LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ukub ifadesini içeren 26 kelime bulundu...

azar

  • İncitme. Tâzib. Kırılma. Tekdir. Zulüm. Ukubet. (Farsça)

fetva emini

  • Şeyhülislâm kapısındaki Fetvahane'nin başında bulunan zata verilen ünvandır. Şeyhülislâma sorulan şer'i meselelerin fetvalarını hazırlamak, istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve şer'iyye mahkemelerinden verilen ilâmları tetkik etmek vazifeleriyle mükellefti. Maiyyetinde Fetvaemini muavini, İ

füru' / fürû'

  • Dal, asıldan türeyen. Fer'in çokluk şeklidir.
  • Fıkıh ilminde (İslâm hukûkunda) çocuklar, torunlar ve onların çocukları.
  • Ahkâm-ı şer'iyye yâni İslâm dîninde ibâdet, münâkehât (nikâh, boşanma, nafaka), muâmelât (alış-veriş, ticâret, kirâlama v.b) ve ukûbâtla (cezâlarla) ilgili hükümler.

hudus / hudûs / حدوس

  • Meydana gelme, vukubulma. (Arapça)

hukukullah

  • Fık: İbadetler ve İlâhî cezalar, ukubetlerle alâkalı haklar.
  • Hukukullah umuma taalluk edip, yalnız bir şahsa âid olmayan ahkâm demektir. Bunlar hukuk-u umumiyeden ibarettir. Cenab-ı Hakk'a izafesi, tazim ve ehemmiyetine işaret içindir.

irkab / irkâb

  • (Rükûb. dan) Bindirme.
  • Binilecek hayvan verme.
  • Araba veya gemi gibi bir vasıtaya bindirme.

merkub

  • (Rükub. dan) Üzerine binilmiş, bindirilmiş.
  • Üzerine binilen hayvan veya nakil vasıtası.

mesulat

  • Azab, ukubet. Cezâ çekme.

mihal

  • Kuvvet. Azab. Ukubet.

mürekkeb

  • (Rükub. dan) Terkib edilmiş, bir kaç maddeden yapılmış.
  • Yazı yazmaya mahsus boya terkibi.
  • Karışmış, muhtelit.
  • Bitecek yer, münbit.
  • Asıl, esas.

mürekkib

  • (Rükub. dan) Terkib eden. Bir birleşiği meydana getiren.

mürtekıb

  • (Rükub. dan) Bekleyen, gözleyen, uman.
  • Göz hapsine alan.

mürtekib

  • (Rukub. dan) İrtikab eden, kötü iş yapan.
  • Rüşvet alan ve yiyen.

müterakib

  • (Rükub. dan) Kiremit gibi birbiri üstüne binmiş olan.

müterakkıb

  • (Rükub. dan) Gözleyen, bekleyen.

müterekkib

  • (Rükub. dan) Birleşmiş, terekküb etmiş.

nekal / nekâl

  • Şiddetli azab. İşkence ve ukubet.
  • İbret.

nekbet

  • (Çoğulu: Nekebât - Nükub) Talihsizlik, şanssızlık, bahtsızlık.
  • Musibet, felâket.
  • Düşkünlük.

sakb

  • (Çoğulu: Sukub) Delinme, delme.
  • Bir taraftan diğer tarafa kadar açık olan delik.
  • Sütü çok olan deve.
  • Çok kırmızı, koyu kırmızı.
  • (Çoğulu: Sukub) İnce, uzun.
  • Ev ortasında olan direk.
  • İçi boş olmayan kuru cisme vurmak.
  • Yakınlık.

sekub

  • (Bak: Sükub)

şıkb

  • (Çoğulu: Şekâbe-Şikâb-Şükub) Mağara ve kaya yarığı.
  • Çukur yer.

sukb

  • (Çoğulu: Sükub) Delmek.
  • Yırtmak.

sukbe

  • (Çoğulu: Sukub - Sukab - Sukabât) Delik.

ta'zir-i ukubet

  • Mükellef bir şahıs tarafından irtikâb olunup da şer'an muayyen bir cezası bulunmayan bir suçtan dolayı ukubeten yapılan ta'zirdir. Mücrimin bu hususta müslim ile gayr-i müslim; hür ile âbid; erkek ile kadın olması müsavidir.

ukubat

  • (Tekili: Ukubet) Cezalar. İşkenceler, eziyetler.
  • Kısas ve şahsî cezalar.

ukubet / ukûbet / عقوبت

  • (Çoğulu: Ukubât) İşkence, azab, eziyet.
  • Ceza.
  • Ceza. (Arapça)
  • Ukûbet bulmak: Cezalandırılmak. (Arapça)