halaik / enfâs-ı halâik

  • Yaratılmışların nefisleri.

ensaf / ensâf

  • Yarımlar.

ensar / ensâr / انصار

  • Yardımcılar. Mekke'den Medîne'ye hicretten sonra, Resûlullah efendimize ve Mekke'den gelen müslümanlara yakın alâka gösterip, malları, mülkleri, bedenleri ve her şeyleri ile yardım eden Medîneli müslümanlar.
  • Yardımcılar, Medineli sahabeler.
  • Yardımcılar. (Arapça)

esliha-i cariha / esliha-i câriha

  • Yaralayıcı, cerh edici silâhlar. (Kılıç, kama, hançer, bıçak... gibi silahlardır).

esnaf-ı mahlukat / esnâf-ı mahlûkat

  • Yaratılmışların sınıfları, çeşitleri.

eşref-i mahlukat

  • Yaratıkların en şereflisi.

eşrefimahlukat / eşrefimahlûkât

  • Yaratılanların en şereflisi.

estein / esteîn

  • Yardım isterim, istiâne ederim (meâlinde fiil olup, müfred birinci şahıstır.)

esve'

  • Yaramaz nesne.

evvel-i fıtrat

  • Yaratılışın başlangıcı.

evvel-i hilkat

  • Yaratılışın başlangıcı.

fahr-i enam / fahr-i enâm

  • Yaratılmışların kendisiyle övündüğü zât. Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm için kullanılan hürmet ve saygı ifâdesi. Gece-gündüz dilimde, salât-ü selâm, O mübârek rûhuna, ey Fahr-ül-enâm.

faide / fâide / فائده

  • Yarar, kazanç, fayda. (Arapça)

faide-i hilkat

  • Yaratılıştaki fayda, yarar.

faidebahş / fâidebahş / فائده بخش

  • Yararlı, faydalı. (Arapça - Farsça)

fariza-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen vazife.

farize-i hilkat

  • Yaratılış görevi.

fatır / fâtır / فاطر

  • Yaratan, yaratıcı.
  • Yaratıcı.

fayda / فایده

  • Yarar, fayda, kazanç. (Arapça)

fel'

  • Yarmak.

felk

  • Yarmak, şakk.

felsefe-i tabiiye

  • Yaratılışı ve her şeyi tabiata dayandıran felsefe.

ferc

  • Yarık, dişi tenasül uzvu.

ferda / ferdâ / فردا

  • Yarın, ertesi gün.
  • Yarın.
  • Yarın. (Farsça)

feryad-han

  • Yardım isteyen. (Farsça)

fevaid / fevâid / فوائد

  • Yararlar, faydalar, kazançlar. (Arapça)

fiskil

  • Yarış atlarından cemeleden sonra geleni.

fıtnat

  • Yaradılıştan gelen iyi anlama kabiliyeti.

fıtrat / فطرت

  • Yaradılış.
  • Yaradılış, tıynet, hilkat.
  • Yaratılış, huy, tabiat, mizaç.
  • Yaratılış.
  • Yaratılış. (Arapça)
  • Yaradılış.

fıtrat-ı acibe / fıtrat-ı acîbe

  • Yaratılıştaki gariplik.

fıtraten / فطرتا

  • Yaratılış itibariyle.
  • Yaradılıştan, fıtrî olarak.
  • Yaradılıştan.
  • Yaratılıştan. (Arapça)

fıtri / fıtrî / فطری

  • Yaradılışla ilgili.
  • Yaratılıştan gelen. (Arapça)

fıtri şeriat / fıtrî şeriat

  • Yaratılışa ait kanun.

fülu' / fülû'

  • Yarıklar.

fünun-u ekvan

  • Yaratılışa ait ilimler, pozitif bilimler.

futunc

  • Yarpuz denilen ot.

gaden

  • Yarın, yarınki gün.

garaib-i hilkat / garâib-i hilkat / غَرَائِبِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış harikaları.
  • Yaratılışın görülmedik şekilleri.

gariza / garîza

  • Yaratılıştan olan, huy.

garize / garîze

  • Yaradılıştan olan.

gavs

  • Yardım eden. Evliyâ arasında kullara yardımla vazîfelendirilen velî zât.

gayat-ı fıtrat / gayât-ı fıtrat

  • Yaratılış gayeleri.

gaye-i fıtrat

  • Yaratılış amacı.

gaye-i hilkat

  • Yaratılış gayesi.

gāye-i hilkat / غَايَۀِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış gāyesi.

gayr-ı fıtri / gayr-ı fıtrî

  • Yaratılışa uygun olmayan.

gayr-i fıtri / gayr-i fıtrî / غَيْرِ فِطْر۪ي

  • Yaratılışa uymayan.

gıyas / gıyâs / غياث

  • Yardım nidâsı.
  • Yardım isteyene yardım eden.
  • Yardım. (Arapça)

hacat-ı fıtri / hâcât-ı fıtrî

  • Yaratılıştan gelen ihtiyaçlar.

hadis / hâdis

  • Yaratılmış. Yok iken var, var iken yok olabilir. Sonradan olan.

hadisat-ı kevniye / hâdisât-ı kevniye

  • Yaratılışla ilgili hâdiseler, olaylar.

hadise-i adliye

  • Yargılama olayı.

hadise-i inayet / hâdise-i inâyet

  • Yardım, ihsan olayı.

hafafiş / hafâfîş / خفافيش

  • Yarasalar. (Arapça)

hakikat-i kainat / hakikat-i kâinat

  • Yaratılmış olan herşeyin aslı, esası.

hakikat-i mümkinat / hakikat-i mümkinât

  • Yaratılanların, var edilenlerin gerçeği.

hakikat-i teavün

  • Yardımlaşma gerçeği.

halet-i fıtriye / hâlet-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen haller.

halık / hâlık / خالق

  • Yaratıcı, herşeyi yaratan Allah.
  • Yaratan, yaratıcı. (Allah'ın isimlerinden)
  • Yaratıcı.
  • Yaratıcı.
  • Yaratan, Tanrı. (Arapça)

halik / hâlik / خَالِقْ

  • Yaratıcı.

halıkıyet / hâlıkıyet

  • Yaratıcılık.
  • Yaratıcılık.

halikiyet / hâlikiyet / خالقيت

  • Yaratıcılık. (Arapça)

halıkıyyet

  • Yaratıcılık. Halk edicilik. İcad ve takdir.

halk / خلق / خَلْقْ

  • Yaratma.
  • Yaratma, yaratılma.
  • Yaratma.
  • Yaratmak.
  • Yaratma.

halk eden

  • Yaratan.

halk etme

  • Yaratma.

halk etmek

  • Yaratmak.

halk eylemek

  • Yaratmak.

halk olma

  • Yaratılma.

halkan

  • Yaradılışça, hilkatça.

halketmek

  • Yaratmak.

hallak / hallâk / خلاق

  • Yaratan, her şeyi halkeden, Kadir-i Zülcelal, Allah Teala Hazretleri (C.C.)
  • Yaratan, her şeyi yoktan vâr eden Allahü teâlâ.
  • Yaratan.
  • Yaratıcı. (Arapça)

hallakıyet / hallâkıyet

  • Yaratıcılık.

hallakiyet / hallâkiyet

  • Yaratıcılık.
  • Yaratıcılık.

hamaset

  • Yaradılıştan olan cesâret. Bahadırlık. Cesurluk. Kahramanlık. Yiğitlik.

hana

  • Yaramaz ve boş sözler konuşmak.

har'

  • Yarmak.

harika-i fıtrat

  • Yaratılış harikası.

hark ve iltiyam

  • Yarmak ve yapıştırmak. Yırtılmak ve iyileşmek.

harr

  • Yarmak.

hars

  • Yarmak, yırtmak.

haşarı

  • Yaramaz, rahat durmaz, hırçın.

haşmet-i hilkat

  • Yaratılışın görkem ve heybeti.

hata

  • Yarış atlarının sekizincisi.

hatem-i inayet / hâtem-i inâyet

  • Yardım mührü.

hati' / hatî'

  • Yaramaz kimse.

havari / havârî

  • Yardımcı. Îsâ aleyhisselâma îmân eden on iki kişiden her biri.

hay'ame

  • Yaramaz huylu, kötü mizaçlı.

haylaz / haylâz

  • Yaramaz, aylak.
  • Yaramaz.

haym

  • Yaramazlık yapmak.

hazun

  • Yaramaz huylu kimse.

hıbse

  • Yaramaz, habis nesne.

hidayet-i fıtrıye

  • Yaratılıştan gelen hidayet; kötü tercih ve telkinlerle bozulmamış olan insanı yaratılışındaki doğruluk.

hidemat-ı mahlukat / hidemât-ı mahlûkat

  • Yaratıkların hizmetleri.

hikmet / حِكْمَتْ

  • Yaratılıştaki asıl maksat ve fayda.

hikmet-i amme / hikmet-i âmme / حِكْمَتِ عَامَّه

  • Yaratılıştaki asıl maksat ve faydanın umûmîliği.

hikmet-i halık / hikmet-i hâlık

  • Yaratıcının hikmeti.

hikmet-i hilkat / حِكْمَتِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış hikmeti ve gayesi.
  • Yaratılıştaki ilâhî maksad ve incelik.

hilaf-ı fıtrat / hilâf-ı fıtrat / خِلَافِ فِطْرَتْ

  • Yaratılışa ters.
  • Yaratılışa aykırı.

hilaf-ı hikmet / hilâf-ı hikmet

  • Yaratılıştaki hikmete, İlâhî gayeye zıt.

hilf

  • Yardımlaşma, ittifak, sözleşme.

hilkat / خلقت / خِلْقَتْ

  • Yaratılış.
  • Yaradılış.
  • Yaradılış.
  • Yaratılış.

hilkat şeceresi

  • Yaratılış ağacı.

hilkatça

  • Yaratılışça.

hilkatçe

  • Yaratılış yönünden.

hilkaten / خِلْقَتاً

  • Yaratılıştan, doğuştan.
  • Yaratılıştan. Doğuştan.
  • Yaradılışça.
  • Yaratılışça.

hilkıyyat

  • Yaratılışla alâkalı, hilkatte olan evsaf.

hilkıyyet

  • Yaratılışta olma, hilkî olma.

himmet

  • Yardım.

hizmet-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen hizmet.

huffaş / huffâş / خفاش

  • Yarasa. Gece kuşu.
  • Yarasa.
  • Yarasa.
  • Yarasa. (Arapça)

hükm

  • Yargı, karar.

hükm-hüküm

  • Yargı, emir, komuta.

hüküm

  • Yargı, karar.
  • Yargı, egemenlik.

hükumet-i hilkat / hükûmet-i hilkat

  • Yaratılış hükümeti.

hulki / hulkî

  • Yaratılıştan.
  • Yaradılışla ilgili, yaradılıştan gelen.

hulle-i icadat / hulle-i îcâdât

  • Yaratma fiilinin üzerini saran elbise; îcat elbisesi.

hulle-i inayet / hulle-i inâyet / حُلَّۀِ عِنَايَتْ

  • Yardım elbisesi.

hüsn-ü hilkat

  • Yaratılışın güzelliği.

huşşaf

  • Yarasa kuşu.

ianat / iânât / اعانات

  • Yardımlar.
  • Yardımlar, bağışlar. (Arapça)

iane / iâne / اعانه

  • Yardım. İmdat. Yardım için istenen, toplanan şey.
  • Yardım, destek.
  • Yardım.
  • Yardım, bağış. (Arapça)

ibadet-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen ibadet.

ibda'kar / ibdâ'kâr / ابداعكار

  • Yaratıcı, yenilik getiren. (Arapça - Farsça)

icad eden

  • Yaratan, var eden.

icad etmek

  • Yaratmak, var etmek.

icad vermek

  • Yaratma özelliğini vermek.

icadat / icâdât

  • Yaratmalar.

icadi / icadî / îcadî

  • Yaradılışa dâir.
  • Yaratmayla ilgili.

icadsız

  • Yaratma özelliği olmayan.

ıhsas

  • Yaramaz iş yapmak.

ihtiyac-ı fıtri / ihtiyac-ı fıtrî

  • Yaratılıştan gelen doğal ihtiyaç.

iltiham / iltihâm / التهام

  • Yara kapanması. (Arapça)

iltiyam / iltiyâm / التيام

  • Yara iyileşmesi. (Arapça)

imdad / imdâd / امداد

  • Yardım.
  • Yardım.
  • Yardım isteme, imdat. (Arapça)

imdadat / imdâdât

  • Yardımlar.

imdadat-ı hassa-i rahmaniye / imdâdât-ı hassa-i rahmâniye

  • Yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah'ın özel yardımları.

imdat / imdât

  • Yardım dileme.

imdat etmek

  • Yardım etmek.

inayat / inâyât

  • Yardımlar.

inayet / inâyet / عِنَايَتْ

  • Yardım.
  • Yardım.

inayethah / inâyethah / inâyethâh

  • Yardım isteyen.
  • Yardım isteyen.

inayetkar / inayetkâr / inâyetkâr

  • Yardım ve iyilik eden. Lütuf ve inayette bulunan. (Farsça)
  • Yardım ve iyilik eden, lütuf ve inayette bulunan.
  • Yardım eden.

inayetkarane / inâyetkârâne

  • Yardım edercesine.

inayetli

  • Yardımlı, lütuflu.

inayetname / inâyetnâme

  • Yardım yazısı.

inayetperver / inâyetperver

  • Yardımsever.

inayetperverane

  • Yardım ve ihsan etmeyi severek.

inde'l-muhakeme

  • Yargılanma anında, duruşma sırasında.

indimal

  • Yara iyi olma, kapanma.

infitak

  • Yarılma, sökülme.

infitar / infitâr

  • Yarılma, açılma.
  • Yarılma.
  • Yarılma, açılma.

inşikak / inşikâk / انشقاق

  • Yarılma.
  • Yarılma, ikiye bölünme.
  • Yarılma, bölünme. (Arapça)
  • İnşikâk etmek: Yarılmak, bölünmek. (Arapça)

inşiram

  • Yarık yarık olma.

intifa' / intifâ' / انتفاع

  • Yararlanma. (Arapça)

intizamat-ı mahlukat / intizamat-ı mahlûkat

  • Yaratılan varlıklar içindeki düzen, intizam.

ırabet

  • Yaramaz sözler söylemek, fuhşiyyat.

irade-i halık / irade-i hâlık

  • Yaratıcının iradesi.

irfad

  • Yardım etme, bağışta bulunma. Hediye verme.

is'af

  • Yardım isteğini yerine getirme.

isaf / îsâf

  • Yardıma koşma.

ısna'

  • Yardım etme, yardımda bulunma.

istianat / istiânât

  • Yardım dilemeler.
  • Yardım istemeler.

istiane / istiâne / استعانه / اِسْتِعَانَه

  • Yardım dileme.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme. (Arapça)
  • İstiâne olunmak: Yardım istenmek. (Arapça)
  • Yardım isteme.

istiane etmek / istiâne etmek

  • Yardım dilemek.

istibak

  • Yarış etme, yarışma.

istifade eden

  • Yararlanan.

istifadebahş / istifâdebahş / استفاده بخش

  • Yararlı. (Arapça - Farsça)

istigase / istigâse

  • Yardım isteme.
  • Yardım dileme.

istiğase

  • Yardım dileme.

istigase / istigâse / استغاثه

  • Yardım isteme. (Arapça)

istimdad / istimdâd / استمداد

  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme, yardıma çağırma.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme.
  • Yardım isteme. (Arapça)

istimdad etmek

  • Yardım istemek.

istimdadgah / istimdâdgâh

  • Yardım isteme yeri.

istimdadkarane / istimdâdkârâne

  • Yardım istercesine.

istimdat

  • Yardım isteme.

istimdat eden

  • Yardım dileyen.

istimdat etme

  • Yardım isteme.

istimdat etmek

  • Yardım dilemek.

istimdatkarane / istimdatkârâne

  • Yardım istercesine.

istincad

  • Yardım isteme.

ıstırah

  • Yardım isteme, istimdat.

istirfad

  • Yardım isteme.

istişfa' / istişfâ'

  • Yardım istemek.

istizhar / istizhâr

  • Yardım istemek, yardım talep etmek.

kafile-i mahlukat / kafile-i mahlûkat

  • Yaratıklar, varlıklar topluluğu.

kainat / kâinat

  • Yaratılmış varlıklar, evren.

kalb-i mecruh

  • Yaralı, yaralanmış kalb.
  • Yaralı kalb.

kanun-u fıtrat

  • Yaratılış kanunu.

kanun-u fıtri / kanun-u fıtrî

  • Yaratılışa ait kanun.

kanun-u hallakıyet / kanun-u hallâkıyet

  • Yaratıcılık kânunu.

kanun-u müsabaka

  • Yarışma kanunu.

karha / قرحه

  • Yara. (Arapça)

kasem-i istimdad

  • Yardımcı, kuvvetlendirici mânâsındaki yemin.

kasi'

  • Yaramaz huylu, yaşlı ve boyu kısa olan kimse.

kavanin-i hilkat

  • Yaratılış kanunları.

kaydehur

  • Yaramaz huylu.

kayyum / kayyûm

  • Yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah.

kazai / kazâî / قضائى

  • Yargı ile ilgili. (Arapça)

kedme

  • Yara izi, bere.

kemal-i fıtrat / kemâl-i fıtrat

  • Yaratılıştaki mükemmellik.

kemal-i hilkat / kemâl-i hilkat / كَمَالِ خِلْقَتْ

  • Yaratılıştaki mükemmelik, kusursuzluk.
  • Yaratılış mükemmelliği.

kesret-i mahlukat / kesret-i mahlûkat

  • Yaratılmışların çokluğu.

kevn

  • Yaratılan, âlem.

kevni / kevnî

  • Yaratılışla ilgili.
  • Yaratılanlarla ilgili.

kevniye

  • Yaratılanlarla ilgili olan.

key'

  • Yaramaz gönüllü olmak.

keyfiyet-i hilkat

  • Yaratılışın niteliği, yaratılış özelliği.

keys

  • Yaramaz huylu kişi.

kitabet-i fıtriye

  • Yaratılışa ait yazılar, doğal yazı.

kubbe

  • Yarım küre şeklinde yapılan bina damı.
  • Yarım küre; gökyüzü.
  • Yarım küre şeklinde bina damı.

kulub-i mecruha / kulûb-i mecrûha

  • Yaralı kalpler.

kuvve-i zahriye

  • Yardımcı ve imdatçı kuvvet.

kuvvet-i mümkünat

  • Yaratılmış olan varlıkların sahip olduğu kuvvet.

kuvvetüzzahr

  • Yardıma, imdada hazır arka kuvvet, lojistik.
  • Yardım kuvveti.

layiha-i temyiz / lâyiha-i temyiz

  • Yargıtaya yazılan itiraz dilekçesi.

lazuk

  • Yaraya yapışıp onulmayınca kopmayan devâ.

leffat

  • Yaramaz huylu, ahmak adam.

letaif-i hilkat / letâif-i hilkat

  • Yaratılıştaki güzellikler.

lezk

  • Yaranın iyileşmesi, onulması.

liyakat / لياقت

  • Yaraşma. (Arapça)

lütuf / lütûf

  • Yardım, iyilik, bağış.

ma-i mutlak / mâ-i mutlak

  • Yaratıldığı vasıf üzere duran su. (Yağmur, kar, deniz, göl, ırmak, pınar, kuyu sularıdır).
  • Yaratıldıkları hâl üzere olan yâni ismi yanında başka kelime söylenmeyen, yalnız su denilen sular.

mabudiyet-i amme / mâbudiyet-i âmme

  • Yaratılan tüm varlıkların Allah'a ibadet etmesi.

maden-i istimdad / mâden-i istimdad

  • Yardım istenilen kaynak.

mader-i hilkatin hazain-i la-tefnasındaki sehavet / mâder-i hilkatin hazâin-i lâ-tefnâsındaki sehavet

  • Yaratılış kaynağının bitmez tükenmez hazinelerindeki cömertlik.

mağfiret / مغفرت

  • Yarlıgama. (Arapça)
  • Mağfiret etmek: Yarlıgamak. (Arapça)

mağfur / مغفور

  • Yarlıganmış. (Arapça)

mahiyat-ı mümkünat / mahiyât-ı mümkünat

  • Yaratılmışların mahiyetleri, temel yapıları.

mahkeme-i temyiz / mahkeme-i temyîz / مَحْكَمَۀِ تَمْي۪يزْ

  • Yargıtay.

mahluk / mahlûk / مخلوق / مَخْلُوقْ

  • Yaratılmış. Yoktan var edilmiş olan.
  • Yaratılmış, varlık.
  • Yaratık.
  • Yaratık.
  • Yaratılmış, yaratık.
  • Yaratılmış; yoktan vâr edilmiş. Rabbimiz cism değildir, zamânı, mekânı yok. Maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân. Mahlûka muhtaç değildir, ortağı benzeri yok, Her şeyi O'dur yaratan hem de varlıkta tutan.
  • Yaratılmış.
  • Yaratık. (Arapça)
  • Yaratılmış.

mahlukat / mahlukât / mahlûkat / mahlûkât

  • Yaratılmışlar.
  • Yaratıklar.
  • Yaratıklar.
  • Yaratılanlar, Allahü teâlânın yarattığı şeyler.

mahlukıyet / mahlûkıyet

  • Yaratılmış olma.

mahlukiyet / mahlûkiyet

  • Yaratılmış olma.
  • Yaratılmışlık.

mahz-ı inayet / mahz-ı inâyet

  • Yardımın ta kendisi, sırf yardım ve koruma.

makam-ı ahsen-i takvim

  • Yaratılışın en güzel kıvamında olma derecesi.

makk

  • Yarmak.

makruh

  • Yaralanmış, kahredilmiş. Mecruh.

mani-i istifade

  • Yararlanmaya engel.

mansur / mansûr

  • Yardım görmüş, zafere ulaşmış.

maruf / mârûf

  • Yarattıkları tarafından bilinen Allah.

masiva / mâsivâ

  • Yaratıklar.

maun / maûn

  • Yardım.

maunet / maûnet

  • Yardımlar.

mebde'-i hilkat / مَبْدَأِ خِلْقَتْ

  • Yaratılışın başlangıcı.

mebde-i hilkat

  • Yaratılışın başlangıcı.

mec'ul

  • Yaratılmış, kılınmış.

mecruh / mecrûh / مجروح

  • Yaralı.
  • Yaralı. (Arapça)

mecruhin / mecrûhîn / مجروحين

  • Yaralılar. (Arapça)

meded / مدد / مَدَدْ

  • Yardım, destek.
  • Yardım.
  • Yardım.
  • Yardım, medet. (Arapça)
  • Yardım.

meded-hahem / meded-hâhem

  • Yardım istiyorum.

meded-res

  • Yardımı ulaştıran.

mededhah / mededhâh / مددخواه

  • Yardım isteyen. (Arapça - Farsça)

mededkar / mededkâr / مددكار

  • Yardımcı, muin, nâsır. Nusret veren. (Farsça)
  • Yardım eden.
  • Yardım eden, yardımcı. (Arapça - Farsça)

mededkari / mededkârî

  • Yardımcılık. (Farsça)

mededres / مددرس

  • Yardımcı. İnâyet eden. Yardım eden. Mededresân da denir. (Farsça)
  • Yardımcı.
  • Yardıma koşan, imdada koşan. (Arapça - Farsça)

mededresani / mededresanî

  • Yardımcılık. Yardım ve inâyet edicilik.

medeni-i bittab

  • Yaratılış îtibariyle medenî olan.

medet

  • Yardım.

medet!

  • Yardım istiyorum.

medetkar / medetkâr

  • Yardım eden, yardımcı.

mefatır

  • Yaradılıştan olan huylar. Fıtri olan huylar.

meklum

  • Yaralı, mecruh. Yaralanmış.

melem

  • Yaramaz tenbel kimse.

men-i muhakeme kararı

  • Yargılamama kararı.

menafi / menâfi

  • Yararlar, yararlı şeyler.

menfaatli

  • Yararlı, faydalı.

meratib-i halıkıyet / merâtib-i hâlıkıyet

  • Yaratıcılık mertebesi.

merda

  • Yaralılar. Hastalar.

merhem

  • Yara ilacı.

mermak

  • Yaramaz nesne.

mesail-i kevniye / mesâil-i kevniye

  • Yaratılışla ilgili meseleler.

meşcun

  • Yarılmış.

meşkuk

  • Yarılmış. Yarık.

meşreb

  • Yaratılış, tabiat, huy.

meşrum

  • Yarılmış.

mevahir

  • Yararak akıp gidenler. (Denizdeki gemi gibi)

meydan-ı müsabaka

  • Yarış meydanı.

meyl-i fıtri / meyl-i fıtrî

  • Yaratılıştan gelen meyil, arzu.

meyl-i tabii / meyl-i tabiî

  • Yaratılışta olan meyil, tabiî.

mezk

  • Yarma, yırtma. Kesme.

minşakka

  • Yarık, çukur, oyuk.

mirtac

  • Yarış atlarının beşincisi.

miyanser

  • Yarısı kıymetli taşlarla süslü bir cins taç. (Farsça)

mizaç

  • Yaratılış, tabiat.

mu'cizat-ı fıtrat / mu'cizât-ı fıtrat

  • Yaratılış mu'cizeleri.

mu'cize-i fıtrat

  • Yaratılış mu'cizesi.

muadadat

  • Yardım etme, muvavenet etme.

muamma-yı hilkat / muammâ-yı hilkat / مُعَمَّايِ خِلْقَتْ

  • Yaratılıştaki sır ve gizlilikler.
  • Yaratılışın anlaşılması zor olan sırrı.

muavenet / muâvenet / معاونت / مُعَاوَنَتْ

  • Yardımcılık. Yardım. Teâvün.
  • Yardım.
  • Yardımlaşma.
  • Yardım.
  • Yardım. (Arapça)
  • Muavenet etmek: Yardım etmek. (Arapça)
  • Yardımlaşma.

muavenet etme

  • Yardımda bulunma.

muavenet etmek / muâvenet etmek

  • Yardım etmek.

muavenetdarane / muâvenetdârâne

  • Yardım edercesine.

muaveneten / muâveneten

  • Yardımlaşarak, dayanışma içinde olarak.
  • Yardım olarak.

muavenetkarane / muavenetkârâne / muâvenetkârâne

  • Yardımlaşarak.
  • Yardımcı olurcasına.

muavenetsiz

  • Yardımsız.

muavenettar

  • Yardımcı.

muavenettarane / muavenettârâne

  • Yardımlaşarak.

muavin / muâvin / معاون / مُعَاوِنْ

  • Yardımcı.
  • Yardımcı.
  • Yardımcı. (Arapça)
  • Yardımcı.

muazade

  • Yardım etme.

muazıd

  • Yardım eden.

mübaytır

  • Yarıcı, yaran.

mucib-i muğis / mucîb-i muğîs

  • Yardıma muhtaç olan ve kendinden yardım dileyen varlıkların imdadına koşan, ihtiyaçlarına cevap veren, Allah.

müemmel

  • Yarış atlarının sekizincisi veya yedincisi.

müfid / مفيد

  • Yararlı. (Arapça)

mugis / mugîs

  • Yardım isteyene yardım eden.
  • Yardım eden, yardıma koşan. Medet edici. Muin.
  • Yardım dileyenler için yardıma yetişen Allah.

muhabbet-i fıtriye / مُحَبَّتِ فِطْرِيَه

  • Yaratılıştan var olan muhabbet, sevgi.
  • Yaratılışta olan sevgi.

muhakeme olma

  • Yargılanma.

muhalif

  • Yardımcı.

muhsin

  • Yarattıklarına bağış ve iyiliklerde bulunan Allah.

muhsin-i kerim / muhsin-i kerîm

  • Yarattıklarına sonsuz bağış ve ikramda bulunan Allah.

muhtekir

  • Yardımcı.

muin / muîn / مُع۪ينْ

  • Yardımcı.
  • Yardımcı. Muâvin. İane eden.
  • Yardımcı.
  • Yardımcı.

muinsiz

  • Yardımcısız.

mükanefe / mükânefe

  • Yardım etmek, muavenet.

mükemmeliyet-i hilkat

  • Yaratılıştaki mükemmellik.

mükevvenat / mükevvenât

  • Yaratıkların hepsi, kâinat mevcûdat.
  • Yaratılmışlar, bütün varlıklar.
  • Yaratılmışlar.

mükevvin

  • Yaratan, yapan (Allah C.C.). Tekvin eden.

mukteza-i hilkat

  • Yaradılışın gerektirdiği şey. Yaradılış itibariyle olan hal ve netice.

mukteza-yı fıtrat / muktezâ-yı fıtrat

  • Yaratılışın gereği.

mültehab

  • Yaralı, iltihaplı.

mümidd

  • Yardım eden.
  • Yardım eden, uzatan.

münasafaten

  • Yarıyarıya olarak.

mündefiat

  • Yaralardan çıkan irin, cerahat gibi şeyler.

munfatır

  • Yarılan, infitar eden.

munsadı'

  • Yarılmış, bölünmüş.

münşakk

  • Yarılan.

munzicat / munzicât

  • Yaranın iltihabını yok edici, irinini akıtıcı (ilâçlar).

müsaadekar / müsaadekâr / مساعده كار

  • Yardımcı, izin verici. (Arapça - Farsça)

müsaadekarlık / müsaadekârlık

  • Yardımcı olma, izin verme. (Arapça - Farsça - Türkçe)

müsabaka / müsâbaka / مسابقه / مُسَابَقَه

  • Yarışma.
  • Yarışma.
  • Yarışma. (Arapça)
  • Yarışma.

müsabakat / müsâbakat / müsâbakât

  • Yarış, yarışma, müsâbaka.
  • Yarışma; birbirini geçme gayretleri.
  • Yarışmalar.

müsabık / müsâbık / مسابق

  • Yarışmacı.
  • Yarışmacı. (Arapça)

müselli / müsellî

  • Yarış atlarının üçüncüsü.

müsi

  • Yaramaz.

müspet mesail / müspet mesâil

  • Yararlı, olumlu meseleler; pozitif ilimler.

müstain

  • Yardım isteyen.

müstemid / مُسْتَمِدْ

  • Yardım isteyen.

müstemidd

  • Yardım etmek isteyen.
  • Yardım isteyen.

müstemiddane / müstemiddâne

  • Yardım isteyerek, istimdad ederek, meded bekliyerek. (Farsça)

müteavin

  • Yardımlaşan.

mütefattır

  • Yarılan, infitar eden.

mutlak su

  • Yaratıldıkları hâl (durum) üzere bulunan sular.

müvazere

  • Yardım etmek, muâvenet.

müyasere

  • Yardımlaşmak, muâvenet.

müzaheret

  • Yardım etme, koruma, arka çıkma.

nadire-i hilkat / nâdire-i hilkat

  • Yaratılış olarak benzersiz olan.

namus-u fıtri / namus-u fıtrî

  • Yaratılıştan gelen kanun.

nasır / nâsır

  • Yardımcı, yardım eden, nusret veren. Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) bir ismi.
  • Yardımcı.
  • Yardım eden.

nasr / نَصْرْ

  • Yardım.
  • Yardım.

nazar-ı inayet / nazar-ı inâyet / نَظَرِ عِنَايَتْ

  • Yardım bakışı.

nazik-hulk / nâzik-hulk

  • Yaradılışı ve tabiatı nâzik olan.

nedebe

  • Yara izi.

nedib

  • Yara izi kalan âzâ.

netice-i fıtrat

  • Yaratılışın gaye ve neticesi.

netice-i hilkat / netîce-i hilkat / نَتِيجَۀِ خِلْقَتْ

  • Yaratılışın sonu, gayesi. Yaratılmanın neticesi.
  • Yaratılışın sonucu.
  • Yaratılışın neticesi, gāyesi.

nev-i mahlukat / nev-i mahlûkat

  • Yaratılmışların bir türü, çeşidi.

nevamis-i fıtrat / nevâmis-i fıtrat

  • Yaratılışa Allah tarafından konulan temel kanunlar, anayasa kanunları.

nihad / nihâd / نهاد

  • Yaratılış, tabiat. (Farsça)

nihadi / nihadî

  • Yaradılışta olan, fıtrî. (Farsça)

nim / nîm

  • Yarım, nısf, buçuk, yarı. (Farsça)
  • Yarı.
  • Yarı.

nim cahili / nîm cahilî / نيم جاهلى

  • Yarıcahil, yarı cahilî. (Farsça - Arapça)

nim resmi / nîm resmî / نيم رسمى

  • Yarı resmî. (Farsça - Arapça)

nim-bedevi / nim-bedevî

  • Yarı bedevî, yerleşik fakat medeniyetten uzak yaşama tarzı.

nim-maddi / nim-maddî

  • Yarı maddî.

nim-manevi / nim-mânevî

  • Yarı mânevî.

nim-manzum

  • Yarı vezinli, kafiyeli.

nim-medeni / nim-medenî

  • Yarı medenî.

nim-medeniyet

  • Yarı medeniyet.

nim-nurani / nim-nuranî

  • Yarı parlak.

nim-şeffaf

  • Yarı şeffaf.

nimbedevi / nimbedevî / nîmbedevî

  • Yarı bedevî, yarı köylü.
  • Yarı bedevi, yarı medeni.

nime

  • Yarım, nısf, yarı. (Farsça)

nimhab

  • Yarı uykulu, mahmur. (Farsça)

nimküşte

  • Yarı öldürülmüş, yarı kesilmiş olan. (Farsça)

nimmanzum / nîmmanzum

  • Yarı şiir.

nimmanzur

  • Yarı görülen. Bulanık olarak görülen. (Farsça)

nimmüstakil

  • Yarı bağımsız, yarı hür.

nimmuzlim

  • Yarı karanlık. (Farsça)

nimnigah / nimnigâh

  • Yarı bakış. Gözucuyla bakma. (Farsça)

nimnurani / nîmnurânî

  • Yarı nurlu.

nimres

  • Yarı ham, yarı olgunlaşmış olan. (Farsça)

nimresmi / nîmresmî

  • Yarı resmî.

nimruz

  • Yarı gün, öğle. (Farsça)

nimşeffaf / nîmşeffaf

  • Yarı saydam.

nimsüfte

  • Yarım olarak söylenmiş, tam denmemiş. (Farsça)

nimzinde

  • Yarı canlı. Ölü ile diri arası.

nimzulmet

  • Yarı karanlık. (Farsça)

nişan-ı fıtri / nişan-ı fıtrî

  • Yaratılıştan gelen işâret.

nısf / نصف / نِصْفْ

  • Yarım, yarı.
  • Yarı.
  • Yarım, yarı. İslâm mîrâs hukûkunda eshâb-ı ferâiz adı verilen yâni Kur'ân-ı kerîmde payları bildirilenlerden bâzı kimselere verilen yarım hisse.
  • Yarı.
  • Yarı, yarım. (Arapça)
  • Yarı.

nısf-ı ekall

  • Yarıdan az.

nısf-ı ekser

  • Yarıdan çok.

nısf-ı kutr

  • Yarıçap.

nısf-ı yevm

  • Yarım gün.

nısfı

  • Yarısı.

nısfıkutr

  • Yarı çap.

nısfiyet

  • Yarı olma, yarılık.
  • Yarımlık, yarı yarıya bölünmüşlük.
  • Yarımlık. Yarı yarıya bölme.

nısıf

  • Yarı, yarım.

nizam-ı fıtrat

  • Yaratılıştaki düzen.

nizam-ı hikmet / nizâm-ı hikmet / نِظَامِ حِكْمَتْ

  • Yaratılıştaki asıl maksat ve faydaya âid düzen.

nokta-i istimdad

  • Yardım alınan nokta.
  • Yardım isteme noktası. İnsanın kalbindeki sonsuz emel ve arzuların yerine getirilmesine olan ihtiyaç.

nokta-i istimdat

  • Yardım alınacak yer.

nühuset

  • Yaramazlık, uğursuzluk. (Mübârek'in zıddı)

perda

  • Yarın. (Farsça)

rahne

  • Yara.
  • Yara.

rahnedar / rahnedâr

  • Yaralı.

rahnelenen

  • Yaralanan.

rekabet

  • Yarışma.

rekabetkarane / rekabetkârâne

  • Yarışırcasına.

rızk-ı fıtri / rızk-ı fıtrî / رِزْقِ فِطْر۪ي

  • Yaratılışla birlikte verilen rızık.
  • Yaratılıştan olan rızık.

şafi / şâfî

  • Yarattıklarına şifa verip iyileştiren, sağlık ihsan eden Allah.

şah-ı levlak / şâh-ı levlâk

  • Yaratılanların şahı, kainatın yaratılış sebebi Hz. Muhammed (a.s.m.).

sahib-i inayet / sahib-i inâyet

  • Yardım sahibi.

sahife-i ayat-ı tekviniye / sahife-i âyât-ı tekvîniye

  • Yaratılışa ait delillerin sayfası.

sahife-i fıtrat

  • Yaratılış sayfası.

şakk / شق / شَقْ

  • Yarık, yarılma, yarma.
  • Yarık, çatlak. (Arapça)
  • Yarma.

san'at-ı fıtriye

  • Yaratılıştaki san'at, doğal yapı.

şayan / şâyân

  • Yaraşır, uygun, layık.

şayeste / şâyeste / شایسته

  • Yaraşır, layık. (Farsça)

şayestegi / şâyestegî / شایستگى

  • Yaraşma. (Farsça)

şaygan / şâygân / شایگان

  • Yaraşır, yakışık alır. (Farsça)

sebeb-i hilkat

  • Yaratılış sebebi.
  • Yaratılışa sebeb ve gaye, yaratılışa vâsıta ve âlet olan.

şebpere / شب پره

  • Yarasa. (Farsça)
  • Yarasa. (Farsça)

seca'

  • Yarasa.

şecaat-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen yiğitlik, cesaret ve kahramanlık.

şecere-i hilkat / شَجَرَۀِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış ağacı.
  • Yaratılış ağacı.

şefkat-ı fıtriye

  • Yaratılıştan var olan şefkat duygusu.

şeft-alu / şeft-alû

  • Yarık erik. Şeftali. (Farsça)

şehamet-i fıtriye / şehâmet-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen yiğitlik.

selaset-i fıtriye / selâset-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen akıcılık ve açıklık.

semere-i şecere-i hilkat / ثَمَرَۀِ شَجَرَۀِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış ağacının meyvesi.
  • Yaradılış ağacının meyvesi.

semg

  • Yarmak.

serair-i vücud

  • Yaradılış sırları.

şerh

  • Yarmak, açmak, açıklamak; bir kitâbın metnini kelime kelime açıklayıp îzâh etmek.

şeriat-ı fıtriye / şerîat-ı fıtriye / شَر۪يعَتِ فِطْرِيَه

  • Yaratılışa âit kanunlar.

şeriat-ı hilkat

  • Yaratılış kanunu, Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar.

şeriat-ı kübra-yı fıtriye / şeriat-ı kübrâ-yı fıtriye

  • Yaratılışta konulan ilâhî büyük şeriat, kâinattaki kanunlar.

şeris

  • Yaramaz huylu kimse.

setre

  • Yarı resmi ceket.

şibh-i cezire / şibh-i cezîre / شبه جزیره

  • Yarımada. (Arapça - Farsça)

sidretülmünteha

  • Yaratılanların bittiği sınır.

şıkk

  • Yarı, yarım, şık.

sikke-i fıtrat

  • Yaratılış sikkesi, damgası.

sikke-i hilkat / سِكَّۀِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış mührü.
  • Yaratılış mührü.

silsile-i mahlukat / silsile-i mahlûkat

  • Yaratıklar zinciri.

sirişt / سرشت

  • Yaradılış, hilkat, huy, tabiat. (Farsça)
  • Yaratılış. (Farsça)

sırr-ı hikmet-i hilkat

  • Yaratılış gayesinin sırrı.

sırr-ı hilkat / سِرِّخِلْقَتْ

  • Yaratılış sırrı.
  • Yaratılış sırrı.

sırr-ı inayet / sırr-ı inâyet

  • Yardım sırrı, esprisi.

sırr-ı teavün / sırr-ı teâvün

  • Yardımlaşma sırrı.

şıtre

  • Yarım, nısf.

sudmend / sûdmend / سودمند

  • Yararlı. (Farsça)

tab'an

  • Yaratılıştan. Doğuştan. Huy ve tabiat itibariyle.

tabaka-i mahlukat / tabaka-i mahlûkat

  • Yaratılanlar varlıkların bir sınıfı, bir tabakası.

taban / tabân

  • Yaradılıştan, yaradılış bakımından.

tabasbus / تبصبص

  • Yardakçılık, yaltaklanma. (Arapça)
  • Tabasbus etmek: Yaltaklanmak. (Arapça)

tabiat

  • Yaradılıştan gelen temel özellik, yaradılış, huy, ilâhî kanunlar.

tabiatıyla

  • Yaratılış özelliği olarak.

tadammüd

  • Yaraya merhem sürüp bezle bağlamak.

tafattur

  • Yarılma, ayrılma, açılma.

taharrüm

  • Yarılmak.

tahrim

  • Yarmak. Pâre pâre kesmek, parçalamak.

taht-ı muhakeme

  • Yargılama.

takvim-i zişan / takvim-i zîşan

  • Yaratılışın tam kıvamında olan şan ve şeref sahibi bir varlık.

tansif

  • Yarılama, yarısını alma.
  • Yarı yarıya bölme.

tazammud

  • Yaranın merhemli bezle sarılması.

teavün / teâvün / تعاون / تَعَاوُنْ

  • Yardımlaşmak. Birbirine muâvenet etmek.
  • Yardımlaşma.
  • Yardımlaşma.
  • Yardımlaşma.
  • Yardımlaşma. (Arapça)
  • Yardımlaşma.

teavün etmek / teâvün etmek

  • Yardımda bulunmak.

tebezzül

  • Yarılma. Şakk.

tecelli-i icad / tecellî-i icad

  • Yaratma, var etme tecellîsi.

tecrih

  • Yaralama.

tefattur

  • Yarılma.

tefekku'

  • Yarılmak.

tefelluk

  • Yarılma, çatlama.

teflik

  • Yarmak.

tefsil

  • Yaramaz ve kem nesne.

tekvin / tekvîn / تكوین

  • Yaratma, var etme. (Arapça)

tekvini / tekvinî / tekvînî / تَكْو۪ين۪ي

  • Yaratmaya, var etmeye dâir.
  • Yaratmakla ilgili.
  • Yaradılışla ilgili, var oluşla ilgili.
  • Yaratmaya âit.

tekvini ayat / tekvînî âyât

  • Yaratmaya, var etmeye dâir âyetler, deliller.

tekviniye

  • Yaratmağa, tekvine ait. Tekvinle alâkalı.

temyiz / temyîz / تَمْي۪يزْ

  • Yargıtay.

temyiz evrakı

  • Yargıtay'ın kaleme aldığı cevap yazısı.

temyiz mahkemesi

  • Yargıtay; alt mahkeme kararlarının doğru verilip verilmediğini incelemekle görevli üst makam.

temyiz reisliği

  • Yargıtay Başkanlığı.

temyiz riyaseti

  • Yargıtay Başkanlığı.

tenasuf

  • Yarıya bölmek.

tenasur / tenâsur / تناصر

  • Yardımlaşma. (Arapça)

terafuk / terâfuk / ترافق

  • Yardımlaşma. (Arapça)
  • Terâfuk etmek: Birbirine yardım etmek. (Arapça)

tesabuk

  • Yarış etme. Müsabaka.

tesefsüf

  • Yaramaz olmak.

teşeytun

  • Yaramazlık etmek.

teşhirgah-ı enam / teşhirgâh-ı enam

  • Yaratılmışların sergi yeri.

tesir-i icadi / tesir-i icadî

  • Yaratma kabiliyeti.

tesli'

  • Yarmak.

tevfik / تَوْفِيقْ

  • Yardım etme.

teyhür

  • Yar gibi çöküp yığılmış kumluk.

tuba-yı hilkat / tûbâ-yı hilkat / طُوبَايِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış ağacı.
  • Yaratılış ağacı.

tumruk

  • Yarasa kuşu.

türkcuş

  • Yarı pişmiş et. (Farsça)

turmuk

  • Yarasa kuşu.

turra-i fıtrat

  • Yaratılış mührü.

u'cube-i hilkat

  • Yaratılıştan insanlara hayret verici olan. Şaşılacak, hayrete düşülecek hilkat garibesi.

ubudiyet-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen kulluk.

uhkuk

  • Yarık, hendek.

üsir

  • Yaranın iyi olduktan sonra kalan izi.

va'k

  • Yaramaz huylu kişi.

vahi / vâhî / واهى

  • Yararsız. (Arapça)

vazife-i asliye-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen asıl vazife.

vazife-i fıtrat

  • Yaratılış vazifesi.

vazife-i fıtriye

  • Yaratılıştan gelen görev.

vazife-i fıtriye-i ilmiye

  • Yaratılıştan gelen ilim öğrenme görevi.

vazife-i hilkat

  • Yaratılışa ait vazife.

vazife-i muavenet

  • Yardımlaşma görevi.

vekil

  • Yardımcı, temsilci.

vezirsiz

  • Yardımcısız.

vücud-u mahlukat / vücud-u mahlûkat

  • Yaratılmışların varlığı.

vüs'at-i hallakıyet / vüs'at-i hallâkıyet

  • Yaratıcılığın genişliği.

yamak

  • Yardımcı, yardak, muavin.

yaran / yârân / يَارَانْ

  • Yârlar, dostlar.

yare / yâre

  • Yara.
  • Yara.

yaver / yâver / یاور

  • Yardımcı. (Farsça)

yaversiz / yâversiz

  • Yardımcısız.

zahir / zahîr

  • Yardımcı, arka çıkan.

zahm / زخم

  • Yara, ceriha.
  • Yara. (Farsça)

zahmdar / zahmdâr / زخمدار

  • Yaralı, mecruh. (Farsça)
  • Yaralı. (Farsça)

zahmin

  • Yaralı, mecruh. (Farsça)

zahmkar / zahmkâr

  • Yaralayıcı, yara açan. (Farsça)

zahmnak

  • Yaralı, zahmzede, mecruh. (Farsça)

zahmres

  • Yara açan, yaralayıcı. (Farsça)

zahmzede / زخم زده

  • Yaralı. Mecruh. (Farsça)
  • Yaralı. (Farsça)

zaman-ı istimdad

  • Yardım dileme zamanı.

zebg

  • Yaramaz huy, kötü alışkanlık.

zemha

  • Yaramaz huylu, bahil kimse.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR