LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te urur ifadesini içeren 252 kelime bulundu...

alamet-i gurur / alâmet-i gurur

  • Gurur ve kibiri belli eden alâmet.

anak

  • En zarif, en yakışıklı, en güzel.
  • Çok ferah, çok sürurlu.

analoji

  • Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedil

arazi-i muhtekere / arâzi-i muhtekere

  • Kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir ücret karşılığında kiraya verilen arazi. (Kiracı, kira bedelini her sene arâzi sahibine vererek o arâziyi devamlı sûrette elinde bulundurur.)

ashab-ı suffa / ashâb-ı suffa

  • Suffa ehli. Bunlar, Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine bitişik üstü örtülü, etrafı açık bir yerde otururlardı ve orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din hizmeti, hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün hayatları Peygamberimiz'in (A.S.M.) yanında bulunarak Kur'ânın en yükse

asil / âsil

  • (Çoğulu: Avâsil-Usûl) Kovandan bal alan kişi.
  • Yürürken aceleden yele yele yürüyen kimse.

asul

  • Gururlu, mütekebbir, zâlim kimse.

ayheka

  • Neşat, sevinç, neşe, sürur.
  • Bir kuş adı.

balapervaz

  • Yüksekten uçan.
  • Kendini olduğundan yüksek makamda gösterip gururlanan.

batar

  • Çok kibirlenme, gururlanma.
  • Haksızlık etme. Başkasının hakkını çiğneme.
  • Çok sevinme.

benlik

  • Gurur.

bersak

  • Sevinmek, sürur ve ferah.

betar

  • Çok fazla sevinmek.
  • Hayret.
  • Dehşet.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

bezah

  • Büyüklenmek. Kibir, gurur.

bıtna

  • Malın, paranın ve servetin ziyadeliğinden doğan sürur, sevinç.
  • Mide dolgunluğu.

cafil

  • Yürürken çabuk olan kimse.

cahf

  • Tekebbürlenmek, kibirlenmek, gururlanmak.

cahil

  • Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy.
  • Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.)

çaliş / çâliş

  • Savaşta düşmana karşı gurur ve naz ile yürüme. (Farsça)
  • Mukabil, karşı durma. (Farsça)
  • Savaş, muharebe, harp, ceng, mücadele. (Farsça)
  • Birleşme. (Farsça)

cari / cârî / جارِ

  • Geçerli, yürürlükte.
  • Geçerli, yürürlükte. (Arapça)

cari olan / câri olan

  • Yürürlükte olan, cereyan etmekte olan.

ceffah

  • Mütekebbir kimse, gururlu kişi.

cefh

  • Fahirlenmek, mütekebbirlenmek, gururlanmak, kibirlenmek.

cemh

  • Gururlanmak, kibirlenmek.

cemum

  • Yorga at.
  • Yürürken eşinen at.

cereyan / cereyân

  • Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürûr. Vuku, vâki olma.
  • Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket. Bu hareket; dinî, fikrî veya siyasî hareketler gibi birbirlerinden farklı sahalarda olabilir.

cereyan-ı hikmet

  • Hikmetin cârî, yürürlükte olması; dünyadaki hâdiselerin sebepler altında, fayda ve gayelere yönelik olarak cereyan etmesi.

cerir

  • (Çoğulu: Cürür) Devenin boynuna taktıkları ip.

çolpa

  • Bir ayağı sakat olan. (Farsça)
  • Yürürken ilk defa sol ayağını atan. (Farsça)
  • Mc: Beceriksiz. Eli yakışıksız. (Farsça)

dekele

  • Sıvı balçık. Kuvvetleriyle gururlanıp sultanın emrine uymayan kavim.

dem

  • Nefes. Soluk. (Farsça)
  • Ağız. (Farsça)
  • Nazar. (Farsça)
  • An, vakit, saat. (Farsça)
  • Koku. (Farsça)
  • Kibir, gurur. (Farsça)
  • Âli, yüksek. (Farsça)
  • Körük. (Farsça)

dem'

  • Göz yaşı. Sürurdan veya keder sebebiyle ağlama neticesi gelen göz yaşı.

demma'

  • Mütekebbir gönüllü, gururlu kimse.

düramih

  • Yürürken sallanan kişi.

ebu cehl

  • "Cehalet babası" demek olan bu kelime, Hazret-i Resul-i Ekrem (A.S.M.) zamanında, mu'cizeleri ve çok delilleri ve Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ı gördüğü halde iman etmeyen din düşmanı puta tapan gururlu bir müşrikin lâkabıdır. Bedir Gazasında öldürüldü.

ehbar

  • (Tekili: Habr) Âlimler. Yahudi âlimleri.
  • Sürurlu anlar.

emsah

  • Yürürken uylukların birbirine sürtmesi.

emşak

  • Yürürken uylukların birbirine sürtmesi

emzah

  • Yürürken uylukları birbirine sürüyüş.

enak

  • Ferahlı, sürurlu, neş'eli, sevinçli.

enaniyet / enâniyet

  • (Enâniyyet) Benlik. Kendine güvenmek, gurur. Hodbinlik. Sadece kendine taraftarlık. Her yaptığı işi kendinden bilmek.
  • Benlik, gurur.

enaniyet-i cahiliye

  • Cahillikten gelen gurur.

enaniyet-i ilmiye / enâniyet-i ilmiye

  • İlimden, ilim sahibi olmaktan gelen benlik ve gurur.

enaniyet-i nev'iye

  • Taraftarlarının enaniyet ve gururu.

enaniyetli / enâniyetli

  • Bencil, gururlu.

enaniyetsiz / enâniyetsiz

  • Kendini beğenmeme, gurursuz.

enuşa

  • Mecusi mezhebi. (Farsça)
  • Sevinç, sürur, neş'e. (Farsça)
  • Adalet, âdillik, doğruluk, hakdan ayrılmamaklık. (Farsça)

eren

  • Sevinmek, sürur.

ervah

  • Halk içinde yürürken at üzerindeymiş gibi görünen uzun boylu kimse.
  • Adımları birbirine yakın olan.

esakk

  • Yürürken dizlerini birbirine vuran.

eşerr

  • Çok fazla sevinmek.
  • Tekebbürlük etmek, gururlanmak.
  • Çok şerli. En kötü ve şerli.

eza

  • Ticarette kaybetme, zarar etme.
  • Kibir ve gururunu bıraktırma.
  • Sıkıntı, eziyet, zulüm, cevr, sitem, renc, incinmek. İnsanın kerih görüp mahzun olduğu şey.
  • Hayır ve sadaka yoluyla mal vermede gururlanmak. Tetavül etmek.

fahr

  • Gurur, övünme.

fekahe

  • Latife etmek, şaka yapmak.
  • Gururlanmak, tekebbürlenmek.

fekih

  • Mütekebbir, gururlu ve şerli kimse.

ferhat

  • Rahatlık. Sevinç. Meserret. Sürur.

feride

  • Kendi ihtiyariyle hareket eden, gururlu, kibirli kimse. (Farsça)

feşak

  • Sürur, neşe, sevinç, neşat.

fesh

  • Bozma, bozulma, dağıtma, dağılma, yürürlükten kalkma.

feth

  • Açma, başlama.
  • Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret.
  • Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak. Bu iki suretle olur. Biri, basâr ile idrâk olunur. Gam ve kederi gidermek gibi. İkinci de: İki nevi olup birincisi; dünya işlerinde olur. Sürur vermekle g

fihhir / fihhîr

  • Çok gururlanıp fahirlenen kimse.

fir'avn

  • Firavun, eski Mısır hükümdarlarına verilen ünvan.
  • Tanrılık iddiasında bulunduğu için Hz. Musa'nın mücadele ettiği Mısır hükümdarı.
  • Çok kibirli, gururlu ve inat adam, Firavn.

garur

  • Dünyada insana gurur veren herhangi bir şey.
  • Aldatıcı.
  • Allahı unutturan.

gayret-i vahşiyane / gayret-i vahşiyâne

  • Vahşî, medeniyetten uzak gurur ve haysiyet.

gerden-efraz

  • (Gerden-firâz) Kibirli, gururlu. Boyun kaldıran, başı yukarda. (Farsça)

gerdun-sirişt

  • Mağrur, gururlu, kibirli kimse. (Farsça)
  • Zâlim, gaddar, kan dökücü. (Farsça)
  • Tenbel, uyuşuk. (Farsça)

gılman-ı hassa

  • Tar: Padişahların hususi köleleri. Bunlara ilk zamanlarda "İç oğlanları", daha sonları da "İç ağaları" da denilirdi. Bunlar, "Enderun-u Hümayun" denilen ve sarayın Babussaade'den içeride bulunan kısmında hizmet ederler; derece ve hizmet itibariyle başka başka odalarda otururlardı. Bu odalar; Büyük v

giran-ser

  • (Çoğulu: Giranserân) Mağrur, kibirli, gururlu, kendini beğenmiş. (Farsça)

gırre

  • Gaflet. Boş bir şeye aldanan.
  • Tevbeyi sonraya bırakıp, aldanan. Övünen, gururlu. Gâfil. İşe yaramaz.

gıtrif

  • Mütekebbir, gururlu, kendini beğenmiş.

gurur-u ilmi / gurur-u ilmî

  • İlmin verdiği gurur ve enaniyet.

gurur-u milli / gurur-u millî

  • Millî gurur.

gurur-u milliye

  • Millî gurur.

gururkarane / gururkârâne / gurûrkârâne

  • Gururlu bir şekilde.
  • Gururlu bir biçimde.

habr

  • (Çoğulu: Ehbâr) Alim ve sâlih kimse. Bilgili. Ehl-i ilim.
  • Ferahlık.
  • Nimet, vüs'at.
  • Refah, sürur.
  • Tıb: Dişlerin beyazına ârız olan sarılık.

hadis-i cibril / hadîs-i cibrîl

  • Peygamber efendimiz Eshâbı (arkadaşları) ile otururlarken, Cebrâil aleyhisselâmın insan sûretinde gelip; İslâm'ı, îmânı ve ihsânı sorduğunda Resûlullah efendimizin verdiği cevabları bildiren hadîs-i şerîf.

hal / hâl

  • Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet.
  • Cezbe.
  • Dert, keder, elem.
  • Mecâl. Kuvvet.
  • Gr: Fâili, mef'ulü veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Halin sâhibine zi-l hâl denir.Meselâ : Reeytuhu mâşiyen: (Onu yürürken gördüm) cümlesinde Mâşiyen (yürürken

hanif

  • Gururlu, mağrur, kibirli.
  • Dargın, küskün.

harra

  • (Hurur) Yüksekten aşağı düşmek.

hatk

  • Yürürken adımların birbirine yakın olması.
  • Yönelmek, teveccüh etmek.

haylulet

  • Kibir.
  • Taazzum. Gurur.
  • Su-i zan.
  • Korkmak. Tevehhüm etmek.

hazz

  • Sevinç duyma. Hoşlanma. Zevklenme. Saadet. Tali'. Nasib. Nimet ve süruru mucib şey.

hebiha

  • Yürürken sallanan kadın.

hebs

  • Şâdlık, sürür, neşe, neşat.
  • Döşemek.

hibab

  • Neşat, sevinç, sürur.

hibr

  • (Çoğulu: Ahbâr - Hubur) Yahudi âlimi.
  • Salih âlim.
  • Sürur.
  • Ni'met.
  • Mürekkeb.
  • Eser, nişâne.

hine

  • Onurlu olma hâli, gururluluk.

hiss-i gurur

  • Gurur duygusu.

hisse-i gurur

  • Gurur payı.

hiyela

  • Kibir, gurur, enaniyet, kendini beğenmişlik.

hizze

  • Sürur, sevinç, neşe, neşat.

hubur

  • Sevinç, sürur, gönül ferahlığı. Şadüman olmak.
  • Âlimler.

hurremi / hurremî

  • Mesruriyet, sevinç, sürurlu ve sevinçli olma. (Farsça)

ibhac

  • Sevindirme, sürur ve sevinç verme.

ictiyaz

  • Geçmek, mürur.

iftihar / iftihâr / افتخار

  • Övünme, kıvanma, kıvanç. (Arapça)
  • İftihar etmek: Övünmek, gurur duymak. (Arapça)
  • İftihâr etmek: Övünmek, kıvanç duymak. (Arapça)

igtibat

  • Refahlı, sürurlu ve zengin olmayı temenni etmek.

igtirar

  • (Gurur. dan) Aldanma, iğfâl olunma.
  • Gururlanma. Kibirlenme, böbürlenme. Güvenilmeyecek şeye güvenme.
  • Gaflette olma, gafil bulunma.

ihtiyal

  • Gururlanma, enaniyetlenme, kibirlenme.

ikale / ikâle

  • Bozma, yürürlükten kaldırma, feshetme; iki kişinin, aralarında yaptıkları herhangi bir akdi, anlaşmayı bozmaları.

imrar

  • Geçirmek. Mürur ettirmek.
  • İpi sağlam bükmek.
  • Acıtmak. Acı olmak.

inşat

  • Ferahlandırma. Neş'elendirme. Sürurlandırma.

ıskarso

  • İtl. Yelkenleri doldurur dik rüzgâr.
  • Geminin götürü olarak kiralanması.

ısnan

  • Israr etme, inat etme, ayak direme.
  • Gücenme, darılma.
  • Gururlanma, kibirlenme.

isti'zam

  • Büyük tutmak ve büyük tanımak.
  • Gururlanmak. Kibirlenmek.

istikbar

  • (Kibr. den) Önemseme, ehemmiyet verme.
  • Kibir, gurur, enaniyet. Kendini büyük görme, mağrurluk.

istilam / istîlâm

  • Selâmlamak. Hac ve umre ibâdetinde Kâbe'yi tavafa (etrâfında dönmeye) başlarken veya tavaf sırasında Hacer-ül-esved (Cennet'ten indirilen taşın) önüne gelindiğinde, elleri namaza durur gibi kaldırıp tekbir, tehlîl getirerek (Allahü ekber, lâilâhe ill allahü vallahü ekber diyerek) onu selâmlamak ve e

istitrab

  • Sevinmeyi, süruru istemek.

istitrabi / istitrabî

  • Sürur ve sevinmeyi istemeğe dâir.

ittikar

  • Vakar, gurur ve büyüklük gelme.

izzet-i mağrurane / izzet-i mağrurâne

  • Gururluca izzet, şeref.

ka'sele

  • Yürürken bir ayağını yere sürüyüp tozutmak.

kabz u bast

  • Ruhen sıkıntı. Daralma ve genişleme. Sıkıntı ve ferahlık.
  • Birini diğeri üzerine tercih etme.
  • Münkabız bir adama ferahlık ve sürurluluk vermek, sevindirmek.
  • Beyan ve ifâde etmek.
  • Uzun uzun ve etraflıca anlatmak.

kanun-u tabiiye

  • Tabiî kanun; kâinatta ve sosyal hayatta doğal olarak yürürlükte olan kanun.

katv

  • Sürur ve neşeyle ağır ağır yürümek.
  • Adımını biribirine yakın atmak.

kemal-i gurur / kemâl-i gurur

  • Tam bir gurur, kendini beğenmişlikle aldanma.

kerbele

  • Ayaklarda olan gevşeklik. Yürüdüğünde balçık içinde yürür gibi yürümek.
  • Buğday ve arpa gibi hububatın kalburlanması.

keyf

  • Afiyet, sağlık, sıhhat.
  • Memnunluk, hoşlanma.
  • Neş'e, sevinç, sürur.
  • Mizaç, tabiat.
  • İstek, taleb, arzu, heves.
  • Gönül açıklığı.

keyfiyyet

  • Bir şeyin mâhiyeti, esâsı, içyüzü, nasıl olduğu. "Allah Arş üstündedir" buyurur Rabbimiz Lâkin keyfiyyetini, anlayamaz aklımız.

kil-u-kal / kîl-u-kâl

  • Dedi-kodu. Gîbet.Geçirme ömrünü mü'min, sakın ki, kîl-ü-kâl üzre! Sözün mânâsını anla, ne yürürsün hayâl üzre.

kırmeta

  • Kitapla satırların veya yürürken adımların birbirine yakınlığı.

küfr-ü mağrurane / küfr-ü mağrurâne / küfr-ü mağrûrâne / كُفْرِ مَغْرُورَانَه

  • Gururla yapılan küfür.
  • Gurura dayalı inkâr.

ma'c

  • Süratle gitmek, hızlı gitmek.
  • Yürürken dolaşmak.

magrur

  • (Mağrur) Gururlu. Boş bir şeye güvenen. Fâni ve faydasız şeylere güvenip kendini aldatan. Mütekebbir. Kibirli kimse. Müteazzım.

mağrur / mağrûr / مغرور / مَغْرُورَ

  • Gururlu.
  • Gururlu.
  • Gururlu.
  • Gururlu.
  • Gururlu, kendini beğenmiş. (Arapça)
  • Mağrûr olmak: Gururlanmak. (Arapça)
  • Gururlu.

magrurane

  • Gururlanarak. Kendini beğenircesine. Kibirlenerek. Güvenilmesi boş olan şeye güvenip kendini aldatırcasına. (Farsça)

mağrurane / mağrurâne / mağrûrane / مغرورانه / mağrûrâne / مَغْرُورَانَه

  • Gururlu bir şekilde.
  • Gururluca.
  • Gururlanarak, kendini beğenerek. (Arapça - Farsça)
  • Gururlanarak.

magruren

  • Gururlanarak. Güvenerek, itimad ederek.
  • Aldanarak.

mağruren

  • Gururlanarak.

magruriyet

  • Gururluluk, kibirlilik.
  • Bir şeye itimad edip, güvenip aldanma.
  • Kibirlenme, gurulanma, övünme, tefahhur, tekebbür.

mağruriyet

  • Gururluluk, kibirlilik.

masbu'

  • Kibirli, gururlu, mağrur. Kendini beğenmiş.

medar-ı fahir ve gurur

  • Gurur ve övünme sebebi.

medar-ı gurur

  • Gurur sebebi.

medar-ı müfaharet

  • Karşılıklı övünç vesilesi, gurur sebebi.

mefsuh

  • Hükümsüz bırakılmış. Yürürlükten kaldırılmış. Battal edilmiş.

mefsuhiyet

  • Mefsuhluk. Yürürlükten kaldırılma hâli. Hükümsüzlük.

melh

  • Kibirlenmek, gururlanmak.
  • şiddetli seyir.

menfaat-i cüz'iye-i gururiye / menfaat-i cüz'iye-i gurûriye

  • Gurura dayanan küçük ve kişisel menfaat.

menşat

  • (Çoğulu: Menâşıt) Neşat, sürur, neşe.

mensuh / mensûh

  • Hükmü kaldırılmış, nesholunmuş, yürürlükten kaldırılmış.
  • Hükmü yürürlükten kaldırılmış. Sonraki hükümle değiştirilmiş dînî hüküm.

mer'i / mer'î / مرئى

  • Riayet edilen, saygı gösterilen.
  • Yürürlükte olan, gözle görülen.
  • Yürürlükte, geçerli. (Arapça)

merehan

  • Sevinç, ferah, sürur.
  • Zayıf olma.
  • Fâsid olmak.
  • Kurumak.

meri / merî

  • Görünür olan, yürürlükte olan.

meriyyet / merîyyet

  • Yürürlükte oluş, görünürlük.

merr

  • Geçmek. Mürur etmek.
  • İp.
  • Bel dedikleri âlet.
  • Demir külünk.

mesarr

  • (Tekili: Meserret) Sevinçler, meserretler. Sürurlar. Zevkler.
  • Sürurlu, sevinçli.

meserrat

  • (Tekili: Meserret) Meserretler, sevinçler, sürurlar.

meserret

  • Sevinç. şenlik. Sürur.

meserretaver / meserretâver

  • Sevinç ve meserret getiren. Sürurlandıran. Sevindiren. Sevindirici. (Farsça)

meserretefza / meserretefzâ

  • Meserret. Sevinç ve süruru arttıran. (Farsça)

meşkuk / meşkûk / مشكوک

  • Şüphe götürür. (Arapça)

mesrur / mesrûr

  • Sevinçli. Sürurlu. Meserretli. Merâmına ermiş.
  • Sevinçli, sürurlu.

mesruriyet

  • Sevinçlik. Sürur içinde oluş. Dileğine ermiş olanın hâli.

mest-i gurur

  • Gururla sarhoş olan.

meta-ul gurur

  • Gurur metaı. İnsanı aldatıp Allah yolundan alan dünya zevki veya menfaatı, insanlara riyakârlık için kullanılan dünya malı.

mevki-i mer'iyet

  • Yürürlük, tatbik konumu.

mez'uk

  • Mesrur, neşeli, sürurlu.
  • Tuzlu.

mezhüvv

  • Kibirli, gururlu.

mirah

  • Sürur, neşat, sevinç.

mizad

  • Sürur, sevinç, neşe.

mu'teberiyet

  • Yürürlükte olma, geçerlilik.
  • Muteberlik, güvenirlik.

mübhic

  • Ferah ve sürur veren. Sevindiren.

muhaşşi'

  • Kibirli bir kimsenin kibir ve gururunu kıran.

mülzimane

  • Sözde susturmağa zorlıyarak. Sustururcasına.

münacat

  • Allah'a yalvarmak. Duâ. Allah'tan necat için dua.
  • Yalvarmak için yazılan duâ veya manzume.
  • Sürurlaşmak, neşelenmek.

murur / murûr

  • Murûr etmek: Geçmek.

mürur / mürûr / مرور

  • Geçme, geçip gitme, geçiş. (Arapça)
  • Mürûr etmek: Geçmek. (Arapça)
  • Mürûr eylemek: (Arapça)
  • Geçmek. (Arapça)
  • Uğramak. (Arapça)

müsarre

  • Sürurlaşmak, sevindirmek.

müsellim

  • (Selm. den) Teslim eden, veren.
  • Tar: Eyalet valileriyle sancak mutasarrıflarının uhdelerinde bulunan yerlerin idaresine memuR edilen kimseler. Vali ve mutasarrıflardan uhdesine tevcih olunan iki yerden mühim olanında kendisi oturur, diğerini gönderdiği adam idare ederdi. Yine bunlar

müskitane / müskitâne

  • Sustururcasına. Susturma suretiyle. (Farsça)

müsta'zım

  • (Azm. den) Büyük gören, isti'zam eden, büyük tutan.
  • Gururlu, kibirli, enaniyetli.

müstemirr

  • (Mürur. dan) Devam eden, sürekli, arasız.
  • Sağlam, muhkem, kavi, metin.

mütebahtır

  • Kibir ve gururla yürüyen.

mütefahhir

  • (Fahr. den) Gururlanan, övünen, tefahur eden.

mütegarrir

  • Gururlanan, güvenilmeyecek şeye güvenen.

müteşacirane / müteşacirâne

  • Birbirlerine sopayla vururcasına. (Farsça)

mütevazi'

  • Gururlu olmayan, alçak gönüllü, kendi fakrını bilen.
  • Gösterişsiz.

mütezenbir

  • Kibirlenen, gururlanan, büyüklenen. Mütekebbir.
  • Can sıkıcı bir hal ve tavır takınan.

müttehaz

  • İttihaz edilen. Kabul edilen, yürürlükte olan, alınan.

na-cunban

  • Kımıldamaz. Yerinde durur. Sağlam. (Farsça)

nahhat

  • Gururlu, kibirli.

nahvet

  • Kibir, gurur. Kibirlenme, büyüklenme, böbürlenme.

nahvetfüruş

  • Böbürlenen, gururlanan. (Farsça)

neşat

  • Sevin. Şen şâd ve hoşdil olmak. Sürur, keyf.
  • Bir iş işlemek. Çalışmak.

neşat-aver / neşat-âver

  • Sevinç ve sürur getiren. (Farsça)

nesh

  • Var olan şer'î bir hükmün, sonradan gelen yine şer'î bir hükümle yürürlülükten kaldırılması.
  • Emir ve yasaklarla ilgili şer'î (dînî) bir hükmün, ondan sonra gelen şer'î bir delîl (hüküm) ile kaldırılması, yürürlülük zamânının sona erdiğinin haber verilmesi, açıklanması. Hükmü kaldırılan delîle, nâsih; kaldırılan hükme mensûh denir.

nevamis-i cariye / nevâmis-i câriye

  • Akıp giden, süregelen, yürürlükte olan kanunlar.

nihvar

  • Gururlu, kibirli, kendini beğenmiş adam. (Farsça)

nu'm

  • Sürur, neşe, sevinç, neşat.

rabb

  • Varlıkları eksik bir hâlden mükemmel bir hâle doğru götürürken bütün ihtiyaçlarını veren Allah.

refl

  • Kaftanını uzun diktirip yürürken eteklerini çekip sallamak.

revah

  • Öğleden akşama kadar olan vakit.
  • Bir şeyin tahsilinden dolayı gelen sürur ve şâdlık, neş'e.

reys

  • (Reysân) Sallanmak.
  • Gururlanmak, tekebbürlenmek.

rüful

  • Sallanmak.
  • Gururlanmak, tekebbürlenmek.

sabite

  • Yerinde durur gibi olan yıldız.
  • Yerinde durup hareket etmeyen herhangi bir şey. (Seyyare'nin zıddı)

sarr

  • Sevindiren, sürura sebeb olan.

satv

  • Yürürken sıçramak.

şehr-i ayin / şehr-i âyin

  • (Şehrâyin) Şenlik. Büyük hâkimiyet ve kuvvete ait sürur, sevinç, donanma. (İslâmda ilk şehr-i âyin Hz. Peygamber Efendimiz hicret sureti ile Medine'ye vâsıl olunca yapıldı.) (Farsça)

şekerhab

  • Otururken gelen tatlı uyku. (Farsça)

şemr

  • Yürürken sallanmak.

serab-ı gurur

  • Gurur serabı; çöldeki aldatıcı su görüntüsü gibi insanları aldatan gurur.

sevel

  • Koyunlarda olan bir hastalıktır. Hasta koyun sürüye uymaz, otlak yerinde döner durur.

şeves

  • Gururdan dolayı göz ucuyla bakma.

şeytan

  • Kovulmuş, uzaklaştırılmış. Kibir ve gurûru sebebiyle Allahü teâlânın "Âdem'e secde ediniz" emrine isyân edip, karşı geldiği için, O'nun rahmetinden uzaklaştırılan varlık, İblis.

sirar

  • (Çoğulu: Esirre) Sürur, sevinç.
  • Sırayla konuşmak.
  • Ay sonu.

sünnetullah

  • Kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar.

suretlerin tahrimi / sûretlerin tahrimi

  • Resimlerin haram kılınması, yasaklanması; haset, gurur, riya, şehvet gibi nefsanî duyguları kabartan ve İslâmiyetin sakındırdığı sonuçların doğmasına sebep olan resimlerin, fotoğrafların yasaklanması.

süreyya

  • Ülker (Pervin) yıldızı. Yedi (veya altı) yıldızlardır ki; ikişer ikişer karşılıklı dururlar ve Ayın geçtiği yerlere yakın görünürler. Gerdanlığa benzemesinden Felekiyâtta "Ikd-ı Süreyya" tabir edilir.

sürur-u ruh

  • Ruhun süruru, sevinci.

tadfir

  • Saç örmek.
  • Yürürken çok sallanmak.
  • Çok çalışmak.

tagrir

  • (Çoğulu: Tagrirât) (Gurur. dan) Müşteriyi aldatma. Gurur verip aldatma.
  • Tehlikeli yerlere düşürmek.

tahkirane

  • Küçük düşürürek, alçaltarak.

te'te

  • Tekebbürlenmek, gururlanmak. Ululanmak.

tebelluh

  • Tekebbürlenmek, gururlanmak, kibirlenmek.

tebezzuh

  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

tebriz

  • Dışarı çıkarmak.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.
  • Göstermek, izhâr etmek.

tecebbüs

  • Yürürken sallanmak.

teebbüh

  • Kibirlenme, böbürlenme, gururlanma.
  • Alicenaplık ve göztokluğu ile bir şeyden vazgeçme.

tefahur / tefâhur

  • İftihar etme, gurur duyma.

tefhir

  • Fahirlendirmek, gururlandırmak.
  • Gâlip olmakla hükmetmek.

tegarrür

  • Gururlanma, kibirlenme.
  • Kaynamak.
  • Galeyan.

tekaddüm

  • Geçmiş bulunma.
  • Öne geçme. İlerleme.
  • Birine gelmesi muhtemel bir zararın def'i için evvelceden iş'ar ve tenbih eylemek.
  • Fık: Mürur-u zaman olmak. Zamanı geçmiş bulunmak.

tekadüm

  • Geçmiş bulunma.
  • Mürur-u zaman olma.

tekbir-i tahrime / tekbîr-i tahrîme

  • Tahrime Tekbîri. Namaza dururken "Allahü ekber" demek. Buna, iftitah (namaza başlama) tekbîri de denir.

tekeffü'

  • Yürürken etrafına bakmadan önünü gözleyerek gitmek.

telkin

  • (Çoğulu: Telkinât) Zihinde yer ettirmek. Fikir aşılamak. Zihinde yer etmiş düşünce.
  • Yeni müslüman olana İslâm esaslarını anlatmak.
  • Ölü gömüldükten sonra imam tarafından söylenen söz. (Telkini fenden almış,Medeniyetten taklid,Hürriyet tenkid vermiş,Gururdan dalâlet çıkmış.) (L

tematti

  • (Matiyy. den) Vücutta duyulan ağırlıktan dolayı gerinme.
  • Yürürken sallanmak.

teneffuh

  • Boş lâflarla gururlanma.

terhuk

  • Yıldıramak, parıldamak.
  • Sallanmak.
  • Tekebbürlük etmek, gururlanmak.

tes'id

  • Tebrik etme, saadetlendirme.
  • Sevinç ve sürur ile bayram yapma.

tesacül

  • Fahirlenmek gururlanmak, kibirlenmek, tefahur.

tesakutan / tesâkutan

  • Her biri diğerinin hükmünü düşürür, birbirini yok eder olarak.

teşavüs

  • Gururlanıp gözücuyla bakmak.

tesrir

  • (Çoğulu: Tesrirât) (Sürur. dan) Sevindirme.

tetnih

  • Sallanmak.
  • Gururlanmak, tekebbürlenmek.

teyh

  • (Teyhâ) Şaşkınlık.
  • Hayran olmak.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

tezyifkarane / tezyifkârâne

  • Küçük düşürürcesine.

ucb

  • (Ucub) Kibir, gurur. Kendini beğenmişlik. Ameline, yaptıkları işe güvenmek.
  • Varlığı nâdir olan şeyi görünce istiğrab etmek hâli.
  • Yabancı kadın taifesiyle beraber oturmak ve konuşmaktan pek hoşlanan.
  • İbadetiyle gururlanma.

uhud-u mer'iye

  • Yürürlükteki anlaşmalar.

ünzuha

  • Gurur, kibir, büyüklük.

ürümek

  • Havlamak. (İt ürür, kervan yürür)Ürüyen köpek ısırmaz: Tehdit savuran, işi gürültüye boğan kimselerden yılmamak lâzım geldiğini anlatır. (Farsça)

vakib / vakîb

  • At yürürken karnı içinden işitilen ses.

vasf-ı cari / vasf-ı cârî

  • Mütedavil olan özellik, yürürlükte olan nitelik.

vasiyle / vasîyle

  • Cahiliye döneminde bir koyun dişi doğurursa yavru sahibinin, erkek doğurursa ilâhlarının olurdu. Koyun dişi ve erkek yavru doğurduğu takdirde dişi yüzünden erkek yavru da kurban edilmezdi. Buna vasîyle denirdi.

vegik

  • Davar yürürken karnından çıkan ses.

velime

  • Sevinç ve sürur günleri verilen ziyafet. Düğün ziyafeti.
  • Düğün, evlenme.

vezen

  • Yürürken sallanmak.

zal'

  • Eğilmek, meyl etmek.
  • Dar olmak.
  • Davarın ağır yük getirmekten dolayı yürürken iki yanına eğilmesi.

zehv

  • Bâtıl.
  • Yalan.
  • Fahirlenmek, gururlanmak, tekebbürlenmek.
  • Güzel manzara.
  • Taze ot.
  • Otun çiçeği.
  • Titremek.
  • Yürümek.
  • Yel esmek.
  • Alacalanmış hurma koruğu.

zekik

  • Yazının satırlarının sık olması.
  • Yürürken kişinin adımlarının bibirine yakın olması.

zekk

  • Zayıf.
  • Yürürken adımların birbirine yakın olması.