LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te varlık ifadesini içeren 713 kelime bulundu...

a'raz / a'râz

  • Varlıkta kalabilmesi için başka bir şeye muhtâc olan hâssalar (özellikler), sıfatlar. Araz'ın çokluk şeklidir.

a'yan-ı sabite / a'yân-ı sabite

  • Allah'ın ilminde varlıkların değişmez suretleri, öz mahiyetleri.

abd-i külli / abd-i küllî

  • Bütün varlıkların ibadetlerini kendi şahsında temsil eden kul.

abesiyyun

  • Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, h

acube-i hilkat-i rabbaniye / acube-i hilkat-i rabbâniye

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın yarattığı varlıklardaki şaşkınlık veren özellikler.

adem-i mutlak / عَدَمِ مُطْلَقْ

  • Hiçbir varlık mertebesinde olmama.

adetullah / âdetullah

  • (Sünnetullah da denir.) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah'ın emirleri, O'nun koyduğu değişmez düzen. Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir. Işık, geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki, bunlar birer âdetullahdır. "Âdetullah" y

ahir / âhir

  • Herşeyden sonra da var olan, varlıkların sonrasına da hâkim.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Mahlûkâtın (varlıkların) yok olmasından sonra, bâkî olan (varlığı devâm eden) yalnız kendisi kalan, hiç yok olmayan.

ahiret / âhiret

  • Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem. Âhiret, kıyamet koptuktan sonra, bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir. Orada ölüm yoktur, hayat sonsuzdur; dinin emirlerine bağlı olanlar için cennet; dine bağlı olmıyanlar için de cehennem vardır. Âhirete inanmayan insan müslüman olama

ahkam-ı rububiyet / ahkâm-ı rububiyet / ahkâm-ı rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyeti ve rububiyetinin hükümleri.
  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi ile ilgili hükümler.

ahkar-ı mahlukat / ahkar-ı mahlûkat

  • Varlıkların en hakir ve en küçüğü.

ahval-i şahsiye

  • Huk: Hakiki şahısların, hukuki varlıklariyle alâkalı olan hukuki durumlar. (Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, ölüm hadiseleri gibi)

alem / âlem

  • Allahü teâlâdan başka her şey, Allahü teâlânın yarattığı şeylerin hepsi, kâinât, varlıklar.

alem-i cismaniyat / âlem-i cismâniyât

  • Cismânî varlıkların bulunduğu âlem, varlıklar dünyası.

alem-i eşbah / âlem-i eşbâh

  • "Şebah"tan:
  • Cisimler âlemi, varlıklar âlemi.
  • Hayaller âlemi."Şibh ve şebih"den: Misaller âlemi.

alem-i kesret / âlem-i kesret / عَالَمِ كَثْرَتْ

  • Çokluk âlemi, varlıklar âlemi.
  • Çokluk (varlıklar) âlemi.

alem-i kevn / âlem-i kevn

  • Varlık âlemi.
  • Varlık âlemi. Kâinat.

alem-i misal / âlem-i misâl

  • Varlıkların kendilerinin değil de sûretlerinin, görünüşlerinin bulunduğu âlem.

alem-i misali / âlem-i misalî

  • Görüntüler âlemi; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

alem-i misaliye / âlem-i misaliye

  • Bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem.

alem-i mubsarat / âlem-i mubsarât

  • Görünen varlıklar âlemi.

alem-i mümkinat / âlem-i mümkinat

  • Mümkin varlıklar âlemi; varlığı ile yokluğu eşit olup varlığı ancak Allah'ın var etmesine bağlı olanlar, yaratılanların tamamının oluşturduğu âlem.

alem-i vücud / âlem-i vücud

  • Varlık âlemi.

alem-i vücut / âlem-i vücut

  • Varlık âlemi.

allah

  • İnsanı, dünyayı, kâinatı, görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı. Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur, çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır, sonsuzdur. Hiç bir şey yokken o yine vardı. Allah'ın ilmi, kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur. O herşeyi ve
  • Bütün varlıkları yaratan Halıkımızın has ismi.

analoji

  • Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedil

antropoloji

  • yun. İnsan dediğimiz varlığı inceleyen ilim. İnsan biyolojik özellikleri açısından incelendiğinde biyolojik antropoloji, cemiyet halinde yaşıyan bir varlık olması açısından incelendiğinde sosyal antropoloji veya kültür antropolojisi, insanın mahiyeti, diğer varlıklardan farkı, hayatının mânası, düny

arız / ârız

  • Sonradan olan şey. Bir şeyin zâtına ve hakikatına ait ve lâzım olmayıp başka bir varlıktan bazan vâki ve kaim olan. Takılan. Yapışan.
  • Bir şeyi arz ve takdim edici olan.
  • Kalın ve geniş bulut.
  • Ön dişlerin haricindeki onaltı dişin herbiri.
  • İnsanın yanağı.

arş

  • Allahü teâlânın yarattığı en büyük varlık. Yedi kat göklerin ve kürsînin üstünde olup, halk (madde) âleminin sonu, emr (maddesizlik) âleminin başlangıcı. Arşullah, Arş-ı mecîd ve Arş-ı a'lâ da denir.

arzın halifesi

  • Yeryüzünde Allah'ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan.

asar-ı esma-i ilahiye / âsâr-ı esmâ-i ilâhiye

  • Allah'ın isimlerinin eserleri, varlıklardaki izleri, yansımaları.

asar-ı muntazama / âsâr-ı muntazama

  • Düzenli, düzenlenmiş eserler, varlıklar.

ateşi mahluklar / âteşî mahlûklar

  • Ateşten yaratılan varlıklar.

ayanısabite / ayânısâbite

  • Varlıkların ilâhî ilimde ezelden beri bulunan hakikatları.

ayat-ı kevniye / âyât-ı kevniye

  • Kâinatta yaratılan varlıkların Cenâb-ı Hakkın varlık ve birliğine olan işaretleri, delil oluşları.

ayat-ı tekviniye / âyât-ı tekvîniye

  • Kâinatta Allah'ın varlığına ve birliğine delil olan varlıklar.

ayine-i cemal-i zat-ı ehadiye / âyine-i cemâl-i zât-ı ehadiye

  • Herbir varlıkta birliğiyle tecellî eden zâtın güzelliğini gösteren ayna.

ayine-i esma / âyine-i esmâ

  • Allah'ın isimlerini gösteren ayna, varlıklar.

ayine-i esma-i ilahiye / âyine-i esmâ-i ilâhiye

  • Allah'ın isimlerini gösteren ayna, varlıklar.

ayine-i esma-i rabbaniye / âyine-i esmâ-i rabbâniye

  • Bütün varlıkları idare, tedbir ve terbiye eden Allah'ın isimlerinin aynası.

ayine-i mevcudat / âyine-i mevcudat

  • Bir ayna şeklinde olan varlıklar.

ayine-i vücud / âyine-i vücud

  • Varlık aynası.

ayn-ı ehadiyet

  • Ehadiyetin, birliğin ta kendisi, Allah'ın birliğinin ve isimlerinin herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi.

azam-ı mevcudat / âzam-ı mevcudat

  • Varlıkların en büyüğü.

ba-saman

  • Varlıklı, zengin. (Farsça)
  • Düzenli, tertipli, düzgün. (Farsça)

bari / bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah.

bari' teala ve tekaddes / bâri' teâlâ ve tekaddes

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir surette yaratan, yüce ve her türlü eksiklikten uzak Allah.

bari-i teala / bâri-i teâlâ

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren, onları mükemmel bir şekilde yaratan ve her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve yüce olan Allah.

barigah-ı ehadiyyet / bârigâh-ı ehadiyyet

  • Birliği herbir varlıkta ayrı ayrı tecellî eden Allah'ın yüce katı.

batın / bâtın

  • Bütün varlıkların içini yaratan ve dahiline hükmeden Allah.
  • Bütün varlıkların iç yüzünü ve özellikle canlıların içlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratan ve işleten Allah.

behimiyat / behimiyât

  • Hayvansı varlıklar.

beka-i vücud / bekâ-i vücud

  • Varlık özelliğinin sürekli olması.

berahin-i vahdaniyet / berâhin-i vahdâniyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kaplayan birlik tecellisinin delilleri.

besin

  • Zihayat varlıkların yaşama, gelişme ve çalışmaları için gerekli olan çeşitli gıda maddeleri. (Türkçe)

besmele

  • Bismillahirrahmanirrahim'in kısaltılmış ismi. Müslüman her işine Bismillah ile başlar. Yani her işi Allah adına ve Allah için yapar. Atomlardan yıldızlara kadar her varlık da Allah adına ve Allah için hareket eder. İnsan da Bismillah diyemiyeceği, yani Allah'ın emri ve izni olmayan bir işi ve hareke

biyoelektrik

  • Canlı varlıkların vücutlarında yaratılmış olan elektrik. (Bu elektriğin varlığı, hususi âletlerle anlaşılır)

biyoloji

  • yun. Canlı varlıkları inceliyen ilim. Hayvanları inceleyen bölümüne zooloji; bitkileri inceleyen bölümüne botanik denir. Biyoloji, incelediği konulara göre çeşitli isimler alır. Canlının dış yapısını inceleyen: Morfoloji; dokuları inceleyen; histoloji canlıların büyüyüp gelişmelerini: embriyoloji; h

biyoterapi

  • Tıb: Bazı hastalıkların tedavisinde canlı varlıklardan faydalanma usûlü.

bud / bûd / بود

  • Varlık. (Farsça)
  • Varlık. (Farsça)

burhan-ı ehadiyet

  • Allah'ın herbir varlıkta görünen birlik delili.

burhan-ı rububiyet

  • Rablığın delili; Allah'ın varlıklar üzerindeki egemenliği, terbiye ve idare etmesinin delili.

burhan-ı vahidiyet / burhan-ı vâhidiyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kaplayan birlik delili.

büyü

  • Cin gibi manevî varlıklar aracılığı ile insan veya başka varlıklar üzerinde etki meydana getirme işi. Dinimiz büyücülerin şerrinden, kötülüklerinden Allah'a sığınmamızı emreder. Müslüman büyücülük yapmaz.

camidat-ı meyyite-i samite / câmidât-ı meyyite-i sâmite

  • Ölü ve suskun olan cansız varlıklar.

cani

  • Cinayet işlemiş olan. Birisini öldürmüş veya yaralamış bulunan. Caniler nasıl haksız yere insanı öldürüyorlar ve onların hayatlarına son veriyorlarsa; kâfirler, inkârcılar, dinsizler de birer cani sayılırlar. Çünkü Allah'ın eserleri olan canlı ve cansız varlıklar onun sonsuz kudretini, ilmini, irade

celevat-ı cemaliye / celevât-ı cemâliye

  • Allah'ın güzel isimlerinin varlıklar üzerindeki görünümleri, akisleri.

cemad / cemâd / جماد

  • Cansız varlık. (Arapça)

cemadat / cemâdât / جمادات

  • Cansız varlıklar.
  • Cansız varlıklar. (Arapça)

cemadat alemi / cemâdat âlemi

  • Cansız varlıklar âlemi.

cemiyet-i kainat / cemiyet-i kâinat

  • Kâinat cemiyeti, dayanışma içinde olan kâinattaki tüm varlıklar.

cesed-i hilkat

  • Yaratılmış olan varlık cesedi, bedeni.

cesed-i manevi / cesed-i mânevî

  • Mânevî vücud, varlık.

cevamid / cevâmid / جوامد

  • Cansız varlıklar. (Arapça)

cevher

  • Mâhiyet, asıl, öz. Varlıkta kalabilmesi için başka bir mahlûka muhtâc olmayan, kendi kendine varlıkta kalabilen.

cevher-i ruh

  • Canlı, şuurlu olan ve çevresini görüp gösteren nurlu varlık.

cihet-i melekutiyet / cihet-i melekûtiyet

  • Birşeyin iç yüzü, aslı, hakikati; varlıklara hükmeden İlâhî fiil, isim, sıfat ve şuûnâta bakan yön.

cilve-i rahmet-i rahmaniye / cilve-i rahmet-i rahmâniye

  • Sonsuz şefkat ve merhameti bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın rahmetinin yansıması.

cilve-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin yansıması.

cilve-i samediyet

  • Herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın isim ve sıfatlarının varlıklar üzerindeki yansımasının görünümü.

cin

  • Ateşin alev kısmından yaratılan, her şekle girebilen; evlenme, yeme-içme, çoğalmaları bulunan ve gözle görülmeyen varlıklar. Fârisî dilinde cine peri denir.
  • Göz ile görülemeyen ruhani varlıklar.

cisim

  • Uzayda yer dolduran varlık.

cismaniyat

  • Maddî varlıklar.

cüz'iyat tabakatı

  • Küçük varlıklardan oluşan varlık tabakaları.

cüz-ü asğar

  • En küçük varlık, en küçük parça.

cüz-ü ferd

  • Bir varlıktan veya bir vücuddan bir parça.
  • Atom..

dabbetü'l-arz / dâbbetü'l-arz

  • Kıyâmet alametlerinden olup topraktan çıkan varlık.

daire-i melekut / daire-i melekût

  • Varlıkların iç yüzüyle alakalı görünmeyen daire.

daire-i vücud

  • Vücud ve varlık dairesi ve sahası.
  • Varlık dairesi, alanı, sahası.

daire-i vücut

  • Varlık dairesi.

dehr

  • Zaman, devir. Âlemin (varlıkların) varlığının başlangıcından son bulmasına kadar olan bütün zaman.

delail-i vücud / delâil-i vücud

  • Varlık delilleri.

delalet-i selase / delalet-i selâse

  • Üç çeşit delâlet. Bunlar da: Delâlet-i mutabıkıye, delâlet-i tazammuniye, delâlet-i iltizamiyedir.1- Delalet-i mutabıkıye: Bir kelâmın vaz'olunduğu, yani kasdedilen mânanın tamanına delâletidir. Meselâ: İnsan lâfzı, insanın tam mahiyeti olan, hayvan-ı natık, (yani, konuşan hayat sahibi varlık) mânas

delil-i ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesinin delili.

delil-i imkani / delil-i imkânî

  • İmkân delili; sayısız ihtimaller, seçenekler arasından yaratılan varlıkların, o seçenekleri tercih eden bir yaratıcıya delâlet etmesi.

dellal-ı saltanat-ı rububiyet / dellâl-ı saltanat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye saltanatının ilancısı.

derece-i rububiyette

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi derecesinde.

dergah-ı rububiyet / dergâh-ı rububiyet

  • Yarattığı bütün varlıkları terbiye edip egemenliği altında bulunduran Allah'ın yüce katı.

ders-i tevhid

  • Allah'ın varlık ve birliğinden bahseden ders.

desatir-i rabbaniye / desâtir-i rabbaniye

  • Besleyen, yetiştiren, verdiği nimetlerle varlıkları terbiye eden, idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah'ın düsturları, prensipleri.

dev

  • Masallarda geçen korkutucu varlık.

ecram / ecrâm / اجرام

  • (Tekili: Cirm) Ruhsuz büyük varlıklar. Cirmler. Yıldızlar.
  • Cansız varlıklar.
  • Cansız varlıklar. (Arapça)

ecram u ecsam / ecrâm u ecsâm

  • Cansız varlıklar ve cisimler.

ecsam-ı namiye / ecsâm-ı nâmiye

  • Büyüyen cisimler, gelişen varlıklar.

edna-yı mevcudat / ednâ-yı mevcudat

  • Varlıkların en aşağısı.

ef'al-i ilahiye / ef'âl-i ilâhîye

  • Kâinattaki varlıkları ortaya çıkaran İlâhi fiiller.

ef'al-i umumiye-i ilahiye / ef'âl-i umumiye-i ilâhiye

  • Bütün varlıklar âleminde varlıkları ortaya çıkaran İlâhî fiiller.

efrad-ı zihayatiye / efrad-ı zîhayatiye

  • Canlı varlıklar, canlı ferdler.

efradın zerrat-ı hürriyatı / efrâdın zerrât-ı hürriyâtı

  • Bireylerin bütün zerrelerinin hürriyetleri, bireylerin bütün varlıklarıyla hür ve özgür olmaları.

egosantrizm

  • Psk: Benmerkezcilik. Zihnî gelişmenin ilk çocukluk safhası. Bebek büyüyüp kendi varlığı ile başka varlıkları ayırmaya başladığı zamanlarda kendine has bir düşünce tarzı ile düşünür. Sanki dünyada en önemli varlık kendisi, herşey onun emrine ve isteğine hazır olmalı. Annesi, babası, diğer insanlar ve (Fransızca)

ehad

  • Bir olan ve her bir varlıkta birliği tecellî eden Allah.

ehadiyet

  • Allah'ın bütün esması ile her bir varlıkta isimlerinin yansıması.

ehl-i felsefe ve hikmet / اَهْلِ فَلْسَفَه وَ حِكْمَتْ

  • Felsefeciler ve varlıkların hikmetlerini araştıranlar.

ehl-i semavat ve arz / ehl-i semâvât ve arz

  • Göklerde ve yerde bulunan varlıklar; melekler gibi ruhanî varlıklar ve dünya üzerinde yaşayanlar.

ehl-i tefekkür

  • Varlıklar üzerinde Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünenler.

ehl-i vahdetü'l-vücud

  • Allah'tan başka varlık olmadığı, herşeyin Allah'ın tecellîsi olduğunu kabul edenler.

ekoloji

  • yun. Canlı varlıklarla çevreleri arasındaki münasebetleri araştıran biyoloji kolu.

ekvan / ekvân / اكوان / اَكْوَانْ

  • (Tekili: Kevn) Alemler. Mahluklar. Varlıklar. Oluşlar.
  • Varlıklar, âlemler.
  • Dünyalar. (Arapça)
  • Varlıklar. (Arapça)
  • Varlıklar.

ekvani / ekvânî

  • Varlıklarla ilgili.

el-eys

  • Vücud. Varlık. Büyük cisim.

elsine-i enam / elsine-i enâm

  • Canlı varlıkların dilleri.

elsine-i semaviye / elsine-i semâviye

  • Semâvî diller; göklerdeki ve mânevî âlemlerdeki meleklerin ve ruhanî varlıkların konuştukları diller.

elvanın sebeb-i vücudu

  • Renklerin varlık sebebi.

emanet-i kübra / emanet-i kübrâ

  • Benlik duygusu; büyük emanet; başka varlıkların yüklenmekten çekindiği ve insanın yüklendiği İlâhî görevler, yükümlülükler.

emr-i rabbani / emr-i rabbânî

  • Bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın emri.

enam

  • Yaratıklar, varlıklar.

enis / enîs

  • Dost, arkadaş.
  • Yarattığı varlıklara karşı çok yakın, dost olan Allah.

enva-ı alem / envâ-ı âlem

  • Kâinataki nev'iler, türler; kâinatta bulunan çeşitli varlıklar.

enva-ı kainat / envâ-ı kâinat

  • Var olan şeylerin türleri, varlıkların çeşitleri.

enva-ı mahluk / envâ-ı mahlûk

  • Varlık türleri.

enva-ı mahlukat / envâ-ı mahlûkat

  • Bütün yaratılmış varlık türleri.

enva-ı masnuat / envâ-ı masnuat / envâ-ı masnûat

  • San'at eseri varlık çeşitleri.
  • Sanat eseri varlık türleri.

envar-ı vücud / envâr-ı vücud

  • Varlık nurları; Rabbiyle olan bağdan ortaya çıkan varlık nurları, ışıkları.

envar-ı vücut / envâr-ı vücut

  • Varlık nurları.

enzar-ı alem / enzâr-ı âlem

  • Bütün varlık âleminin bakışları.

enzar-ı mahlukat önünde / enzâr-ı mahlûkat önünde

  • Bütün varlıkların gözleri önünde.

er-rahmanü'r-rahim / er-rahmânü'r-rahîm

  • Bütün varlıklara olduğu gibi tek tek her bir varlığa şefkat gösteren sonsuz rahmet sahibi Allah.

erkan-ı azime-i kainat / erkân-ı azîme-i kâinat

  • Kâinattaki büyük temel unsurlar, varlıklar.

errahmanirrahim / errahmânirrahîm

  • Bütün varlıklara genel olarak ve her bir varlığa özel olarak rahmet tecellîleri olan Allah.

esma-i külliye / esmâ-i külliye

  • Bütün varlık âleminde yansımaları görünen Allah'ın isimleri.

esnaf-ı masnuat

  • San'atlı yaratılmış varlıkların sınıfları.

eşref-i mahlukat / eşref-i mahlûkat / eşref-i mahlûkât / اشرف مخلوقات

  • Varlıkların en şereflisi.
  • Varlıkların en şereflisi, insan.

eşya / eşyâ

  • Şeyler, varlıklar.

eşya u mevcudat

  • Var olan şeyler, varlıklar.

eşya-yı ahar / eşya-yı âhar

  • Diğer varlıklar.

eşya-yı gaybiye

  • Görünmeyen âleme ait varlıklar.

eşya-yı kesire / eşya-yı kesîre

  • Çokça olan, çeşitli olan şeyler, varlıklar.

evamir-i tekviniye / evâmir-i tekvîniye

  • Cenâb-ı Hakkın varlıklar âlemini dilediği şekil ve tarz ile yaratmaya yönelik emirleri.

eys

  • Varlık. Vücud. Mevcud.
  • Kahir. Zulüm.
  • Zarar, ziyan.
  • Ümidsiz olmak. Ye'se düşmek.

ezel sabahı

  • Allah tarafından bütün varlıkların yoktan var edildiği an.

faaliyet-i ilahiye / faaliyet-i ilâhiye

  • Allah'ın varlık âleminde gerçekleştirdiği faaliyetler.

fahr-i alem / fahr-i âlem

  • Bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.).

fahru'l-alemin / fahru'l-âlemîn

  • Bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü Peygamberimiz (a.s.m.).

fatır-ı akdes / fâtır-ı akdes

  • Varlıkları hiç yoktan benzersiz olarak yaratan ve bütün noksanlıklardan yüce olan Allah.

fena

  • Yok olma, yokluk. "Beka"nın zıddı. (Tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma).
  • İyi olmayan, kötü.

fenn-i hikmetü'l-eşya

  • Felsefe ilmi; varlıkların hikmetlerini inceleyen ilim.

ferd-i zihayat / ferd-i zîhayat

  • Canlı varlık.

ferid-i kevn ü zaman / ferîd-i kevn ü zaman

  • Bütün varlıkların en değerlisi ve bütün zamanlarda biricik ve tek olan.

ferman-ı rabbani / fermân-ı rabbânî

  • Bütün varlıkları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın emir ve buyruklarının yazılı olduğu Hizbü'l-Ekber.

feya rabbi / feyâ rabbî

  • Ey bütün varlıkları terbiye eden Rabbim.

feyyaz-ı rahmani / feyyaz-ı rahmânî

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın feyiz, bereket ve ihsanı.

feyz-i rahman / feyz-i rahmân

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın lûtfu, ihsanı.

fihriste-i san'at-ı rabbaniye / fihriste-i san'at-ı rabbâniye

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın sanatlı bir şekilde yarattığı varlıkların özeti ve listesi.

fihriste-i vücut

  • Varlık fihristesi.

fiil-i rububiyet

  • Cenab-ı Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan terbiye ve idare edicilik fiili.

fıtrat-ı eşya

  • Varlıkların yaratılışı.

gani / ganî

  • Zengin, kimseye muhtaç olmayan, elindekinden fazla istemiyen. Varlıklı, bol.

ganiyy-i muğni / ganiyy-i muğnî

  • Bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılayan ve her varlığın zenginliği Kendisinin tükenmez hazinesinden çıkan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan sınırsız zenginlik sahibi Allah.

ganiyy-i mutlak

  • Hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçları gayb hazinelerinde bulunan sınırsız zenginliğe sahip olan Allah.

gaye-i vücut

  • Varlık gayesi.

gulyabani / gulyabânî / gûlyabânî

  • İnsanın gördüğünü sandığı korkunç hayalet, hayâlî varlık.
  • Masallarda sözü edilen hayâlî varlık, umacı, dev.

habib-i rahman / habib-i rahmân

  • Sonsuz merhamet sahibi ve yarattığı bütün varlıklara şefkatle rızıklarını veren Allah'ın en sevdiği kulu olan Hz. Muhammed.

habir / habîr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyin hakîkatini, kâinâtın, varlıkların, görünen ve görünmeyen her şeyi hakkıyla bilen, hiçbir zerrenin hareketi ve hareketsizliği ilminden hâriç olmayan, nefslerin ne ile mutmain (huzurlu) ne ile huzursuz olduğundan, sükûnete kavuştuğunda

hadi / hâdî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarından dilediğine doğru yolu gösteren, kullarının havâssına (seçilmişlerine) doğrudan insanların avâmına (havâsstan aşağı derecede olanlara) yarattıkları varlıkları vâsıtasıyla kendini tan ıtan yüce Allah.

hadisat-ı kevniye / hâdisât-ı kevniye / حَادِثَاتِ كَوْنِيَه

  • Varlıkla ilgili hâdiseler.

hakaik-ı eşya

  • Varlıkların hakikatı, içyüzü.

hakaik-i eşya

  • Varlıkların hakikatleri, asıl mahiyetleri ve hüviyetleri.

hakàiku'l-eşyai sabitetün / hakàiku'l-eşyâi sâbitetün

  • Eşyanın ve varlıkların hakikatı, aslı sabittir.

hakaiku'l-eşyai sabitetün / hakâiku'l-eşyâi sâbitetün

  • Varlıkların hakikatleri sabittir, hiç değişmez.

hakikat mesleği

  • Varlıkların ve olayların ardındaki gerçeği araştıran yol, Kur'ân yolu.

hakikat-ı hariciye / hakikat-ı hâriciye

  • Hayat gibi âlem-i şehadete gelmiş varlık.

hakikat-i hariciye / hakikat-i hâriciye

  • Dışa ait, maddî âlemde yer alan varlık.

hakikat-i mevcudat

  • Varlıkların hakikati, gerçek mahiyeti, içyüzü.

hakikat-i vücud

  • Gerçek varlık.

hakk-ı vücud

  • Varlık hakkı.

halife

  • Yeryüzünde Allah'ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan.

halık-ı hakiki / hâlık-ı hakikî

  • Bütün varlıkların gerçek yaratıcısı olan Allah.

halık-ı kadir / hâlık-ı kadîr

  • Bütün varlıkların yaratıcısı olan ve her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah.

halık-ı kainat / hâlık-ı kâinat

  • Evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah.

halık-ı rahman ve rahim / hâlık-ı rahmân ve rahim

  • Rahmeti herşeyi kaplayan ve herbir varlıkta rahmet ve şefkati tecelli eden yaratıcı, Allah.

halık-ı rahman-ı rahim / hâlık-ı rahmân-ı rahîm

  • Dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan her şeyin yaratıcısı Allah.

halık-ı rahmanü'r-rahim / hâlık-ı rahmânü'r-rahîm

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren, sonsuz rahmetiyle her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah.

halk ve idare

  • Varlıkları yaratma ve idare etme.

halk-ı eşya

  • Eşyanın, varlıkların yaratılması.

hallakıyet-i umumiye / hallâkıyet-i umumîye

  • Bütün varlıklar âleminde gözlemlenen Allah'ın yaratıcılık özelliği.

harfi nazar / harfî nazar

  • Varlıklara bizzat kendisini değil de san'atkârını, ustasını, sahibini tanıtan mânasıyla bakma.

harika-i hakikat / hârika-i hakikat

  • Hakikat hârikası, varlıkların ardındaki gerçeğe ulaşmada hârika olan.

haşir ve neşr-i dünyeviye

  • Dünyadaki varlıkların yeniden diriltilip yayılmaları.

haşr-i kıyamet

  • Bütün varlıkların bedenlerinin kıyametten sonra ahiret âleminde tekrar inşa edilip diriltilmesi.

hatem-i ehadiyet / hâtem-i ehadiyet

  • Allah'ın herbir varlıkta bir olduğunu gösteren mührü.

hatem-i rahmaniyet / hâtem-i rahmâniyet

  • Allah'ın bütün varlıklar üzerinde rahmet ve merhametini gösteren mührü.

hatem-i vahidiyet / hâtem-i vâhidiyet

  • Varlık dünyası üzerinde genel olarak Allah'ın birliğini gösteren mühür.

hatif / hâtif

  • Sesi işitilen görünmez varlık.

hayat-ı cinsiye

  • Aynı alt türdeki varlıkların hayatı.

hayat-ı sariye / hayat-ı sâriye

  • Varlıklara sirayet etmiş olan umumî hayat; Cenâb-ı Hakkın Hayat sıfatının bir tecellîsi olan varlıklardaki hayatın mebdei, kâinatın hayatı, ruhu.

hayvan-ı zişuur / hayvan-ı zîşuur

  • Şuur sahibi canlı varlık.

hayy-ı kayyum / hayy-ı kayyûm / حَيِّ قَيُّومْ

  • Dâimî hayat sâhibi olup, varlığı kendinden olan ve mahlûkātı varlıkta tutan (Allah).

hazine-i rahman / hazine-i rahmân

  • Rahmet ve merhameti bütün varlıkları kaplayan Allah'ın hazinesi.

hesti / hestî / هستى

  • Varlık. Var olma. Mevcudiyet. (Farsça)
  • Varlık. (Farsça)

heyi / heyî

  • Varlık, madde. (Farsça)

heyula / heyûlâ / هيولا

  • Ana madde. (Arapça)
  • Zihinde tasarlanmış varlık. (Arapça)

hikmet nazarı

  • Varlıkların fayda, gaye, keyfiyet gibi çeşitli yönlerine ilim ve bilim gözüyle bakma.

hikmet-i san'at-ı rabbaniye

  • Bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın san'atındaki hikmet, gaye, fayda, sır.

hikmetü'l-eşya

  • Varlıklara ait ilimler; fizik, kimya, botanik gibi.

hilafet-i kübra / hilâfet-i kübrâ

  • En büyük halifelik; insanların Allah tarafından bütün varlıkların üzerinde bir temsilci kılınması.

hilkat-ı eşya

  • Varlıkların yaratılışı.

hilkat-i eşya

  • Varlıkların yaratılışı.

hilkat-i mevcudat / خِلْقَتِ مَوْجُودَاتْ

  • Varlıkların yaratılışı.
  • Varlıkların yaratılışı.

hüceyre

  • Hücrecik. Canlı varlıkların veya nebâtatın vücudunu teşkil eden küçük küçük odacık halinde ve içi vücuda lüzumlu madde ile dolu hücrecik. En küçük canlı parça.
  • Küçük delik ve oyuk.

hücre

  • Oda. Odacık.
  • Hüceyre. En küçük canlı varlık. Canlı varlıkların en küçük yapısı.

hudud-u azamet-i rububiyet

  • Allah'ın varlıklar üzerindeki terbiye ve idare ediciliğinin ve egemenliğinin geniş sınırları.

hudus / hudûs

  • Sonradan meydana gelme, yok iken sonradan varlık kazanma.
  • Sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma.

hukuk-u umumiye-i kainat / hukuk-u umumiye-i kâinat

  • Genel kâinat hukûku; kâinattaki bütün varlıkların hakları.

hülasa-i mevcudat / hülâsa-i mevcudat

  • Varlıkların özü, en seçkini Hz. Muhammed (a.s.m.).

hulle-i vücud

  • Varlık elbisesi.

huruf-u mevcudat

  • Büyük bir kitap olan kâinatın harfleri hükmündeki varlıklar.

hüsn-ü mücerred

  • Gayr olsun olmasın bizzat güzel olan şey. Bazı âza veya çizgilerin mütenasib terkib ve tertibiyle hâsıl olan hüsün, hüsn-ü mücerred değildir. Şartları zâil olsa, hüsün de zâil olur. Fakat, vücud, hayat, iman gibi varlıklar hüsn-ü mücerreddir ve bizzat güzeldirler. Güzellikleri başka şeylere

hüsn-ü zati / hüsn-ü zâtî

  • Güzelliğin, bu sıfatı taşıyan varlıkta ayrılmaz bir özellik olması.

hüve'l-ahir / hüve'l-âhir

  • O Âhirdir; her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdeklerle tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Allah'tır.

hüve'l-batın / hüve'l-bâtın

  • O Bâtındır; bütün varlıkların içyüzlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve herşeyin iç âlemine hükmeden Allah'tır.

hüve'z-zahir / hüve'z-zâhir

  • O Zâhirdir; her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihaz ve ürünlerle donatıp ve ince nakışlarla süsleyerek mükemmel ve güzel yaratan ve her şeyde varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen, Allah'tır.

hüviyyet

  • Asıl. Mâhiyyet. Birisinin kimliği, kim olduğu, kökü, esası ve ne olduğu.
  • Cenab-ı Hakkın varlık sıfatı.
  • Hamiyyet ve istikametten, ulüvv-ü cenâbdan ibâret olan sıfât-ı hamide.

ibadat-ı umumiye / ibâdât-ı umumiye

  • Bütün varlıkların yaptığı ibadetler.

ibadet-i tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme ibadeti.

ibda' ve ihtira' / ibdâ' ve ihtirâ'

  • Varlıkları maddesiz, örneksiz ve benzersiz olarak hiçten ve yoktan var etme.

icad-ı eşya

  • Varlıkların yaratılması.

icad-ı mahlukat / icad-ı mahlûkat

  • Varlıkların yoktan yaratılışı.

icad-ı mevcudat

  • Varlıkların yaratılışı.

icadat-ı rabbaniye

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın, yarattığı varlıklar.

icraat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatan idare ve terbiyesinin ve egemenliğinin sonucu olan faaliyetler.

idare-i ekvani / idare-i ekvânî

  • Âlemlerin, varlıkların idaresi.

ihtira' ve ibda' / ihtirâ' ve ibdâ'

  • Varlıkları maddesiz, örneksiz ve benzersiz olarak hiçten ve yoktan var etme.

ilan-ı tekviniye / ilân-ı tekvîniye

  • Varlıkların yaratılışıyla insanlara duyurulan gerçekler.

ilham-ı fıtri / ilham-ı fıtrî

  • Cenâb-ı Hakkın ihtiyaçlarını karşılamaları için varlıklara yaratılışta vermiş olduğu duygu.

ilhamat-ı gaybiye / ilhâmât-ı gaybiye

  • Gayb âleminden gelen ilhamlar; Cenâb-ı Hakkın ihtiyaçlarını temin etmeleri için varlıklara vermiş olduğu duygu.

illet-i vücud / illet-i vücûd

  • Varlık sebebi.

iltifat-ı merhamet-i rahman / iltifat-ı merhamet-i rahmân

  • Bütün varlıklara merhamet eden Cenâb-ı Hakkın iltifatı, teveccühü.

imkan dairesi / imkân dairesi

  • Varlığı da yokluğu da eşit olan varlıklar dairesi, kâinat.

imkan mertebesi / imkân mertebesi

  • Varlıkla yokluğun eşit olduğu; her an olması veya olmaması imkân dahilinde bulunma derecesi.

imtiyaz-ı mutlak

  • Varlıklar arasında tam ve kusursuz ayırımın olması.

in'amat-ı külliye-i ilahiye / in'âmât-ı külliye-i ilâhiye

  • Allah'ın yarattığı varlıklara sunduğu hadsiz nimetler.

inayat-ı rabbaniye / inâyât-ı rabbâniye

  • Bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah'ın özel yardımları.

inayet-i bari / inâyet-i bâri

  • Varlıklardaki organ ve donanımı gayelere uygun yaratan Allah'ın ihsanı, yardımı.

inayet-i rahmaniye / inayet-i rahmâniye

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın özel yardımı.

inkıyad-ı eşya / inkıyâd-ı eşya

  • Varlıkların boyun eğmesi, itaat etmesi.

inşa / inşâ

  • Varlıkları var olan şeylerden, kâinattaki var olan unsurlardan yaratma.

inşaallahü'r-rahman / inşaallahü'r-rahmân

  • Kullarına karşı çok merhametli olan ve rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah dilerse.

insan

  • Rûh ve bedenden meydana gelen akıl sâhibi varlık.

intizam-ı mahlukat / intizam-ı mahlûkat

  • Varlıklardaki disiplin, düzen.

intizamat-ı mahlukat / intizamat-ı mahlûkat

  • Yaratılan varlıklar içindeki düzen, intizam.

irade-i rabbani / irade-i rabbânî

  • Bütün varlıkları terbiye eden, idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın iradesi, dilemesi.

isbat-ı ezeliyet / isbat-ı ezelîyet

  • Allah'ın, başlangıcı olmayan sonsuz bir varlık olduğunun ispatı.

ism

  • Varlıklara ad olan kelime.

ism-i batın / ism-i bâtın

  • Allah'ın, bütün varlıkların iç yüzünü ve özellikle canlıların içlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işlettiğini gösteren ismi.

ism-i bedi

  • Allah'ın varlıkları eşsiz ve benzersiz olarak yarattığını ifade eden ismi.

ism-i bedi' / ism-i bedî'

  • Allah'ın varlıkları eşsiz ve benzersiz olarak yoktan var eden ismi.

ism-i ferd

  • Allah'ın tek, eşi ve benzeri bulunmayan ve birliği herbir varlıkta görüldüğünü ifade eden ismi.

ism-i hakem ve hakim / ism-i hakem ve hakîm

  • Varlıklar hakkında küllî hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk eden Allah'ın ismi.

ism-i hayy ve kayyum / ism-i hayy ve kayyûm

  • Gerçek hayat sahibi olan, her canlıya hayat veren, her şeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah'ın ismi.

istihdam-ı rabbani / istihdam-ı rabbânî

  • Bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın çalıştırması, hizmet ettirmesi.

izn-i bari / izn-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın izni.

kabza-i rububiyet / kabza-i rubûbiyet

  • Cenâb-ı Hakkın bütün varlıklara hükmetme ve terbiye etme eli.

kadem-nihade-i saha-i vücut / kadem-nihâde-i saha-i vücut

  • Varlık âlemine ayak basma.

kàdir-i kayyum / kàdir-i kayyûm

  • Ezelden ebede kadar bütün varlıkları ayakta tutan sonsuz kudret sahibi, Allah.

kaf-nun / kâf-nûn

  • Arap alfabesinde yer alan iki harften oluşan ve Allah'ın varlıkları dilediği şekilde yaratmasını ifade eden "kün", yani "ol" emri.

kafile-i mahlukat / kafile-i mahlûkat

  • Yaratıklar, varlıklar topluluğu.

kafile-i mevcudat

  • Varlıklar kafilesi, topluluğu.

kainat / kâinat

  • Yaratılmış varlıklar, evren.

kainat kitab-ı kebiri / kâinat kitab-ı kebîri

  • Büyük bir kitap gibi varlıklarla yazılmış kâinat.

kainat seması / kâinat seması

  • Kâinatın ve bütün varlıkların üzerinde duran gökyüzü; burada bütün varlıklar âlemi dünyaya, onu kuşatan gökyüzü ise yücelerde bulunan manevî âlemlere benzetilmiştir.

kainat sultan / kâinat sultan

  • Kâinatın ve bütün varlıkların sultanı olan Allah.

kalem-i kudret

  • Varlıkların ve olayların düzenli olarak vücuda gelişinde bir kalem gibi eserini gösteren İlâhî güç.

kanun-ı ilahi / kânûn-ı ilâhî

  • Allahü teâlânın kullarının dünyâ ve âhirette huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşmaları için Peygamberleri (aleyhimüsselâm) vâsıtasıyla insanlara bildirdiği emirleri ve yasakları, İslâmiyet.
  • Allahü teâlânın kâinâtta (varlık âleminde) koyduğu nizâm, düzen.

kanun-u kayyumiyet / kanun-u kayyûmiyet

  • Allah'ın yarattıklarının varlıklarını ayakta tutup devam ettirme kanunu.

kanun-u mübin-i rabbani / kanun-u mübîn-i rabbânî

  • Besleyen, yetiştiren, verdiği nimetlerle varlıkları terbiye eden, idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın apaçık kanunu.

kaside-i kader

  • Kader kasidesi; yaratıcısının medhine lâyık, İlâhî takdir ve ölçülerle yaratılmış bir kaside gibi olan varlıklar.

katib-i zülkemal / kâtib-i zülkemâl

  • Bütün varlıkları bir kitap yazar gibi, mükemmel ve kusursuz bir şekilde yaratan Allah.

kavanin-i sariye / kavânin-i sâriye

  • Varlıklara geçen ve onlarda işleyen kanunlar.

kavanin-i teşekkülat / kavânin-i teşekkülât

  • Allah'ın varlıkları yaratmada ortaya koyduğu kanunlar; oluşum kanunları.

kavi

  • Sağlam, metin, zorlu, kuvvetli, güçlü.
  • Varlıklı, zengin, sâlih, emin, mutemed.

kaviyy

  • Allahü teâlânın Esma-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi tam olarak yaratmakta kuvvet sâhibi olan, her şeyi yaratıp, varlıkta devâm ettiren; dilediğini yapmak kendisine zor gelmeyen.

kayyum / kayyûm / قَيُّومْ

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren.
  • Yarattıklarını varlık âleminde tutan Allah.
  • Herşeyi Kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Yaratıcı ve mahlûkları yerlerinde ve varlıkta durdurucu.
  • Varlığı kendinden olup, mahlûkātı varlıkta tutan (Allah).

kayyum-u zülcelal / kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve yücelik sahibi Allah.

kayyumiyet-i ilahiye / kayyûmiyet-i ilâhiye

  • Allah'ın her zaman ve her yerde var olması ve bütün varlıkların ancak Onunla var olabilmeleri.

kemal-i rububiyet / kemâl-i rububiyet / kemâl-i rubûbiyet

  • Allah'ın varlıkları terbiye ve idare edişindeki mükemmellik.
  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyet, yaratıcılık ve terbiyesinin mükemmelliği.

kesret daireleri

  • Çokluk daireleri; sayısız varlıklardan oluşan daireler.

kesret tabakatı

  • Sayısız varlıklardan oluşan âlemler.

kesret-i mevcudat

  • Varlıkların çokluğu.

kevn / كون

  • Hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat. Mevcudiyet.
  • Var olma, varlık.
  • Varlık. (Arapça)

kevn ü mekan / kevn ü mekân

  • Kâinat, âlem; bütün varlıklar.

kevni / kevnî

  • Oluşa ait ve müteallik. Kâinat ilmine dair. Varlıkla alâkalı.

kevniyyat

  • Kâinat ilmi, kozmoloji.
  • Mevcudat, varlıklar. Vücuda gelmeler.

keynunet

  • Varlık, var olma.

kitab-ı kebirin hurufatı

  • Büyük bir kitap olan kâinatın harfleri hükmündeki varlıklar.

kıyam / kıyâm / قِيَامْ

  • Ayakta (varlıkta) durma.

kıyamet / kıyâmet

  • Allahü teâlânın emri ile İsrâfil aleyhisselâmın sûr denilen ve nasıl olduğunu bilmediğimiz bir âlete üfürmesi, (nefha-i ûlâ: Birinci üfürme) ile bütün canlıların ölüp, her şeyin yok olması, kâinâttaki (varlık âlemindeki) nizâmın, düzenin bozulması, kıyâmetin kopması.
  • Her canlının ölü

kıyamet-i mükerrere-i nev'iye / kıyâmet-i mükerrere-i nev'iye

  • Her bir varlık türünde sürekli olarak tekrarlanan ve kıyameti andıran var olma ve yok olma hadiseleri.

kudret

  • Güç. Takat.
  • Her yeri kaplayan kudretullah.
  • Varlık. Ehliyet. Becerebilme.
  • Zenginlik.
  • Kabiliyet.
  • İlm-i kelâmda: Allah Teâlâ'ya mahsus ezelî ve ebedî ve bütün kâinatta tasarruf eden sıfattır.
  • Güç.
  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatmış olan gücü.
  • Varlık, zenginlik.
  • Ehliyet, becerebilme.

kudret ve irade-i rabbaniye / kudret ve irade-i rabbâniye

  • Bütün varlıkların idaresi ve terbiyesi elinde olan Cenâb-ı Hakk'ın güç, iktidar ve iradesi.

kudret-i mümkinat

  • Kâinattaki varlıkların kudreti, gücü.

küll-i azam / küll-i âzam

  • En büyük varlık; bütünlük arz eden en büyük şey.

küll-ü nurani / küll-ü nuranî

  • Nurlu bir küll, bütün varlıklarla ilgisi olan bir kapsamlılık.

külliyat / külliyât

  • Türler, cinsler, kapsamlı varlıklar.

kültür

  • Her türlü fikir, san'at ve âdet varlıklarının hepsi. (Fransızca)
  • Bir kimsenin umumi bilgi seviyesi. (Fransızca)
  • Terbiye. (Fransızca)
  • Ziraat. (Fransızca)
  • Tıb: Tecrübe veya ilâç yapmak için mikrop besleme ve çoğaltma. (Fransızca)
  • Bir milletin maddî ve mânevî varlıkları, yaşayış ve davranış şekli, kazanılan genel bilgi.

kumandan-ı akdes

  • Bütün varlıkları emri altında tutan ve her türlü eksiklikten ve âcizlikten yüce olan Allah.

kumandan-ı ferd

  • Bütün varlık âleminin tek kumandanı.

kürsi / kürsî

  • Allahü teâlânın azameti, kudreti ve büyüklüğünü gösteren ve Arşın altında olduğu bildirilen Allahü teâlânın yarattığı en büyük varlıklardan biri.

kütüphane-i vücud

  • Varlık kütüphanesi.

kuvvet-i mümkünat

  • Yaratılmış olan varlıkların sahip olduğu kuvvet.

la kayyume illallah / lâ kayyûme illâllah

  • Allahtan başka varlıkları ayakta tutan ve onlara bekâ veren yoktur.

la mevcude illa hu / lâ mevcude illâ hû / lâ mevcûde illâ hû

  • Ondan başka hiçbir varlık yok.
  • Allah'tan başka hiçbir varlık yoktur.

la nazime illa hu / lâ nâzime illâ hû

  • Bütün kâinat ve varlık âlemini bir fayda ve gayeye göre düzenleyen Allah'tan başka ilâh yoktur.

lafz-ı mücessem / لَفْظِ مُجَسَّمْ

  • Cisimleşmiş kelime (varlıkların her biri).

levh-i kaza / levh-i kazâ

  • Kazâ levhası; olmuş ve olacak şeylerin Allah'ın ilmindeki varlıkları.

levhimahv

  • Varlıkların yazılıp silindiği levha.

lezzet-i vücut

  • Varlıktaki lezzet.

lütuf ve inayet-i bari / lütuf ve inâyet-i bâri

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir şekilde yaratan Allah'ın lütuf ve yardımı.

ma-ba'dettabia

  • (Mâba'de-t tabia) Metafizik. Beş duygu ile bilinmeyen varlıklar hakkında fikrî araştırma yapan felsefe kolu. Bu felsefe ile alâkalı olan.

maani-i rububiyet / maânî-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin ifadeleri.

maaşir-i mevcudat

  • Bütün varlıklardan meydana gelen topluluk.

mabud / mâbud

  • Bütün varlıkların kendisine ibadet ettiği Allah.

mabud-u mutlak / mâbud-u mutlak / mâbûd-u mutlak

  • İbadete lâyık tek varlık olan Allah.
  • İbadete layık tek varlık olan Allah.

mabudiyet-i amme / mâbudiyet-i âmme

  • Yaratılan tüm varlıkların Allah'a ibadet etmesi.

madde

  • Ağırlığı olan ve boşlukta yer kaplıyan varlık.
  • Uzayda yer dolduran varlık.

mahiyat-ı eşya / mâhiyât-ı eşya

  • Kâinattaki eşya ve varlıkların mâhiyetleri, temel özellikleri ve asıl yapıları.

mahiyat-ı mümkinat / mâhiyât-ı mümkinât

  • Kâinattaki varlıkların mâhiyetleri; varlığıyla yokluğu eşit olan ve varlığı Cenâb-ı Hakkın var etmesine bağlı olan varlıkların temel özellikleri, asıl yapıları.

mahiyat-ı mümkine

  • Mümkin olan mâhiyetler; varlığı da yokluğu da eşit olan varlıkların temel özellikleri.

mahiyat-i mümkine / mâhiyât-i mümkine

  • Varlıkları mümkün olan şeylerin özleri.

mahiyet-i eşya

  • Varlıkların mahiyeti, temel özelliği.

mahluk / mahlûk

  • Yaratılmış, varlık.
  • Yaratılmış; yoktan vâr edilmiş. Rabbimiz cism değildir, zamânı, mekânı yok. Maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân. Mahlûka muhtaç değildir, ortağı benzeri yok, Her şeyi O'dur yaratan hem de varlıkta tutan.

mahluk-u musahhar / mahlûk-u musahhar

  • Emir altında bulunan ve kendinden istenilen şeyleri yerine getiren yaratık, varlık.

mahluk-u vahid / mahlûk-u vahid

  • Bir tek varlık.

mahlukat-ı acibe / mahlûkat-ı acibe

  • Şaşırtıcı mahlûklar, harika yaratıklar, varlıklar.

mahlukat-ı arziye / mahlûkat-ı arziye

  • Yeryüzündeki yaratıklar, varlıklar.

mahlukat-ı seyyare / mahlûkat-ı seyyâre

  • Sürekli hareket eden varlıklar.

mahluklar / mahlûklar

  • Varlıklar.

mahmud

  • Bütün varlıklar tarafından hamd edilen Allah.

mahşer-i azim / mahşer-i azîm

  • Bütün varlıkların yeniden diriltilip hesaba çekileceği büyük toplanma yeri; mahşer meydanı.

mahşer-i masnuat

  • Sanat eseri varlıkların toplandığı yer.

makasıd-ı ilahiye / makasıd-ı ilâhiye

  • Allah'ın varlıkları yaratmasındaki maksatları.

makàsıd-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutmasındaki maksat ve gayeler.

mal

  • Fık: Bir kimsenin tasarrufunda bulunan kıymetli, lüzumlu şey. (Varlık, servet, para, ticaret eşyası gibi.)
  • Varlık, para, kıymetli eşya.

manen

  • Mânâca. Mânâ cihetiyle. Ruhca. Esasca. Bâtınen. İç varlık bakımından.

masiva / mâsivâ / mâsiva / ماسوی

  • Allah'ın dışındaki varlıklar.
  • Tanrı'nın dışındaki varlıklar. (Arapça)
  • Dünyaya özgü her şey. (Arapça)

masiva-yı ilahiye / mâsivâ-yı ilâhiye

  • Cenâb-ı Hakkın yaratıkları Varlıklar.

masnu / masnû

  • San'at eseri varlık.

masnuat / masnuât / masnûât

  • San'at eseri varlıklar.
  • San'at eseri varlıklar.

masnuat-ı cemile / masnûât-ı cemile

  • Güzel sanat eseri varlıklar.

masnuat-ı faniye / masnuat-ı fâniye

  • Gelip geçici olan sanat eseri varlıklar.

masnuat-ı ilahiye / masnuât-ı ilâhiye

  • Allah'ın sanatla yarattığı varlıklar.

masnuat-ı muntazama / masnuât-ı muntazama

  • Düzenli bir şekilde yaratılan san'at eseri varlıklar.

masnuat-ı müzeyyene

  • Süslü bir şekilde yaratılan san'at eseri varlıklar.

masnuat-ı rabbaniye / masnuat-ı rabbâniye

  • Allah tarafından san'atla yaratılan varlıklar.

masnuat-ı sağire

  • San'at eseri küçük varlıklar.

masnuat-ı sayfiye / masnuât-ı sayfiye

  • Yaz mevsiminde ortaya çıkan sanat eseri varlıklar.

masnuatça

  • San'at eseri varlıklar bakımından.

maşuk-u layezali / mâşuk-u lâyezâlî

  • Varlıklar tarafından çokça sevilen ve sürekli var olan Allah.

materyalizm

  • Maddecilik, maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.

mavudieleh / mâvudieleh

  • Varlık gayesine uygunluk.

maye-i masnuat / mâye-i masnuat

  • San'atla yaratılan varlıkların özünü teşkil eden mayası.

mecazi aşk / mecazî aşk

  • Gerçek olmayan aşk; Allah'tan başka diğer varlıklara duyulan şiddetli sevgi.

mecmu' asar / mecmu' âsâr

  • Eserlerin bütünü, yaratılmış varlıkların hepsi.

mecmuu alem / mecmuu âlem

  • Varlıklar âleminin tamamı, kâinatın hepsi.

mefhar-i mevcudat

  • Varlıkların övünme sebebi, övünç kaynağı.

mektub-u rabbani / mektub-u rabbânî / مَكْتُوبُ رَبَّان۪ي

  • Her şeyi terbiye edip besleyen Allah'ın birer mektup gibi yarattığı varlıklar.
  • Terbiye edici Allaha âit mektûb, herbir varlık.

mektub-u rahmani / mektub-u rahmânî

  • Sonsuz rahmet sahibi Allah'a ait herbiri birer mektup gibi mânâlar ifade eden varlıklar.

mektubat / mektubât

  • İmam-ı Rabbânî'nin yazdığı bir eser.
  • Allah'ın birer mektup gibi yazdığı ve san'atla yarattığı eserler, varlıklar.

mektubat-ı ilahiye / mektubat-ı ilâhiye

  • İlâhî mektuplar; Allah'ın birer mektup gibi yazdığı ve san'atla yarattığı eserler, varlıklar.

melek

  • Nurdan yaratılmış masum varlık.
  • Nurdan yaratılmış varlık.
  • Allahü teâlânın nûrdan yarattığı gözle görülmeyen mâsum (kötülüklerden korunmuş) varlıklar. Çokluk şekli, melâike'dir.

melekut / melekût

  • Melekler âlemi, varlıkların ilâhî isimlere bakan iç yüzü.

melekutiyet-i eşya / melekûtiyet-i eşya

  • Varlıkların görünmeyen, içyüzü.

melik

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Zâtında, sıfatlarında, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şey varlığında ve varlıkta kalmasında O'na muhtaç olan, her şeyin sâhibi, yaratıcısı.
  • Pâdişâh, hükümdar.

meliyy

  • Uzun zaman.
  • Zengin. Varlıklı. Maldâr. Gani. Eşraf.

menafi-i eşya / menâfi-i eşya

  • Eşyaların, varlıkların faydaları.

mensucat-ı rabbaniye / mensucat-ı rabbâniye

  • Allah'ın adeta nakış nakış dokuduğu san'at eseri varlıklar.

meraya-yı mevcudat / merâyâ-yı mevcudat

  • Allah'ın isim ve sıfatlarına ayna olan varlıklar.

merkez-i alem / merkez-i âlem

  • Bütün varlıklar âleminin merkezi.

mertebe-i rububiyet / mertebe-i rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, terbiye ediciliği, idare etme derecesi.

mertebe-i tevhid-i rububiyet / mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet

  • Varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah'tan gelmesini bilme mertebesi.

mesele-i melaike ve ruhaniyat / mesele-i melâike ve ruhaniyat

  • Melekler ve ruhanî varlıklar meselesi.

meşher-i eşya

  • Varlıkların sergilendiği yer.

mesmuat alemi / mesmuat âlemi

  • İşitilen ve duyulan varlıklar âlemi.

mevadd

  • (Tekili: Madde) Fezâda, boşlukta yer kaplayan varlıklar. Maddeler. Cisimler.
  • Kısımlar.
  • Kanunlar. Kaideler. İşler. Hususlar.
  • Söz ve beyana sebeb olan mevcudat. Her şeyin aslı, mayası.

mevalid / mevâlîd

  • Varlıklar.

mevcud / mevcûd / موجود

  • Varlık.
  • Var. (Arapça)
  • Hazır. (Arapça)
  • Varlık. (Arapça)

mevcud-u hakiki / mevcud-u hakikî

  • Gerçek varlık sahibi Allah.

mevcud-u manevi / mevcud-u manevî / mevcud-u mânevî

  • Mânevi varlık.
  • Mânevi varlık.

mevcud-u meçhul

  • Bilinmeyen varlık.

mevcud-u müzeyyen

  • Süslenmiş varlık.

mevcudat / mevcudât / mevcûdat / mevcûdât / موجودات

  • Varlıklar.
  • Varlıklar.
  • Varlıklar.
  • Varlıklar. (Arapça)

mevcudat fihristesi

  • Varlıkların sıralandığı liste.

mevcudat mektubatı

  • Varlık mektupları; Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eserler.

mevcudat-ı alem / mevcudat-ı âlem

  • Kâinattaki varlıklar.

mevcudat-ı arziye

  • Yeryüzündeki varlıklar.

mevcudat-ı bahariye / mevcudât-ı bahariye

  • Bahar mevsimindeki renk renk, çeşit çeşit varlıklar.
  • Bahar mevsiminde ortaya çıkan varlıklar.

mevcudat-ı cismaniye / mevcûdât-ı cismâniye / مَوْجُودَاتِ جِسْمَانِيَه

  • Maddî vücudu olan varlıklar.
  • Cisim sahibi varlıklar.

mevcudat-ı dehhaşe-i seyyale-i mütemevvice

  • Dalgalar hâlinde sürekli akıp gitmekte olan pek korkunç varlıklar.

mevcudat-ı dünyeviye

  • Dünyadaki varlıklar.

mevcudat-ı hariciye

  • Maddî ve cismanî varlıklar.

mevcudat-ı havaiye / mevcudât-ı havâiye

  • Havadan oluşan varlıklar.

mevcudat-ı ilmiye

  • Başkası tarafından görünmeyen, Allah'ın ilim dairesindeki varlıklar.

mevcudat-ı kainat / mevcudat-ı kâinat

  • Kâinattaki bütün varlıklar.

mevcudat-ı latife / mevcudat-ı lâtife

  • Şirin varlıklar.

mevcudat-ı maziye / mevcudat-ı mâziye

  • Geçmişteki varlıklar.

mevcudat-ı muhtelife

  • Çeşitli varlıklar.

mevcudat-ı muntazama-i kainat / mevcudat-ı muntazama-i kâinat

  • Kâinattaki düzenli varlıklar.

mevcudat-ı müteavine / mevcudat-ı müteâvine

  • Birbiriyle yardımlaşan varlıklar.

mevcudat-ı seyyale / mevcudât-ı seyyale

  • Akıp giden varlıklar.

mevcudat-ı seyyare / mevcudat-ı seyyâre / mevcudât-ı seyyare / مَوْجُودَاتِ سَيَّارَه

  • Devamlı hareket eden varlıklar.
  • Gezici varlıklar.

mevcudat-ı süfliye / mevcudât-ı süfliye / مَوْجُودَاتِ سُفْلِيَه

  • Dünya üzerindeki varlıklar.
  • (Semavata göre) Aşağıdaki varlıklar.

mevcudat-ı zaile / mevcudat-ı zâile

  • Yok olup giden, sona eren varlıklar.

mevcudat-ı zevilhayat

  • Hayat sahibi, canlı olan varlıklar.

mevcudat-ı zihayat / mevcudat-ı zîhayat

  • Canlı varlıklar.

mevcudiyet / mevcûdiyet / مَوْجُودِيَتْ

  • Mevcudluk, varlık, mevcud ve var olma.
  • Varlık.
  • Varlık.

mevcudiyyet / mevcûdiyyet / موجودیت

  • Var olma, varlık. (Arapça)
  • Mevcûdiyet göstermek: Varlık göstermek. (Arapça)

mezraa-i masnuat

  • San'at eseri varlıkların tarlası.

mizanü'l-vücut

  • Varlık terazisi.

mu'cizat-ı hissiye

  • Duygu ile bilinen, duyu ve duygulara hitap eden mu'cizeler; su, ağaç, taş, hayvan gibi varlıklar üzerinde Peygamber'in (a.s.m.) gösterdiği mu'cizeler.

mu'cize-i mensucat

  • Mu'cize dokumalar; nakış nakış dokunmuş olan ve her birisi Allah'ın mu'cizesi olan varlıklar.

muallim-i hikmet

  • Hikmet öğretmeni; varlıklardaki hikmetleri, gaye ve sırları insanlara ders veren öğretmen.

mübdi / mübdî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Benzeri, nümûnesi olmayan, varlıkları yoktan var eden.

mücerred

  • Maddî varlıklardan ayrı olarak sadece zihinde düşünülen kavram, soyut

mucib-i muğis / mucîb-i muğîs

  • Yardıma muhtaç olan ve kendinden yardım dileyen varlıkların imdadına koşan, ihtiyaçlarına cevap veren, Allah.

mucid-i küll-i mevcud / mûcid-i küll-i mevcud / mûcid-i küll-i mevcûd / مُوجِدِ كُلِّ مَوْجُودْ

  • Bütün varlıkları yoktan var eden Allah.
  • Bütün varlıkları îcâd eden (Allah).

müdevveriyet-i arz

  • Dünyanın yuvarlaklığı, yuvarlık oluşu.

muhabbet-i mecazi / muhabbet-i mecâzî

  • Allah'ın dışındaki dünyevî varlıklara yönelik sevgi.

muhdis

  • Bütün varlıkları yok iken var eden, meydana getiren, yaratan Allah.

mühr-ü ehadiyet

  • Her bir varlık üzerinde Allah'ın birliğini gösteren mühür.

mükevvenat / mükevvenât

  • Yaratılmışlar, bütün varlıklar.

mümit / mümît

  • Ölümü yaratan, diriltip can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah.

mümkün

  • Varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı ancak Allah'ın var etmesine bağlı olan varlık.

münevviru'n-nur

  • Bütün nurlar ve nurlu varlıklar Kendisinden feyiz alan Nurların Nurlandırıcısı, Allah.

münşi

  • Varlıkları kâinattaki unsurlardan tekrar tekrar yaratıp inşâ eden, Allah.

mürebbi-i rahim / mürebbî-i rahîm

  • Şefkat ve merhamet herbir varlık üzerinde görülen ve herşeyi yaratılış gayelerine göre terbiye eden Allah.

müşahedetullah

  • Varlıklar üzerinde Allah'ın isim ve sıfatlarının yansımalarını gözlemleme.

musahhariyet-i mevcudat

  • Varlıkların boyun eğmesi.

müsaviyü't-tarafeyn / müsâviyü't-tarafeyn

  • İki tarafın birbirine denk olması; varlık veya yokluk konusunda eşit durumda olma.

müsebbabat

  • Sebeplerin sonuçları olan şeyler; sebeplerle yaratılan varlıklar.

müşebbihe

  • Allahü teâlâyı cisim ve varlıklara benzeten, Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri görünen lugat mânâsına göre açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının olduğunu iddiâ eden bozuk fırka.

musika-i ilahiye / musika-i ilâhiye

  • İlâhî müzik, Allah'ın kâinata yerleştirdiği, Allah'ın ilhamıyla varlıkların çıkardığı tabii nâmeler ve sesler.

mutasarrıf-ı rahim / mutasarrıf-ı rahîm

  • Varlıklar üzerinde merhamet ve rahmetinin çok özel tecellîleri bulunan sonsuz tasarruf ve yetki sahibi Allah.

mütemevvil / متمول

  • Varlıklı, zengin. (Arapça)

mütena'imane / mütena'imâne

  • Nimetler içinde nazdar bir şekilde büyümek, yetişmek suretiyle. Varlık içinde, ferahlık ve nimet içinde olarak. (Farsça)

müterezzik

  • Rızka muhatap olan, rızıkları verilen varlık.

mütesaviyü't-tarafeyn / mütesâviyü't-tarafeyn

  • İki tarafı birbirine denk olan; varlık veya yokluk konusunda eşit durumda olan.

muvahhid-i ekber

  • Cenâb-ı Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren en büyük varlık; kâinat.

muvazene-i eşya

  • Varlıklardaki ölçü ve denge.

muvazene-i mevcudat

  • Kâinattaki varlıkların ölçü ve denge içinde olması.

nakkaş-ı ezeli / nakkâş-ı ezelî

  • Başlangıcı ve sonu olmayıp zamanla sınırlı olmayan ve bütün varlıkları bir nakış halinde yaratan Allah.

nakkaş-ı hakim / nakkaş-ı hakîm

  • Varlıkları sanatlı nakışlarla donatan ve her şeyi hikmetle, yerli yerinde yaratan Allah.

natüralizm

  • (Osm: Tabiiye) Fls: Kâinatta hâdiselerin ve varlıkların meydana gelişinde tabiat kuvvetleri dışında hiçbir sebep ve müessir kuvvet ve yaratıcı kabul etmeyen inkârcı, maddeci görüş.

nazar-ı kudret

  • Kudretin nazarı; İlâhî kudretin bütün varlıklara bakışı, nazarı.

nazar-ı maddi / nazar-ı maddî

  • Olayları ve varlıkları sadece dış görünüşüne göre değerlendirme.

nazzam-ı kevn / nazzâm-ı kevn

  • Kâinata ve bütün varlık âlemine düzen veren Allah.

nazzam-ı vahid / nazzâm-ı vâhid

  • Bütün varlık âlemini yaratılış gayelerine uygun olarak en güzel şekilde düzenleyen Kendisi bir olan Allah.

nefes-i rahman / nefes-i rahmân

  • Sonsuz merhamet sahibi Cenab-ı Hakkın varlıklar üzerindeki rahmet esintisi.

nefis

  • Pek beğenilen, pek güzel, pek iyi.
  • Can, kişi, kendi, öz varlık.
  • Bir şeyin zatı olan kendisi.

nefs

  • (Nefis) Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi.
  • Göz.
  • Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri.
  • Ruh, hayat, asıl.
  • Maya.
  • Hamiyet.
  • Üfürmek, üflemek.
  • Can, kişi, kendi, özvarlık.
  • Bir şeyin zatı olan kendisi.

nezzam-ı hakiki / nezzam-ı hakikî

  • Kâinatın ve bütün varlık âleminin gerçek düzenleyicisi ve düzen koyucusu olan Allah.

nimet-i vücud

  • Varlık nimeti.

nisbet-i kayyumiyet / nisbet-i kayyûmiyet

  • Varlıkların her zaman var olan Allah ile bağlantısı.

nizam-ı umumi / nizam-ı umumî

  • Varlıkları kaplayan nizam, genel düzen.

nukuş-u masnuat / nukûş-u masnûât

  • Sanatlı olarak yaratılan varlıklardaki nakışlar.

nur-u ehad

  • Bir olan ve herbir varlıkta birliği tecellî eden Allah'ın nuru.

nur-u muhammedi / nur-u muhammedî

  • Bütün varlıkların yaratılışının mayası, aslı, esası olan Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (a.s.m.) nuru.

nur-u rahmani / nur-u rahmânî

  • Rahmet ve şefkati bütün varlıkları kaplayan Allah'ın nuru.

nur-u vücud

  • Varlık nuru.

nur-u vücut

  • Varlık nuru.

nuraniyat

  • Nurdan varlıklar.

objektif

  • Hakikatı olduğu gibi aksettiren. (Fransızca)
  • Fotoğraf makinası ve dürbün gibi cihazlardaki mercekler. (Fransızca)
  • Gaye. (Fransızca)
  • Fls: Varlıkla alâkalı. (Fransızca)

ordu-yu sübhani / ordu-yu sübhânî

  • Her türlü kusur ve eksiklikten yüce olan Allah'ın bir ordu gibi yaratıp sevk ettiği varlıklar.

perde-i tasarrufat / perde-i tasarrufât

  • Varlıklar üzerindeki işlemlerin önündeki perde.

rabb

  • Varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürürken bütün ihtiyaçlarını veren Allah.

rahim-i sermedi / rahîm-i sermedî

  • Varlığı sürekli olan ve yarattığı varlıklara sonsuz merhameti ve şefkatiyle davranan Allah.

rahimiyet / rahîmiyet

  • Allah'ın herbir varlık üzerinde yansıyan şefkat ve merhamet ediciliği.

rahimiyet-i rabbaniye / rahîmiyet-i rabbâniye

  • Bütün varlıkları terbiye eden ve idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah'ın herbir varlığa şefkat ve merhameti.

rahman-ı rahim / rahmân-ı rahîm

  • Dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan Allah.

rahman-ı rezzak / rahmân-ı rezzâk

  • Rahmet ve merhameti bütün varlıkları kuşatan ve bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah.

rahmanane / rahmânâne

  • Allah'ın yarattığı varlıkları esirgeyip koruyarak, rahmetiyle muamele etmesi ve şefkatle idare etmesi.

rahmaniyet / rahmâniyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatan merhamet edicilik sıfatı.

rahmanü'r-rahim / rahmânü'r-rahîm

  • Bütün varlıklara rahmet ve şefkat gösteren ve herbir varlığa özel rahmet tecellîsi olan Allah.

rahmet-i hassa / rahmet-i hâssa

  • Allah'ın yarattığı varlıklara karşı gösterdiği özel şefkati.

rahmet-i rahman / rahmet-i rahmân

  • Rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ın rahmeti.

razık / râzık

  • Bütün varlıkların rızkını veren Allah.

refhan

  • (Refâh. dan) Varlık içinde yaşıyan.

regad

  • Varlık, genişlik.

resul-i rahman / resul-i rahmân

  • Rahmet ve şefkati bütün varlıkları kaplayan Allah'ın elçisi, Hz. Muhammed (a.s.m.).

rezzak / rezzâk

  • Bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah.

rezzak-ı kerim / rezzâk-ı kerîm

  • Bütün varlıkların rızıklarını veren ve pek büyük ikram sahibi olan Allah.

rezzak-ı rahim / rezzâk-ı rahîm

  • Bütün varlıkların rızıklarını devamlı veren, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah.

rıza-yı bari / rıza-yı bârî

  • Varlıklara biçim verip şekillendiren ve onları mükemmel bir surette yaratan Allah'ın rızası.

rububiyet / rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi.
  • İlâhî terbiye, Allahın bütün varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürmesi, bu esnada her nevi ihtiyaçlarını vermesi ve onları emrine itaat ettirmesi.

rububiyet-i amme / rububiyet-i âmme

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idaresi ve terbiyesi.

rububiyet-i sermediye

  • Allah'ın bütün varlıklar üzerindeki kesintisiz mâlikiyet ve egemenliği ve her varlığı yaratılış amacına hikmetle ulaştıran kesintisiz terbiyesi.

rububiyet-i sübhaniye / rububiyet-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve noksandan yüce olan Allah'ın bütün varlık âlemini terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutması.

ruhani / ruhânî / rûhanî / ruhanî / رُوحَان۪ي

  • Maddî yapısı olmayan ruh âlemine ait varlık.
  • Ruh ile ilgili, görünmez varlık, ruh, melek, cin.
  • Ruh sahibi latif varlık.

ruhaniler / ruhanîler

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlıklar.

ruhaniyat / ruhâniyât

  • Maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âleminin varlıkları.

ruhaniyet / ruhâniyet

  • Ruhâni, mânevî varlık ekle

saha-i vücud

  • Varlık sahası, alanı.

sahaif-i kainat / sahaif-i kâinat

  • Kâinatın sayfaları; görünen bir Kur'an olan kâinattaki varlıklar ve hâdiseler.

sahaif-i mevcudat / sahâif-i mevcudat

  • Varlık sahifeleri.

sahife-i kevn ve vücud

  • Kâinat kitabındaki yaratılmış, varlıklar sayfası.

sahife-i vücut / sahîfe-i vücut

  • Varlık sayfası.

salavat-ı tayyibe / salâvât-ı tayyibe

  • Varlıkların ibadet ve duaları, Allah'ı tesbih ve takdis eden güzel sözleri.

saltanat-ı mutlaka

  • Allah'ın bütün varlık âlemi üzerindeki sınırsız hâkimiyeti.

saltanat-ı rububiyet / saltanat-ı rubûbiyet

  • Allah'ın varlıkları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması; rablık sanatı.

samediyet

  • Allahın hiçbir şeye ihtiyacı bulunmaması ve bütün varlıkların kendisine muhtaç olması hakikatı.

san'at-ı eşya

  • Varlıkların san'atlı oluşu.

sani-i alem / sâni-i âlem

  • Bütün varlık âlemini san'atlı bir şekilde yaratan Allah.

sani-i kadim / sâni-i kadîm

  • Ezelden beri var olan ve varlıkları sa'natlı bir şekilde yaratan Cenâb-ı Allah.

sani-i mevcudat / sâni-i mevcudat

  • Bütün varlıkları sanatlı bir şekilde yaratan Allah.

şaşaa-i rububiyet / şâşaa-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan rablığının azameti, haşmeti.

savt-ı vücut

  • Varlık sesi.

sebeb-i bekà

  • Varlıkların sürekli var olma sebebi.

sebeb-i vücud

  • Varlık sebebi.
  • Varlık sebebi. Var olmanın sebebi ve gayesi.

sebuiye

  • Yırtıcıya mensub, canavarlıkla ilgili.

sekene-i semavat / sekene-i semâvât

  • Semada yaşayan varlıklar.

semavat ehli / semâvât ehli

  • Semâda yaşayan varlıklar; melekler, ruhanîler.

şems-i ehadiyet

  • Herbir varlıkta birlik cilveleri görünen Güneş, Allah.

şems-i ezel ve ebed

  • Ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah.

şems-i ezel ve ebed sultanı

  • Ezel ve ebedin sultanı olan Güneş; bu tabir ezelden ebede kadar bütün varlık âlemini aydınlatan Allah için bir benzetme olarak kullanılır.

şems-i ezeli / şems-i ezelî

  • Ezelî Güneş; bütün varlıkları yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran ve onlara hayat veren Allah.

şems-i ezeliye

  • Ezelî Güneş; bu tabir ezelden beri bütün varlıkları aydınlatıp hayat veren Allah için bir benzetme olarak kullanılır.

şems-i mu'cizbeyan

  • Mu'cizeli açıklamalarıyla varlık âlemini aydınlatan güneş, Kur'ân-ı Kerim.

şeriat-ı fıtriye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların bağlı olduğu anayasa, kanunlar mecmuası.

şeriat-i fıtriye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların fiillerini düzen altına alan kanunlar.

şeriat-ı fıtriye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i ilâhiye

  • Düzeni ve ahengi sağlamak için Allah tarafından kainata koyulan ve bütün varlıkların uymak zorunda olduğu kanun ve kuralların tamamı.

şeriat-ı fıtriye-i kübra / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ

  • Kâinattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun; tabiat kanunlarının bütünü.

şeriat-i fıtriye-i kübra / şeriat-i fıtriye-i kübrâ

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun.

şeriat-ı fıtriye-i kübra-yı ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ-yı ilâhiye

  • Kainattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük, İlâhi kanunlar.

şeriat-ı fıtriyye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriyye-i ilâhiye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu İlâhi kanunlar.

şeriat-ı hilkat

  • Yaratılış kanunu, Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar.

şeriat-ı kübra-yı ilahiye / şeriat-ı kübrâ-yı ilâhiye

  • Allah'ın kâinata koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu büyük anayasa, kanunlar mecmuası.

sermaye

  • Servet, varlık.

servet / ثروت

  • Mal, varlık.
  • Zenginlik, maddî varlık.
  • Zenginlik, varlık. (Arapça)
  • Ekonomi. (Arapça)

şevahid-i kevniye / şevâhid-i kevniye

  • Varlıkların şahitlikleri.

şey-i zihayat / şey-i zîhayat

  • Canlı varlık.

seyelan-ı mahlukat / seyelân-ı mahlûkat

  • Varlıkların su gibi akması.

seyeran-ı mevcudat

  • Varlıkların seyir ve hareket halinde olması.

seyl-i mevcudat

  • Varlıkların akışı.

seyr ü seyelan-ı eşya / seyr ü seyelân-ı eşya

  • Varlıkların hareketleri, akıp gitmeleri.

şeytan

  • Kovulmuş, uzaklaştırılmış. Kibir ve gurûru sebebiyle Allahü teâlânın "Âdem'e secde ediniz" emrine isyân edip, karşı geldiği için, O'nun rahmetinden uzaklaştırılan varlık, İblis.

seyyale-i latife / seyyâle-i lâtife

  • Akıcı özelliğe sahip nuranî varlık.

seyyidü'l-enam / seyyidü'l-enâm

  • Bütün varlıkların efendisi.

sidre / سِدْرَه

  • Varlık aleminin sonundaki manevi ağaç.

sıfat

  • Özellik, hâl, keyfiyyet. Varlıkta kendi kendine duramayıp başka bir şeye muhtaç olan şey.

sıfat-ı sübutiyye / sıfat-ı sübûtiyye

  • Allahü teâlânın zâtında (kendisinde) bulunmakla birlikte başka varlıklarda da sınırlı olarak bulunan sıfatları. Bu sıfatlara sıfat-ı hakîkiyye de denir.

sıfat-ı zatiyye / sıfat-ı zâtiyye

  • Allahü teâlânın zâtında (kendisinde) bulunup diğer varlıklarda bulunmayan, yalnız Allahü teâlâya mahsûs sıfatları. Bu sıfatların sonradan yaratılan varlıklarla hiçbir sûrette bağlantıları yoktur. Bu sıfatlara sıfat-ı Vücûdiyye ve sıfat-ı Ulûhiyyet de denir.

sikke-i ehadiyet

  • Allah'ın herbir varlık üzerinde birliğini gösteren damga.

silsile-i eşya

  • Varlıklar zinciri.

silsile-i kainat / silsile-i kâinat

  • Kâinat halkası, varlıklar zinciri.

silsile-i mevcudat / silsile-i mevcûdât / سِلْسِلَۀِ مَوْجُودَاتْ

  • Varlıklar zinciri.
  • Varlıklar zinciri.

silsile-i vücud-u ilmi / silsile-i vücud-u ilmî

  • İlim halinde olan varlıklar zinciri.

sırr-ı akrebiyet

  • Cenâb-ı Hakkın varlıklara olan yakınlığının özü, esprisi.

sırr-ı ehadiyet

  • Allah'ın her bir varlıkta birliğinin görülmesinin sırrı.

sırr-ı ferdiyet

  • Bütün varlıkları yaratanın tek olması sırrı.

sırr-ı kayyumiyet / sırr-ı kayyûmiyet

  • Allah'ın her zaman ve her yerde olması ve bütün varlıkları ayakta tutmasında gizli olan sır.

sırr-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, yaratıcılığının, idaresinin ve terbiyesinin sırrı.

sofestai / sofestâî / سُوفَسْطَائ۪ي

  • Varlıkları inkâr eden felsefeci.

spiritualizm

  • Fls: Ruh gibi maddî olmayan varlıkları kabul eden görüş ve düşünüş. Ruhiyatçılık. (Fransızca)

şuunat-ı rabbaniye / şuûnât-ı rabbâniye

  • Bütün varlıkların Rabbi olan Allah'ın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zât'a ait nitelikler.

suver-i mevcudat

  • Varlıkların görüntüleri.

şüzuzat / şüzuzât

  • Kural dışı olaylar ve varlıklar.

tabaka-i mahlukat / tabaka-i mahlûkat

  • Yaratılanlar varlıkların bir sınıfı, bir tabakası.

tabaka-i mevcudat-ı nefsiye

  • Nefsin hoşuna giden varlıklar tabakası.

tabaka-i vücud

  • Varlık tabakası.

tabakat-ı kesret

  • Çokluk tabakaları; sayısız varlıklardan oluşan tabakalar.

tabakat-ı mahlukat / tabakat-ı mahlûkat

  • Varlık tabakaları.

tabakat-ı mevcudat

  • Varlıkların tabakaları, grupları.

tabakat-ı vücud

  • Varlık tabakaları.

tabakat-ı vücut

  • Varlık tabakaları.

tabiat

  • Doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem.
  • (Tabia) Yaratılış, huy, karakter.
  • Âlem ve içindekiler. Şeriat-ı fıtriyye. Hadiselerin ve varlıkların bağlı olduğu kanunlar. Allah, tabiatı yarattığı ve varlıkların nasıl hareket edeceğini kanunlariyle ve emirleriyle tayin ettiği halde Allah'ı inkâr edip tabiat yapıyor diyenler büyük

tabiat-ı eşya

  • Varlıkların özelliği, tabiatı.

tağut / tâğût

  • Allahü teâlânın emir ve yasaklarına karşı gelen ve ibâdetten alıkoyan şeytânî varlık ve güçler.

taife-i mahlukat / tâife-i mahlûkat

  • Varlıklar topluluğu.

takvim-i zişan / takvim-i zîşan

  • Yaratılışın tam kıvamında olan şan ve şeref sahibi bir varlık.

talimat-ı rabbaniye / talimat-ı rabbâniye

  • Bütün varlıkları terbiye eden, idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah'ın emirleri.

tarik-i vahdaniyet / tarik-i vahdâniyet

  • Bütün varlıkların sadece Allah tarafından yaratıldığını kabul etme yolu.

tasallut-u tam / tasallut-u tâm

  • Varlıklar üzerinde tam bir tahakküm kurma, onlara hükmetme.

tasarruf-u hallakıyet / tasarruf-u hallâkıyet

  • Allah'ın varlıkları istediği şekilde yaratma faaliyeti.

tasarruf-u rabbani / tasarruf-u rabbanî

  • Her bir varlığı terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın bütün kâinattaki varlıkları dilediği gibi kullanması ve idare etmesi.

tasarrufat-ı kudret-i rabbaniye / tasarrufât-ı kudret-i rabbâniye

  • Herşeyi terbiye ve idare eden Allah'ın sonsuz kudretiyle varlıklar üzerinde dilediğini yapması.

tàtil

  • Cenab-ı Hakkın sıfatlarını inkâr etme, varlıkların Allah ile olan bağlarını kesme, yaratıcıyı kabul etmeme.

tavaif-i mevcudat / tavâif-i mevcudat

  • Varlık taifeleri, türleri.

teayyün-i vücudi / teayyün-i vücûdî

  • Varlıkta meydana gelme, hâsıl olma.

tecelli-i sırr-ı ehadiyet / tecellî-i sırr-ı ehadiyet

  • Allah'ın birlik sırrının herbir varlıkta görünmesi.

tecelliyat-ı celaliye / tecelliyât-ı celâliye

  • Allah'ın haşmet ve ihtişamının varlıklar üzerinde görünümü.

tecelliyat-ı ilahiye / tecelliyât-ı ilâhiye

  • İlâhi tecelliler, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi.

tecelliyat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları.

tecelliyat-ı uluhiyet / tecelliyat-ı ulûhiyet

  • İbadete ve itaat edilmeye lâyık olan Cenâb-ı Hakkın isimlerinin varlıklarda eserini göstermesi.

tecelliye-i celaliye / tecelliye-i celâliye

  • Allah'ın varlıklar üzerinde haşmetinin görünmesi.

tecessüd

  • Cisimleşme; batıl dinlerde, Allah'ın herhangi bir maddi varlık şekline bürünmesi, yaratıklarından birinin bedenine girmesi şeklinde inanılan batıl bir Allah inancı.

tedbir ve rububiyet / tedbir ve rubûbiyet

  • Varlıkları idare etme, çekip çevirme, terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma.

tedbir-i rububiyet

  • Her şeyi idare ve terbiye eden Allah'ın kâinat ve varlıklar üzerindeki hikmetli faaliyeti, emri altında tutması, idaresi.

tedbir-i uluhiyet / tedbir-i ulûhiyet

  • Cenâb-ı Allah'ın ilâhlığıyla bütün varlık âlemini tedbiri, idaresi.

teennuk

  • Varlıklardaki hikmetli, kusursuz ve pürüzsüz yaratılma özelliği.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünmeye sevk edici eser, yazı.

tegafül-ü ani's-sani / tegafül-ü ani's-sâni

  • Varlıkları mükemmel san'atlarla yaratan Allah'tan gaflet etmeye çalışma, Onu görmezlikten gelme.

tekvini emr-i rabbani / tekvînî emr-i rabbânî

  • Bütün varlıkları yaratılış gayelerine göre terbiye edip idaresi ve egemenliği altında tutan Allah'ın birşeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emri.

tercüme-i ezeliye

  • Ezelî tercüme; başlangıcı olmayan sonsuz varlık sahibi Allah'tan gelen tercüme.

terkibat-ı mevcudat / terkibât-ı mevcudat

  • Varlıkların değişik elementlerin birleşmesiyle meydana gelişleri.

tertib-i mahlukat / tertib-i mahlûkat

  • Varlıkların mükemmel bir düzenlemeyle yaratılması.

teşabüh-ü asar / teşabüh-ü âsâr

  • Eserlerin birbirine benzemesi; varlıklardaki benzerlik.

teşahhusat-ı itibariye / teşahhusât-ı itibariye

  • Varlıkların duruma göre çeşitli görünümler alması.

teşahhusat-ı mülkiye

  • Varlıkların maddî yönleriyle belirgin olarak ortaya çıkması, diğer fertlerden ayrılabilir özellikleriyle kendini göstermesi.

teşahhusat-ı muvakkate / teşahhusât-ı muvakkate

  • Varlıkların geçici olarak belli bir şekil ve görünüm almaları.

tesbihat / tesbihât

  • Allah'ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler ve varlıkların hal diliyle bu anlamı ifade etmesi.

tesbihat-ı hayatiye

  • Bütün canlı varlıkların halleriyle yaptıkları tesbihler.

tesbihat-ı uzma / tesbihât-ı uzmâ

  • Büyük, azim tesbihât bütün varlıkların Allah'ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anmaları.

teşkil-i eşya

  • Varlıkların oluşması, meydana gelmesi.

teslis akidesi / teslis akîdesi

  • Üçleme; Hıristiyanların Allah'ın baba, oğul ve mukaddes ruh olmak üzere üç varlıktan mürekkep olduğuna inanmaları.

tevatür-ü mevcudat

  • Bütün varlıkların aynı hakikatte birleşmeleri ve aynı noktaya parmak basmaları.

teveccüh-ü emr-i rabbaniye / teveccüh-ü emr-i rabbânîye

  • Herşeyi terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın emrinin varlıklara yönelmesi.

tevhid sikkesi

  • Varlıkların üzerinde görülen ve Allah'ın birliğini ispat eden damga.

tevhid-i ceberut

  • Bütün varlıklara boyun eğdiren kudret ve otoritenin bir olan Allah'a ait olduğunu kabul etme ve kudret ve otorite hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tevhid-i kayyumiyet / tevhid-i kayyûmiyet

  • Allah'tan başka varlıkları ayakta tutup varlıklarını devam ettiren kuvvet ve kudretin olmaması.

tevhid-i rahman / tevhid-i rahmân

  • Rahmet eserleri bütün varlık âlemini kuşatan Allah'ı bir olarak bilme ve ilân etme.

tezahür-ü rububiyet / tezahür-ü rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi.
  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, idare ve terbiyesinin görünmesi.

tezahürat-ı cemaliye / tezahürat-ı cemâliye

  • Allah'ın güzelliğinin, lütuf ve iyiliklerinin varlıklar üzerinde görünüşleri.

tezahürat-ı rububiyet / tezahürât-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin gözle görülür olması.

ücret-i kemal / ücret-i kemâl

  • Varlıkların değişip mükemmelleşerek bir tür ücret kazanması.

uknum / uknûm

  • Hıristiyanların kabûl ettiği teslis (üç tanrı) inancındaki üç asıl veya üç esas varlıktan her birine verilen ad. Üçüne birden üç uknum mânâsına ekânim-i selâse denir.

uluhiyet / ulûhiyet

  • İlâhlık, kısaca "ibadet edilmeye lâyık olan yegâne mabud bütün varlıkları yaratan Allahtır" diye ifade edilebilen hakikat.

uluhiyet-i sariye / ulûhiyet-i sâriye

  • Varlıklara sirayet eden, geçen ulûhiyet.

vacib-i ehad / vâcib-i ehad

  • Varlığı zorunlu olan ve her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen Allah.

vacid / vâcid

  • Vücuda getiren.
  • Varlıklı. Fâtır. Gani ve zengin.
  • Mevcud olan.
  • Zaruri varlık.

vahdet-i ehadiyet

  • Allah'ın birliği ve tekliği; her bir varlık üzerinde görünen tecellîlerin bir olan Allah'a ait olması.

vahdet-i mevcud

  • Bütün varlıkların bir elden tedbir ve idare edilmesi ve sahiplerinin bir olması.

vahdet-i rububiyet

  • Allah'ın varlıkları terbiye ve idare etmesindeki birlik.

vahdet-i vücud

  • Varlıkların tek asıldan çıkma inanışı.. Tasavvufî bir görüş. Varoluşun tek kaynağa bağlılığı.

vahdet-i vücut

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık' adını almaya lâyık değiller" tarzında, Allah'tan başka varlıkları âdeta inkar eden bir tasavvufî görüş.

vahdetivücud / vahdetivücûd

  • Varlıkta birlik.

vahdetü'l-mevcud

  • "Yaratıcı, kâinatı oluşturan varlıkların toplamıdır. Allah da kâinat da birdir. Tek olan ilâh kâinatın bütünüdür" şeklinde kâinat hesabına Allah'ı inkâr eden materyalist felsefî düşünce sistemi.

vahdetü'l-vücud

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve varlık adını almaya lâyık değildirler" şeklinde bir görüş; Allah'tan başka varlıkları yok saymak.

vahdetü'l-vücud ehli

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık' adını almaya lâyık değiller" tarzındaki tasavvufî görüş sahipleri.

vahdetü'ş-şuhud

  • "Allah'tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi" tarzında tasavvufî bir görüş; Allah'tan başka varlıkları nisyan (unutma) perdesine sarmak.

vahid ve ehad / vâhid ve ehad

  • Bir olan ve her bir varlıkta birliği görülen Allah.

vahid-i ehad-i samed / vâhid-i ehad-i samed

  • Bir ve tek olan, birliği bütün varlıkları kuşattığı gibi herbir varlıkta da tecellî eden, hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Ona muhtaç olan Allah.

vahid-i vacib / vahid-i vâcib

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan ve herbir varlıkta birliği görünen Allah.

vakıat-ı kevniye / vâkıât-ı kevniye

  • Varlıklarla ilgili vakıalar, olaylar.

vazife-i tefekküriye ve ubudiyet

  • Varlıklar ve olaylar üzerinde düşünüp Allah'ı tanıma ve Ona kullukta bulunma görevi.

vezaif-i mevcudat / vezâif-i mevcudat

  • Varlıkların vazifeleri.

vücub-u vücud / vücûb-u vücûd

  • Varlığı zorunlu olan, yok olması düşünülemeyen, var olmak için hiç bir sebebe muhtaç olmayan varlık; Allah.

vücud / vücûd / وجود

  • Varlık. Var olmak. Bulunmak.
  • Cesed, cisim, ten, gövde.
  • Varlık, var oluş.
  • Varlık, var oluş.
  • Vücut, varlık, gövde.
  • Varlık, var olmak, bulunmak, cesed, cisim, ten, gövde.
  • Varlık.
  • Varlık. (Arapça)
  • Beden. (Arapça)
  • Var oluş. (Arapça)
  • Vücûd bulmak: Meydana gelmek, oluşmak. (Arapça)

vücud bulan

  • Meydana gelen, varlık âlemine çıkan.

vücud taayyün etme

  • Varlık verilme, varlık olarak belirme.

vücud-u arızi / vücud-u ârızî

  • Gerçek varlığa ilişen ve ona dayanan varlık.

vücud-u ebter

  • Kesik, sona ermiş varlık; kendisiyle Rabbi arasındaki bağı kesen varlık.

vücud-u eşya

  • Varlıkların yaratılması, herşeyin var edilmesi.

vücud-u fani / vücud-u fâni

  • Geçici, ölümlü varlık, beden.

vücud-u hakikat

  • Gerçek varlık.

vücud-u harici / vücud-u hâricî / vücud-u hârîci

  • Zâhir, ademden çıkmış olan. İlmî vücuddan âlem-i şehadete gelmiş olan. Maddî varlık, cismanî eşya.
  • Dış âleme çıkmış varlık, maddî varlık, görünen varlık.

vücud-u havai / vücud-u havâî

  • Ses dalgası gibi havada bulunan varlık.

vücud-u hissi / vücud-u hissî / وُجُودُ حِسِّي

  • Duyu organları ile kavranabilen varlık.
  • His ile bilinen vücud. Hisse aid vücud, varlık. Duygulu cesed.
  • Hissedilebilen varlık.

vücud-u ilmi / vücud-u ilmî / vücûd-u ilmî

  • İlmî varlık, ilik olarak var olan.
  • İlmî varlık.
  • İlmî varlık; sadece bilgi olarak var olan.

vücud-u kıymetdar

  • Değerli vücut, kıymetli varlık.

vücud-u maddi / vücud-u maddî

  • Maddî varlık.

vücud-u madeni / vücud-u madenî

  • Madenî varlık.

vücud-u manevi / vücud-u mânevî

  • Mânevî varlık.

vücud-u manevi ve ilmi / vücud-u mânevî ve ilmî

  • İlmî ve mânevî varlık.

vücud-u mes'ud

  • Saadetli, mutlu varlık.

vücud-u misali / vücud-u misâlî / vücûd-u misâlî / وُجُودُ مِثَال۪ي

  • Yansımaya dayalı varlık.
  • Görüntüden ibâret varlık.

vücud-u muhterem

  • Saygıdeğer ve hürmete lâyık varlık; değerli şahsiyet.

vücud-u münevver

  • Nurlanmış varlık; kendisiyle Rabbi arasında bağ kuran varlık.

vücud-u müstesna

  • Müstesna, seçkin varlık.

vücud-u nakşiye

  • Yazı gibi nakış şeklindeki varlık.

vücud-u nebati / vücud-u nebâtî

  • Bitkisel varlık.

vücud-u nurani / vücud-u nûrânî

  • Nurlu varlık.

vücud-u şahsi / vücud-u şahsî

  • Şahsî varlık.

vücud-u suri / vücud-u surî / vücud-u sûrî

  • Görünürdeki varlık.
  • Görünürdeki varlık.

vücud-u vahid / vücud-u vâhid

  • Tek bir vücut, varlık.

vücud-u vücubi / vücud-u vücubî

  • Varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan ve diğer varlıkların var olması Kendisine bağlı olan, yokluğu düşünülemeyen varlık, Allah.

vücud-u zahiri / vücud-u zâhirî

  • Görünüşteki varlık.

vücud-u zihni / vücud-u zihnî

  • Zihinsel varlık; bir şeyin sadece zihinde tasavvur edilen varlığı.

vücud-u zılli / vücud-u zıllî

  • Gölge varlık (aynadaki güneş gibi).

vücuden

  • Varlık bakımından.

vücudi / vücudî / vücûdî

  • Varlıkla ilgili.
  • Varlıkla ilgili olan.
  • Varlıkla ilgili, var olan.

vücudlarına

  • Varlıklarına dair.

vücudun vücudu

  • Varlık özelliğinin var oluşu.

vücut

  • Varlık.

vücut alemi / vücut âlemi

  • Varlık âlemi.

vücut sahası

  • Varlık alanı.

vüs'

  • Genişlik. Bolluk.
  • Fırsat.
  • Boş meydan.
  • Kuvvet, güç, tâkat.
  • Varlık, zenginlik.
  • Fls: Bir şeyin boşlukta doldurduğu yer.

ya maksud / yâ maksud

  • Ey bütün varlıkların rızasına ermeyi ve cemâlini görmeyi arzuladıkları Allah.

yesar

  • Sol, sol el.
  • Varlık, zenginlik.
  • Gençlik.
  • Bolluk.
  • Kolaylık.

yunani / yunanî

  • Eski Yunanlılar döneminde çeşitli varlıklara ve tabiat olaylarına ilâhlık veren bâtıl dinlere mensup olan.

zahir / zâhir

  • "Bütün varlıkların dış yüzünü yaratan ve dışına da hükmeden" mânâsında ilâhî isim.

zalim-i ale'l-küll / zâlim-i ale'l-küll

  • Bütün varlıklara ve herşeye zulmeden.

zat-ı baki-i hayy-ı kayyum / zât-ı bâki-i hayy-ı kayyûm

  • Varlığının sonu olmayan, hayatı ezelî ve ebedî olan ve bütün varlıkların ayakta durmaları, devam ve bekàları Kendine bağlı olan Zât; Allah.

zat-ı cismaniye / zât-ı cismaniye

  • Cisimden ibaret varlık, zât.

zat-ı ehad / zât-ı ehad

  • Her bir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zat-ı ehad ve samed / zât-ı ehad ve samed

  • Birliği her bir varlıkta kendisini gösteren ve herşey Kendisine muhtaç olduğu hâlde Kendisi hiçbirşeye muhtaç olmayan Zât, Allah.

zat-ı ehadiye / zât-ı ehadiye

  • Tek olan herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zat-ı ehadiyet / zât-ı ehadiyet

  • Herbir varlıkta birliği görünen Zât, Allah.

zat-ı ferd ve ehad / zât-ı ferd ve ehad

  • Benzeri olmayan ve herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zat-ı hayy-ı kayyum / zât-ı hayy-ı kayyum / ذَاتِ حَيِّ قَيُّومْ

  • Daimi hayat sahibi olup, varlığında kimseye muhtâc olmayan ve mahlukatı varlıkta tutan zat (Allah).

zat-ı kayyum / zât-ı kayyûm

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u ezeli / zât-ı kayyûm-u ezelî

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, kendi varlığının da başlangıcı olmayıp sürekli var olan Zât, Allah.

zat-ı kayyum-u zülcelal / zât-ı kayyûm-u zülcelâl

  • Herşeyi kendi varlığıyla ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren, büyüklük ve haşmet sahibi Allah.

zerrat-ı mevcudat

  • Varlıkların zerreleri.

zeval-i eşya / zevâl-i eşya

  • Varlıkların kaybolup gitmesi.

zeval-i mevcudat / zevâl-i mevcudat

  • Varlıkların yok olması.

zevi'l-idrak / zevi'l-idrâk

  • Düşünebilen varlıklar, idrak sahipleri.