LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te yürek ifadesini içeren 105 kelime bulundu...

ahen-can / ahen-cân

  • Demir canlı. (Farsça)
  • Katı yürekli. (Farsça)
  • Sabırlı, tahammüllü. (Farsça)

ahen-dil

  • Demir yürekli, kahraman. (Farsça)
  • Merhametsiz, acımasız kimse. (Farsça)

ahenindil / âhenîndil / آهنين دل

  • Katı yürekli. (Farsça)
  • Yiğit. (Farsça)

ahu-dil

  • Ceylan yürekli. (Farsça)
  • Mc: Korkak. (Farsça)

an-samim-il kalb

  • Can ve yürekten, kalbden.

arzu-keş

  • Yürekten isteyen, isteyici.

basir

  • Kararmış.
  • Ekşi yüzlü ve katı yürekli kimse.

bed-dil

  • Korkak, yüreksiz. (Farsça)

bedzehre

  • Korkak, yüreksiz, ödlek kimse. (Farsça)

belbal

  • (Belbele) Vesvese. Tasa. Telâş. Yürek yanması. Iztırab.
  • Tehyic ve tahrik eylemek.

belbel

  • Tasa, kaygı. Yürek yanması.

besalet

  • Yiğitlik. Bahadırlık. Yürek sağlamlığı.
  • Yiğitlik, bahadırlık, sağlam yüreklilik.

bi-ciğer / bî-ciğer

  • Korkak, ciğersiz, yüreksiz. (Farsça)

can ü yürekten

  • Çok isteyerek, yürekten.

canfersa / cânfersâ / جان فرسا

  • Ömür törpüsü, yürek tüketen. (Farsça)

cangüdaz / cângüdâz / جان گداز

  • Yürek yakan. (Farsça)

canhıraş / جان خراش

  • Yürek paralayan. (Farsça)

cansuz

  • Can yakıcı, yürek tutuşturan. (Farsça)

cebin / جَبِينْ

  • Korkak, yüreksiz.

cesaret / cesâret

  • Yüreklilik, korkusuzluk.

cesurane / cesurâne / cesûrâne

  • Yiğitçesine, cesaretli olarak, yüreklice, cesaretle. (Farsça)
  • Cesaretli olarak, yüreklice.

ciğer-dar / ciğer-dâr

  • Yürekli, ciğerli, cesâretli. (Farsça)

cigersuz / cigersûz / جگرسوز

  • Yürek yakan. (Farsça)

da-ül-kalb / dâ-ül-kalb

  • Tıb: Kalb hastalığı, yürek çarpması.

dil

  • Gönül, kalb, niyet. (Farsça)
  • Cesâret, yürek. (Farsça)
  • Mandıra, ağıl. (Farsça)

dil-aver / dil-âver

  • Yiğit. Cesaretli. Yürekli. (Farsça)
  • Gönül alıcı. (Farsça)

dil-averan / dil-âverân

  • (Tekili: Dil-aver) Dilaverler, yürekliler, yiğitler.

dil-hıraş

  • Yürek parçalıyan, tırmalıyan. (Farsça)

dil-şikaf

  • Yürekleri delen, çok acıklı, dokunaklı. (Farsça)

dilaver / dilâver / دلاور

  • Yürekli, yiğit. (Farsça)

dile

  • Dil, gönül, kalb yürek. (Farsça)
  • Gönül sahibi. (Farsça)

dilgüdaz / dilgüdâz / دل گداز

  • Gönül eriten, yürek törpüsü. (Farsça)

dilhıraş / dilhırâş / دل خراش

  • Yürek parçalayan. (Farsça)

dilir / dilîr / دلير

  • (Çoğulu: Dilirân ) Bahadır, cesur, cesaretli, yiğit, yürekli.
  • Yürekli, yiğit. (Farsça)

diliran / dilirân

  • (Tekili: Dilir) Bahadırlar, cesurlar, cesaretliler, yiğitler, yürekliler.

diliri / dilirî

  • Mertlik, yiğitlik, yüreklilik. (Farsça)

dilsuz / dilsûz / دلسوز

  • Yürek yakan. (Farsça)

ebher

  • En bâhir, en âşikâr. En parlak, daha çok zâhir.
  • Temiz kanı yürekten bedene dağıtan büyük bir damar.

esuf / esûf

  • Fazlaca eseflenen, pek üzülen, çok kederlenen, çok fazla acıyan, yufka yürekli.

fecaat

  • Felâket, yürekler acısı kötü durum.

feşil

  • (Çoğulu: Efşâl) Korkak, cesaretsiz, yüreksiz.

firavun

  • Eski Mısır krallarının lâkabı; katı yürekli, inatçı ve zâlim kimseler için kullanılan bir tabir.

fuad / fuâd / فؤاد

  • Kalb, gönül, yürek.
  • Kalp, yürek, gönül.
  • Yürek. (Arapça)

giş

  • Kalb, yürek. (Farsça)

hafakan / خفقان

  • Yürek oynaması, sıkıntı.
  • Yürek çarpıntısı. (Arapça)

hakve

  • Yürek ağrısı.

harika-i şecaat

  • Yiğitlik ve yüreklilikte benzersiz olma.

hazane

  • Mc: Gönül, kalb, yürek.

hınzır

  • Domuz
  • Pis ve katı yürekli kimse.

hizber

  • (Hizebr) (Çoğulu: Hezâbir) Aslan, gazanfer. (Farsça)
  • Mc: Cesur, yiğit, kahraman, yürekli adam. (Farsça)

ictisar / ictisâr / اجتسار

  • Yüreklenme, cesaret bulma. (Arapça)
  • İctisâr etmek: Cesaretlenmek, cesaret bulmak. (Arapça)

ihlas-mendane

  • Temiz yürekli kimseye yakışır şekilde, ihlaslı kişiye uygun tarzda. (Farsça)

ihlas-perverane

  • Temiz yürekli, ihlas sahibi bir kimseye yakışacak surette. (Farsça)

ihlas-perveri / ihlas-perverî

  • Temiz yürekli, ihlas sâhibi olma. (Farsça)

itmi'nan-ı kalb / itmi'nân-ı kalb

  • Yürekten inanma, kalbinde şüphe ve vesvese bulunmaksızın tam bir kanaatla inanma.

kalb / قلب

  • Vücudun kan dolaşımı merkezi. Yürek.
  • Gönül.
  • Herşeyin ortası.
  • Bir halden diğer bir hale çevirme. Değiştirme.
  • İmanın mahalli.
  • Fuâd, sıkt-ül ilim, tâbut-ül ilim, beyt-ül hikmet, via-i ilim de denilir. (Dâima değiştiği ve hareket halinde olduğu için kalb i
  • Gönül. Yürek denilen, et parçasına yerleştirilmiş nûrânî ve mânevî kuvvet.
  • Tasavvuf yolunda birinci mertebe.
  • Yürek. (Arapça)
  • Gönül. (Arapça)

kalb-i hakiki / kalb-i hakîkî

  • Yürek denilen et parçasında bulunan mânevî kuvvet.

kalb-i sanevberi / kalb-i sanevberî

  • Yürek.

kalben

  • İçten, kalbden, yürekten, gönülden. Samimi olarak. Kendi kendine.

kalbi / kalbî / قلبى

  • İçten. Yürekten. Kalbe ait ve müteâllik. Samimiyetle. Riyâsızca.
  • Yürekten. (Arapça)
  • Kalp ile ilgili. (Arapça)

kalp

  • Yürek.
  • Yürek hastalığı.
  • Gönül.
  • Her şeyin ortası, ehemmiyetli, alıcı noktası, değiştirme, çevirme.

kuhciğer

  • Dağ yürekli, kahraman, bahâdır, yiğit. (Farsça)

la'c

  • (Çoğulu: Levâıc) Halecan etmek.
  • Acı vermek, elem vermek.
  • Yakmak.
  • Muhabbet ve aşktan dolayı yürekte hâsıl olan hararet.

lev'a

  • (Çoğulu: Leveât) Gönül acısı, kalb acısı. Yürek yanıklığı.

leveat

  • (Tekili: Lev'a) Sevgiden ve mecazî aşktan gelen iç yanıklıkları. Yürekten gelen acılar.

magl

  • Yürek ağrısı, kalp ağrısı.

mik / mîk

  • Çabuk ağlayan, yufka yürekli olan.

mürdedil

  • Gönlü ölmüş, katı yürekli, ham, hissiz, duygusuz insan.

mürgdil

  • Kuş yürekli. Korkak. (Farsça)

müstemit

  • Harpte ölmekten yılmayan yürekli kimse.

müteleyyis

  • Arslan yürekli, arslan yürüyüşlü.

müteşecciane / müteşecciâne

  • Yiğit gibi, yürekli olana benzer surette. (Farsça)

niyat

  • (Niyâta) Bir damar ismi (yürek onunla bağlıdır.)

pür-dil

  • (Çoğulu: Pür-dilân) Yürekli, cesur. (Farsça)

pür-dilan / pür-dilân

  • (Tekili: Pür-dil) Cesurlar, yürekli kimseler. (Farsça)

rakik

  • (Rikkat. den) Yufka yürekli, ince merhamet ve şefkat sahibi olan.
  • Köle, câriye.

rikkat

  • Acıma, incelik, yufka yüreklilik. Yumuşaklık.
  • Acıma, yufka yüreklilik.
  • İncelik, yufkalık.
  • Acıma, yürek etkilenmesi.
  • Acıma, yumuşaklık, yufka yüreklilik, kalb inceliği.

sadedil / sâdedil / ساده دل

  • Saf, temiz yürekli. (Farsça)
  • Ebleh, bön. (Farsça)

sadelevh / sâdelevh / ساده لوح

  • Saf, temiz yürekli. (Farsça - Arapça)

sadık / sâdık / صادق

  • Yürekten bağlı olan. (Arapça)
  • Doğru. (Arapça)

sadr

  • Göğüs, yürek, ön, baş, ileri.

safdilane / safdilâne / صاف دلانه

  • Yürek temizliği ile. (Arapça - Farsça)
  • Safça. (Arapça - Farsça)

safdillik

  • Yürek: Temizliği. (Arapça - Farsça - Türkçe)
  • Saflık. (Arapça - Farsça - Türkçe)

sahtdil

  • Katı yürekli. (Farsça)

sameyan

  • Sıçramak.
  • Kalkmak.
  • Yürekli, cesaretli, kahraman, bahadır kişi.

şegaf

  • Yürek kabı. Yüreği çevreleyen nâzik deri.
  • Sağ tarafta iyeği kemiği altında olan bir hastalık.
  • Bir nesneyi çevirip kaplamak.

selimülkalb / selîmülkalb / سليم القلب

  • Temiz yürekli. (Arapça)

sengdil / سنگ دل

  • (Çoğulu: Sengdilân) Taş yürekli, merhametsiz, acımaz. (Farsça)
  • Taş yürekli, acımasız. (Farsça)

sine / sîne / سينه

  • Göğüs. (Arapça)
  • Yürek. (Arapça)

sinesuz

  • Yürek yakan. (Farsça)

şirdil / şîrdil / شيردل

  • (Çoğulu: Şirdilân) Aslan yürekli. Cesaretli. Cesur. (Farsça)
  • Yiğit, arslan yürekli. (Farsça)

şirmerd / şîrmerd / شيرمرد

  • Arslan yürekli, cesur. (Farsça)
  • Yürekli, yiğit. (Farsça)

sufar

  • Yürekte sarı suların toplanması.

suziş

  • Yakma. Yanma. (Farsça)
  • Dokunma, te'sir etme, etki yapma. (Farsça)
  • Büyük acı. Yürek yanması. (Farsça)

tadcir

  • Can sıkma, yürek daraltma.

tecasür / tecâsür / تجاسر

  • Yüreklenme. (Arapça)

tefaric

  • (Tekili: Tefric) Yırtmalar, genişletmeler.
  • Ferah vermeler.
  • Korkaklar, zaifler, yüreksizler.
  • (Tifrac) Yırtmaçlar, aralıklar.

teleyyüs

  • Arslan yürekli olma, arslan yürüyüşlü olma.

tesavük

  • Yürek zayıflığından eğilip sendelemek.

teşci' / teşcî' / تشجيع

  • Yüreklendirme. (Arapça)
  • Teşcî' edilmek: Yüreklendirilmek. (Arapça)
  • Teşcî' etmek: Yüreklendirmek. (Arapça)

teşnedil

  • (Çoğulu: Teşnedilân) Candan ve yürekten isteyen.

vaziyet-i mevhume-i canhıraşane / vaziyet-i mevhume-i canhıraşâne

  • Yürek paralayıcı olarak farz edilen durum.

verş

  • Yürek ağrısı.
  • Çok beyaz olan.

zamir

  • Her şeyin iç yüzü.
  • Yürek, vicdan.
  • Gizli fikir.
  • Zamir, ismin yerini tutan kelime.

zehredar / zehredâr

  • (Çoğulu: Zehredârân) Yiğit, cesur, yürekli, cesaretli. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR