LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te vak kelimesini içeren 64 kelime bulundu...

acilen / âcilen

  • Vakit gelince yapılmak üzere. Bir vâdeye veya bir şarta bağlı bulunarak.

arazi-i mevkufe / arâzi-i mevkufe

  • Vakfedilmiş yerler. Bir hayır işine devamlı surette tahsis edilmiş yerler.

bi-gah / bî-gah

  • Vakitsiz, zamansız. (Farsça)

bi-hengam / bî-hengam

  • Vakitsiz, zamansız. (Farsça)

ceraye

  • Vakıf tarafından verilen erzak ve yiyecek.

ebu-l vakt

  • Vakit ve hâlin te'siri altında kalmıyanlar.

elem-i dembedem

  • Vakit vakit gelen elem. Ara sıra gelen acı.

engam

  • Vakit, zaman, an. Mevsim. (Aslı: Encam'dır.) (Farsça)

esna / esnâ

  • Vakit, zaman.

evkaf / evkâf / اوقاف

  • Vakıflar.
  • Vakıflar.
  • Vakıflar. Sâhibi tarafından İslâmiyet'e uygun olarak bir hayır işe tahsis edilmiş mülk veya mallar.
  • Vakıflar. (Arapça)

evkat / evkât / اوقات

  • Vakitler.
  • Vakitler, zamanlar.
  • Vakitler. (Arapça)

eyyan

  • Vakit, zaman.

filvaki'

  • Vâki hâle göre. Vakide olduğu gibi.

gah ü na-gah / gâh ü na-gâh

  • Vakitli vakitsiz, zamanlı zamansız.

galle-i vakf

  • Vakfın faide ve mahsulü. Bununla vakfın tabiî ve hukukî semereleri anlaşılır. Vakıf paraların ticareti ve vakıf akarların kirası, vakıf bahçelerin sebze ve meyveleri bu kabildendir.

hadic

  • Vaktinden evvel doğan erkek veya kız çocuğu.

hadise / hâdise

  • Vakıa, olay.

harac

  • Vaktiyle müslüman olmayan vatandaşlardan alınan vergiye denirdi. Arazi hasılatından veya çalışanların emeğinden elde edilirdi. Reşit ve vücudu sağlam olan gayr-ı müslim erkek verirdi. Buna harac-ı rüus veya cizye denirdi. Topraktan alınan vergiye de harac-ı araziye denilirdi.

hasr-ı vakit

  • Vakti tamamıyla ayırma, verme.

hayunet

  • Vakit yaklaşma.

hedn

  • Vakar, ciddiyet.

hengam / hengâm / هنگام

  • Vakit, zaman. (Farsça)

hina ki / hîna ki / hînâ ki

  • Vakta ki, ne zaman ki.
  • Vaktâ ki, ne zaman ki.
  • Vakta ki, ne zaman ki.

hiyne

  • Vakar, ciddiyet.

hubs

  • Vakfolan nesne.

icazet-i külli / icazet-i küllî

  • Vaktiyle Osmanlı serdarlarına ve sefirlerine müsâlaha, muahede akdi ve sair işler hakkında verilen mezuniyet. Tam salâhiyet demektir. Bu salâhiyeti alan kumandan veya sefir, üzerine aldığı işi merkezden sormaya ihtiyaç kalmadan maslahatın icabettirdiği ve kendi aklının erdiği vechile yapıp bitirirdi

idaa-i vakt / idâa-i vakt

  • Vaktini boşa geçirmek. Vaktini zâyi etmek.

if

  • Vakit.

ifate-i vakt

  • Vakit kaybetme, zaman harcama.

imate-i vakt

  • Vakit öldürme. Boşu boşuna zaman harcama.

imrar-ı evkat

  • Vakitleri geçirmek.
  • Vakit geçirme.

ittikar

  • Vakar, gurur ve büyüklük gelme.

kalafat

  • Vaktiyle Yeniçeri Ağasının giydiği kırmızı bir başlık.

kallavi / kallavî

  • Vaktiyle vezirlerin giydikleri bir cins kavuk.

kaptan-ı derya

  • Vaktiyle bahriye nâzırı. Deniz kuvvetleri komutanı.

kaza / kazâ

  • Vaktinden sonra kılınan namaz.

kaza etmek

  • Vaktinde kılınamayan namazı sonradan kılmak.

kaza namazı / kazâ namazı

  • Vakti çıktıktan sonra kılınan namaz.

ma-vakaa

  • Vaki' olan. Hâdise. Sergüzeşt.

mehl

  • Vakit verme. Vâde. Mühlet. Bir işi belli bir zamana kadar te'hir etme.

mekis / mekîs

  • Vakarlı. Onur sahibi. Ciddi ve ağırbaşlı kimse.

melavet

  • Vakit, zaman.

mevkuf / mevkûf / موقوف

  • Vakfedilmiş. (Arapça)

mevkufleh / موقوف له

  • Vakfeden. (Arapça)

mevkut

  • Vakitli. Vakti belli olan. Mahdud ve muayyen olmuş vakit.

mütevelli

  • Vakıf idarecisi.

muvakkat

  • Vakitli. Geçici. Fâni. Devamlı olmayan.
  • Vakitli, geçici.

muvakkit

  • Vakit bildiren.

na-behengam / na-behengâm

  • Vakitsiz, mevsimsiz, zamansız. (Farsça)

nukud-ı mevkufe

  • Vakfedilen paralar.

rekanet

  • Vakarlılık, ağırbaşlılık.

rezin

  • Vakarlı, temkinli, ağır başlı, sağlam.

sa'

  • Vakitler, saatler, zamanlar.

terezzün

  • Vakar gösterme.

tevkit

  • Vakit tayin etmek. Vakitlendirmek.

vakfi / vakfî

  • Vakfa âit, vakıfla alâkalı.

vakfiyye / وقفيه

  • Vakıf belgesi. (Arapça)

vakit-be-vakit

  • Vakit vakit, zaman zaman.

vakt / وقت

  • Vakit, zaman.
  • Vakit. (Arapça)

vakten

  • Vakit ve zamanca.

vakur

  • Vakarlı, ağırbaşlı.

vekar

  • Vakar, sabır, onur.

vekayi / vekayî / vekâyi

  • Vakalar, olaylar.
  • Vak'alar, olaylar.

vukufiyet

  • Vâkıf olma, meselelere hakimiyet.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR