LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te utlu ifadesini içeren 305 kelime bulundu...

agyed

  • Uykucu, tenbel.
  • Esmer vücutlu.
  • Nazik derili.

ahazz

  • Pek bahtiyar, mes'ud, şanslı, mutlu.

ahfeş

  • Küçük gözlü, zayıf bakışlı.
  • Yalnız gece gören kimse.
  • Üç büyük Arab âliminin lâkabı.
  • Bulutlu günde görüp bulutsuz günde görmeyen.

akis

  • Yere gömüp köklendikten sonra kestikleri üzüm çubuğu.
  • Üzerine yağ koyup içtikleri taze süt.
  • Sütlü çorba.

alem-i saadet / âlem-i saadet

  • Mutluluk âlemi.

alet-i tes'id / âlet-i tes'id

  • Mutluluğa ulaştırma aleti.

arnavut

  • (Rumca ve Arnavutçadan) Balkan yarımadasının batı tarafında oturan bir kavimdir. Osmanlı devrinde, Kosova, İşkodra, Manastır, Yanya vilâyetleridir. Şimdi müstakil bir devlet olup, Türkçede Arnavutluk şeklinde söylenir.

asr-ı saadet / asr-ı saâdet / عَصْرِ سَعَادَتْ

  • Mutluluk asrı; Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem.
  • Peygamberimizin (asm) yaşadığı mutlu devir.

asr-ı saadet ve tabiin / asr-ı saadet ve tâbiîn

  • Mutluluk asrı olan sahabe dönemi ve sahabelere tâbi olan bir sonraki dönem.

asr-ı seadet / asr-ı seâdet

  • Mutluluk devri. Peygamber efendimizin yaşadığı mübârek, bereketli ve hayırlı devir. Zamân-ı seâdet ve vakt-i seâdet de denir.

aşşe

  • Yaprağı uzun ve ince olan hurma ağacı.
  • Zayıf vücutlu, uzun boylu kadın.

ayar

  • Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve hafiflik derecesi.
  • Saadete, mutluluğa doğru gitme.

ayir

  • Tereddütlü kimse.

badin

  • Şişman, bedeni büyük, iri vücutlu.

bahtiyar / bahtiyâr

  • Talihli, mutlu.
  • Bahtlı, talihli, mes'ud, mutlu, şanslı. (Farsça)
  • Tâlihli, mes'ûd, mutlu.
  • Talihli, kutlu, mutlu.

bahtiyarane

  • Bahtiyarcasına, mutlucasına, mesut olana yakışacak şekilde. (Farsça)

bahtiyari / bahtiyarî

  • Bahtiyarlık, saadetlilik, mutluluk. (Farsça)
  • İran'da bulunan şöhretli bir kavim. (Farsça)

bahtiyarlık

  • Mutluluk.

balkanlar

  • (Balkan Yarımadası) Yugoslavya'nın büyük kısmı ile Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan ve Trakya'yı içine alan yarımada.

başir

  • Müjdeci, müjde veren.
  • Mutlu, mesut.

behetta

  • Pirinç çorbası.
  • Sütlü pirinç yemeği.

behkele

  • Nârin vücutlu kız, sevgili.

berhürdar / berhürdâr / برخوردار

  • Mutlu, muradına ermiş. (Farsça)

bidar-baht / bîdar-baht

  • Mutlu. (Farsça)

bidistan

  • Söğütlük. (Farsça)

bir'is

  • Sütlü deve.

bircis

  • Sütlü Deve. Müşteri yıldızı.

bülbül-ü handan / bülbül-ü handân

  • Gülen mutlu bülbül.

çarh-ı saadet

  • Mutluluk çarkı.

cennet

  • Bahçe. Âhirette müslümanların nîmet ve mutluluk içerisinde sonsuz olarak yaşayacakları yer.

çerag

  • Işık. kandil. Lâmba. Mum. (Farsça)
  • Kutlu, mutlu. (Farsça)
  • Otlak. Mer'a. (Farsça)
  • Otlama. (Farsça)
  • Tekaüd. (Farsça)
  • Talebe. (Farsça)

cezlan

  • Saadetli, mutlu, sevinçli.

da'cele

  • Gitmekte ve gelmekte tereddütlü olmak.

dar-ı lezzet ve saadet / dâr-ı lezzet ve saadet

  • Lezzet ve mutluluk yeri.

dar-ı saadet / dâr-ı saadet / dâr-ı saâdet

  • Mutluluk yeri.
  • Mutluluk yurdu, âhiret.

dar-ı saadet ve ebediyet / dâr-ı saadet ve ebediyet

  • Sonsuzluk ve mutluluk yeri.

dar-ı saadet-i bakiye / dâr-ı saadet-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan mutluluk yeri.

darir

  • (Çoğulu: Edirrâ) Kör, a'mâ.
  • Nefis.
  • Cismin bakiyyesi.
  • İri vücutlu fakir kişi.

decn

  • Bol yağmur, rahmet.
  • Havanın bulutlu olması.
  • Bir yerde mukim olma. Bir yerde oturma.

defain-i saadet / defâin-i saadet

  • Mutluluk defineleri.

define-i saadet ve necat / define-i saadet ve necât

  • Kurtuluş ve mutluluk hazinesi.

dellal-ı vahdaniyet ve saadet / dellâl-ı vahdâniyet ve saadet

  • Allah'ın birliğine ve mutluluğa çağırıp ilân eden.

derece-i saadet

  • Mutluluk derecesi.

desatir-i saadet-i dareyn / desatir-i saadet-i dâreyn

  • Dünya ve âhiret mutluluğunun düsturları, kanunları.

devr-i mes'ud

  • Saadet, mutluluk devri.

devr-i saadet

  • Saadet devri; Resûlullahın yaşadığı mutluluk asrı.

dilşad / dilşâd / دلشاد

  • Gönlü şen. (Farsça)
  • Dilşâd etmek: Gönlünü şenlendirmek, mutlu etmek. (Farsça)
  • Dilşâd olmak: Gönlü şenlenmek, mutlu olmak. (Farsça)

din

  • Allahü teâlânın insanları dünyâ ve âhirette râhat, huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşturmak için peygamberleri vâsıtasıyla bildirdiği yol, emirler ve yasaklar.

diyar-ı saadet

  • Mutluluk yeri.

dua-yı rahmet ve saadet

  • Rahmet, mutluluk ve huzur duâsı.

düdil / دودل

  • İkircikli, tereddütlü. (Farsça)

duhseman

  • Kara yağız, iri vücutlu adam.

dünyevi ve uhrevi saadet / dünyevî ve uhrevî saadet

  • Dünya ve âhiret mutluluğu.

ebedi saadet / ebedî saadet

  • Sonu olmayan sonsuz mutluluk, huzur.

ebralud / ebrâlûd / ابرآلود

  • Bulutlu. (Farsça)

ehl-i saadet

  • Mutluluğa erenler.

emare-i rıza

  • Hoşnutluğun işareti.

enva-ı saadet / envâ-ı saadet

  • Mutluluk çeşitleri.

es'ad / اسعد

  • Çok mutlu. (Arapça)

es'adekallah / es'adekâllah

  • Allah seni mesut etsin, mutlu kılsın.

esad / esâd

  • Daha mutlu.

eyyühe'l-üstadü's-said

  • Ey mutlu Üstad, bahtiyar Said.

felah / felâh

  • Kurtuluş, selâmet, mutluluk, hayır ve nîmetlerde, râhatta dâim olmak.
  • Kurtuluş, selâmet, onma, mutluluk, kutluluk.

ferah-gam / ferah-gâm

  • Bahtiyar, mes'ut, mutlu, saadetli. (Farsça)

ferhunde / فرخنده

  • Mes'ut, saadetli, mutlu, mübarek. Uğurlu. (Farsça)
  • Kutlu. (Farsça)

ferhunde-tali' / ferhunde-tâli'

  • Şanslı talihi yaver. Mes'ut, mutlu, saadetli. (Farsça)

ferhundegi / ferhundegî

  • Mes'utluk, mutluluk, mübareklik, kutluluk. Uğurluluk. (Farsça)

ferruh / فرخ

  • Mübarek, kutlu, uğurlu. (Farsça)
  • Kutlu. (Farsça)

ferruh-zad / ferruh-zâd

  • Mübarek evlât, uğurlu çocuk. (Farsça)
  • Hayırlı, kutlu, mübarek. (Farsça)

fevga'

  • İri vücutlu, şişman kadın.

firuz / fîrûz / فيروز

  • Talihli, kutlu. (Farsça)
  • Muzaffer. (Farsça)

gülten / گل تن

  • Gül gibi lâtif ve nâzik vücutlu. (Farsça)
  • Gül vücutlu. (Farsça)

guma

  • Hava bulutlu olduğundan ayın görünmemesi.

güngörmek

  • Mc: İkbal, refah, saadet, mutlu olarak yaşamak.

gürbüz

  • Yaşından fazla gösterişli, serpilmiş, vücutlu, genç irisi. (Farsça)
  • Cerbezeli. (Farsça)
  • Anlayışlı. İdrakli. (Farsça)
  • Kahraman, yiğit. (Farsça)

hami-i saadet / hâmi-i saadet

  • Mutluluğun koruyucusu.

handan / handân

  • Mesrur, mutlu, gülen, huzurlu.

hatıra-i sürur

  • Mutluluk veren hatıra.

hatreme

  • Sütlü bulamaç.

havd

  • Güzel ahlâk.
  • Güzel ve yumuşak vücutlu câriye.

hayat-ı mes'udane / hayat-ı mes'udâne

  • Mutlu bir hayat.

hetalla'

  • Uzun ve iri vücutlu erkek.

hıkmık etmek

  • Bir işten veyahut bir suale cevap vermekten kaçınmak için esassız bahaneler ileri sürmeye çalışmak. Tereddütlü davranmak. (Türkçe)

hirabe

  • Şehir dışındaki yerlerde yapılan eşkiyalıklara katılma. Dağlarda yapılan haydutluklarda bulunma.

hircas

  • Gövdeli, iri vücutlu, cesim.

huceste / خجسته

  • Saâdetli, mutlu. Hayırlı, uğurlu, meymenetli. (Farsça)
  • Kutlu, uğurlu. (Farsça)

hüma / hümâ

  • Devlet kuşu. (Farsça)
  • Saadet. Mutluluk. (Farsça)

hümayun / hümâyun / hümâyûn / همایون

  • Padişaha ait. (Farsça)
  • Mübarek. Kutlu. Uğurlu. Âlî. (Farsça)
  • Kuvvetli. (Farsça)
  • Kutlu, mutlu.
  • Kutlu. (Farsça)
  • Padişah ile ile ilgili. (Farsça)

huncur

  • (Çoğulu: Hanâcir) Sütlü deve.

hunük

  • Ne güzel! Ne hoş! Ne mutlu! (Farsça)

hüsnü efendi

  • Tahirî Mutlu'nun babasıdır.

id-i said-i fıtr / îd-i saîd-i fıtr

  • Mutlu Fıtır Bayramı; Ramazan Bayramı.

id-i said-i fıtri / îd-i saîd-i fıtrî

  • Mutlu Fıtır Bayramı; Ramazan Bayramı.

igame

  • Havanın bulutlu olması.

igmam

  • Kederlendirmek. Gamlandırmak. Hüzünlendirmek.
  • Gökyüzünün bulutlu olması.

igyam

  • Havanın bulutlu olması.

ikbal / ikbâl / اقبال

  • Talih. (Arapça)
  • Mutluluk. (Arapça)

ikbalmend

  • Bahtiyar, mutlu, saadetli, talihli. (Farsça)
  • Refaha, büyük bir makama erişen. (Farsça)

ilm-i nafi' / ilm-i nâfi'

  • İnsana aczini, kusurunu, Rabbinin büyüklüğünü bildiren, kalbde Allah korkusunu ve mahluklara karşı tevâzû, alçak gönüllülüğü artıran, kul haklarına ehemmiyet vermeyi temin eden sonsuz seâdeti (mutluluğu) ve Allahü teâlânın rızâsını kazanmaya vesîle olan ilim.

inkılab-ı mes'ud / inkılâb-ı mes'ûd

  • Mutluluk ve huzur veren değişim, Hürriyet inkılâbı.

irmegan

  • Saadet. İkbal, mutluluk, uğurluluk. (Farsça)
  • Terbiye eden, mürebbi. (Farsça)

ızbandut

  • Eskiden Rum korsanlarına verilen addır.
  • Haydut, yolkesen, şaki, eşkiya.
  • İri vücutlu, korkunç.

kabe-i saadet / kâbe-i saadet

  • Saadet ve mutluluğa ulaştıran ana yön, merkez.

kaddese

  • Takdis etti, takdis eder, takdis etsin, mutlu olsun (gibi mânada en mübarek bir şeyin kudsiliğini, kusur ve noksanlıktan uzaklığını, müberra olduğunu bildirir fiil.)

kam-binan / kâm-binan

  • (Tekili: Kâm-bin) Bahtiyarlar, mesutlar, mutlu kimseler. (Farsça)

kam-bini / kâm-binî

  • Bahtiyarlık, saadet, mutluluk. (Farsça)

kamkar / kâmkâr / كامكار

  • İsteğine ulaşmış. Matlubunu elde etmiş. Hedef ve gayesine varmış. (Farsça)
  • Mutlu, bahtiyar, mes'ud. (Farsça)
  • Mutlu. (Farsça)

kamkarane / kâmkârane

  • Mutlu olan bir kimseye yakışır şekilde, mutlulukla. (Farsça)

kamkari / kâmkârî

  • Mutluluk, saâdet, bahtiyarlık. Murada ermeklik. (Farsça)

kamrani / kâmranî

  • Mutluluk, kâmranlık. İsteğine, arzusuna kavuşmuş olma. (Farsça)

kamver / kâmver

  • İsteğine kavuşmuş. Gaye ve maksadına vâsıl olmuş. Mutlu, bahtiyar. (Farsça)

kamveran / kâmverân

  • (Tekili: Kâmver) Mutlular, bahtiyarlar, arzularına kavuşmuş olanlar. (Farsça)

kamyab / kâmyâb / كامياب

  • Mutlu. (Farsça)

kanun-ı ilahi / kânûn-ı ilâhî

  • Allahü teâlânın kullarının dünyâ ve âhirette huzûr ve seâdete (mutluluğa) kavuşmaları için Peygamberleri (aleyhimüsselâm) vâsıtasıyla insanlara bildirdiği emirleri ve yasakları, İslâmiyet.
  • Allahü teâlânın kâinâtta (varlık âleminde) koyduğu nizâm, düzen.

kaviyy-ül bünye

  • Bünyesi sağlam olan. Sağlam vücutlu.

kemal-i fahir ve sürur / kemâl-i fahir ve sürur

  • Tam bir iftihar ve mutluluk.

kemal-i ferah ve saadet / kemâl-i ferah ve saâdet / كَمَالِ فَرَحْ وَ سَعَادَتْ

  • Tam bir gönül açıklığı ve mutluluk.

kemal-i ferah ve sürur / kemâl-i ferah ve sürur

  • Tam bir sevinç ve mutluluk.

kemal-i memnuniyet / kemâl-i memnuniyet

  • Tam bir memnuniyetlilik, hoşnutluk.

kemal-i rıza / kemâl-i rıza

  • Tam bir memnuniyet, hoşnutluk.

kemal-i sürur / kemâl-i sürur

  • Tam bir mutluluk, sevinç.

kemal-i sürur ve ferah / kemâl-i sürur ve ferah

  • Tam bir mutluluk ve rahatlık.

kett

  • Zayıf vücutlu kimse.
  • Mal kazanıp yığan.

kevneyn-i saadet

  • İki dünya saadeti; dünya ve âhiret mutluluğu.

kubbe-i saadet

  • Mutluluk kubbesi; büyük ve manevî derecesi yüksek bir zâtın kabrinin ve türbesinin bulunduğu yer.

kuhbeden

  • Dağ gibi iri vücutlu kimse. İri yarı kişi. (Farsça)

kunais

  • (Çoğulu: Kanâıs) Büyük cüsseli, iri vücutlu kişi.

kunefhar

  • Büyük cüsseli, iri vücutlu.

lebeni / lebenî

  • (Lebeniyye) Sütle alâkalı. Sütlü.

lebeniyyat / lebeniyyât

  • (Tekili: Lebeniyye) Sütlü nesneler.

lebun

  • Sütlü hayvan. Sütü bol olan hayvan.

levha-i saadet / levha-i saâdet

  • Mutluluk levhası, tablosu.

lezzet-i saadet

  • Mutluluk lezzeti.

limited

  • Mes'uliyetleri, koydukları sermayeye göre hudutlu olan ortaklık.

mabudiyet / mâbûdiyet

  • Mabutluk.

maden-i saadet ve hürriyet

  • Mutluluk ve hürriyet madeni, kaynağı.

magmum

  • Gamlı. Kederli. Tasalı. Sıkıntılı.
  • Bulutlu. Kapalı.

mağmum / mağmûm

  • Gamlı, tasalı, bulutlu.

magmumiyet

  • Kederli, gamlı olma.
  • Hava bulutlu ve kapalı olma.

mahall-i saadet

  • Mutluluk yeri.

mahlefe

  • Söğütlük.

makam-ı saadet

  • Mutluluk yeri.

ması'

  • Sağlam vücutlu kimse.

maymun-u meymun

  • Kutlu ve mübarek maymun.

medar-ı saadet / medar-ı saâdet

  • Mutluluk vesilesi, ferahlık sebebi.

medar-ı saadet-i dünyeviye

  • Dünyadaki mutluluğun kaynağı, sebebi.

medcen

  • Bulutlu gün.

melekutiyet / melekûtîyet

  • Melekutluk.

memnun / memnûn / ممنون

  • Memnun etmek:
  • Mutlu edilmek, razı edilmek.
  • Sevindirilmek.
  • Mutlu, razı. (Arapça)
  • Sevinçli. (Arapça)

memnuniyet

  • Hoşnutluk.

menba-ı saadet

  • Mutluluk kaynağı.

meratib-i saadet ve kemalat / merâtib-i saadet ve kemâlât

  • Mutluluk ve mükemmellik dereceleri.

mermare

  • Yumuşak vücutlu kadın.

merzat

  • Rıza, hoşnutluk. Râzı olma, kabul etme.

merzuk

  • Rızıklanmış, ihtiyaçları verilmiş.
  • Bahtiyar. Saadetli, mutlu.

mes'ud

  • Mutlu.
  • Saadetli, iman ehli olan, bahtiyar. Mutlu.

mes'udane / mes'udâne / mes'ûdâne

  • Mutlu bir şekilde.
  • Mutlu bir şekilde.

mes'udiyet

  • Mutluluk.
  • Mes'udluk, kutluluk, bahtiyarlık.

mes'ut

  • Mutlu.

mes'ut etmek

  • Mutlu etmek.

mesaid

  • (Tekili: Mesâdet) Saâdet ve mutluluğa sebep olan hâl ve ahlâklar.

meserret-bahş

  • Sevinç veren, mutluluk bahşeden.

mesrur eden

  • Sevindiren, mutlu eden.

mesud / mesûd / مسعود

  • Mutlu.
  • Saadetli, mutlu.
  • Mutlu.
  • Mutlu, saadetli. (Arapça)
  • Kutlu. (Arapça)

mesudiyet / mesûdiyet

  • Mesutluk.

mesut

  • Mutlu.

meyamin

  • (Tekili: Meymenet) Bereketler, mutluluklar, uğurlar.

meyl-i saadet

  • Mutlu olma eğilimi.

meyl-i saadet-i ebediye

  • Sonsuz mutluluğa olan eğilim, arzu.

meymene

  • Sağ kol, sağ taraf.
  • Meymenet, yümn-ü bereket. Bereket. Kuvvetlilik. Uğurluluk. Kutluluk.

meymenet

  • Bereket, uğur, kutluluk.

meymun / meymûn

  • Bereketli, uğurlu. Kuvvetli. Kutlu.
  • Uğurlu, kutlu.

meymun-u said / meymun-u saîd

  • Kutlu ve mübarek.

mignak

  • Dumanlı, sisli. Bulutlu. (Farsça)

mildem

  • Çekirdek dövdükleri taş.
  • Ahmak ve iri vücutlu kimse.

mübarek / مبارک

  • Kutlu, bereketli. (Arapça)

mücessemat

  • (Tekili: Mücesseme) (Cisim. den) Katı nesneler, cisimler.
  • Geometrik cisimler. Üç boyutlu geometri cisimleri.

müjde-i saadet-i ebediye

  • Sonsuz mutluluk müjdesi.

mukbil

  • Mübârek. İkbali kutlu, mutlu. Mes'ud. Bahtiyar.

mukbilan

  • (Tekili: Mukbil) (Kabl. den) Mutlular, bahtiyarlar, mes'ud kimseler.

mukbilin / mukbilîn

  • (Tekili: Mukbil) (Kabl. den) Bahtiyarlar, mutlular, mes'udlar.

müleslis

  • Mütereddit, tereddütlü, kuruntulu kimse.

mümhat

  • İnce sütlü dişi deve.

mürecceb

  • Kutlu, mübârek.

müstağrak-ı sürur

  • Mutluluğa gark olmuş, dalmış.

mütegayyim

  • (Gaym. dan) Bulutlanan. Bulutlu hava.

mütereddid

  • Tereddütlü, şüphelenen.

nazik-endam / nâzik-endâm

  • Lâtif ve güzel vücutlu. Nâzik endamlı. (Farsça)

neşat

  • Sevinç, mutluluk.

neşr

  • Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak.
  • Başıboş cemaat.
  • Bulutlu günde yel esmek.
  • İzhar etmek.
  • Katetmek.
  • Mecnun veya hastaya duâ yazmak veya okumak.

nev'in saadeti

  • İnsanlık türünün, insanlığın mutluluğu.

neyyir-i saadet

  • Saadet, mutluluk ışığı, aydınlığı.

nikahter

  • (Nik - ahter) Tâlihli, şanslı, mutlu. (Farsça)

nur-u saadet

  • Mutluluk nuru.

ömr-ü saadet

  • Mutlulukla geçen ömür, Peygamberimizin altmış üç yıl olan saadetli ömrü.

pil-ten

  • Fil gibi iri, fil vücutlu.

protestanlık

  • Purutluk, Hıristiyanlıkta bir mezhep.
  • (Prutluk) Papayı Hristiyanların başı olarak tanımayıp ruhaniyetini kabul etmeyen bir Hristiyanlık mezhebi.

ragife

  • Sütlü bulamaç.

rah-ı saadet / râh-ı saâdet

  • Mutluluk yolu.

rahzeni / rahzenî

  • Haydutluk, eşkiyâlık. Yol kesicilik. (Farsça)

ravza-i saadet

  • Mutluluk bahçesi; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek kabri.

razraz

  • İri vücutlu kimse.
  • Dökülmüş ve ufanmış taş.

rehber-i saadet

  • Mutluluk rehberi.

rıdvan

  • Cennet kapıcısı olan melek.
  • Razılık, hoşnutluk.

rıza / rızâ

  • Hoşnutluk, memnunluk, razı olma, peki deme.
  • İstek, kendi isteği.
  • Allah'ın yazdığına boyun eğme.
  • Râzı olma, hoşnutluk, memnunluk.
  • Memnunluk, hoşnutluk.

rıza-i kalb

  • Kalb hoşnutluğu.

rühşuş

  • Sütlü deve.

ruyin-ten

  • Güçlü kuvvetli, tunç vücutlu. (Farsça)

sa'd

  • Uğur, uğur getiren şey, iyilik, mübareklik, kuvvetlilik.
  • Kutlu, uğurlu.

saadat / saâdât

  • Mutluluklar.
  • Saadetler, mutluluklar.

saadet / saâdet / سعادت

  • Mutluluk.
  • Mes'ud oluş. Talihi iyi olmak. Mutluluk. Said olmak. Allah'ın rızasına ermiş olmak. Her istediğine kavuşmuş olmak.
  • Mutluluk.
  • Mutluluk.
  • Mutluluk. (Arapça)

saadet-aver / saadet-âver

  • Mutluluk verici.

saadet-feşan

  • Mutluluk veren.

saadet-i acil / saadet-i âcil

  • Peşin mutluluk.

saadet-i acile / saadet-i âcile

  • Peşin mutluluk, dünya mutluluğu.

saadet-i azime / saadet-i azîme

  • Büyük mutluluk.

saadet-i bakiye / saadet-i bâkiye

  • Sonsuz mutluluk, âhiret hayatı.

saadet-i beşer / saâdet-i beşer

  • İnsanın mutluluğu.

saadet-i beşeriye

  • İnsanlığın mutluluğu.

saadet-i cismaniye

  • Maddî mutluluk, bedenle alınan mutluluk.

saadet-i dareyn / saâdet-i dâreyn

  • Dünya ve âhiret mutluluğu.

saadet-i dünya

  • Dünya mutluluğu.

saadet-i dünyevi

  • Dünya hayatındaki mutluluk.

saadet-i dünyeviye

  • Dünya hayatındaki mutluluk.

saadet-i dünyeviye ve uhreviye

  • Dünya ve ahiret hayatı mutluluğu.

saadet-i ebedi / saâdet-i ebedî

  • Sonu olmayan, sonsuz mutluluk.

saadet-i ebediye / saâdet-i ebediye

  • Sonsuz mutluluk.

saadet-i ebediye ve sermediye

  • Sonu olmayan, sürekli mutluluk; âhirette sonu olmayan Cennet mutluluğu.

saadet-i hayat

  • Hayatın mutluluğu.

saadet-i hayat-ı dünyeviye

  • Dünya hayatındaki mutluluk.

saadet-i hayat-ı uhreviye

  • Âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-i hayatiye

  • Hayatın mutluluğu, huzuru.

saadet-i hayatiye ve ebediye

  • Dünya ve âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-i layezali / saadet-i lâyezâlî

  • Hiç bitmeyen mutluluk, tükenmez saadet.

saadet-i maneviye / saadet-i mâneviye

  • Mânevî mutluluk.

saadet-i millet

  • Milletin mutluluğu.

saadet-i müstakbel

  • Gelecekteki mutluluk.

saadet-i müstakbele

  • Gelecekte gerçekleşecek olan mutluluk ve huzur.

saadet-i nev'iye

  • İnsan türünün, insanlığın mutluluğu, huzuru.

saadet-i şahsiye

  • Şahsî mutluluk.

saadet-i sermediye

  • Sonsuz mutluluk.

saadet-i uhreviye

  • Âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-i uzma / saadet-i uzmâ

  • Çok büyük mutluluk.

saadet-mend / saâdet-mend

  • Bahtiyar, mutlu. Saâdet bulmuş olan. (Farsça)

saadet-mendi / saâdet-mendî

  • Mutluluk, bahtiyarlık. (Farsça)

saadet-saray-ı ebediye / saadet-sarây-ı ebediye

  • Sonsuz mutluluk sarayı; hiç bitmeyecek şekilde mutluluğun yaşanacağı Cennet hayatı.

saadet-saray-ı medeniyet

  • Mutlu eden medeniyet sarayı.

saadetaver / saâdetâver

  • Mutluluk verici.

saadetbahş / saâdetbahş / سعادت بخش

  • Mutluluk veren. (Arapça - Farsça)

saadetfeşan / saâdetfeşân

  • Mutluluk saçan.

saadetgah / saadetgâh / saâdetgâh

  • Mutluluk yeri.
  • Mutluluk yeri.

saadetkarane / saadetkârâne / saâdetkârâne

  • Mutlu bir şekilde.
  • Mutlu olarak.

saadetli / saâdetli

  • Mutlu.

saadetmend / saâdetmend / سعادتمند

  • Mutlu, bahtiyar. (Arapça - Farsça)

saadetresan / saâdetresân

  • Mutluluğa ulaştıran.
  • Mutluluğa götüren.

şad / şâd / شاد

  • Sevinçli. (Farsça)
  • Şâd etmek: Sevindirmek, mutlu etmek. (Farsça)
  • Şâd olmak: Sevinmek, mutlu olmak. (Farsça)

said / saîd

  • Mutlu, mesut.

şaki / şâki

  • Haydut, yol kesici, eşkiya.
  • Allah'ın rızasına ve âhiret mutluluğundan yoksun olan kimse, bahtsız.

saray-ı saadet

  • Mutluluk sarayı.

şari' / şârî'

  • Kullarının dünyâ ve âhiret seâdetine (mutluluğuna) kavuşmaları için Peygamberleri aleyhimüsselâm vâsıtasıyla emir ve yasaklarını bildiren Allahü teâlâ. Şâri-i mübîn de denir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etmesi (ulaştırması) gerektiğinde, kapalı hususları açıklaması bakımında

seadet / seâdet

  • Mutluluk, bahtiyarlık. Dünyâda ve âhirette mutluluk.

seadet-i ebediyye / seâdet-i ebediyye

  • Sonsuz, ebedî mutluluk, bahtiyârlık.

sebeb-i saadet

  • Mutluluk sebebi.

sefine-i rabbaniye / sefine-i rabbâniye

  • Her şeyi terbiye ve idare eden Allah'a ait bir gemi; iman ehlini sonsuz mutluluğa ulaştıracak araç.

sehab-alud

  • Bulutlu. (Farsça)

sehabalud / sehâbâlûd / سحاب آلود

  • Bulutlu. (Arapça - Farsça)

sehbel

  • Büyük, iri vücutlu, şişman deve.
  • Büyük ve geniş tuluk.
  • Büyük keler.

şekavet / şekâvet / شقاوت

  • Her çeşit kötülük içinde olmak. Belâ ve zillete düşmek. Sıkıntıda kalmak.
  • Haydutluk, eşkiyalık.
  • Haydutluk. (Arapça)

semavi din / semâvî din

  • İnsanları dünyâ ve âhirette seâdete, mutluluğa kavuşturmak için, Allahü teâlâ tarafından gösterilen yol.

semere-i saadet / semere-i saâdet

  • Mutluluk meyvesi.

şems-i saadet

  • Mutluluk güneşi.

şeraif

  • (Tekili: Şerife) Mutlular, kutlu kimseler.

sermaye-i saadet

  • Mutluluk sermayesi.

sertiye

  • Zayıf vücutlu, ahmak adam.

simin-ten

  • Gümüş tenli. Gümüş gibi beyaz ve parlak vücutlu. (Farsça)

sırat

  • Etrafı hudutlu ve işlek cadde. Geniş yol.

süeda / süedâ / سؤدا

  • Saidler, mutluluğa erenler.
  • Kutlu kişiler. (Arapça)

şükara

  • Sütlü deve.
  • Sütlü koyun.

sürur

  • Mutluluk, sevinç.

sürur-u manevi / sürur-u mânevî

  • Mânevî sevinç, mutluluk.

sürur-u mes'udiyetkarane / sürur-u mes'udiyetkârâne

  • Mutluluk verici bir sevinç.

sürurlu

  • Mutluluk ve sevinç verici.

tagyim

  • (Hava) bulutlu olmak.

tahatıh

  • Karanlık.
  • Bulutluluk.

tayr-ı hümayun

  • Talih kuşu, saadet, mutluluk kuşu.

teberrük / تبرک

  • Mübarek görme, kutlu sayma. (Arapça)

tecsimat / tecsimât

  • (Tekili: Tecsim) Vücutlu göstermeler, cisimlendirmeler.

tedcic

  • Gökyüzünün bulutlu olması.
  • Silâh kuşandırmak.

tehemten

  • İri vücutlu, boylu boslu yiğit. (Farsça)

telbine

  • Sütlü bulamaç aşı.
  • Arpa suyu.

ten-aver

  • (Çoğulu: Ten-âverân) Vücutlu, etine dolgun. (Farsça)

ten-dürüst

  • Sağlam vücutlu, kuvvetli. Vücudu sağlam olan. (Farsça)

tenavür

  • İri vücutlu kişi, iri yarı kimse.

tenu-mend

  • Gövdeli, iriyarı, vücutlu kimse. (Farsça)

tesrir eden

  • Sevindiren, mutlu eden.

tıyb-ı nefis

  • Nefsin rıza ile güzelce kabul etmesi, nefsin rıza ve hoşnutluğu.

tuba le-ke

  • Ne mutlu sana, devlet ve saadet sana. Tuba sana.

ümitvar / ümitvâr

  • Ümitli, umutlu.

umran

  • İmar ile şenlendirilmiş olan. Bayındırlaşmak. Medenilik. Saâdet. Mutluluk.

vasıta-i saadet

  • Mutluluk vasıtası.

vesile-i saadet

  • Mutluluk vesilesi.

vesile-i saadet-i dareyn / vesile-i saadet-i dâreyn

  • İki dünya mutluluğunun vesilesi.

vücud-u mes'ud

  • Saadetli, mutlu varlık.

yevm-i şek

  • Şüpheli gün. Havanın bulutlu olup, Ramazan ayı hilâlinin görülmemesi sebebiyle Şâbân ayının otuzuncu günü mü, yoksa Ramazân-ı şerîfin ilk günü mü olduğu bilinmeyen, Şâbân'ın yirmi dokuzundan sonra gelen gün.

zenberiyye

  • Büyük cins bir gemi.
  • İri vücutlu, enli erkek.