LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yak kelimesini içeren 156 kelime bulundu...

adese-i mütekarib

  • Yakınlaştıran mercek.

ahger-i suzan

  • Yakıcı kor.

akraba / akrabâ

  • Yakınlar, hısımlar.

akrebiyet

  • Yakınlık.

an-karib

  • Yakından, çok zaman geçmeden.

an-karib-iz-zaman

  • Yakın vakitten.

an-karibin

  • Yakın vakitlerde.

anif / ânif

  • Yakında geçen. Pek yakın geçmişte.

ankarib / ankarîb / عن قریب

  • Yakında, yakından, çok geçmeden. (Arapça)

arız / ârız

  • Yaklaşma, ilişme.

arşın

  • Yaklaşık 68 cm'lik bir ölçü birimi.

ateş-i suzan / ateş-i sûzan

  • Yakıcı ateş.

ateş-zede

  • Yakılmış, yakılan. (Farsça)

baria

  • Yakınlarından üstün vasıflı. Emsalinden üstün. Tam ve mükemmel.

bekil

  • Yakışıklı delikanlı, genç.

beri

  • Yakın mesafe, ötenin zıddı.

bünyamin

  • Yakup Aleyhisselâm'ın en küçük oğlu.

car-ı zil kurba / câr-ı zil kurbâ

  • Yakın komşu.

ceyb

  • Yakanın göğüs üzerindeki açık yeri.

cins-i karib / cins-i karîb

  • Yakın cins.

cirban

  • Yaka.

civan

  • Yakışıklı genç.

civar / civâr / جوار

  • Yakın çevre. (Arapça)

daniye

  • Yakında olan.

denavet

  • Yakın olmak, yakınlık.

derecat-ı kurbiye

  • Yakınlık dereceleri. Allah'a manevi yakınlık mertebeleri.

dinar

  • Yaklaşık olarak altın liranın dörtte biri değerinde olan eski bir para.

duçar / dûçar

  • Yakalanmış, düşmüş.
  • Yakalanmış, düşmüş.

ekarib / ekârib / اقارب

  • Yakınlar, akrabalar. (Arapça)

feriş / ferîş

  • Yakında doğurmuş hayvan.

fetn

  • Yakmak, ihrak etmek.

giriban / girîbân / گریبان

  • Yaka. (Farsça)

giriban-gir / girîban-gir

  • Yaka tutan. (Farsça)

giriftar / giriftâr / گرفتار

  • Yakalanmış, tutulmuş, müptela. (Farsça)

güdaziş

  • Yakılma, yanma. (Farsça)

hallas

  • Yakalıyan, tutan kimse.

harık / hârık

  • Yakan, yakıcı. Yanan, tutuşmuş. Ateş, od.
  • Yakıcı, yakan.

hark / حَرْقْ

  • Yakmak. Yanmak. Yangın.
  • Yakma.
  • Yakma.

hatve-i tekarrüb

  • Yaklaşma adımı.

hay'al

  • Yakasız gömlek.

haynunet

  • Yakın olmak, yaklaşmak.

hazret-i yakub

  • Yâkûb (a.s.).

hirkat / حِرْقَتْ

  • Yakma.

hırkatli

  • Yakıcı.

hizem / hîzem

  • Yakacak odun. Yakıt olarak kullanılan odun. (Farsça)

huzur

  • Yakınında olma.

huzuren

  • Yakınında olarak.

idna'

  • Yakın etmek, yaklaştırmak.

ihrak / ihrâk / احراق

  • Yakma.
  • Yakma.
  • Yakma. (Arapça)
  • İhrak edilmek: Yakılmak. (Arapça)
  • İhrak olunmak: Yakılmak. (Arapça)

ihrak etme

  • Yakma.

ihrakan

  • Yakmak suretiyle.

ihtimalat-ı karibe

  • Yakın ihtimaller.

ikaniyye / ikâniyye

  • Yakînî bilgiye tabi olanlar. Din ve bilginlerce ileri sürülen şeyleri delil aramaksızın doğru sayan anlayış.

iktiran / iktirân / اقتران / اِقْتِرَانْ

  • Yakınlaşma, yaklaşma. (Arapça)
  • Yakın olma.

iş'al edilen / iş'âl edilen

  • Yakılan, tutuşturulan.

istikad

  • Yakma, ateşi tutuşturma.

istinas / istînas

  • Yakınlık duyma, yakınlaşma.

istinas etme / istinâs etme

  • Yakınlık duyma, alışma.

izlaf

  • Yakın etmek. Toplamak, cem' etmek.

karabet / karâbet / قرابت

  • Yakınlık, akrabalık.
  • Yakınlık.
  • Yakınlık, akrabalık. (Arapça)

karib / karîb / قریب

  • Yakın, yakın olan, uzak olmayan, soyca yakın.
  • Yakın.
  • Yakın.
  • Yakın. (Arapça)

karib olma / karîb olma

  • Yakınlaşma.

karib-ül ahd

  • Yakın zamanda.

kariben / karîben / قریبا

  • Yakında, yakın zamanda.
  • Yakında.
  • Yakında. (Arapça)

karibetün / karîbetün

  • Yakındır (kadınlar için kullanılır).

karibün / karîbün

  • Yakındır (erkekler için kullanılır).

karin / karîn / قَر۪ينْ

  • Yakın, nâil olan.

kaviyyet / kâviyyet

  • Yakıcılık, dağlayıcılık.

kelebçe

  • Yakalanan suçluların iki bileğine birden takılan demir halka. Demir bilezik.

keseb

  • Yakınlık, kurbiyet.

kevd

  • Yakın olmak.

kübr

  • Yakınlık.

künu'

  • Yakın olmak.

kurb

  • Yakınlık.
  • Yakın.
  • Yakınlık. Tasavvufta, Allahü teâlâya yakın olmak.

kurbet

  • Yakınlık. Tâatı, Allahü teâlâ için yapmak.

kurbiyet / قُرْبِيَتْ

  • Yakınlık.
  • Yakınlık.
  • Yakınlık.

kurbiyyet

  • Yakınlık kazanmak. Yakınlık. Bir şeye kendi gayretiyle yakınlaşmak.

kurun-u uhra / kurun-u uhrâ

  • Yakın çağ.

kusre

  • Yakın, karib.

lazım-ı karib / lâzım-ı karîb

  • Yakınında bulunması gereken ayrılmaz unsur.

levvah

  • Yakıcı ve bozucu.

lez'

  • Yakmak.

madde-i iştial

  • Yakıt.

mahrukat / mahrûkat / محروقات

  • Yakılacak madde. Yanan şeyler.
  • Yakıtlar.
  • Yakacak. (Arapça)

mahş

  • Yakmak.

makrun / makrûn / مقرون

  • Yakın, ulaşmış.
  • Yakın. (Arapça)

makruniyet

  • Yaklaşma. Yakınlık.

mekad

  • Yakın olmak, yakınlık.

mertebe-i nariye / mertebe-i nâriye

  • Yakıcılık, sıcaklık derecesi.

meskab

  • Yakın olacak yer.

meşreb-i hıllet

  • Yakın dostluğu öngören hareket tarzı.

miskal

  • Yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü.

mücavir

  • Yakın komşu.

müdanat

  • Yakınlık.

müdani / müdanî

  • Yakın. Eş. Benzer. (Farsça)

müdni / müdnî

  • Yakınlaştıran.

muhadenet

  • Yakın ahbablık, samimiyet. Dostluk.

muharrık

  • Yakan, susatan.

muharrik / محرق

  • Yakıcı. (Arapça)

muhrik / مُحْرِقْ

  • Yakıcı.
  • Yakıcı.
  • Yakıcı.

mukarin

  • Yakın olan. Bitişen. Ulaşan. Ulaşmış olan.

mukarreb / مقرب / مُقَرَّبْ

  • Yakınlar, yakınlaşmış kimseler.
  • Yakınlaştırılmış.
  • Cennette dereceleri en yüksek olan.
  • Tasavvufta, nefslerinin sevgisinden kurtulmuş, kalbinde Allahü teâlâdan başka hiçbir şeyin sevgisi kalmayan, yalnız Allahü teâlâyı isteyen.
  • Yakın olan.
  • Yakın. (Arapça)
  • Yakın kılınan.

mukarrebin

  • Yakın olanlar.

mukarrib

  • Yaklaştıran.

mukınun / mûkınûn

  • Yakîn sahibi olanlar. Şüphesiz ve tereddüdsüz olarak imanî ve Kur'anî hakikatlara vâkıf olanlar.

münacat / münâcât / مُنَاجَاتْ

  • Yakarış.

musab / musâb / مصاب

  • Yakalanmış, tutulmuş, uğramış. (Arapça)
  • Musâb olmak: Yakalanmak, tutulmak. (Arapça)

müşacene

  • Yakınlık, karabet.

müşafehe

  • Yakından karşılıklı konuşmak, karşı karşıya konuşmak.

na-reva

  • Yakışıksız, reva olmayan. Münâsib ve lâyık olmayan.

nareva / nârevâ / ناروا

  • Yakışık almaz. (Farsça)

nezdik

  • Yakın, karib. (Farsça)

niran-ı muhrika / nîrân-ı muhrika

  • Yakıcı ateşler.

pergune

  • Yakışıksız, çirkin. (Farsça)

pertev-suz

  • Yakan ışık. Güneşe karşı tutulduğu zaman, ışıkları bir noktaya toplayan ve bu suretle ışığın değdiği yeri yakan mercek.

saha-i ukba-yı ferda / saha-i ukbâ-yı ferdâ

  • Yakın gelecekteki âhiret sahası.

sahad

  • Yakmak.

sebeb-i kurbiyet

  • Yakınlık sebebi.

şecere-i yaktin / şecere-i yaktîn

  • Yaktîn ağacı. Kabak kökeni.

sekab

  • Yakınlık.

şekah

  • Yakınlık.

semum / semûm

  • Yakıcı rüzgâr.

şikayet / şikâyet

  • Yakınma, derdini söyleme.

sıla / صله

  • Yakınlarını ziyarete gitme özlemi. (Arapça)

sıla-i rahm / صلهء رحم

  • Yakınlarını ziyaret edip özlem gidermek.

şinik

  • Yaklaşık on litre su alabilen mahsul ölçüsü.

sirac-ı kurb-i ev edna / sirâc-ı kurb-i ev ednâ

  • Yakınlığın, hatta daha da yakınlığın kandili (Peygamber Efendimiz Miracda Cenâb-ı Hakkın huzuruna geldiğinde Ona çok yaklaşmıştı. O yakınlık makamı kâinatta hiçbir varlığa nasip olmamıştır.).

suzan / sûzan

  • Yakan, yakıcı. Ateşli. (Farsça)
  • Yakıcı.

suzende / sûzende / سوزنده

  • Yakan. Yakıcı. (Farsça)
  • Yakıcı. (Farsça)

suznak / sûznâk / سوزناک

  • Yakıcı.
  • Yakıcı. (Farsça)

taallukat / taallûkat

  • Yakın akrabalar.

tadri'

  • Yakın etmek, yaklaştırmak.

tahlis-i giriban

  • Yakayı kurtarma, kurtarılma.

takarrub

  • Yaklaşma.

takarrüb / تقرب / تَقَرُّبْ

  • Yaklaşma.
  • Yaklaşma, yakınlaşma.
  • Yaklaşma, yakınlaşma. (Arapça)
  • Takarrüb etmek: Yaklaşmak, yakınlaşmak. (Arapça)
  • Yakınlaşma.

takarrüp

  • Yaklaşmak.

takrib / takrîb / تقریب

  • Yaklaştırma.
  • Yaklaştırma, yaklaşık.
  • Yaklaştırma. (Arapça)

takrib etmek

  • Yakınlaştırmak.

takriben / takrîben / تقریبا / تَقْرِيباً

  • Yaklaşık olarak.
  • Yaklaşık olarak.
  • Yaklaşık olarak. (Arapça)
  • Yaklaşık olarak.

takribi / takribî / takrîbî / تقریبى / تَقْر۪يب۪ي

  • Yaklaşık.
  • Yaklaşık.
  • Yaklaşık olarak. (Arapça)
  • Yaklaşık olarak.

takrip

  • Yakınlaştırma, yaklaştırma.

tatbik

  • Yakıştırmak. Yerine getirmek. Bir kanun hükmünü, kaide veya emri yerine getirmek. Kıyas ve tahmin etmek.

tazarruat / tazarruât

  • Yakarışlar, niyazlar.

taziye / tâziye

  • Yakını ölen üzgün birini teselli etme.
  • Yakını ölen kimseye baş sağlığı dileme.

tedennü'

  • Yakın olmak.

tednik

  • Yakın olmak.

tekarrüp

  • Yaklaşma.

tekarüb

  • Yakınlaşma.

tekarub / tekârub / تقارب

  • Yakınlaşma. (Arapça)

üzuf

  • Yakın olmak, yaklaşmak.

vesile-i teshil ve takrib

  • Yakınlaştırma ve kolaylaştırma vesilesi.

yakiniyyat / yakîniyyât

  • Yakînî bir surette bilinenler.

yakub

  • Yakup (a.s.).

yehud

  • Yakub (A.S.) ın büyük oğlunun adıdır.

yevakit / yevâkît / یواقيت

  • Yakutlar. (Arapça)

zevi-l erham

  • Yakın akraba.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın