LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te vahşi ifadesini içeren 65 kelime bulundu...

ahlak-ı vahşiyane / ahlâk-ı vahşiyâne

  • Ahlâkî yapı açısından son derece vahşi olma.

akvam-ı vahşiye / akvâm-ı vahşiye

  • Vahşi kavimler.

bakar-ı vahşi / bakar-ı vahşî

  • Vahşî, yabanî öküz.

barbar

  • Lât. Eski Yunan, Roma ve daha sonra Hristiyanlara göre kendi kavimleri dışında kalan herkes.
  • Vahşi, ilkel.

barbarlık

  • Medeniyetsizlik, vahşilik.

bürsün

  • (Çoğulu: Berâsin) İnsan eli.
  • Vahşi hayvanların pençesi.
  • Develere vurulan bir nevi damga.

canavar

  • Can alıcı, kahredici. (Farsça)
  • Vahşi, yırtıcı hayvan. Kurt. (Farsça)

cerv

  • Küçük meyve.
  • Vahşi hayvan yavrusu. Enik.

cühhal-i vahşiye

  • Vahşî ve kural tanımaz zırcahiller.

ekşem

  • Doğuştan kusurlu olan. Burnu, kulağı kesik veya noksan doğan (adam).
  • Pars denilen vahşi hayvan.

evhaş

  • Daha vahşi. En vahşi.

eyyühe'l-hoto

  • Ey vahşi dağ adamı.

ezher

  • Pek beyaz ve parlak.
  • Ay, kamer,
  • Saf ve parlak olan.
  • Cuma günü.
  • Vahşi sığır.

fenat

  • (Çoğulu: Fenevât) Tilki üzümü.
  • Vahşi sığır.

garrende

  • Kükreyerek vahşileşen arslan ve benzeri yırtıcı hayvan. (Farsça)

gayret-i vahşiyane / gayret-i vahşiyâne

  • Vahşî, medeniyetten uzak gurur ve haysiyet.

gergedan

  • Burnu üzerinde boynuzu bulunan ve file benzeyen vahşi bir hayvan.
  • Vahşi bir hayvan.

gladyatör

  • Eskiden Roma sirklerinde vahşi hayvanlarla veya birbirleriyle boğuşan kimse.

gulyabani

  • İnsanı felâkete attığına itikad edilen vahşi bir mahluk ismi.

harb-i vahşiyane

  • Vahşice savaş.

hatut

  • Yeri tırnağıyla kazıyıp çizgiler çizen vahşi sığır.

hayvanat-ı vahşiye / hayvânât-ı vahşiye / حَيْوَانَاتِ وَحْشِيَه

  • Vahşî hayvanlar.
  • Vahşî hayvanlar.

hayvanat-ı vahşiyye

  • Vahşi hayvanlar, yabani hayvanlar.

hazer

  • Vahşi hayvanların yediği et.

hırs-ı vahşiyane / hırs-ı vahşiyâne

  • Vahşice hırs.

huş

  • Vahşi hayvanlar.

istinas

  • Alışmak. Ünsiyetli olmak. Vahşiliğin gitmesi. Ürkekliğin kalkması.

ıstıyad

  • Avlamak. Vahşi hayvanı ele geçirmek.

jegand

  • Sağlamlık, metanet. (Farsça)
  • Vahşi ve yırtıcı hayvanların korkunç sesi. (Farsça)

kabr-i vahşet

  • Vahşet kabri; yabanilik, vahşilik mezarı.

kasavet-i vahşiyane / kasâvet-i vahşiyâne / قَساَوَتِ وَحْشِيَانَه

  • Vahşice kalb katılığı.

kasavet-i vahşiye

  • Vahşî katılık, vahşette katılaşmış.

kümter

  • (Çoğulu: Kemâtir) Kısa boylu kaba adam.
  • Yabani eşek. Vahşi hımar.

kündür

  • (Çoğulu: Kenadir) "Günlük" denilen nesne.
  • Şişman ve kısa boylu kimse.
  • Vahşi hımar, yabani eşek.
  • Büyük çuval.

letac

  • Vahşi sığır, yabani sığır.

mecmu-u vahşet ve cinayet

  • Vahşiliklerin ve cinayetlerin bütünü.

merdümhar

  • Yamyam. (Farsça)
  • İnsan eti yiyen vahşi hayvan. (Farsça)

mesbaa

  • Yırtıcı ve vahşi hayvanların çok olduğu yer.

mimsiz medeniyet

  • Vahşilik, denîlik. Alçaklık.
  • Medeni kelimesinin, Kur'ân alfabesine göre "mim" harfini kaldırırsak, denî kelimesi kalır. Buna binaen, "mimsiz medeniyyet" de denî, alçak ve zâlim yerinde kullanılmıştır.

miran

  • (Çoğulu: Mârin) Vahşi canavar yatağı.

muvahhiş

  • Vahşet veren. Vahşileştiren. Korkutan. Korkutup ürküten.

naşıt

  • Büyük yoldan ayrılan küçük yol.
  • Vahşi sığır. Bir burçtan başka burca varan yıldız.
  • Neşeli ve şen adam.

nevs

  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.
  • Kaçmak, firar etmek.
  • Vahşi hımar, yabani eşek.

pandomima

  • Yun. Vahşi ve gürültülü karışıklık, anarşi.
  • Sessiz tiyatro oyunu.

remel

  • (Çoğulu: Ermâl) Yelmek.
  • Yağmurun az yağması.
  • Vahşi sığırın ayağında olan hatlar.

şat

  • (Çoğulu: Şiyâh-Şiyât) Koyun.
  • Vahşi sığır.

sermest-i vahşet

  • Vahşilik. İslâmiyet ve insaniyet dışı zevkle kendinden geçme hali.

seytel

  • Vahşi sığır.

sirhan

  • (Çoğulu: Serâhin) Vahşi hayvanlardan olan kurt.

şüms

  • (Çoğulu: Şümus) Vahşi erkek davar.
  • Bir nevi gerdanlık.

talve

  • Vahşi canavarların yavrusu.
  • Keçi bağladıkları ip parçası.

tavri / tavrî

  • Vahşi adam veya kuş.
  • Ehad, vâhid, bir.

tevellüc

  • Dühul etmek, dâhil olmak, girmek.
  • Vahşi canavarların yatağı.

usul-ü vahşiyane / usul-ü vahşiyâne

  • Vahşilere yakışır bir tarzda, ilkelce.

vahşet

  • (Vahş - Vahiş) Yabanilik.
  • Issızlık, tenhalık.
  • Vehim, ürküntü. Korku. Vahşilik.
  • Tenha, ıssız, korkunç yer.
  • Elbise ve silâhını çıkarıp atmak.
  • Aç kimse.

vahşiyane / vahşiyâne / vahşîyane / وَحْشِيَانَه

  • Vahşice, korkunç bir şekilde.
  • Vahşice. Vahşiye yakışır şekilde.
  • Vahşice.
  • Vahşice.

vahşiye

  • (Bak: VAHŞİ)

vari

  • Semiz et.
  • Vahşi hımar, yabani eşek.

vecar

  • (Çoğulu: Vücür - Evcire) Sel suyunun oyduğu yer.
  • Arslan ve kurt gibi vahşi hayvanların yatağı. İn.

vicar

  • (Çoğulu: Vücur - Evcire) Sel suyunun oyduğu yer.
  • Arslan ve kurt gibi vahşi hayvanların yatağı. İn.

vücür

  • (Tekili: Vicâr) Arslan, ayı, kurt gibi vahşi hayvanların inleri.
  • Sel sularının oyduğu yerler.

vuhuş / vuhûş / وحوش

  • (Tekili: Vahş) Vahşiler, yabaniler, ehlileşmemiş olanlar.
  • Yabaniler, vahşiler.
  • Vahşiler. (Arapça)
  • Yaban hayvanları. (Arapça)

ya eyyühel hoto

  • Ey vahşi, kaba dağ adamı!

zayven

  • (Çoğulu: Zayâvin) Yaban kedisi.
  • Erkek kedi.
  • Hırçın ve vahşi adam.

zera'

  • Vahşi sığırın buzağısı.
  • Tamâ, hırs, aç gözlülük.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR