LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te uyulan ifadesini içeren 69 kelime bulundu...

adet / âdet

  • Usul, görenek, alışılmış davranış. Huy, tabiat. Toplumda nesiller boyunca uyulan ve kamuoyunda (umumî efkârda) saygı ve müeyyideye sahip hareket kaideleri (Sosyoloji). İslâm cemiyetinde âdetler de İslâmî olur, İslâma uygun olur. Müslüman, İslâma aykırı âdetlere uymaz. Cemiyetin yabancı âdetlerle boz

arzu-yu kalb

  • Kalben duyulan istek, arzu.

aşk-ı ilahi / aşk-ı ilâhî

  • İlâhî aşk, Allah'a duyulan aşk derecesindeki sevgi.

aşk-ı mecazi / aşk-ı mecazî

  • Gerçek sevgiliye değil, geçici ve sınırlı bir güzelliğe karşı duyulan sevgi.

berk-i basar

  • Gözün şimşek çakması.
  • Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak, ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder.

cenani / cenanî

  • Kalbe âit ve müteallik olan. Kalben duyulan. (Arabça müfred, birinci şahıs sigası ile "kalbim" mânasınadır.)

ehl-i rivayet-i sadıka / ehl-i rivâyet-i sadıka

  • Peygamberimizden duyulan şeyleri dosdoğru bir şekilde nakleden kimseler.

fobi

  • (Fobya) Bâzı hal veya şeylere karşı duyulan hastalık halindeki korku. (Fransızca)
  • Bazı şeylere karşı duyulan korku.

güft ü şenid / güft ü şenîd

  • İşitilen şeyler, duyulan şeyler.

haber

  • Yeni duyulan bilgi.

hacat-ı hayatiye / hâcât-ı hayatiye

  • Hayatın ihtiyaçları, hayat için gerek duyulan ihtiyaçlar.

hafıza / hâfıza

  • Hıfz etme (ezberleme) ve hatırda tutma kuvveti. His organları ile duyulmayan fakat duyulanlardan çıkarılan mânâları saklayan mânevî duygu merkezlerinden biri.

hubb-u al-i beyt / hubb-u âl-i beyt

  • Âl-i Beyte duyulan sevgi.

hubb-u ehl-i beyt

  • Ehl-i Beyte duyulan sevgi.

hüsran

  • Ümit edilenin elde edilememesinden duyulan elem. Mahrumiyet acısı.
  • Zarar, ziyan, kayıp.
  • Zarar, ziyan.
  • Beklenilenin elde edilememesinden duyulan acı, mahrumiyet acısı.

huşu'

  • Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.

hüzn-ü masumane ve mazlumane / hüzn-ü mâsumâne ve mazlumâne

  • Masum ve mazlumca duyulan hüzün, acı.

i'tikadda mezheb / i'tikâdda mezheb

  • Îmân edilecek, inanılacak husûslarda tâbi olunan, uyulan yol.

ihtiyac

  • Gerek duyma, gerek duyulan şey.

imtisal edilen

  • Uyulan, boyun eğilen.

intikam-ı milliyet

  • Milletçe duyulan hırs ve öfke.

ısda'

  • (Sadâ. dan) Yankı. Aks-i sada. Sesin bir yere çarpıp dönmesiyle duyulan ikinci ses.

kıdve

  • İlimde ileri olup kendisine uyulan. Kendine itimad edilip ardınca gidilecek olan.

levazımat deposu

  • İhtiyaç duyulan şeylerin depolandığı yer.

levazımat-ı ihtiyacat / levâzımât-ı ihtiyâcât

  • İhtiyaç duyulan şeyler, lüzumlu görülen ihtiyaçlar.

lezaiz

  • Lezzetler. Zevk duyulan, eğlendirici, hoşa giden şeyler.

maddi / maddî

  • (Maddiye) Cismâni. Madde ile alâkalı olan. Maddeye ait.
  • Paraca ve malca.
  • Paraya ve mala fazlaca ehemmiyet veren.
  • Dokunma, koklama, görme, işitme, tatma ile hissedilip duyulan şeyler.

mahsus

  • Duyulmuş. Hissedilmiş. Derk olunmuş. Duyulan.
  • Aşikâr, belli, zâhir, meydanda.

mecazi aşk / mecazî aşk

  • Gerçek olmayan aşk; Allah'tan başka diğer varlıklara duyulan şiddetli sevgi.

mecazi muhabbet / mecazî muhabbet

  • Fâni olan şeylere duyulan sevgi.

menkulat

  • Nesilden nesile veya ağızdan ağıza yayılıp duyulan. Nakle dayanan bilgiler. Nakledilenler.

meşa'

  • Duyulan, intişar eden, açıklanan, yayılan. Etrafa yayılmış olan.
  • Bölünmeyip ortaklaşa kalmış olan. Müşterek olan.

mesmu / mesmû / مسموع

  • Duyulan, işitilen. (Arapça)

mesmua

  • İşitilen ve duyulan.

mesmuat / mesmuât / mesmûât / mesmûat / مسموعات

  • İşitilenler, duyulanlar.
  • İşitilenler. Duyulanlar.
  • İşitilenler, duyulanlar.
  • Duyulanlar, işitilenler. (Arapça)

mesmuat alemi / mesmuat âlemi

  • İşitilen ve duyulan varlıklar âlemi.

metbu / metbû / متبوع

  • Tabi olunan, uyulan.
  • Kendisine tabi olunan, uyulan.
  • Hükümdar.
  • Kendisine uyulan.
  • Uyulan, izinden gidilen, tâbi olunan. (Arapça)

metbu' / metbû'

  • Kendine uyulan. Tâbi olunan. Halkın, kendine tâbi olduğu zat.
  • Hükümdar.
  • Kendisine tâbî olunan, uyulan.

meyl-i sefahet

  • Sefahate duyulan arzu, meyil.

minnet

  • İyiliğe karşı duyulan şükür hissi.
  • Birisine iyilik etmek.
  • Yapılan iyilikleri sayarak başa kakmak.
  • İyiliğe karşı duyulan şükür hissi, başa kakma.

minnettar / minnettâr

  • İyilik yapan birisine karşı duyulan teşekkür hissi.

muhabbet-i ahmediye

  • Peygamber Efendimize (a.s.m.) duyulan sevgi.

muhabbet-i al-i beyt / muhabbet-i âl-i beyt

  • Âl-i Beyte duyulan sevgi.

muhabbet-i ehl-i beyt

  • Peygamberimizin ailesine mensup ve soyundan olanlara duyulan sevgi.

muhabbet-i rahman / muhabbet-i rahmân

  • Sonsuz merhamet ve şefkat sahibi olan Allah'a duyulan sevgi.

muhabbet-i zati / muhabbet-i zâtî

  • Allah'ın kendi Zâtına karşı duyulan sevgi.

muhabbetullah

  • Allah sevgisi; Cenâb-ı Hakka duyulan sevgi.

mukteda / muktedâ / مقتدا

  • Kendisine uyulan. Önde giden.
  • Müçtehid. Pişivâ. Peşivâ.
  • Namazda kendine uyulan imam.
  • Örnek alınan, kendisine uyulan.
  • Kendisine uyulan.
  • Uyulan. (Arapça)

mukteda-bih / muktedâ-bih

  • Kendisine tebaiyyet edilen. Kendisine uyulan.

muktedabih / muktedâbih

  • Kendisine uyulan kimse.
  • Kendisine uyulan, örnek alınan imam, önder.

neş'e-i ruhani / neş'e-i ruhanî

  • Ruhen duyulan sevinç ve neşe.

rakraka

  • Şimşek çaktığı zaman duyulan gök gürültüsü.

rikkat-i cinsiye

  • Kendi cinsinden olana karşı duyulan acıma hissi.

rivayet / rivâyet

  • Peygamberimizden duyulan ve görülen şeylerin nakledilmesi.

şefkat-i akraba

  • Akrabaya karşı duyulan şefkat.

şefkat-i neviye

  • Kendi nevinden olana duyulan şefkat, acıma.

şevk ve cezbe

  • İlâhî hakikat ve tecellîler karşısında duyulan sevinç ve coşku.

şevk-i maali / şevk-i maâli

  • Yüce şeylere duyulan iştiyak ve arzu.

şevk-i nefsani / şevk-i nefsanî

  • Nefsin helâl olmayan arzularına karşı duyulan istek.

şiddet-i ihtiyacın sevki

  • Bazı şeylere duyulan şiddetli ihtiyacın yönlendirmesi.

sığar-ı nefs

  • Nefsin küçüklüğü; kendi küçüklüğünden duyulan rahatsızlık.

sübhanallah

  • Cenab-ı Hakk'ın mahlukatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve taaccübü ifade etmek için söylenir. Cenab-ı Hakkın zâtında, sıfâtında ve ef'alinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder.

tağut

  • Azgın, sapkın, îmansız, ilâh gibi saygı gören, heykellerine bile saygı duyulan, sapan ve saptıran.

taze

  • Yeni kesilmiş, bayatlamamış, taravetli, buruşmamış. (Farsça)
  • Yeni duyulan, henüz ortaya çıkan. (Farsça)
  • Kuru olmayan, yeşil. (Farsça)
  • Genç, körpe. (Farsça)

tecazüb

  • Birbirine karşı duyulan yakınlık.
  • İncizab etme. Çekme.

tecazüp

  • Birbirini cezbetme; birbirine duyulan yakınlık, sempati.

tematti

  • (Matiyy. den) Vücutta duyulan ağırlıktan dolayı gerinme.
  • Yürürken sallanmak.

temayülat-ı şerriye / temâyülât-ı şerriye

  • Kötülüğe duyulan eğilimler, meyiller.

vahime kuvveti / vâhime kuvveti

  • His organları ile anlaşılamayan, fakat duyulanlardan çıkarılabilen mânâları anlayan iç kuvvet.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın