REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te uren ifadesini içeren 205 kelime bulundu...

kaved

  • Kısas olarak, öldüreni öldürme.

ma-icari / mâ-icârî

  • Akar su. Devamlı akmakta olan ve üzerinde herhangi bir pisliğin durması mümkün olmayan çay, dere, ırmak, nehir veya yer altından çıkarılan artezyen suları. Bir saman çöpünü götüren su, akar su sayılır.

abese suresi

  • Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir.

adem-küş / âdem-küş

  • Adam öldüren, katil. (Farsça)

adih / âdih

  • Sihirbaz.
  • Soktuğu saat öldüren yılan.

ahzab suresi

  • Kur'ân-ı Kerimde otuzüçüncü surenin adı olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur.

al-i abbas / âl-i abbas

  • Emevilerden sonra 749 senesinden 1258 senesine kadar süren Abbasi hükümdar ailesi.

asib-resan

  • Zarar veren, musibete atan, belâya düşüren, felâkete sevkeden. (Farsça)

asr-ı evvel

  • İlk asır.
  • Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendisinin bir misli daha uzadığı zamandan başlayıp, iki misli uzayıncaya kadar süren ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)

aver

  • Averden "getirmek" fiilinin emir köküdür, kelime sonuna getirilerek; yapan, eden, olan, veren, götüren gibi manalara sebeb olur. (Farsça)

belkıs

  • Süleyman (A.S.) zamanında, Yemen'de Sebe şehrinde hükümet süren Himyerîlerden bir melikedir.
  • Süleymân aleyhisselâm zamânında Yemen'de Sebe' şehrinde hüküm süren Himyerîlerden bir kadın sultan.

ber

  • (Burden) "Götürmek" mastarının emir köküdür. Kelimenin sonuna getirilerek terkipler yapılır. Emirber : Emir dinleyen, emir götüren. Fermanber : Emir veren. Emir dinleyen... gibi. (Farsça)
  • "Alan, dinleyen, yeden, götüren" mânâsında son ek.

berk-i hatıf / berk-i hâtıf

  • Kapıp götüren veya göz kamaştıran şimşek.

bilmecburiye / bilmecbûriye / بالمجبئریه

  • Mecburen.
  • Zorunlu olarak, mecburen. (Arapça)

burak

  • Peygamber efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gece (mîrac gecesinde) üzerine bindiği ve kendisini Mekke'den Kudüs-ü şerîfe kadar götüren (taşıyan) Cennet hayvanı. Burak, dünyâ hayvanlarından değildir. Erkekliği ve dişiliği yoktur. Çok hızlı giderdi.

burhan-ı inni / burhân-ı innî

  • İnneli (elbetteli) delîl. Eserden müessire (o eseri yapana), san'attan san'atkâra ve netîceden sebebe götüren delîl. Kelâm (akâid) ilminde daha çok bu delîl kullanılır.

burhan-ı limmi / burhân-ı limmî

  • Limeli (niçinli) delîl. İlletten sebebden ma'lûle (illetin bulunduğu şeye), müessirden (eseri yapandan) esere, san'atkârdan san'ata, sebebden netîceye götüren delîl. Görülen ateşten dumanın varlığına hükmetmek böyledir.

canşikar / canşikâr

  • Öldürücü. (Farsça)
  • Mc: Can avlayan veya öldüren. Sevgili, mahbub. (Farsça)

çar u naçar / çar u nâçâr

  • İster istemez, mecburen.

çarnaçar / çârnâçâr / چارناچار

  • İster istemez, çaresiz, mecburen. (Farsça)

cebbar / cebbâr

  • (Sıfat-ı İlahiyedendir) İstediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan. Büyüklük, azamet ve kudret sahibi. İmar eden Cenab-ı Hak. Kullarını ıslah edip tevbeye götüren Allah Teâlâ Hz.leri (C.C.)
  • Zâlim, gaddar, müstebid, mütemerrid insanlar da bu sıfatla tavsif edilir. Meselâ; Cengi
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarının hallerini ıslâh edip tövbeye götüren, dilediğini yaptırmaya gücü yeten.
  • Kibirli, zorba, gaddâr.

cebhe-sa / cebhe-sâ

  • Yüz süren.

cebin-say / cebin-sây

  • Alın sürücü, alın süren. (Farsça)

cehiz

  • Karnından çocuk düşüren.

cellad / cellâd

  • Ölüm cezası verilenleri öldüren kişi.

cemmal

  • Deveci, deve süren, deve sürücüsü.

cihat-ı hidayet / cihât-ı hidayet

  • Doğru yola götüren yönler.

cürn

  • (Çoğulu: Cüren) Hurma kurutulan ve harman yapılan yer.

daffata

  • Metâ ve kumaş götüren deve.
  • Çokluk, cemaat.

daim / dâim

  • Devam eden, süren.

dem-keş

  • Nefes çeken, soluk çeken. (Farsça)
  • Devamlı öten bir güvercin cinsi. (Farsça)
  • Kaval, ney gibi çalgıları devamlı üfürenler. (Farsça)
  • Bazı kuşların, kübbül gibi uzun uzun ötenleri. (Farsça)
  • Şarap içen. (Farsça)

dıhk-aver / dıhk-âver

  • Güldüren, güldürücü. (Farsça)

diyet

  • Kâtilin (adam öldürenin) vereceği para cezâsı.

efgen

  • (Figen) Düşüren, yere atan, yıkan, yere atıcı, düşürücü, yıkıcı. (Farsça)

eris

  • Çiftçi, çift süren, ekinci.

esbran

  • At süren, süvâri, at koşturan. (Farsça)

eyyam-ı kur'aniye

  • Kur'an-ı Kerim'e göre olan günler (...Semavatta herhangi bir kürenin kendi etrafında bir defa dönmesi ile gün; mensub olduğu seyyarenin etrafında bir defa dönmesi ile de senesi meydana gelir. Her yıldızın kendine göre bir günü ve senesi vardır. Meselâ: Şems-üş-şumusun bir günü ellibin sene ve Şi'ra

falih

  • İsteğine kavuşan. Kurtulan. Felâh bulan.
  • Toprak süren. Çiftçi.

fatik

  • (Çoğulu: Futtâk-Fevatik) Eline fırsat geçtikçe adam öldüren kimse.

fatımi / fatımî

  • (Fâtımiyye) Hz. Fatıma Sülâlesinden olmak iddiasında bulunan, önce kuzey Afrika, sonra Mısırda hükümet süren sülâleye mensub meliklerin takındıkları isimdir. (Mi: 910-1171) İsmâiliye nâmında bâtıl fırkadandırlar. Salâhaddin-i Eyyubî, ordusu ile, Fâtımîlerin hâkimiyetine son verdi.

fatımiler / fâtımîler

  • Aslen mecûsî olan Meymûn el-Kaddah'ın neslinden gelen Ubeydullah bin Sa'îd'in etrâfında toplanan, kendilerinin hazret-i Fâtıma'nın neslinden geldiklerini iddiâ eden; Mısır, Kuzey Afrika, Filistin ve Sûriye'de 910-1171 seneleri arasında hüküm süren, Eshâb-ı kirâm düşmanlığını yaymaya çalışan hânedân

feraşet

  • Süpürücülük ve döşeyicilik. Kâbe-i şerifeyi süpürenin hizmeti.

ferman-ferma

  • Hüküm süren, emir veren, emir buyuran, hüküm fermâ.

ferraş

  • Cami, mescid, imaret gibi müesseselerin temizliğini sağlamak; ve kilim, halı ve hasır gibi mefruşatını yayma hizmetleriyle vazifeli olan kişiler hakkında kullanılır bir tâbirdir. Ferraş; arapçada, yayıcı, hizmetçi, döşeyici anlamlarına gelir. Yeniçeri teşkilâtında bu işi görenlerle, Kâbe'yi süpürenl

fersa

  • Mahveden, yoran, aşındıran manasına kelimelere bitişir. Meselâ: Tahammül-fersa : Tahammül bırakmayan. Tâkat-fersa : Tâkatsız düşüren, tâkat bırakmayan. (Farsça)

festival

  • Çeşitli sebeplerle yapılan ve birkaç gün süren şenlik. (Fransızca)

feveran eden

  • Coşan, köpüren.

fidye-i necat

  • Bir kimsenin esirlikten veya başına gelen bir belâdan kurtulmak için, kendisi veya kendi namına başkası tarafından mecburen verilen para vesaire hakkında kullanılan bir tabirdir. Tabirin karşılığı, can kurtarma akçası demektir.

fitne

  • Ayrılık, karışıklık, kargaşa; insanı hak ve hakîkatten saptıracak şey. İnsanları sıkıntıya, belâya düşüren, müslümanların zararına sebeb olan iş. Düşmanlığa sebeb olan şey.

füttak

  • (Tekili: Fâtik) Fırsat buldukça adam öldürenler.

gaiyye

  • Bir şeyin sebeb ve neticesini ileri süren felsefe mesleği.
  • Maksad ve gayeye âit. Son ile alâkalı. Gaye, maksad ve neticeye mensup ve müteallik. (Fr.: Finalizm)

galuta

  • (Çoğulu: Gulutât) Kişiyi zora düşüren meseleler.

germ-ran

  • Atı çok süren, hızlı at süren. (Farsça)

girye-perverd

  • Ağlatıcı, gözyaşı döktüren, ağlamayı getiren. (Farsça)

gubar-aver / gubâr-âver

  • Toz götüren. Tozkoparan.

guşenişin / gûşenişîn / گوشه نشين

  • Köşesine çekilen, inziva hayatı süren. (Farsça)

güzar

  • Geçiş, geçme. (Farsça)
  • Beceren, halleden, yapan. (Farsça)
  • Geçiren, geçirici mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dem-güzar : Zaman geçiren, vakit öldüren. (Farsça)

hadi / hadî

  • Birinci.
  • Mazluma yardım eden.
  • Deveyi şarkı söyleyerek süren.

hadise-i müthişe / hâdise-i müthişe

  • İnsanı hayrete ve dehşete düşüren olay.

hafud

  • Karnındaki yavrusunu âzası belirmeden düşüren deve.

hamil / hâmil

  • (Hâmile) Yüklü yüklenmiş.
  • Gebe.
  • Taşıyan, götüren.
  • Hâiz.
  • Mâlik, sahib.
  • Uhdesinde bir poliçe bulunan.

handebar

  • Güldüren, güldürücü. (Farsça)

handeferma

  • Güldürücü, güldüren. (Farsça)

hasret-fiken

  • Hasret düşüren, hasret döken. (Farsça)

hati / hatî

  • Şaşırtan, yanıltan, hatâya düşüren.

hayret-bahşa / hayret-bahşâ

  • Hayret veren, şaşkınlık veren, hayrete düşüren. (Farsça)

hayret-efza

  • Hayrete düşüren.

hıyre-küş

  • Sevilen, mahbub, sevgili. (Farsça)
  • Haksız yere adam öldüren. (Farsça)

hodküş

  • Kendini öldüren, intihar eden. (Farsça)

hüküm-ferma

  • Hüküm süren, hâkimiyetinde olan.

hükümferma / hükümfermâ

  • Hükümrân, hüküm süren, hâkimiyetle idare eden.
  • Hükümrân, hüküm süren. Hâkimiyetle idâre eden. (Farsça)
  • Hüküm süren.
  • Hüküm süren.

hükümferma olan

  • Hüküm süren.

hükümran / حكمران / hükümrân / حُكُمْرَانْ

  • Hâkim, hükümdar. Hüküm ve saltanat süren. Hükümfermâ.
  • Hüküm süren, hakim olan. (Arapça - Farsça)
  • Hükümran olmak: Hakim olmak. (Arapça - Farsça)
  • Hüküm süren.

hunhar

  • Kan içici. Zâlim. Kan akıtan. Öldüren, öldürücü. (Farsça)

hunnes-künnes

  • Hunnes, Hânis'in; Künnes de Kânis'in çoğuludur. Kânis, süpüren mânasınadır. Umumiyetle, akıp akıp yuvalarına giden veya aynı yollarında gidip gelen yıldızlar demektir. Bazılarınca gündüz gaib, gece zâhir olan yıldızlara denir. Ekseriyetle yedi seyyar yıldızlara denmiştir. (Zuhal, Müşteri, Merih, Züh

igrik

  • Çok bağırıp böğüren (hayvan).

ihdar-ı dem

  • Huk: Maktulün (öldürülmüş olan kimsenin) diyetini katilden (öldürenden) aldırmamak.

ila ahir-i sure / ilâ âhir-i sûre

  • Sûrenin sonuna kadar.

ılgam

  • Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi göüren yer. Serap, pusarık.

inni / innî

  • Eserlerden eser sahibine götüren delil.

işrak / işrâk

  • Sezgi; keşif ve ilham ile insanı Allah'a götüren yolları bulmaya çalışmak.

kaid

  • (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden.
  • Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun.
  • Yedeğine alıp çeken. Çavuş. Serasker, kumandan.
  • Sıradağ.
  • Geniş ark.

kaıf

  • Yeri kazıp götüren, toprağı sürükleyen yağmur.

kalb eden

  • Dönüştüren; değiştiren.

katil

  • (A, uzun okunur) Öldüren. İnsanın ölümüne sebep olan insan.
  • Katleden, öldüren.
  • Adam öldüren kimse.
  • Öldüren.

kàtil

  • Öldüren.

katil / kâtil / قاتل

  • İnsan öldüren.
  • Öldüren. (Arapça)

katil-i ma'fuv

  • Can ve ırzını korumak için, tecavüze kalkanı öldüren kimse.

katil-i müteammid

  • Her ne sebeple olursa olsun, birini öldürmeyi evvelce zihninde tasavvur ederek öldüren kimse.

kattal

  • (Katl. den) Çok öldüren, çok katleden.

kebuter-i name-ber

  • Posta güvercini. Mektup götüren güvercin.

kecbin

  • Şaşı. (Farsça)
  • Eğri gören. (Farsça)
  • Yanlış ve ters düşüren. (Farsça)

keffaret-i katl

  • Bir müslümanı veya bir zımmiyi amden değil de bir hata neticesi olarak öldüren bir müslümana lâzım gelen keffârettir ki; muktedir ise, bir mü'min köle âzad etmekten; buna muktedir değilse, iki ay muttasıl oruç tutmaktan ibârettir.

kehhal

  • Gözlere sürme süren.
  • Göz doktoru.

kervan-ı beni beşer / kervân-ı benî beşer

  • İnsanlık kervanı, dünya yolculuğunu sürdüren insanlık kafilesi.

kısas / kısâs

  • Cinayette ödeşmek. Bir suç işliyenin aynı şekilde cezalandırılması. Öldürme veya yaralanmada suçlu olana aynı şeyin yapılması. Suçsuz yere adam öldürene veya yaralayana şeriatın aynı cezayı tatbik etmesi.
  • Öldüreni öldürme cezası.
  • İşlenen suçun, yapılan kötülüğün aynısını suçluya tatbîk ederek cezâlandırma, öldüreni öldürme, yaralıyanı yaralama, bir uzvu kesenin uzvunu kesme cezâsı.

kısasen

  • Kısas yoluyla, kısas yaparak öldüren veya yaralayanı cezalandırma.
  • Kısas yoluyla. Öldüren veya yaralayanı eşit şekilde cezalandırarak.

küfr

  • Örtmek; hakkı örtmek, kapamak, Hakk'ı inkâr etmek. Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve ahkâm-ı şer'iyyeden (dînî hükümlerden) tevâtüren (kesin olarak) bildirilenleri inkâr etmek ve dinden olduğu herkesçe bilinen bir şeyi kabûl etmemek.

kürend

  • (Küreng) Al at. (Farsça)

küş

  • "Öldüren, öldürücü" mânalarına gelerek tamlama yapmada kullanılır. Meselâ: Düşman-küş: Düşman öldüren. (Farsça)

küşende

  • Öldüren, katil, öldürücü. (Farsça)

kuttal

  • (Tekili: Katil) Katiller, öldürücüler, öldürenler. Katledenler.

latime / latîme

  • (Çoğulu: Letâyim) Misk.
  • Güzel kokular konulan kap.
  • Attarlar pazarı.
  • Güzel kokulu nesneleri götüren deve.

lav / lâv

  • Yanardağların ve volkanların ağızlarından püsküren sıvı ateş.

limmi / limmî

  • Eser sahibinden eserlerine götüren delil, ateşin dumana delil olması gibi.

mahrek-i senevi / mahrek-i senevî

  • Bir seyyarenin, bağlı olduğu kürenin etrafında dönmesiyle hâsıl olan farazî daire.

mal

  • "Süren, sürülen, sarılan, takılan" anlamlarıyla terkibler yapılmada kullanılır. (Meselâ: Pâymal: Ayak altında çiğnenen) (Farsça)

maraz-ı mevt

  • Ölüm hastalığı, insanı iş görmekten men eden ve başladığı târihten îtibâren en az bir yıl içinde ölüme götüren hastalık.

matiyye-ran / matiyye-rân

  • Bindiği hayvanı yola süren.

mazanne

  • (Mazınne) Zannolunduğu yer. Zan götüren.
  • Ermiş sanılan.

mecmu-u sure / mecmu-u sûre

  • Sûrenin tamamı.

medid

  • Devamlı. Çok uzun süren.
  • Uzatılmış. Çekilmiş.

mehter

  • (Mih-ter) Daha büyük. (Farsça)
  • Reis. (Farsça)
  • Seyis. Osmanlı askeri mızıkası ve buna mensub müzikçiler. (Farsça)
  • Vaktiyle Bâb-ı âli çavuşu. (Farsça)
  • Rütbe, nişan veya vazife alanların evlerine müjde götürenler. (Farsça)
  • Tanzimattan önce Pâdişah çadırını kurmağa vazifeli asker. (Farsça)
  • At uşağı.(Farsça)

menfi

  • Sürgün edilmiş, sürgün.
  • Bir şeyin tersini ileri süren.
  • Olumsuz.

merdümküş

  • Katil. Adam öldüren. İnsan katleden. (Farsça)

merhemsay / merhemsây

  • Merhem süren. Çare ve deva bulan. (Farsça)

merkez-i arz

  • Yer kürenin merkezi, ortası.

mu'cib

  • (Aceb. den) Taaccübe, hayrete düşüren. Şaşkınlık veren.

mu'ciz

  • İnsanı âciz bırakan iş. Aynısını yapmakta başkalarını acze düşüren, kudretsiz kılan, kimsenin yapamıyacağı yolda olan.

mu'dim

  • Öldüren, idam eden.

muallil

  • Ta'lil eden. Sonradan bir sebeb ve bahane ileri süren.
  • Eyyam-ı acuzdan bir gün.

muammer

  • Ömür süren. Çok yaşamış. Uzun ömürlü, bahtlı.

muazzir

  • (Özür. den) Ta'zir eden, sahte özür süren.

mübaşir

  • Müjdeleyen.
  • Mahkemede kapıcılık edip şâhid ve maznunların ismini çağırarak mahkemeye yardım eden kişi.
  • Geçici bir vazife alarak merkezden bazı emirleri götüren, icrâ salâhiyeti olan.
  • Müfettiş. Kontrolör.

mubikat-ı seb'a / mûbikat-ı seb'a

  • İnsanı felâkete götüren yedi kebâir, yedi büyük günah: Katil, zinâ, şarab içmek, ukuk-ı vâlideyn (yâni; sılâ-yı rahmi terk), kumar oynamak, yalan şâhidliği, dine zarar verecek bid'alara tarafdarlık.
  • İnsanı felâkete götüren yedi en büyük günah.

mubtıl

  • İptal eden, bozup yanlışa düşüren, batıl ve boş şey ortaya çıkaran.

mucib / mûcib

  • Hayrete düşüren.

mücrif

  • Süpürüp götüren.
  • Alan.

müctelib

  • Sürüp götüren.

müdevvir

  • (Devr. den) Döndüren, çeviren, tedvir eden.

mudhik

  • Güldürücü, güldüren, maskaralık ederek halkı güldüren.

mudıll

  • Dalâlete düşüren, doğru yoldan çıkarıp, eğri yola saptıran mânâsına, Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından, güzel isimlerinden.

müfekkir

  • Fikir yürüten. Düşünen. Düşündüren. Düşünme kuvveti.

müfettin

  • (Fitne. den) Meftun ve hayran eden. Şaşkın bir hâle getiren.
  • Fitneye düşüren.

muhabbet-i acibe / muhabbet-i acîbe

  • Şaşkına döndüren sevgi.

mühimme

  • Uğraştıran, düşündüren.

mühlik

  • Helâk eden, öldüren.
  • Helâk eden. Öldüren. Öldürücü. İfsad eden. Bozan. Kıtal.

muhtatif

  • Göz kamaştıran.
  • Kapıp götüren.

mukallib

  • (Kalb. den) Başka tavra geçiren. Başka hâle değiştiren. Bir başka tarafa döndüren.

mukatil

  • (Katl. den) Birbirini öldüren, birbiriyle vuruşan. Düello yapan.

mükevvir

  • (Kevr. den) Büken. Kıvıran.
  • Döndüren.

mümit / mümît

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Ölümü yaratan, ruh bulunan cisimden rûhu alan, öldüren.
  • Ölümü yaratan, diriltip can verdiği varlıkları vakti gelince öldüren Allah.
  • Ölümü yaratıp öldüren Allah.

müntehir

  • (Nahr. dan) İntihar eden, kendini öldüren.
  • Kendini öldüren.

müntehirin / müntehirîn

  • (Tekili: Müntehir) Kendilerini öldürenler. İntihar edenler.

murahhil

  • (Rıhlet. den) Bir yerden diğer bir yere göçüren. Terhil eden.

muskıt

  • (Çoğulu: Muskıtât) (Sukut. dan) Düşüren, ıskat eden.

muskıtat

  • (Tekili: Muskıt) (Sukut. dan) Düşürenler, ıskat edenler.

mustashib

  • (Sahâbet. den) Birini yanına alıp berâberinde götüren.

müstedbir

  • (Dübr. den) Yüz çeviren, arkasını döndüren. İstidbâr eden.

müteferrika

  • Çeşitli işler gören.
  • Padişahın, vezirlerin veya sadrazamın emirlerini götüren kimse.
  • Muhtelif masraflar ve bunlara karşı verilen para, ücret.

mütekaşşi'

  • (Kaş'. den) Balgam çıkaran hasta.
  • Balgam söktüren ilâç.

mütekatil

  • (Katl. den) Karşılıklı olarak birbirine öldüren, katleden.

mütemahhıt

  • Sümküren.

mütemessih

  • Bir şeye sürünen.
  • Mesheden, sıvazlayan. Bir şeye el süren.

mütezebbid

  • Kaymak bağlayan.
  • Köpüren, köpüklenen.

mutfi / mutfî

  • Söndüren, itfa eden.
  • Ateş, yangın v.s. söndüren.

mütlif

  • (Telef. den) Yok eden, öldüren, telef eden.
  • Tehlikeli.

müveccih

  • Doğrultan, bir tarafa döndüren.

müverrih

  • Tarihçi, tarih yazan.
  • Ebced hesabiyle tarih düşüren kimse.
  • Tarihçi, tarih yazan.
  • Ebced hesabına göre tarih düşüren şair.

müzca

  • Sürücü, süren.
  • Kâmil olmayan kişi. Olgunlaşmamış insan.

muzill

  • Zelil kılan. Zillete düşüren.
  • Adileştiren.

müzill

  • İndiren, alçaltan, zillete düşüren, Allah.
  • (Zelle. den) Yanlış iş gördüren, hata işleten, ayak kaydırıcı.

naddahatan

  • Püsküren çifte pınarlar.

nafe-riz

  • Koku saçan. (Farsça)
  • Göbek düşüren. (Farsça)

nafis

  • Okuyup üfüren.

naiye

  • Ölüm haberi götüren, kötü haber veren.

nameaver

  • (Name-âver) Mektup götüren. (Farsça)

nameber

  • Mektup götüren, nameâver. (Farsça)

nasiyesa / nasiyesâ

  • Alnını yere süren. (Farsça)

neffas

  • Sihir yapan, üfüren, üfürükçü.

nefuz

  • Çocuk düşüren kadın.

nekba

  • Esince adamı eğip düşüren rüzgâr. Fırtına.

netice-i müthiş

  • Müthiş ve insanı dehşete düşüren sonuç.

nükaf

  • Deveyi öldüren bir verem.

peyk

  • Bir şeyin etrafında, ona tabi olarak dönen. Seyyare. (Farsça)
  • Haber ve mektup getirip götüren. (Farsça)

radd / râdd

  • (Redd. den) Geri döndüren, reddeden, geri bırakan.

rahilezen

  • Yük hayvanını süren. (Farsça)

ran / rân

  • Bacağın uyluk kısmı. Uyluk. (Farsça)
  • Kelimenin sonuna getirilerek. " Süren, sürücü" mânasını ifade eden birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Hükümrân : Hüküm süren. (Farsça)
  • "Süren, sürücü" mânâsında son ek.

refref

  • Peygamberimizi Mîraçta en yüksek makama götüren binek.

reşk-aver / reşk-âver

  • Hasede düşüren, kıskanmayı uyandıran. (Farsça)

ru-mal

  • Yer süren. (Farsça)

rugerdan

  • Yüz döndüren, yüz çeviren. (Farsça)

sa

  • (-Sây) Sürücü, süren. (Farsça)

saadetresan / saâdetresân

  • Mutluluğa götüren.

şaheser-i tarikat / şâheser-i tarikat

  • Mânevî ilerlemeye götüren yolun şâheseri.

saik / sâik

  • Dürten, sevkeden, sürükleyen, götüren.
  • Sebep.
  • Sevkeden, götüren.

saika / sâika

  • Sürükleyen, sevkeden, götüren hal, sebep.
  • Sevkedip götüren bir his.

saiyan

  • (Tekili: Sâi) Haberciler, haber götürenler.
  • Çalışanlar.

salib

  • Bir şeyin vücudunu veya vukuunu inkâr eden.
  • Kapıp götüren, zorla alan.
  • Alan.
  • Bir şeyin vücudunun olmadığını veya meydana gelmediğini söyleyip isbat eden.

sari

  • Süren, sürücü. (Farsça)

saye-fiken

  • Gölge düşüren.

sekban

  • Köpek besleyicisi. (Farsça)
  • Padişahın köpeklerini av yerine götüren seyman. (Farsça)
  • Vaktiyle Yeniçeri Ordusunda bir asker sınıfının ismi. (Farsça)
  • Köy düğününde silâhlı ve oyun yapan gençler kafilesi. (Türkçede seğmen denir.) (Farsça)

sekr-aver / sekr-âver

  • Sarhoş eden, sarhoşluk veren, baş döndüren. (Farsça)

selub

  • (Çoğulu: Süleb) Müddeti tamam olmadan yavrusunu düşüren deve.

sene-i şemsiye

  • 22 Mart'tan ertesi senenin 21 Martına kadar süren İranlıların milli takvimine göre olan nesne.

sevva

  • Seviyelendiren, düzelten.
  • Doğruya götüren.

sühan-çin

  • Söz getirip götüren, söz toplayan, dedikoducu. (Farsça)

sultan

  • Padişah, saltanat süren.

tağyir ve tebdil eden

  • Değiştirip dönüştüren.

tarid

  • (Tard. dan) Kovan, çıkartan, süren, tardeden.

tavil

  • Uzun.
  • Çok süren.

teessür-bahş

  • Hüzün veren, keder veren, tasaya düşüren. (Farsça)

temsilat-ı hakikiye / temsilât-ı hakikiye

  • Hakikate götüren temsiller.

yehmur

  • Çok sözlü, çok konuşan adam.
  • Çok çalışkan ve işe cür'etli olan kişi.
  • Yeri götüren balık.

zariyat

  • Kırıp ufalayan, toz duman edip götüren kuvvetler.
  • Velud kadınlar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın