LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te uydurma ifadesini içeren 69 kelime bulundu...

basım

  • (Uydurma bir kelimedir) Matbaacılık. Tab'etme sanatı.

basın

  • Uydurma bir kelime olup "matbuat" yerine kullanılır. Gazete, mecmua gibi belli zamanlarda çıkan matbuatın hepsi.

ca'li / ca'lî / جعلى

  • Uydurma, samimi olmayan, sahte, düzme ve taklid.
  • Yapay, uydurma.
  • Yapma, uydurma. (Arapça)
  • Sahte. (Arapça)

düzeç

  • (Uydurma bir kelimedir.)

düzlem

  • (Uydurma bir kelimedir.)

efayik

  • (Tekili: Efike) Uydurma, düzme, asılsız, yalan sözler. İftiralar.

ehadis-i sahiha / ehâdis-i sahiha

  • Sahih hadisler; uydurma veya zayıf olmayan hadisler.

ekavil-i kazibe / ekavil-i kâzibe

  • Uydurma ve yalan sözler.

ekazib

  • Yalanlar, kizbler, yalan ve uydurma sözler, asılsız kelâmlar.

ekzeb

  • Büyük iftira, büyük yalan, uydurma.

elhan / elhân

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mânâ bozulacak şekilde, harfleri ve kelimeleri değiştirerek, sesi alçaltıp yükselterek, çeneyi oynatarak okumak. Lahn'in çokluk şeklidir.

eracif / erâcif / erâcîf / اراجيف

  • Uydurma, yalan sözler.
  • Uydurma sözler.
  • Saçmalıklar, uydurmalar. (Arapça)

eracif ve ekazib / eracif ve ekâzib

  • Yalan ve uydurma sözler.

esatir / esâtîr / اساطير

  • İlk zamanlara ait uydurma hikâyeler. Masallar. Mitoloji.
  • Saflar. Sıralar.
  • Mitoloji. (Arapça)
  • Uydurma sözler. (Arapça)

galat-ı tahakkümi / galat-ı tahakkümî

  • Bir kelimenin gerek lâfzı ve gerekse mânası itibariyle herkesin kullandığı gibi kullanılmaması.Bu, başlıca üş şeyden olur:1- Nazımda vezne uydurmak için bir kelimenin telâffuzunu değiştirmek, hecesini uzatmak ve kısaltmak yahut harfini gizlemek.2- Çeşitli mânâları olan bir kelimeyi meşhur olmayan bi

hadis-i müftera / hadîs-i müfterâ

  • Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbiyle inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri.

herzekarane / herzekârane

  • Saçma sapan konuşarak. Boş ve lüzumsuzca uydurmalarla, abuk sabukça. (Farsça)

hezl

  • Ciddi olmayan söz. Saçma, uydurma, yalan konuşmak.
  • Edb: Meşhur bir manzumeye lâtife tarzından nazım yapmak. Bu tarzda yapılan nazım.
  • Saçma, uydurma.

hurafe / hurâfe / خُرَافَه

  • Uydurma hikâye ve rivayet.
  • Uydurma, bâtıl inanış. Masal. Efsane. Yalan hikâye.
  • Uydurma.
  • Uydurma hikâye.

ihtilak

  • Huy ve tabiat edinme.
  • Yalan uydurma.

ihtilakıyyat

  • Yalanlar, aslı olmayan sözler. Uydurma sözler.

imale / imâle

  • Bir tarafa meylettirmek. Bir tarafa eğmek.
  • Benzetmek.
  • Mal vermek.
  • Edb: Bir heceyi vezne uydurmak için uzatarak okumak.
  • Bir tarafa meylettirmek, bir tarafa eğmek.
  • Bir heceyi vezne uydurmak için uzatarak okumak.

itaat ettirme

  • Emre uydurma, boyun eğdirme.

kıssa

  • Anlatılan gerçek veya uydurma olay, hikâye.

kıyas

  • Bir şeyi bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hüküm verme.
  • Benzetme, genel kurala uydurma.
  • Hakkında âyet ve hadis olan benzerlerine göre hükmetme.

komedi

  • yun. Cemiyetin gülünç ve kusurlu hâllerini ortaya koyan tiyatro eseri.
  • Uydurma, yapmacık hareket veya söz.
  • Gülünecek hareketler.

küfr

  • Örtmek mânâsınadır. Kalbe âit bir sıfattır. Hak dini inkâr edip, hakkı inkâr edene ve gizleyene "kâfir" denilir. Kâfirliğin sıfatı küfürdür.
  • Allaha inanmamak. Hakkı görmemek. İmansızlık.
  • Allaha (C.C.) yakışmıyan sıfatlar uydurmak. Müslümanlığa uymayan şeylere inanmak.

lahn

  • Hatâ etmek, doğrudan sapmak. Çoğulu elhândır.
  • Tecvîd ilminde, tecvîd kâidelerine uymamaktan doğan okuyuş hatâsı. Fıkıh kitablarında namaz kılanın namazın farzlarından olan kırâette yaptığı hatâ zelletül-kârî adı altında incelenmiştir.
  • Tegannî, sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mâ

lütre

  • Ancak konuşanların anlıyabileceği, başkalarının anlıyamıyacağı şekilde görüşülen uydurma dil, kuşdili. (Farsça)
  • Boşboğaz. (Farsça)

mec'ul / mec'ûl

  • Meydana çıkarılmış, yapılmış olan, yapmacık, uydurma.

mevzu

  • Konulmuş.
  • Konu.
  • Doğru olmayan, uydurma.

mevzu ehadis / mevzu ehâdis

  • Uydurma hadisler; yalan olduğu halde Peygamber Efendimize (a.s.m.) dayandırılan uydurma söz.

mevzu'

  • Bahis. Üzerinde durulan mes'ele.
  • Aşağılanmış olan.
  • Konulmuş. Vaz olunmuş.
  • Uydurma. Doğru ve hakikat olmayan.
  • Geçer olan, muteber, işlemekte olan, câri.

mevzū' / مَوْضُوعْ

  • Uydurma hadîs.

mevzuat

  • (Uydurma hadisler) Yalan olduğu halde Hz Peygambere dayandırılan uydurma sözler.

müftaal

  • Uydurma, sahte, düzme.

müftera hadis / müfterâ hadîs

  • Peygamberlik iddiâsında bulunan Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbi ile inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri.

müftereyat

  • Uydurmalar.

muhteri'

  • Misli görülmedik bir şey icâd eden. İcâd eden. Yeni bir şey bulan. Yeni bir şey meydana getiren.
  • Uydurma şeyler ortaya atan. Müfteri.

müleffak

  • (Telfik. den) Düzme, uydurma, yalandan, sahte.
  • Yaldızlama.

mutezile / mûtezile

  • Kendi akıllarını temel unsur kabul edip, Kur'ân ve sünneti ona uydurmaya çalışan Ehl-i Sünnet dışı bâtıl bir mezhep.

müvelledat / müvelledât

  • Doğmakla meydana gelmiş canlılar. Aslında yok iken sonradan meydana gelmiş olanlar.
  • Uydurma kelimeler.

müyun

  • Yalanlar, uydurmalar. Yalan söylemeler.

müzevver

  • Uydurma, düzme.

nağme

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak. Tegannî.

neşriyat-ı kazibe / neşriyât-ı kâzibe

  • Yalandan, uydurma sözler.

sadık / sâdık

  • Velî, Allahü teâlânın sevgili kulları.
  • Doğru, yalan ve uydurma olmayan. Doğru sözlü, sözünde duran.

safiye

  • Temiz, katışıksız, bozuk olmayan.
  • İçinde yapmacık ve uydurma bir şey, fazladan kelime ve kafiye bulunmayan söz.

safsata

  • Hezeyan, yalan, uydurma. Zâhirde doğru, hakikatte yanlış ve yalan olan kıyas.
  • Yalan yanlış, uydurma.
  • Uydurma, aldatıcı mantık oyunu.
  • Yalan, uydurma, görünüşte doğru gerçekte yalan ve yanlış olan kıyas.

safsata-i nefis

  • Nefsin safsatası, nefsin yalan ve uydurmaları.

safsatacı

  • Yalan ve uydurma şey konuşan kimse.

safsatiyat / safsatiyât

  • Safsatalar; yalan ve uydurma şeyler.
  • Safsatalar, uydurmalar.

sanai'

  • (Tekili: Sania) Tertibli, uydurma işler. Tuzaklar.
  • Sanayi.

sania

  • Uydurma, düzme. Tuzak, hile.
  • İş, amel, fiil.

sima' / simâ'

  • Bir kişinin veya birkaç kişinin çalgısız, âletsiz ve müzik perdelerine uydurmadan okudukları dîni, îmânı kuvvetlendiren ve ahlâkı güzelleştiren şiirleri, kasîdeleri, ilâhileri ve mevlidleri dinlemek.

sun'i / sun'î

  • İnsan yapısı, uydurma, takma, sahte, yaradılıştan olmayan.
  • Uydurma, yapmacık.

ta'lil ba'd-el-vuku'

  • Bir şeye sonradan uygun bir sebep uydurma.

tasni / tasnî

  • Düzme, uydurma.

tasni' / tasnî' / تصنيع

  • Düzme. Uydurma. Yakıştırma.
  • Bir san'atla meşgul kılma.
  • Güzel terbiye etme.
  • Yapma. (Arapça)
  • Uydurma. (Arapça)
  • Tasnî' olunmak: Yapılmak, oluşturulmak. (Arapça)

tasniat / tasniât / tasnîât

  • Uydurma şeyler.
  • Düzmeler, uydurmalar.

tatbik

  • Yakıştırmak. Yerine getirmek.
  • Karşılaştırmak.
  • Bir kaide, kanun veya emri yerine getirmek. Kıyas ve tahmin etmek.
  • Benzetme, uydurma.

teganni / tegannî

  • Sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, hareke, harf ve med (uzatma) ilâve etme ve çıkarma yapmak sûretiyle, kelimelerin asıllarını dolayısıyle mânâyı bozarak okuma.

terfik / terfîk / ترفيق

  • Ayak uydurma. (Arapça)
  • Arkadaş etme. (Arapça)
  • Terfîk etmek ayak: Uydurmak. (Arapça)

tevfik

  • Uygun düşürme.
  • Uydurma. Muvafık kılma.
  • Cenab-ı Hakkın kuluna yardım etmesi.

uhduse

  • Hayret edilecek derecede uydurma haber.
  • Haber verilen nesne.

ükzube

  • Yalan. Uydurma, söz.

ürcufe / ürcûfe / ارجوفه

  • (Çoğulu: Erâcif) Yalan. Uydurma söz.
  • Yalan dolan, uydurma söz, martaval. (Arapça)

üsture / üstûre / اسطوره

  • Edb: Efsane, uydurma hikâye demek olan "esâtir" kelimesinin müfredidir.
  • Efsane, uydurma hikâye, mitoloji.
  • Efsane. (Arapça)
  • Uydurma söz. (Arapça)

yorum

  • Uydurma bir kelimedir.