LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te utanma ifadesini içeren 76 kelime bulundu...

ar / âr / عار

  • Utanma.
  • Utanma, mahcubiyet. Utanılacak şey. Ayıp. Şiyb. Şerm. Haya.
  • Utanma.
  • Utanma, ar. (Arapça)

ar ü namus / âr ü namus

  • Utanma, haya ve namus.

arsız / ârsız

  • Bî-ar, utanmaz, arsız.

beza

  • Konuşmada açık saçıklık.
  • Hayasızlık, utanmazlık.

beziyy

  • Hayâsız, utanmaz kimse.

bi-ab / bî-ab

  • Susuz, kuru. (Farsça)
  • Donuk. (Farsça)
  • Rezil, utanmaz, hayasız. (Farsça)

bi-ar / bî-ar

  • Arsız, hayasız, utanmaz.

bi-şerm

  • Utanmaz. (Farsça)

bihaya / bîhayâ / بى حيا

  • Utanmaz, hayasız. (Farsça - Arapça)

bilahicap / bilâhicap

  • Utanmadan; açıkça.

bistah

  • Küstah, hayâsız, edepsiz, arsız, utanmaz adam. (Farsça)

büstah

  • Edebsiz, küstah, utanmaz. (Farsça)

cali'

  • Açık-saçık kadın. Hayasız kadın.
  • Utanmaz, utanması kıt olan adam.

çeşm-deride

  • Sıkılmaz, utanmaz, arsız. (Farsça)

dervah

  • Hastalıktan yeni kurtulan, iyice kendisine gelemeyen kimse. (Farsça)
  • Sağlam, metin, muhkem. (Farsça)
  • Doğru, asıl, gerçek. (Farsça)
  • Yiğitlik, cesaret, cesur olmak, şecaat. (Farsça)
  • Ayıp, utanma. (Farsça)
  • Sertlik, kabalık. (Farsça)

ebu-l iber

  • Utanmaz, edepsiz, hayasız adam.

edeb / ادب

  • Terbiye. (Arapça)
  • Utanma duygusu. (Arapça)
  • Edebiyat. (Arapça)

evsam

  • (Tekili: Vasm) Arlar, hayâlar, utanmalar.

fasıkımütecahir / fâsıkımütecâhir

  • Açıkça günah işlemekten utanmayan.

fazih / fazîh

  • Çirkin, fena.
  • Utanmaz, rezil.

hacalet / hacâlet / خجالت

  • Utanma. Utanç.
  • Utanma, utangaçlıkla şaşırma.
  • Utanma.
  • Utanma. (Arapça)

hacel / خجل

  • (Hacl) Utanma, sıkılma, hayâlılık.
  • Utanma.
  • Utanma. (Arapça)

hacil

  • Utanmış. Utanan. Utanmaktan yüzü kızaran.

haclet / خجلت

  • Şaşırma, acaibine gitme, taaccüb.
  • Utanma, arlanma.
  • Utanma. (Arapça)

hafer

  • Çok fazla utanmak.

halaat / halâat

  • Yüzsüzlük, utanmazlık, hayâsızlık.
  • Kötülüğünden dolayı ailesi ve cemaatı kendisinden ayrılan kimse.

hali'

  • Boşanmış erkek, zevcesini şer'an terketmiş adam. (Müennesi: Hâlia'dır.)
  • İtaatsız, isyan eden, utanmaz, kayıtsız, hayasız.
  • Kovulmuş.
  • Soyulmuş.

hali-ül-izar / halî-ül-izar

  • Yüzü yırtık.
  • Mc: Edepsiz, ahlâksız, utanmaz.

hamiyet

  • Gayret.
  • Nâmustan gelen gayretle utanma veya kızma.
  • İstinkâf etmek.
  • Mukaddesatı ve milletin haklarını, mâmus ve haysiyeti korumak hususlarında gösterilen gayret ve ihtimam hasleti. İman ve İslâmiyeti ve Hz. Peygamber'in (A.S.M.) Sünnet-i Seniyyesini ve din ve mücahede

harak

  • Korkudan veya utanmaktan dolayı dehşet içinde kalmak.

havf-ı ar / havf-ı âr

  • Utanma korkusu.

haya / hayâ / حيا

  • Hicab, utanma, edeb, ar, namus. Allah korkusu ile günahtan kaçınmak.
  • Utanma, sıkılma.
  • Ar, namus, edeb.
  • Günahtan kaçınma.
  • Utanma duygusu.
  • Utanma, âr, nâmus. Çirkin şeylerden sıkılma veya edebe uymayan bir şeyin meydana gelmesinden dolayı kalbde meydana gelen rahatsızlık.
  • Utanma hissi.
  • Utanma, haya, ar. (Arapça)

haya etme / hayâ etme

  • Terk etme, çekinme, utanma.

hayasız / hayâsız

  • Utanmaz, edepsiz.

hayasızlık / hayâsızlık

  • Utanmazlık.

hicab / hicâb / حجاب / حِجَابْ

  • Perde. Örtü. Hâil.
  • Utanma. Kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilmek.
  • Men'etmek.
  • Allah ile kul arasındaki perde.
  • Setretmek. Gizlemek.
  • Utanma, sıkılma.
  • Perde, hail, engel.
  • Sıkılma, utanma.
  • Perde, utanma.
  • Perde. (Arapça)
  • Utanma. (Arapça)
  • Utanma.
  • Utanma.

hicapsız

  • Utanmadan.

hilm ü haya / hilm ü hayâ

  • Yumuşaklık ve utanma duygusu.

hişmet

  • Hürmet. Heybet ve utanmak, istihyâ. Bozulup kalmak.
  • Gadap ve şiddet. Hiddet.

hıyre-çeşm

  • Kamaşık ve donuk gözlü. (Farsça)
  • Cesur, atılgan. (Farsça)
  • İnatçı, muannid. (Farsça)
  • Utanmaz, hayâsız, arsız. (Farsça)

humret

  • Utanma duygusundan dolayı yanaklarda oluşan kızarıklık; utanma.

humret-i hicab / humret-i hicâb

  • Hayâdan, utanmaktan hâsıl olan kırmızılık.

istihya / istihyâ / استحيا

  • Utanma, haya etme.
  • Diriltme, yaşatma.
  • Utanma.
  • Haya etme, utanma.
  • Utanma. (Arapça)

ıztına'

  • Sıkılma, utanma, kızarma.

kezzab-ı bi-hicab / kezzab-ı bî-hicab

  • Utanmaz ve hayâ etmez yalancı.

lul

  • (Luli) Utanmaz, hayasız ve namussuz kadın. (Farsça)
  • Nâzik ve zarif. (Farsça)
  • Şarkı söyleyip oynayan fahişe kadın. (Farsça)

mahcub / mahcûb / محجوب

  • Örtülmüş. (Arapça)
  • Utangaç. (Arapça)
  • Mahcûb etmek: Utandırmak. (Arapça)
  • Mahcûb olmak: Utanmak. (Arapça)

mahcubiyet

  • Utanma, utangaçlık.

mashara

  • Maskara, soytarı.
  • Tuhaflıklar yapan kimse.
  • Komik, gülünç.
  • Zevklenme, eğlenme.
  • Kepaze, utanmaz, rezil.

medar-ı hicap

  • Utanma sebebi.

müşan

  • Yüzsüz, utanmaz, sövücü kadın.
  • Bir cins hurma.

mütehettik

  • (Hetk. den) Yırtılan, tehettük eden.
  • Edebsiz, utanmaz. Hayasız.

na-daşt

  • Hayâsız, utanmaz. (Farsça)

neng / ننگ

  • Ayıp, utanma, hayâ etme. (Farsça)
  • Ün, şöhret, nam. (Farsça)
  • Ar, utanma. (Farsça)

perde yırtılmak

  • Hayasızlık etmek, utanmazlık.

perde-i hicap ve haya / perde-i hicap ve hayâ

  • Utanma ve çekinme perdesi.

perdeber-endaz

  • Perdeyi kaldırıp atan. (Farsça)
  • Utanmayı bırakan, sıkılmayan, utanmayan, hayâsız. (Farsça)

perdebirun

  • Utanmaz, açıksaçık konuşan. (Farsça)

perdebirunane / perdebirunâne

  • Sıkılmadan, utanmazcasına. Perdeyi kaldırırcasına. Edebsizce. (Farsça)

perdeder

  • Perde yırtan. Utanmaz, hayâsız. (Farsça)

rezil

  • Alçak, adi, utanmaz, hayâsız, soysuz.
  • Utanmaz, alçak.

sebeb-i hacalet / sebeb-i hacâlet

  • Utanmaya sebep olan şey.

selfa'

  • Bahadır. Kahraman ve cesâretli kimse.
  • Yüzsüz, utanmaz, hayâsız, kötü kadın.
  • Kuvvetli deve.

şerm / شرم

  • Utanç. Utanma. Hayâ etme. Hicab etme. (Farsça)
  • Utanç, utanma. (Farsça)

şinar

  • Ayıp.
  • Hayâ, utanma, âr.

tahaşi

  • Bir yana olmak.
  • Utanmak.
  • Sıkılmak.

teeddüb / تأدب

  • Edebli olma. Utanma. Çekinme. Edebini takınma.
  • Utanma, terbiye ile çekinme. (Arapça)
  • Teeddüb etmek: Utanmak. (Arapça)

teeddübat / teeddübât

  • (Tekili: Teeddüb) Edeblenmeler, çekinmeler, utanmalar.

tehettük

  • (Çoğulu: Tehettükât) (Hetk. den) Yırtılma.
  • Utanmazlık ve hayâsızlıkta aşırı derecede olma.

ubus

  • Çatık yüzlü. Abus.
  • Utanmaz kimse.

üstah

  • Edebsiz, hayasız, utanmaz kimse. (Farsça)

vakah

  • Katı yüzlü, utanmaz, hayırsız kimse.
  • Sağlam ve sert tırnak.

vakahat / vakâhat

  • Arsızlık. Utanmazlık. Katı yüzlülük. Açıklık ve saçıklık.
  • Pek sağlam ve metin.
  • Arsızlık, utanmazlık, küstahlık.
  • Arsızlık, utanmazlık.

vakih / vakîh

  • Hayâsız, utanmaz, edepsiz.

vekahat / vekâhat / وقاحت

  • Hayâsızlık. Utanmazlık. Edebsizlik.
  • Arsızlık, utanmazlık, hayasızlık. (Arapça)

vekahet / vekâhet

  • Hayâsızlık, utanmazlık, edebsizlik, yüzsüzlük.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR