LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yansı ifadesini içeren 179 kelime bulundu...

adetullah / âdetullah

  • (Sünnetullah da denir.) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah'ın emirleri, O'nun koyduğu değişmez düzen. Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir. Işık, geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki, bunlar birer âdetullahdır. "Âdetullah" y

akis / عكس / عَكِسْ

  • Yansıma.
  • Yansıma, yankı.
  • Yansıma, aksetme, akis. (Arapça)
  • Yansıma.

aks / عكس

  • Yansıma.
  • Yankı, yansıma, tersi.
  • Yansıma, akis. (Arapça)
  • Aksetmek: Yansımak, vurmak. (Arapça)

aks-i misal / aks-i misâl / عَكْسِ مِثَالْ

  • Görüntünün yansıması.
  • Sûretin yansıması.

aks-i misali / aks-i misalî

  • Yansıma; (aynada yansıyan) görüntü.

aks-i nur / aks-i nûr / عَقْسِ نُورْ

  • Nurun yansıması.
  • Nurun yansıması.

aksam-ı tecelliyat / aksâm-ı tecelliyât

  • Tecellilerin, yansımaların kısımları, çeşitleri.

akseden

  • Yansıyan.

aksedilme

  • Yansıtılma.

aksi / aksî

  • Yansıyan, akseden.

alem-i misali / âlem-i misalî

  • Görüntüler âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

alem-i misaliye / âlem-i misaliye

  • Bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

asar-ı esma-i ilahiye / âsâr-ı esmâ-i ilâhiye

  • Allah'ın isimlerinin eserleri, varlıklardaki izleri, yansımaları.

ayine-i ahmediye / âyine-i ahmediye

  • Hz Muhammed'in (a.s.m.) Allah'ın bütün güzelliklerini yansıtan bir ayna olması.

ayine-i cemal / âyine-i cemâl

  • Güzelliği yansıtan ayna.

ayine-i ehadiyet / âyine-i ehadiyet

  • Allah'ın birliğini yansıtan ayna.

ayine-i ism-i hayy / âyine-i ism-i hayy

  • Allah'ın, gerçek hayat sahibi olan ve her canlıya hayat veren isminin aynası, yansıdığı yer.

ayine-i rahmet-i alem / âyine-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmeti yansıtan bir ayna.

ayine-i samedani / âyine-i samedânî

  • Herşeyin kendisine muhtaç olduğu halde, hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın isim ve sıfatlarını yansıtan ayna.

ayine-i tecelli / âyine-i tecellî

  • Yansıma aynası.

bi-payan / bî-payan

  • Sonsuz. Payansız. (Farsça)

celevat / celevât

  • Cilveler, yansımalar.

cereyan-ı tecelliyat

  • Tecellîlerin cereyanı, yansımaların akıp gitmesi.

cereyan-ı tecelliyat-ı ilahiye / cereyan-ı tecelliyat-ı ilâhiye

  • İlâhî yansımalarının meydana gelmesi, cereyan etmesi.

cilve

  • Yansıma, görüntü.

cilve-i akis

  • Yansımanın görüntüsü.

cilve-i azam / cilve-i âzam

  • En büyük yansıma.

cilve-i cemal ve kemal / cilve-i cemâl ve kemâl

  • Güzellik ve mükemmelliğin yansıması, görüntüsü.

cilve-i cemal-i baki / cilve-i cemâl-i bâki

  • Sonsuz güzelliğin bir yansıması.

cilve-i cüz'i / cilve-i cüz'î

  • Ferdî bir yansıma, görünme.

cilve-i ef'al / cilve-i ef'âl

  • İlâhî fiillerin yansıması.

cilve-i esma / cilve-i esmâ

  • Allah'ın isimlerinin görüntüsü, yansıması.

cilve-i etem

  • Tam yansıma ve görüntü.

cilve-i etemm

  • Tam yansıma ve görüntü.

cilve-i feyzi

  • Bereketinden gelen yansıma, iz düşümü.

cilve-i hassa ve mümtaze / cilve-i hâssa ve mümtaze

  • Çok özel ve seçkin yansıma, görüntü.

cilve-i hayat

  • Hayat görüntüsü, yansıması.

cilve-i hitab-ı rabbani / cilve-i hitab-ı rabbânî

  • Herşeyi yaratıp terbiye eden Allah'ın hitabının cilvesi, yansıması.

cilve-i i'caz / cilve-i i'câz

  • Mu'cizeliğin görüntüsü, yansıması.

cilve-i in'ikas / cilve-i in'ikâs

  • Görüntünün yansıması.

cilve-i inayet-i rabbaniye / cilve-i inâyet-i rabbâniye

  • Rabbimizin yardım ettiğini gösteren yansımalar, belirtiler.

cilve-i irade

  • Cenâb-ı Hakkın iradesinin bir yansıması, izi.

cilve-i irade-i ilahiye / cilve-i irade-i ilâhiye

  • İlâhî iradenin yansıması, görünmesi.

cilve-i kübra / cilve-i kübrâ

  • En büyük cilve, yansıma.

cilve-i kudret

  • Allah'ın kudretinin yansıması.

cilve-i kudret-i ezeliye

  • Varlığının başlangıcı olmayan ve ezelden beri var olan Allah'ın kudretinin tecellisi, yansıması.

cilve-i kudret-i fatır / cilve-i kudret-i fâtır

  • Benzersiz şeyler yaratan Allah'ın kudretinin cilvesi, yansıması.

cilve-i kudret-i kudsiye

  • Allah'ın sonsuz ve noksansız kudretinin tecellisi, yansıması.

cilve-i kudret-i rabbaniye / cilve-i kudret-i rabbâniye

  • Rabbânî kudret ve iradenin yansıması.

cilve-i lezzet

  • Lezzet veren tecelli, lezzetin bir yansıması.

cilve-i mana / cilve-i mânâ

  • Mânânın yansıması, görünmesi.

cilve-i misaliye / cilve-i misâliye

  • Şeffaf şeyler üzerinde yansıyan görüntüler.

cilve-i nur

  • İlâhî nurun yansıması ve görünmesi.

cilve-i rahmet-i alem / cilve-i rahmet-i âlem

  • Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemleri kuşatan rahmetinin yansıması.

cilve-i rahmet-i rahmaniye / cilve-i rahmet-i rahmâniye

  • Sonsuz şefkat ve merhameti bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın rahmetinin yansıması.

cilve-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin yansıması.

cilve-i samediyet

  • Herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın isim ve sıfatlarının varlıklar üzerindeki yansımasının görünümü.

cilve-i sırr-ı i'caz / cilve-i sırr-ı i'câz

  • Mu'cizelik sırrının cilvesi, yansıma ve görüntüsü.

cilve-i zatiye / cilve-i zâtiye

  • Zâtının, aynının görüntüsü, yansıması.

daire-i meşiet ve irade

  • Allah'ın istek ve iradesinin yansıdığı daire, alan.

darü'l-kudret / dârü'l-kudret

  • Allah'ın güç, kuvvet ve iktidarının doğrudan yansıdığı yer, âhiret.

derecat-ı tecelli / derecât-ı tecellî

  • Yansıma dereceleri.

derecat-ı tecelliyat / derecât-ı tecelliyât

  • Görünüm ve yansıma dereceleri.

ehadiyet

  • Allah'ın bütün esması ile her bir varlıkta isimlerinin yansıması.

ehl-i kubur / ehl-i kubûr

  • Kabir ehli. Kabirdekiler, ölüler. Ne kendi etdi râhat ne âlem etdi huzur, Yıkıldı gitti cihândan dayansın ehl-i kubûr.

ekolali

  • yun. Psk: Sesleri taklit etme, yansıtma. Çocuk dünyaya geldiği zaman çevresinde konuşulan dilin seslerini çıkaramaz. Kendine mahsus sesleri çıkarır. Çevrede konuşulan dilleri dinleye dinleye çevredeki sesleri taklid etmeye başlar, bu taklid edebildiği sesleri sık sık tekrar eder. Meselâ: ba, ba, ba

enva-ı tecelliyat / envâ-ı tecelliyât

  • Tecellîlerin, yansımaların türleri.

esma-i külliye / esmâ-i külliye

  • Bütün varlık âleminde yansımaları görünen Allah'ın isimleri.

feyz-i kemal / feyz-i kemâl

  • Olgunluğun feyzi, mükemmelliği yansıması.

feyz-i tecelli / feyz-i tecellî

  • Yansımadan doğan feyz, bereket.

helyostat

  • Yansıyan güneş ışınlarını, belli bir doğrultuya yöneltmeğe ve bu doğrultuda tutmaya yarayan bir ayna ile bir ayar sisteminden meydana gelen tertibat.

hüviyet-i misaliye

  • Bir şeyin yansıyan kimliği.

in'ikas / in'ikâs / اِنْعِكَاسْ

  • Tasavvufta bir büyüğün kalbindeki feyz denilen mânevî ilimlerin talebenin kalbine yansıması.
  • Yansıma, aksetme.
  • Yansıma.

in'ikas eden / in'ikâs eden

  • Aks eden, yansıyan.

in'ikas etmek / in'ikâs etmek

  • Yansımak.

in'ikas-ı kemal / in'ikâs-ı kemâl

  • Kusursuzluğun yansıması.

in'ikasat / in'ikâsât

  • Yansımalar, aksetmeler.

inikas / inîkas

  • Yansıma.

istihale-i in'ikasiye / istihâle-i in'ikâsiye

  • Yansımanın başkalaşması, farklı bir keyfiyet alması.

kroki

  • Bir konu veya nesnenin başlıca özelliklerini yansıtacak biçimde hazırlanmış taslağı.

kuvveden fiile çıkma

  • Potansiyel özellikleri dışa yansıtma, uygulama.

levh-i misali / levh-i misâlî

  • Üzerinde görüntülerin yansıdığı levha.

ma'kes

  • Akseden yer, bir şeyin yansıdığı yer, ayna.

makes / mâkes / معكس

  • Yansıma yeri.
  • Yansıma yeri, ayna.
  • Yansıma yeri. (Arapça)
  • Makes bulmak: Yansımak, yansıyacak yer bulmak. (Arapça)
  • Makes olmak: Yansıtmak, yansıma yeri olmak. (Arapça)

makes-i efkar / mâkes-i efkâr

  • Fikir ve düşüncelerin yansıdığı yer.

makes-i nur-u iman / mâkes-i nur-u iman

  • İman nurunun yansıdığı yer.

makes-i nurani / mâkes-i nurânî

  • Nurlu ayna, nurun, ışığın yansıdığı yer.

makes-i şuur / mâkes-i şuur

  • Şuur ve düşüncenin yansıdığı yer, ayna.

makes-i vahy / mâkes-i vahy

  • Vahyin yansıdığı yer.

mazhar

  • Yansıma ve görünme yeri; sahip olma, erişme.

mazhar-ı ekmel

  • En mükemmel şekilde bir özelliği üzerinde yansıtan.

mazhar-ı tecelli / mazhar-ı tecellî

  • Tecellilere erişme, yansımalara ayna olma.

mazhariyet-i esma / mazhariyet-i esmâ

  • Allah'ın isimlerinin yansıdığı ve göründüğü yeri.

mezahir / mezâhir

  • Aynalar; görünme ve yansıma yerleri.

mir'at-ı üstad / mir'ât-ı üstad

  • Kur'ân hakikatlerini bir ayna gibi yansıtan Üstad.

mir'at-ı vacibü'l-vücud ve'l-mennan / mir'ât-ı vâcibü'l-vücud ve'l-mennân

  • Varlığı zorunlu olup var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan ve yarattıklarına herşeyi karşılıksız veren Allah'ın isim ve sıfatlarını yansıtan ayna.

mün'akis / منعكس

  • Yansıtan. (Arapça)

münakis / münâkis

  • Yansıyan.

müşahedetullah

  • Varlıklar üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının yansımalarını gözlemleme.

mütemessil

  • İçinde yansıyan, rengiyle renklenen.

nisbet-i in'ikas / nisbet-i in'ikâs

  • Yansıma oranı.

nukuş-u tecelliyat / nukuş-u tecelliyât

  • İlâhî yansımaların ve görünmenin nakışları.

nur-u rahmet-i alem / nur-u rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bu asırda yansıyan nuru.

nur-u tecelli / nur-u tecellî

  • Tecellî nuru, yansıyan nur.

nur-u timsal / nur-u timsâl

  • Yansımanın nuru, aydınlığı.

rahimiyet / rahîmiyet

  • Allah'ın herbir varlık üzerinde yansıyan şefkat ve merhamet ediciliği.

reşehat-ı meziyat / reşehât-ı meziyât

  • Meziyetlerin, güzel özelliklerin dışa yansımaları.

şahsiyet-i zahiri / şahsiyet-i zahirî

  • Görünürdeki, dışa yansıyan yönündeki şahsiyet, kişilik.

serap

  • Su gibi görünen yansıma.

suret-i misaliye

  • Yansıyan görüntü.

tamam-ı aks

  • Yansımanın tamamı.

tasarrufat-ı celaliye / tasarrufât-ı celâliye

  • Allah'ın sonsuz haşmetini yansıtan işleri, icraatları.

tecella / tecellâ

  • Yansıma, görünme.

tecella-yı cemal / tecellâ-yı cemâl

  • Güzelliğin yansıması.

tecelli / tecellî

  • Görünme, yansıma.

tecelli eden / tecellî eden

  • Yansıyan.

tecelli etme / tecellî etme

  • Yansıma.

tecelli etmek / tecellî etmek

  • Görünmek, yansımak.

tecelli-i aks / tecellî-i aks

  • Yansımanın görüntüsü.

tecelli-i amme / tecellî-i âmme

  • Umumî tecellî; Cenâb-ı Hakkın bütün mahlukatı kuşatan isimlerine ait büyük tecelliler, yansımalar.

tecelli-i azamet-i kudret / tecellî-i azamet-i kudret

  • Allah'ın kudretinin büyüklüğünün tecellîsi, yansıması.

tecelli-i celali / tecellî-i celâli

  • Büyüklük ve haşmetin yansıması.

tecelli-i cemal / tecellî-i cemâl

  • Güzelliğin yansıması.

tecelli-i ekber / tecellî-i ekber

  • En büyük tecelli, yansıma.

tecelli-i eltaf / tecellî-i eltaf

  • Çok lâtif, çok hoş olan bir güzelliğin yansıması.

tecelli-i esma ve sıfat / tecellî-i esmâ ve sıfât

  • Allah'ın isim ve sıfatlarının tecellîsi, yansıması.

tecelli-i etemm / tecellî-i etemm

  • Noksansız tecelli, eksiksiz yansıma.

tecelli-i hakimiyet / tecellî-i hâkimiyet

  • Hakimiyetin tecellisi, yansıması.

tecelli-i iktidar / tecellî-i iktidar

  • Allah'ın kudretinin tecellîsi, yansıması.

tecelli-i ism-i azam / tecellî-i ism-i âzam

  • Allah'ın en büyük isminin yansıması.

tecelli-i kübra-yı adl ve hikmet / tecellî-i kübrâ-yı adl ve hikmet

  • Adaletin ve hikmetin büyük tecellîsi, yansıması.

tecelli-i kudret / tecellî-i kudret

  • Allah'ın sonsuz kudretinin tecellîsi, yansıması.

tecelli-i kudret ve irade / tecellî-i kudret ve irade

  • Allah'ın irade ve kudretinin tecellîsi, yansıması.

tecelli-i merhamet / tecellî-i merhamet

  • Merhametin tecellîsi, yansıması.

tecelli-i muhabbet / tecellî-i muhabbet

  • Sevgi yansıması, görüntüsü.

tecelli-i rahmet / tecellî-i rahmet

  • Rahmet yansıması.

tecelli-i rububiyet / tecellî-i rububiyet

  • Allah'ın rububiyetinin, terbiye ve idare ediciliğinin yansıması.

tecelli-i saltanat-ı uluhiyet / tecellî-i saltanat-ı ulûhiyet

  • Allah'ın ilâhlık saltanatının yansıması.

tecelli-i timsal / tecellî-i timsal

  • Görüntünün belirmesi, yansıması.

tecelli-i vahdet / tecellî-i vahdet

  • Allah'ın birliğinin tecellîsi, yansıması.

tecelli-i vasi / tecellî-i vâsi

  • Geniş tecellî, yansıma.

tecelli-i ziya / tecellî-i ziya

  • Işığın yansıması.

tecelli-yi kübra / tecellî-yi kübra

  • Büyük yansıma, muazzam tecellî.

tecelligah / tecellîgâh

  • Yansıma ve görünme yeri.

tecelliyat / tecellîyat

  • Tecellîler; yansımalar.

tecelliyat-ı cemal ve kemalat / tecelliyât-ı cemal ve kemâlât

  • İlâhî mükemmelliklerin ve güzelliklerin yansımaları.

tecelliyat-ı cemaliye / tecelliyât-ı cemâliye

  • Allah'ın sonsuz güzelliğinin yansımaları, görüntüleri.

tecelliyat-ı cemaliye ve celaliye / tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye

  • Allah'ın güzellik ve yücelik sıfatlarının yansımaları.

tecelliyat-ı cemaliye ve celaliye ve kemaliye / tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye ve kemâliye

  • Allah'ın güzellik ve yücelik ve mükemmellikle ilgili sıfatlarının yansımaları.

tecelliyat-ı esma / tecelliyât-ı esmâ

  • Allah'ın isimlerinin tecellileri, yansımaları.

tecelliyat-ı esma-i ilahiye / tecelliyât-ı esmâ-i ilâhiye

  • Allah'ın isimlerinin tecellileri, yansımaları.

tecelliyat-ı kahriye / tecelliyât-ı kahriye

  • Kahredici tecellîler, yansımalar.

tecelliyat-ı kemal / tecelliyât-ı kemâl

  • Mükemmelliklerin tecellîleri, yansımaları.

tecelliyat-ı kübra / tecelliyât-ı kübrâ

  • En büyük tecelliler, yansımalar.

tecelliyat-ı nuriye / tecellîyât-ı nuriye

  • Nurlu tecellîler; parlak yansımalar.

tecelliyat-ı rahmet / tecelliyât-ı rahmet

  • Rahmet yansımaları.

tecelliyat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları.

tecelliyat-ı samedaniye / tecelliyât-ı samedâniye

  • Allah'ın herşeyin Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösteren yansımaları.

tecelliyat-ı seyyale / tecelliyat-ı seyyâle

  • Akıp giden yansımalar, görünümler.

tecelliyat-ı sıfat / tecelliyat-ı sıfât

  • İlâhî sıfatların yansıması, görünmesi.

temasil / temâsil

  • Timsaller, yansımalar.

temessül

  • Görünme, yansıma.
  • Yansıma, görünme.

temessül etme

  • Benzeme, aynı görüntüyü yansıtma.

temessülat / temessülât

  • Yansımalar.

tersim

  • Resim ve görüntü olarak yansıtma.

tezahürat-ı cemaliye ve celaliye / tezahürât-ı cemâliye ve celâliye

  • Allah'ın sonsuz güzelliğiyle birlikte heybet ve haşmetinin yansımaları.

timsal

  • Görüntü, yansıma.

timsal-i aks

  • Yansımanın görüntüsü.

timsal-i nurani / timsal-i nurâni

  • Nurlu ve aydınlık görüntü, yansıma.

timsal-i şahsiyet

  • Şahsiyetin heykeli; kişiliğin yansıması, görüntüsü.

timsal-i şems

  • Güneşin yansıyan görüntüsü.

ufk-u tecelliyat

  • Tecellilerin, yansımaların ufku.

vech-i in'ikas / vech-i in'ikâs

  • Aksetme, yansıma yönü.

veçh-i in'ikas / veçh-i in'ikâs

  • Yansıma yönü, akseden tarafı.

vücud-u misali / vücud-u misâlî

  • Yansımaya dayalı varlık.

zahir-i meşreb / zâhir-i meşreb

  • Hareket tarzının ve yöntemin dışa yansıyan görünümü.

zahiriyyun

  • Zahirciler, dış görünüşe aldananlar, dışa yansıyan yönlere göre hüküm verenler.

zerre-i şeffafe / zerre-i şeffâfe

  • Şeffaf ve saydam zerre, ayna gibi yansıtma özelliği olan küçük maddeler.

zıll-i tecelli / zıll-i tecellî

  • Yansımanın gölgesi.