LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yap kelimesini içeren 156 kelime bulundu...

adem-i ifa

  • Yapmama, yerine getirmeme.

amel

  • Yapma, uygulama; dinin emirlerini yerine getirme.

ba'de't-teşekkül

  • Yapıldıktan sonra, oluşum sonrası.

bed-fial

  • Yaptığı işleri kötü olan. (Farsça)

benna / bennâ / بناء

  • Yapı ustası. (Arapça)

berg / برگ

  • Yaprak. (Farsça)

berg-riz

  • Yaprak döken. Sonbahar, güz. (Farsça)

berk

  • Yaprak. (Farsça)

bi-künem

  • Yapayım.

bina / binâ / بناء

  • Yapı. (Arapça)

binai / binaî

  • Yapı olarak.

bünyan / bünyân

  • Yapı. Bina. Duvar. Esas. Yapı yapmak.
  • Yapı, bünye, saray.
  • Yapı, bina, bir şeyin yapısı.
  • Yapı.

bünye / بنيه

  • Yapı; insanın maddi ve mânevî yapısı.
  • Yapı.
  • Yapı. (Arapça)

bürudet-i muamele

  • Yapılan muamelenin soğukluğu.

ca'l / جعل

  • Yapma, meydana getirme, yaratma.
  • Yapma. (Arapça)

ca'li / ca'lî

  • Yapay, uydurma.

ca'liyyat

  • Yapmacık hareketler, sahte, düzme hâller.

ca'liyyet

  • Yapmacık (olmak.)

cail / câil

  • Yapan, kılan.
  • Yapan.

cal / câl

  • Yapma, kılma.

cali / câlî

  • Yapmacıktan.

ceza-yı amel

  • Yapılan işin karşılığı.

dubu'

  • Yapışmak.

dülger

  • Yapı ustası.

dülgerlik

  • Yapı ustalığı.

ecr

  • Yapılan bir iş karşılığında verilen ücret.

ecr u savab / ecr u savâb

  • Yapılan bir şeyin karşılığı olarak verilen ücret ve sevab.

eda / edâ

  • Yapma, ödeme, davranış, anlatım yolu.

eser

  • Yapı, iz, kitap.

eser-i tasannu ve tekellüf

  • Yapmacık ve gösterişe dayalı eser veya sonuç.

evrak / evrâk / اَوْرَاقْ

  • Yapraklar.
  • Yapraklar, kağıtlar, belgeler.
  • Yapraklar.

fariza-i zimmet / farîza-i zimmet

  • Yapılması mutlaka boynumuza borç olan vazife.

fi'l-i ihtiyari / fi'l-i ihtiyâri

  • Yapılıp yapılmaması insanın kendi seçimine bağlı olan fiil.

fi'l-i vücubi / fi'l-i vücubî

  • Yapılması gereken, lâzım olan fiil.

fi'len / فعلا

  • Yaparak, işleyerek, bilfiil. (Arapça)

ganbot

  • Yapısı küçük olmakla beraber, nisbeten ağır toplarla mücehhez harp gemisi.

gaye-i hareket

  • Yapılan hareketin gaye ve maksadı.

gayna

  • Yaprakları çok olan yaş ağaç.

haciri / hacirî

  • Yapıcı, kurucu.

hal

  • Yapıp bitirme, indirme.

hasbü'l-mahiye / hasbü'l-mâhiye / حسب الماهيه

  • Yapı bakımından. (Arapça)

hasda'

  • Yaprağı çok olan ağaç.

hevheve

  • Yaprakların sesleri.

hevheve-i yaprak / هَوْهَوَۀِ يَاپْرَاقْ

  • Yaprağın rüzgarın esmesi ile çıkardığı ses.
  • Yaprakların rüzgarın esmesiyle çıkardığı ses.

hidac

  • Yapılan ibadette kusur, noksan, eksiklik.

hilaf-ı evla / hilâf-ı evlâ

  • Yapılması sevâb fakat yapmamakla günâha girilmeyen hareket.

i'mal / i'mâl / اعمال

  • Yapma, işleme, iş yapma.
  • Yapma, işleme. (Arapça)

i'mar

  • Yapmak. Tâmir etmek. Şenlendirmek. Mâmur kılmak. Harabilik ve ıssızlıktan kurtarmak.

ibrar

  • Yapılan yeminin doğru olduğu tasdik edilme.

icad u ibda / icâd u ibdâ

  • Yapma ve yaratma.

icra ettirmek

  • Yaptırmak.

icraat / icrâât / اجراآت

  • Yapılanlar. (Arapça)

iftira / iftirâ

  • Yapmadığı hâlde kötü bir işi birisine yükleme, yalan yere birisine suç isnat etme gösterme. Birine suç atma, bühtân.

ihtiyariyat

  • Yapılması insanın kendi elinde olan şeyler.

ika / îka / îkâ / ایقا

  • Yapma, etme.
  • Yapma. (Arapça)
  • Îka etmek: Vermek, bırakmak. (Arapça)

ikaat / îkaât

  • Yapıp etmeler.

ıksar

  • Yapabileceği ve elinden geldiği halde ihmâl etme.

iktan

  • Yapıştırma veya yapıştırılma.

ilsak / ilsâk

  • Yapışmak. Bitişmek. Ulaşmak. Yapıştırılma. Kavuşturulmak.
  • Yapışma, bitişme.

iltizak

  • Yapışma, birleşme.

imal / îmâl

  • Yapma, yapım.

imalat / îmâlât

  • Yapmalar, yapımlar.

imar / îmar

  • Yapma, onarma, şenlendirme.

inhişaş-ı evrak

  • Yaprakların hışırtısı.

inşa / inşâ / اِنْشَا

  • Yapma, kurma.
  • Yapma, vücuda getirme.
  • Yapma, ortaya çıkarma.

insaf

  • Yaprak yaprak olma, lime lime olup dağılma.

irtikab / irtikâb

  • Yapma, işleme.

irtikap etme / irtikâp etme

  • Yapma, işleme.

irtikap etmek / irtikâp etmek

  • Yapmak, işlemek.

ısfirar-ı evrak

  • Yaprakların sararması.

karanful

  • Yaprağı, çiçeği ve kokusu güzel ve uzun olan budaklı bir nebat. Karanfil.

karmele

  • Yapraksız küçük ağaç.

keffaret-i yemin

  • Yaptığı bir yemine sadık kalmayıp bozan bir müslümana lâzım gelen keffâret demektir ki: Muktedir ise, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azad etmekten; muktedir değil ise, on fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktan veya on fakire birer parça libas giydirmekten; bu üç şeyden birine muktedir ol

kuvve-i müeyyide / قوهء مؤیده

  • Yaptırım gücü.

lasık

  • Yapışık, yapışmış olan. Yapışıcı, yapışkan.

lask

  • Yapışmak. Yapışık olmak. Ulaşmak.

lazık / lâzık

  • Yapışkan, yapışıcı. Yapışmış olan.

lesk

  • Yapışmak.

lezc

  • Yapıştırma. Yapışmak. Sıvanıp yapışmak.

lezez

  • Yapışmak.

lüsub

  • Yapışmak.

lüzucet

  • Yapışkanlık. Yapışan, uzayan şeyin hali.

mamul / mâmûl

  • Yapılmış.

mamulat / mâmulât / mâmûlât

  • Yapılmış ürünler, imâl edilmiş şeyler.
  • Yapılmış şeyler.

me'murat / me'mûrât

  • Yapılması emredilen şeyler.

me'murü'n-bih / me'mûrü'n-bih

  • Yapılması emredilen şey.

mebani / mebanî

  • Yapılar, binalar, temeller.

mebna

  • Yapı, bina, yapı yeri, bina yeri.

mec'ul / mec'ûl / مجعول

  • Yapılmış. Meydana çıkarılmış. İkame ve ihdas olunmuş olan.
  • Yapılmış.
  • Yapay. (Arapça)

mêcul

  • Yapılmış.

melsuk / melsûk / ملصوق

  • Yapıştırılmış. Bitiştirilmiş.
  • Yapıştırılmış.
  • Yapışık. (Arapça)

mendub / mendûb

  • Yapılması hâlinde sevâb, yapılmazsa günâh olmayan şeyler. Edeb ve müstehab da denir.

menfaatperest

  • Yaptığı işin sadece faydasını düşünen. Sadece nefsine ait kârları, faydaları düşünerek çalışan. Allah rızasını esas gaye yapmayan kimse. (Farsça)

menhi

  • Yapılması şer'an yasaklanmış, haram olmuş.
  • Menhiyyat: Şeriatin yasak ettiği şeyler.

meşhudat / meşhûdât

  • Yapılan gözlemler.

minnet / مِنَّتْ

  • Yapılan bir iyiliği başa kakma.

minnet etmeme

  • Yapılan iyilikleri sayarak başa kakmama.

minnettar etmek

  • Yapılan bir iyiliğe karşı teşekkür hissi uyandırmak.

mıtmer

  • Yapı ipi.

mübah-mubah

  • Yapılıp yapılmamasında şer'an bir sakınca olmayan.

müeyyide / مؤیده

  • Yaptırım. (Arapça)

mufavvaz

  • Yapılması ısmarlanmış.

muhsin

  • Yaptığı işi en güzel yapan, Allahı görür gibi ibadet eden.

mükevvenat / mükevvenât

  • Yapılmış ve yaratılmışlar. Bütün mahlukat.

mülsak

  • Yapışık, bitişik.
  • Yapıştırılmış, bitiştirilmiş.

mümazeha

  • Yapışmak. (Ekseriya cimadan kinâye olur.)

mün'akid / منعقد

  • Yapılmış, imzalanmış, kabul edilmiş. (Arapça)

münker

  • Yapılması uygun olmayan, âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflerle ve müctehidlerin (dinde söz sâhibi âlimlerin) söz birliği ile yasak edilen şey; günah.

müsbet hareket

  • Yapıcı ve düzeltici hareket.
  • Yapmak, yol göstermek, yardım etmek gibi olumlu ve yapıcı hareket, davranış.

mutasanniane

  • Yapmacıklı olarak, tasannu ederek. (Farsça)

müteverrık

  • Yapraklı. Yapraklanan.

muttasıl

  • Yapışık, bitişik.

müvakil

  • Yapmadığı bir işi, başka bir kimseye yaptıran.

muvazene-i a'mal / muvazene-i a'mâl

  • Yapılan işlerin, amellerin tartılıp hesaplanması.

na-caiz

  • Yapılmaz, câiz değil. (Farsça)

na-kerde

  • Yapılmamış, olmamış. (Farsça)

nafile / nâfile

  • Yapılması farz ve vacip olmayan ibadetler.

nekabet / nekâbet

  • Yapılan satış sözleşmesinden dönmek, vazgeçmek.

netice-i amel

  • Yapılan işin neticesi.

perde-i müstebidane

  • Yapılan baskı ve zulüm perdesi.

plan

  • Yapı, makine, bina...gibi yapılacak şeylerin ayrı ayrı parçalarını kâğıt üzerinde gösteren çizgilerin hepsi. (Fransızca)

program

  • Yapılacak işler için önceden hazırlanmış tasarı. Plân. (Fransızca)

ras'

  • Yapışmak.

rü'yet-i hüsn-ü amel

  • Yaptığı ameli, işi güzel görme.

sadaka-i cariye / sadaka-i câriye

  • Yapıldıktan sonra sevâbı devâm eden hayırlı, iyi işler. Devamlı hayra sebeb olan sadaka.

sadidel

  • Yaprağı katmerli olan gül.

sahtevekar

  • Yapmacık tavırlar takınan, kendini satmaya çalışan. (Farsça)

sun

  • Yapmak, iş.

sun'i / sun'î / صنعى

  • Yapay. (Arapça)

suni / sunî

  • Yapay, sahte.

sunuat

  • Yapılanlar. San'atlı yapılan şeyler.

takibat / tâkibat

  • Yapılan takipler, koğuşturma, soruşturma.

tasannu / تصنع

  • Yapmacık.
  • Yapmacık.
  • Yapmacık. (Arapça)

tasannu yapmak

  • Yapmacık harekette bulunmak, birşeyi zorla daha iyi göstermeye çalışmak.

tasannu' / تَصَنُّعْ

  • Yapmacık hareket. Zorla bir şeyi daha iyi göstermeğe çalışmak. Suni hareket.
  • Yapmacık hareket etme.

tasannuat / tasannuât

  • Yapmacık hareketler.
  • Yapmacıklar.

tasannucu

  • Yapmacık olarak hareket eden.

tasannuen / tasannûen

  • Yapmacık olarak.
  • Yapmacık olarak.

tasannuf

  • Yapmacık sınıflandırma.

tasannui / tasannuî

  • Yapmacık.

tasannukar / tasannûkâr

  • Yapmacık.

tasannukarane / tasannukârane / tasannukârâne

  • Yapmacıklı.
  • Yapmacık bir şekilde davranma.

tasannusuz / tasannûsuz

  • Yapmacık hareketten uzak.
  • Yapmacık hareketlerden uzak.

tertib-i cali / tertib-i câli

  • Yapay tertip, düzen.

teşkilatça / teşkilâtça

  • Yapı ve şekillendirme açısından.

türr

  • Yapı üstüne çekilen ip.

umuhet

  • Yapılacak işte tereddüt gösterme, tutulacak yolda duraklama.

vacibat / vâcibât

  • Yapılması gerekli olan şeyler, farzlar.

vacibe / vâcibe

  • Yapılıp yerine getirilmesi vâcib derecesinde lüzumlu olan şey.

vacibülifa / vâcibülîfâ / واجب الایفا

  • Yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken. (Arapça)

varak

  • Yaprak.

varak-pare / varak-pâre

  • Yaprak parçası, kağıt parçası.

varaka

  • Yaprak, kâğıt parçası.

vazife-i memure

  • Yapılması emredilen görev.

vecibe / vecîbe / وجيبه

  • Yapılması gereken, görev. (Arapça)

yemin keffareti / yemîn keffâreti

  • Yapılan yemîne riâyet etmeyip, yemîni bozan bir müslümana lâzım gelen keffâret, cezâ.