LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te uy kelimesini içeren 357 kelime bulundu...

adem-i inzar

  • Uyarmama, ikaz etmeme.

adem-i riayet / adem-i riâyet / عدم رعایت

  • Uymama..

agah / âgâh / آگَاهْ

  • Uyanık, aklı başında.
  • Uyanık, basiretli haberdar.
  • Uyanık.

aheng / âheng

  • Uygunluk ve düzen.

ahengdar / âhengdâr / آهنگدار

  • Uyumlu. (Farsça)

ahenggüzar / âhenggüzâr / آهنگ گذار

  • Uyumlu, ahenkli. (Farsça)

ahenk / âhenk

  • Uygunluk.
  • Uyum, düzen.

ahenkdar / ahenkdâr / âhenkdâr / آهنگ دار

  • Uygun, düzgün, âhenkli, makamlı. (Farsça)
  • Uyumlu, ahenkli. (Farsça)

ahlak-ı ameli / ahlâk-ı amelî / اخلاق عملى

  • Uygulamadaki ahlak anlayışı.

ahşef

  • Uyuz adam.

akıl / âkıl

  • Uyanık. Aklı başında. Tedbirli. Düşüncesi sağlam. Huşyâr.

alavefk / alâvefk / على وفق

  • Uygun olarak. (Arapça)

alem-i hab / âlem-i hâb

  • Uyku ve rüyâ âlemi. Bazan âlem-i mâna, âlem-i misal, âlem-i nevm gibi tâbirler de kullanılır.

alem-i menam / âlem-i menâm

  • Uyku âlemi, rüyâ âlemi.
  • Uyku âlemi, rüya âlemi.

alem-i sahve / âlem-i sahve

  • Uyanıklık âlemi, yeniden kendine geliş hâli.

alem-i yakaza / âlem-i yakaza

  • Uyanıklık âlemi.

ameliyat / ameliyât

  • Uygulamalar, tatbikler, pratikler.

amiz-gar / âmiz-gâr

  • Uygun, münâsib, yaraşır. (Farsça)

amiziş / âmiziş

  • Uysallık, imtizaç, uyuşma. (Farsça)

arık

  • Uykusuz kimse, uykusuz olma halindeki.

arr

  • Uyuz hastalığı.

asi

  • Uygun, elverişli.

ayık

  • Uyanık.

aza

  • Üye.

basın

  • Uydurma bir kelime olup "matbuat" yerine kullanılır. Gazete, mecmua gibi belli zamanlarda çıkan matbuatın hepsi.

bermucib-i / bermûcib-i / برموجب

  • Uyarınca, gereğince. (Farsça - Arapça)

bi-dari / bî-darî

  • Uyanıklık. Dikkatlilik.

bidar / bîdar / bîdâr / بيدار

  • Uykusuz, uyumayan. Uyanık. (Farsça)
  • Uyanık. (Farsça)

bidar-dil / bîdar-dil

  • Uyanık, aydın. (Farsça)

bil'imtisal

  • Uygulayarak.

bil-imtisal

  • Uyarak, imtisal ederek.

ca'li / ca'lî

  • Uydurma, samimi olmayan, sahte, düzme ve taklid.

caiz / câiz / جائز

  • Uygun. (Arapça)

cerba

  • Uyuz kadın.

cerban

  • Uyuz hastalığına tutulmuş olan, uyuz.

cerbiyye

  • Uyuz böcekleri.

cereb

  • Uyuz hastalığı, uyuzluk.

cereb-nak

  • Uyuz hastalığına tutulmuş kimse, uyuz kişi. (Farsça)

cerib

  • Uyuz hastalığına tutulan. Uyuz marazına tutulmuş olan. Uyuz.

cevab-ı muvafık

  • Uygun cevap.

ceza-yı seza / cezâ-yı sezâ

  • Uygun ceza.

cihet-i muvafakat

  • Uygunluk yönü.

cüsam

  • Uykuda gelen ağırlık, kâbus.

dehadar

  • Uyanıklık, zeki ve çok akıllı oluş. (Farsça)

ders-i ikaz

  • Uyarı dersi.

ders-i intibah

  • Uyandırma dersi.

disiplin

  • Uyulması gereken kuralların tamamı, sıkı düzen.

dükas

  • Uyuklamak.

ecreb

  • Uyuz hayvan veya insan.

efsane / efsâne

  • Uydurulmuş hikâye, mitoloji.

ehl-i sahv

  • Uyanık iken hakikatlere görerek ulaşan Allah dostları.

ekavil-i kazibe / ekavil-i kâzibe

  • Uydurma ve yalan sözler.

eracif / erâcif

  • Uydurma, yalan sözler.
  • Uydurma sözler.

erak

  • Uykusuzluk.

esatir / esâtir

  • Uydurulmuş hikâyeler, mitoloji.

esher

  • Uyanık kimse.

etvar-ı na-layıka / etvar-ı nâ-lâyıka

  • Uygunsuz ve münasebetsiz hareketler.

evkat-ı münasip

  • Uygun vakitler.

fak'e

  • Uyumak.

ferahur

  • Uygun, lâyık, münasib. (Farsça)

feşfeşe

  • Uykudan uyandırmak.

fırsat / فرصت

  • Uygun an, fırsat. (Arapça)

gayr-ı mülayim / gayr-ı mülâyim

  • Uygunsuz, abes.

gayr-ı mutabık

  • Uygun gelmeyen, uymayan.

gayr-ı muvafık

  • Uygun olmayan.

ger

  • Uyuz hastalığı.

gerk

  • Uyuz hayvan. (Farsça)

giran-hab

  • Uykusu ağır olan adam. (Farsça)

hab / hâb

  • Uyku. Rü'yâ. (Farsça)
  • Uyku.

hab-alud

  • Uykulu. Uyku karışık.

hab-güzar

  • Uyuyan, uyuyucu. (Farsça)

hab-nak

  • Uykusu gelmiş kimse, uykulu kişi. (Farsça)

habalud / hâbâlûd / خواب آلود

  • Uykulu. (Farsça)

habalude / hâbâlûde / خواب آلوده

  • Uykulu. (Farsça)

habnak / hâbnâk / خوابناک

  • Uykulu. (Farsça)

hacid

  • Uyuyucu, uyuyan.

hader / خدر

  • Uyuşma.
  • Uyuşma. (Arapça)

hadise-i nevmiye / hâdise-i nevmiye

  • Uykuda meydana gelen olaylar.

hakikat-i nevmiye

  • Uyku gerçeği.

halet-i yakaza / hâlet-i yakaza

  • Uyanıklık hali.

hem-aheng

  • Uygun, münasib, denk. (Farsça)

hemaheng / hemâheng / هم آهنگ

  • Uyumlu. (Farsça)

hevm

  • Uyuklayıp başını her tarafa eğmek.

hiss-i naim / hiss-i nâim

  • Uyuyan his, hareketsiz duran duygu.

hücud

  • Uykusuz kalma. Geceleyin az uyuma.

hufte / خفته

  • Uyuyan, uyumuş. (Farsça)

hurafe / hurâfe / خُرَافَه

  • Uydurma hikâye ve rivayet.
  • Uydurma, bâtıl inanış. Masal. Efsane. Yalan hikâye.
  • Uydurma.
  • Uydurma hikâye.

hüsn-ü vifak

  • Uygunluğun güzelliği, güzel uygunluk.

huşyar

  • Uyanık.

hüşyar / hüşyâr

  • Uyanık, akıllı, zeki. Ayık. Uslu.
  • Uyanık.
  • Uyanık.

ibban / ibbân

  • Uygun zaman, vakit. Her şeyin mevsimi.

icra / icrâ

  • Uygulama, yapma.

icra etmek / icrâ etmek

  • Uygulamaya koymak.

icraat / icrâât

  • Uygulamalar, yapmalar.

igfa'

  • Uyuklamak.

ihtar / ihtâr / اخطار

  • Uyarı, hatırlatma. (Arapça)
  • İhtâr edilmek: Uyarılmak, hatırlatılmak. (Arapça)
  • İhtâr etmek: Uyarmak, hatırlatmak. (Arapça)

ihtarname / ihtarnâme

  • Uyarı yazısı.

ihtilaf / ihtilâf / اختلاف

  • Uyuşmazlık. (Arapça)

ihtilaf noktaları / ihtilâf noktaları

  • Uyuşmazlık olan, hakkında ortak görüş bulunmayan noktalar.

ihtilafat / ihtilâfat / اختلافات

  • Uyuşmazlıklar. (Arapça)

ihtilam / ihtilâm

  • Uyurken cenabet olmak, düş azmak. Ergenlik.
  • Uykuda cünüb olma. Çocuğun bülûğa, ergenlik çağına ulaştığının alâmeti, işâreti.
  • Uyurken cenabet olma.

ihtira-kerde / ihtirâ-kerde

  • Uydurdukları eşsiz şey.

ikaz / îkaz / îkâz / ايقاظ

  • Uyandırmak. Gafletten kurtarmak. Tenbih.
  • Uyarı.
  • Uyarma. Tenbih etme.
  • Uyarma.

ikaz edici

  • Uyarıcı.

ikaz etmek

  • Uyarmak.

ikazat / ikazât / îkazât

  • Uyarılar.
  • Uyarılar.

ikazkar / ikazkâr / îkazkâr

  • Uyarıcı, dikkat çeken.
  • Uyarıcı.

ikazname / îkaznâme

  • Uyarma yazısı.

iktida / iktidâ

  • Uymak, tâbi olmak. Birinin hareketini örnek alarak ona benzemeye çalışmak. İttiba etmek.
  • Uyma.
  • Uymak, tabi olmak.
  • Uyma.

ıktıda / ıktıdâ / اقتدا

  • Uyma. (Arapça)

iktida / iktidâ / اقتدا

  • Uyma. (Arapça)
  • İktidâ etmek: Uymak. (Arapça)

iktida eden / iktidâ eden

  • Uyan.

iktida edilme

  • Uyulma, örnek alınma.

ıktıdaen

  • Uyarak, ıktıda ederek, tâbi olarak.

iktidaen / iktidâen

  • Uyarak, tâbi' olarak.
  • Uyarak.
  • Uyarak.

imtisal / امتثال / imtisâl / اِمْتِثَالْ

  • Uyma.
  • Uyma.

imtisal edilen

  • Uyulan, boyun eğilen.

imtisalen / imtisâlen

  • Uyarak, tabi olarak.

imtizac / imtizâc / امتزاج

  • Uyuşma, kaynaşma.
  • Uyuşma, uzlaşma. (Arapça)
  • İmtizâc etmek: Uyuşmak, uzlaşmak. (Arapça)

imtizackar / imtizackâr / imtizâckâr

  • Uyuşarak, anlaşarak, karışarak. Kaynaşmağa müsait surette. (Farsça)
  • Uyuşan, kaynaşan.

infaz / infâz / انفاذ

  • Uygulama, yerine getirme, yapma. (Arapça)

intibah / intibâh / انتباه / اِنْتِبَاهْ

  • Uyanma.
  • Uyanma.
  • Uyanış. (Arapça)
  • Uyanma.

intibaha düşen

  • Uyanan.

intibaha gelen

  • Uyanan.

intibahkarane / intibahkârâne / intibâhkârâne

  • Uyanıklık içinde olarak.
  • Uyanmışçasına.

intibak / intibâk / انطباق

  • Uyma.
  • Uyma, uygun hale gelme. Edebiyatta iki zıd şeyin ortak özelliğini bulup birleştirme.
  • Uyum. (Arapça)

intibak etme

  • Uyum sağlama.

inzar

  • Uyarma, korkutma.

irkad

  • Uyutma veya uyutulma.

istikaz

  • Uykudan uyanmak.

istiname

  • Uyur gibi görünme. Yalandan uyuma.

itaat / itâat / اطاعت

  • Uyma, boyun eğme. (Arapça)
  • İtâat etmek: Uymak, boyun eğmek. (Arapça)

itilaf / itilâf

  • Uyuşma, uzlaşma.

ittiba / ittibâ / اتباع

  • Uyma, izleme. (Arapça)
  • İttibâ etmek: Uymak, izlemek. (Arapça)

ittibaen / ittibâen / اتباعا

  • Uyarak.
  • Uyarak, izleyerek, ardından giderek. (Arapça)

kàbil-i tatbik

  • Uygulanabilir.

kabil-i telif

  • Uygun olan, bağdaşan.

kabus

  • Uykuda ağırlık basması. Korkulu ve insanda hareket bırakmayan rüya. Karabasan.

kainat-ı naime / kâinat-ı nâime

  • Uyuyan kâinat.

kalb-i habide

  • Uyumuş kalb.

kanun

  • Uyulması gereken kesin kural.

kar-agahi / kâr-âgâhî

  • Uyanıklık, iş bilirlik. (Farsça)

kar-dani / kâr-danî

  • Uyanıklık, iş bilirlik. (Farsça)

kaze / kâze

  • Uyluk dibi.

kera

  • Uyku, nevm.

keryan

  • Uyuyan kişi, nâim.

kesalet / kesâlet

  • Uyuşukluk, tembellik.

keslan

  • Uyuşuk, tembel, gevşek. Yorgun.

layık / lâyık

  • Uygun.
  • Uygun, yaraşır.

lüüse

  • Uyku ağırlığı.

lüzum-u mutabakat

  • Uygunluğun lüzumu, gereği.

ma'rur

  • Uyuz.

mahmur / مخمور

  • Uykulu, baygın. (Arapça)

medar-ı intibah / medâr-ı intibah / مَدَارِ اِنْتِبَاهْ

  • Uyanma sebebi.
  • Uyanma sebebi.

medar-ı tenasüp / medâr-ı tenasüp

  • Uygunluk sebebi, kaynağı.

medar-ı tevafuk / medâr-ı tevafuk

  • Uyumluluk kaynağı.

medeniyyet / مدنيت

  • Uygarlık. (Arapça)

memkure / memkûre

  • Uysal, yakışıklı.

menam / menâm

  • Uyku hâli.
  • Uyku.

menamen / menâmen

  • Uyuyarak. Uykuda olarak.
  • Uyku halinde, rüyada.
  • Uykudayken.

metbu / metbû / متبوع

  • Uyulan, izinden gidilen, tâbi olunan. (Arapça)

mevadd-ı münasib / mevadd-ı münâsib

  • Uygun maddeler.

mevki-i münasib

  • Uygun yer ve konum.

mevki-i münasip

  • Uygun mevki, ilgili yer.

mevki-i tatbik

  • Uygulama yeri, makamı.

mevzi-i münasib

  • Uygun yer ve konum.

mevzi-i münasip

  • Uygun konum.

mevzu / mevzû

  • Uydurulmuş hadîs.

mevzu ehadis / mevzu ehâdis

  • Uydurma hadisler; yalan olduğu halde Peygamber Efendimize (a.s.m.) dayandırılan uydurma söz.

mevzū' / مَوْضُوعْ

  • Uydurma hadîs.

mısva

  • Uylukları zayıf ve etsiz olan kadın.

müftaal

  • Uydurma, sahte, düzme.

müftereyat

  • Uydurmalar.

mugf

  • Uyuyan.

muhaddir / مخدر

  • Uyuşturucu ilâç.
  • Uyuşturucu. (Arapça)

muhtelef

  • Uyuşmamış. Birbirine uymamış. İhtilâf olunmuş.

mukteda / muktedâ / مقتدا

  • Uyulan. (Arapça)

muktedi / muktedî / مقتدی

  • Uyan. (Arapça)
  • Muktedî olmak: Uymak. (Arapça)

mülayemet / mülâyemet

  • Uyum.

mümaşat / mümâşat / مماشات

  • Uysallık, suyuna gitme, alttan alma. (Arapça)

mümaşatkar / mümâşâtkâr

  • Uyumlu olan.

münasebat / münâsebât

  • Uygunluklar, ilgiler.

münasebat-ı tevafukıyet / münâsebât-ı tevafukıyet

  • Uygunluk arz eden münâsebetler, bağlantılar.

münasebet / münâsebet / مناسبت

  • Uygunluk, ilgi.
  • Uygunluk.

münasib / münâsib

  • Uygun.
  • Uygun, yakışır.

münasip / مناسب

  • Uygun.

münaveme

  • Uyku hususunda yarışma.

münebbih / منبه

  • Uyandıran, tenbih eden, dalgınlıktan kurtaran. Uyuşukluğu gideren.
  • Uyandıran, dalgınlıktan kurtaran.
  • Uyarıcı, uyandırıcı. (Arapça)

münebbihat / münebbihât

  • Uyandıranlar. Tenbih edenler. Uyuşukluğu giderici olanlar.

münevvem

  • Uyutulmuş. Gaflet verilmiş. Unutturulmuş.

münevvim / مُنَوِّمْ

  • Uyutucu.
  • Uyutucu. Uyku veren ilâç.
  • Uyutucu, uyuşturucu.
  • Uyutan, uyutucu.

muntabık

  • Uygun.
  • Uygun.

müntabık

  • Uygun.

muntabık / منطبق

  • Uygun, uyumlu. (Arapça)

müntebih

  • Uyanık, intibah eden. Agâh ve habir olan. Gafletten ayrılmış olan.
  • Uyanık olan.
  • Uyanık.

müntehib

  • Uyanık.

müraat / mürâât

  • Uyma.

müraaten / mürââten

  • Uyarak.

mürakade

  • Uyumak.

mürevvic-i amal / mürevvic-i âmâl

  • Uygulamaya sokmaya çalışan, yapmaya teşvik eden.

mürkıd

  • Uyutucu ilâç.

müsaadesiz

  • Uygunsuz, izin vermeyen.

müsaid / مساعد

  • Uygun.
  • Uygun. (Arapça)

müsait / müsâit

  • Uygun.
  • Uygun.

müsalemet / müsâlemet

  • Uyuşmak; fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman münâkaşa etmemek; sertliği, bölücülüğü, ayrıcılığı istemeyip, barışmak istemek.

müsebbitat

  • Uyuşturucu, bayıltıcı, dondurucu ilâçlar.

mutabaat / mutâbaat

  • Uyum, uygunluk.

mütabaat

  • Uyma.

mutabakat / mutâbakat / مُطَابَقَتْ

  • Uygunluk.
  • Uygunluk.
  • Uygunluk.

mutabık / mutâbık / مطابق / مُطَابِقْ

  • Uygun. Muvafık. Uyan.
  • Uygun.
  • Uygun.
  • Uyan, uyumlu. (Arapça)
  • Uygun.

mütebayin / mütebâyin

  • Uymaz, zıt, aykırı.

mütemeddin / متمدن

  • Uygar. (Arapça)

mütenasib / mütenâsib / متناسب

  • Uygun, aralarında muntazam bir nisbet bulunan, muvâfık, birbirine mensub ve müşâbih olan.
  • Uygun, birbirine yakışan.
  • Uygun, uyumlu. (Arapça)

mütenavimane / mütenavimâne

  • Uyur gibi görünerek. (Farsça)

mütenebbih / مُتَنَبِّهْ

  • Uyanmış, tenbih ile uyarılmış olan. Bir şeyden ders alıp aklını başına toplayan.
  • Uyanmış, uyanık.
  • Uyanmış.
  • Uyanmış, uyanık.

müteyakkız / متيقظ / مُتَيَقِّظْ

  • Uyanık, uyanmış, tetikte, gözü açık olan.
  • Uyanık.
  • Uyanık bulunan,tetikte gözü açık olan.
  • Uyanık.
  • Uyanık, teyakkuz durumunda olan. (Arapça)
  • Uyanık.

müteyakkızane / müteyakkızâne

  • Uyanık ve dikkatlice, göz açıklığı ile. (Farsça)

muvafakat / muvâfakat / مُوَافَقَتْ

  • Uygunluk. Uymak. Anlaşmak. Karşılıklı anlaşma. Râzı olma. Müsâade.
  • Uygunluk; bir durumu uygun görme.
  • Uygunluk, uygun bulma.
  • Uygunluk.

muvafakat etme

  • Uygun bulma.

muvafık / muvâfık / موافق / مُوَافِقْ

  • Uygun. Yerinde. Denk.
  • Uygun.
  • Uygun.
  • Uygun.

muvafık görme

  • Uygun görme.

müzevver

  • Uydurulmuş.
  • Uydurma, düzme.

na's

  • Uykusu gelmek. Uyku bastırmak.

na'san

  • Uykusu gelmiş olan adam.

na-çespan

  • Uygun ve yakışık olmıyan. (Farsça)

na-demsaz

  • Uymayan, uygun olmayan, âhenksiz. (Farsça)

na-sazi / na-sazî

  • Uygunsuzluk, münasebetsizlik, uymazlık. (Farsça)

naim / nâim / نائم

  • Uyuyan, uykuda olan.
  • Uyuyan.
  • Uyuyan.
  • Uyuyan. (Arapça)

naimane / naimâne

  • Uyur gibi, uyuklayarak, uyurcasına. (Farsça)

naime / nâime

  • Uyuyan.

namüsaid / nâmüsaid / نامساعد

  • Uygun olmayan. (Farsça - Arapça)

namuvafık / nâmuvafık / nâmuvâfık

  • Uygunsuz.
  • Uygun olmayan.

naseza / nâseza

  • Uygun olmayan.

nevm / نوم / نَوْمْ

  • Uyku.
  • Uyku.
  • Uyku. (Arapça)
  • Uyku.

nevm-alud / nevm-âlud / nevm-âlûd

  • Uykulu, uykuya bulaşmış, uyumuş.
  • Uykulu.

nevmalud / nevmâlûd

  • Uyku ile karışık.

nevmi / nevmî

  • Uyku ile alâkalı, uykuya âit.

nevmiye

  • Uyku ile ilgili.

nuas

  • Uyuklama, uyuşukluk.

nüasi / nüasî

  • Uyuklama ile ilgili.

nümune-i imtisal

  • Uyulacak örnek. Örnek alınacak model.

peyk / پَيْكْ

  • Uydu.
  • Uydu.
  • Uydu.

pratik

  • Uygulama.

rakd

  • Uyumak üzere bulunma. Uykuya dalar gibi olma.

rakde

  • Uyku. Berzah.

rekud

  • Uyumuş.

reva / revâ / روا

  • Uygun, lâyık.
  • Uygun, layık. (Farsça)

revadaşte

  • Uygun bulmuş. (Farsça)

riayet / riâyet / رِعَايَتْ

  • Uyma.
  • Uyma, uygunluk.
  • Uyma.

riayet etme / riâyet etme

  • Uyma, gözetme.

riayet etmek

  • Uymak, gözetmek.

riayeten

  • Uyarak, gözeterek.

rukad

  • Uyku, nevm. Uyuma.

rukud

  • Uyuma, nevm.

rüya / rüyâ

  • Uykudayken girilen misalî bir âlemde görülenler.

şad-hab

  • Uykusu tatlı. (Farsça)

safsata

  • Uydurma, aldatıcı mantık oyunu.

saha-yı fiil / sâha-yı fiil

  • Uygulama alanı.

saha-yı tatbik / sâha-yı tatbik

  • Uygulama sahası, alanı.

sahid

  • Uyanık.

sahv

  • Uyanıklık, aklı başında, şuuru yerinde olma hâli, sekr hâlinin zıddı. Tasavvufta kendini kaybetme hâlinden kurtulup, ayılma hâli. Fenâdan sonraki bekâ hâli.

sahve

  • Uyanıklık hâli.

sairfilmenam / sâirfilmenâm / سائر فى المنام

  • Uyurgezer. (Arapça)

salv

  • Uyluk.

savre

  • Uyuza benzer bir hastalık.

şayeste / şâyeste

  • Uygun, yaraşır, lâyık.
  • Uygun, lâyık.

şayestegi / şayestegî

  • Uygunluk, liyâkat. (Farsça)

sazkar / sazkâr

  • Uygun, muvafık. (Farsça)

sazkari / sazkârî

  • Uygunluk, muvafakat. (Farsça)

seyr-i filmenam / seyr-i filmenâm

  • Uykudaki veya rüyadaki seyr.

seyrfilmenam / seyrfilmenâm / سير فى المنام

  • Uyurgezer. (Arapça)

sine / سنه

  • Uyuklama, uykuya dalma başlangıcı. Uyku ile uyanıklık arası. (O anda insan, sesi duyduğu halde anlamaz.)
  • Uyuklama. (Arapça)

sinet

  • Uyuklamak.

sırr-ı tevafuk

  • Uygunluk, denklik sırrı.

sühad

  • Uyanıklık.

sühud

  • Uyanıklık.

sühüd

  • Uyanıklık.

sühur

  • Uyanık olmak.

sun'i / sun'î

  • Uydurma, yapmacık.

suret-i layık / suret-i lâyık

  • Uygun biçim, şekil.

tabi / tâbi

  • Uyan.

tabi etmek / tâbi etmek

  • Uymak.

tabi olma / tâbi olma

  • Uyma.

tabi olmak / tâbi olmak

  • Uymak.

tabi' / tâbi' / تَابِعْ

  • Uyan.

tabiiyet

  • Uyma.

tabiiyyet / tâbiiyyet / تابعيت

  • Uyruk. (Arapça)

takayyül

  • Uymak, iktida etmek.

tarz-ı tatbik

  • Uygulama tarzı.

tasniat / tasniât

  • Uydurma şeyler.

tasvib / تصویب

  • Uygun bulma, onaylama.
  • Uygun görme.
  • Uygun görme. (Arapça)
  • Tasvîb edilmek: Uygun görülmek. (Arapça)
  • Tasvîb etmek: Uygun görmek. (Arapça)
  • Tasvîb olunmak: Uygun görülmek. (Arapça)

tasvip

  • Uygun bulma.

tatbik / tatbîk / تطبيق / تَطْب۪يقْ

  • Uygulama.
  • Uygulama.
  • Uygulama. (Arapça)
  • Uygulama.

tatbik etme

  • Uygulama.

tatbik etmek

  • Uygulamak.

tatbik olunma

  • Uygulanma.

tatbik-i hareket

  • Uygun hareket.

tatbikan / tatbîkan / تطبيقا

  • Uygulayarak. (Arapça)

tatbikat

  • Uygulamalar.

tatbiki / tatbîkî / تطبيقى

  • Uygulamalı. (Arapça)

teb'a

  • Uyruk, bir idarecinin yönettiği halk.

teba / tebâ

  • Uyma.

tebaa / تبعه

  • Uyruk, uyanlar.
  • Uyruk, teba. (Arapça)

tebaiyyet / tebâiyyet / تبعيت

  • Uyma, tabi olma. İtaat, inkıyad ve imtisal etme.
  • Uyma.
  • Uyrukluk. (Arapça)

tebaiyyeten / تبعية

  • Uyarak. (Arapça)

tebayün / tebâyün

  • Uymazlık, zıtlık.

tebe'an / تبعا

  • Uyarak. (Arapça)

tebean

  • Uyarak.

tegayür

  • Uymazlık.

tehallüf / تخلف

  • Uygunsuzluk, uymama. (Arapça)

tehalüf

  • Uymama, zıtlık.

tehcid

  • Uyutmak.

tekdir

  • Uyarma, azarlama.

tekdirat / tekdirât

  • Uyarmalar, azarlamalar.

temeddün / تمدن

  • Uygarlık. (Arapça)
  • Temeddün eylemek: Uygarlaşmak. (Arapça)

tenasüb / tenâsüb

  • Uygunluk.
  • Uygunluk.

tenasüplü

  • Uyumlu.

tenbih

  • Uyarma, nasihat.

tenbihat / tenbîhât / تنبيهات

  • Uyarılar, tembihler. (Arapça)

tenebbüh

  • Uyanmak. Kendine gelmek. Aklını başına getirmek.
  • Uyanış; filizlenip hayat belirtisi kazanma.
  • Uyanış.

tenevvüm

  • Uyuklama, pinekleme.
  • Uyuklama.

tenevvür-ü intibah

  • Uyanışdaki nurlanma, aydınlanma.

tenfiz

  • Uygulama, etkileme.

tensib / tensîb / تنسيب

  • Uygun görme.
  • Uygun görmek. Münasib kılmak.
  • Uygun görme.
  • Uygun görme. (Arapça)
  • Tensîb edilmek: Uygun görülmek. (Arapça)
  • Tensîb etmek: Uygun görmek. (Arapça)

tensip

  • Uygun görme, münâsip kılma.

tenvim / tenvîm / تنویم

  • Uyutmak. Hipnotize etmek. Birisini uyur bulmak.
  • Uyutma, uyuşturma.
  • Uyutma.
  • Uyutma. (Arapça)

tenvim edilen

  • Uyutulan.

tesehhüd

  • Uyanıklık.

tetabuk / tetâbuk / تطابق

  • Uygunluk.
  • Uyma, uygun düşme. (Arapça)
  • Tetâbuk etmek: Uymak, uygun düşmek. (Arapça)

tetabukat / tetâbukât

  • Uygunluklar.

tevafuk / tevâfuk / توافق

  • Uygunluk.
  • Uygun gelme. (Arapça)

tevafuk etme

  • Uygunluk, denk gelme.

tevafukat / tevâfukat / tevâfukât

  • Uygun düşmeler, denk olmalar.
  • Uygunluklar.

tevfik / توفيق / tevfîk / تَوْف۪يقْ

  • Uygun kılma, başarılı kılma.
  • Uygun kılma.

tevfik-i hareket

  • Uygun hareket.

tevfik-i hareket eden

  • Uygun davranışta bulunan.

tevfikan / tevfîkan

  • Uygun olarak.
  • Uygun olarak. Uyarak.
  • Uymakla.

teyakkuz / تيقظ / تَيَقُّظْ

  • Uyanıklık.
  • Uyanıklık, tedbir.
  • Uyanıklık.
  • Uyanıklık. (Arapça)
  • Uyanık olma.

tıbak

  • Uyum, uygunluk. İki zıt olayın ortak özelliğini ifade sanatı.

urret

  • Uyuz hastalığı.

vakıa muhalif / vâkıa muhalif

  • Uygun olmayan, olması gerekenden aykırılık gösteren.

vakt-i münasip

  • Uygun zaman.

vaziyet-i naimane / vaziyet-i nâimane

  • Uyku hali.

veçh-i muvafakat

  • Uygun yön.

vech-i muvafakat / vech-i muvâfakat / وَجْهِ مُوَافَقَتْ

  • Uygunluk yönü.

vech-i tatbik

  • Uygulama yönü, açısı.

veçh-i tatbik

  • Uygulama yönü.

vech-i tevfik

  • Uygunluk yönü.

vesnan

  • Uyuklayan, uykusu gelmiş olan.

vifak

  • Uyum.

yakaza / يَقَظَه / یقظه

  • Uyanıklık, dikkatli olma, uyku ile uyanıklık arasındaki hal.
  • Uyanıklık hali.
  • Uyanıklık.
  • Uyanıklık. (Arapça)

yakazaten / يَقَظَةً

  • Uyanık olarak.
  • Uyanık olarak.

yakza

  • Uyanıklık. Dikkatte olma.

yakzan / yakzân / يَقْظَانْ / یقظان

  • Uyanık.
  • Uyanık.
  • Uyanık.
  • Uyanık. (Arapça)

yakzaten

  • Uyanık olarak. Şuurlu ve dikkatli surette.

yoldaş-ı hüşyar

  • Uyanık yoldaş.

yorum

  • Uydurma bir kelimedir.