LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te top kelimesini içeren 235 kelime bulundu...

a'rec

  • Topal, aksak.

acak

  • Toprak. (Farsça)

adat-ı içtimaiye / âdât-ı içtimaiye

  • Toplum örf ve âdetleri.

ağa yeri

  • Topkapı sarayında hazine kethüdasının oturduğu yer.

ahlak-ı içtimaiye / ahlâk-ı içtimaiye

  • Toplum ahlâkı.

ale-l-icmal

  • Toplu olarak, topluca.

alelicmal / alelicmâl / على الاجمال

  • Topluca. (Arapça)

alem-i turab / âlem-i turab

  • Toprak âlemi, dünyası.

arec

  • Topallık, aksaklık.

asl-ı hilkat-i arz

  • Toprağın yaratılışının esası.

bab-ı hümayun / bâb-ı hümayun

  • Topkapı Sarayı'nın ilk kapısı.

balıkhane kapısı

  • Topkapı Sarayı'nın Marmara kıyısındadır. Padişahlarca cezandırılan vezirler burada idam edilir, sürgün edileceklerse buradan gemilere bindirilirlerdi.

behemzede

  • Topluluğu dağıtmış, cemiyeti bozmuş. (Farsça)

berçin

  • Toplayıcı. (Farsça)

berri / berrî

  • Toprağa ait, kara ile ilgili.

berriye

  • Toprağa, karaya ait.

berzede

  • Toplanılmış, biriktirilmiş, bir araya getirilmiş. (Farsça)

bilanço / bilânço

  • Toplam, özet.

cami / câmi

  • Toplayan.

cami' / câmi' / جَامِعْ

  • Toplayan.
  • Müslümanların ibâdet etmek için toplandıkları yer, mâbed.
  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Çeşitli hakîkatleri ve enfüs (iç) ve âfâktaki (dıştaki) zıt işleri birleştirici, kıyâmet gününde yeryüzünde olan cinleri, insanları ve mahlûkâtı bir araya getirici insanların dağı
  • Toplayıcı.

camia / câmia / جامعه

  • Toplum.
  • Topluluk.
  • Topluluk. (Arapça)

camii / câmii

  • Toplayıcı, kapsamlı.

camiiyet / câmiiyet

  • Toplayıcılık.

cem

  • Toplama.
  • Toplama.

cem eden

  • Toplayan, bir araya getiren.

cem edilen

  • Toplanan, bir araya getirilen.

cem etme

  • Toplama, bir araya getirme.

cem etmek

  • Toplamak.

cem u tevfik

  • Toplama ve uygunlaştırma, uzlaştırma.

cem' / جَمْعْ

  • Toplama.

cem'an / جمعا

  • Toplam. (Arapça)

cem'iyet / جَمْعِيَتْ

  • Topluluk.

cem'iyyet

  • Topluluk. Kalbde hâsıl olan mânevî toparlanma, huzur, Allahü teâlâ ile berâber olma hâli.

cem'iyyetgah / cem'iyyetgâh

  • Toplantı yeri, toplanılacak yer. (Farsça)

cemaat / cemâat

  • Topluluk, imam arkasında namaz kılan topluluk.
  • Topluluk, grup.
  • Topluluk.
  • İbâdet etmek için bir araya gelen topluluk.
  • Peygamber efendimiz ve Eshâbının bildirdiği hak yol üzere bulunan müslümanlar, Ehl-i sünnet vel-cemâat.

cemiyet / جمعيت

  • Toplum.
  • Topluluk, toplum. (Arapça)

cemiyetçi

  • Topluluk teşkil eden, dernek kurucusu.

ceng

  • Top, tüfek ile harbetmek. Muharebe. Kavga. Harb. Savaş. (Farsça)

çeşan

  • Topuz, gürz. (Farsça)

cevami / cevâmî

  • Toplayıcı olan şeyler.

ciba

  • Toplanmış, birikmiş su.

cibave

  • Toplamak. Cem'etmek.

cibve

  • Toplamak. Cem'etmek.

cüma'

  • Toplamak. Cem'etmek.

cumhur

  • Topluluk.

cumu'

  • Toplanmalar. Cemi'ler.

cümze

  • Toplanmış hurma.

dak'a

  • Toprak.

debus

  • Topuz. (Farsça)

ders-i içtimai / ders-i içtimaî

  • Toplumu ilgilendiren ders.

desse

  • Toprak içinde gömülüp yatan bir nevi yılan.

dig

  • Topraktan yapılmış tencere, çömlek. (Farsça)

ehl

  • Topluluk, cemaat.

ehun

  • Toprakta meydana gelen delik, yarık. (Farsça)

esliha-i sakile

  • Top gibi ağır silâhlar.

evani-i turabe / evânî-i turâbe / اوانى ترابه

  • Toprak çanak çömlek. (Arapça - Farsça)

evride / اَوْرِدَه

  • Toplardamarlar.
  • Toplardamar.
  • Toplar damarlar.

fırfıra

  • Topaç.
  • Topaç.
  • Topaç.

gubre

  • Toprak renkli olmak.

gubşe

  • Toprak renkli omak.

gülbank

  • Toplulukça söylenen dua ve tekbir.

gülle

  • Top mermisi.
  • Top mermisi. (Vaktiyle demirden veya taştan yuvarlak olarak yapılırdı. Şimdi çelikten, silindir biçiminde ve ucu sivri olarak yapılmaktadır.)

güruh / gürûh / گروه

  • Topluluk.
  • Topluluk.
  • Topluluk, zümre, bölük. (Farsça)

hafs

  • Toplama, cem'etme. Biriktirme.

hak / hâk / خاک

  • Toprak.
  • Toprak. Turab. (Hâk ol ki, Hüdâ mertebeni eyleye âli.Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâkk-ı kademdir.) (Farsça)
  • Toprak.
  • Toprak. (Farsça)
  • Hâk ile yeksân edilmek: Yerle bir edilmek. (Farsça)
  • Hâk ile yeksân etmek: Yerle bir etmek. (Farsça)
  • Hâk ile yeksân olmak: Yerle bir olmak. (Farsça)

hak ile yeksan / hâk ile yeksan

  • Toprakla bir yıkık, harap, yerle bir.

hakbiz / hakbîz

  • Toprak kalburu. (Farsça)

haki / hakî / hâkî

  • Toprak rengi. Toprakla alâkalı. (Farsça)
  • Toprakla ilgili.

hakikat-i camia / hakîkat-i câmia

  • Toplayıcı hakîkat. Tasavvufta kalb.

halkabend

  • Toplanıp yuvarlak meydana gelecek şekilde oturma. (Farsça)

hartuc

  • Topa merminin ardından sürülen barut kesesi. (Farsça)

hasa

  • Toprak saçmak.

haşır

  • Toplayan, cem'eden, haşreden.

haşir / hâşir

  • Toplayan, haşreden.
  • Toplayan, bir araya getiren.

haşr

  • Toplanma, bir araya gelme. Allahü teâlânın bütün insanları, melekleri, cinleri, şeytanları ve diğer hayvan ve kuşları, gökte, yerde, denizde ne kadar büyük ve küçük canlı var ise, hepsini kıyâmet kopmasından (dünyânın son bulmasından) sonra diriltip, dünyâda yaptıklarının hesâbını vermek üzere Arasâ

haşr u neşr

  • Toplanıp dağılmak, yayılmak.

haşr ü neşr

  • Toplayıp dağılma, haşir neşir.

hasva'

  • Toprak parçası.

hatme

  • Toplu bir şekilde, birlikte yapılan zikir, hatim.

hayat-ı içtimaiye / hayat-ı içtimâiye

  • Toplum hayatı.

hayat-ı içtimaiye medresesi

  • Toplumsal hayat medresesi, hayat okulu.

hayat-ı içtimaiye ve dünyeviye

  • Toplumsal ve dünyaya ait hayat.

hayat-ı içtimaiye ve ticariye

  • Toplumsal hayat ve ticaret hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i siyasiye / hayat-ı içtimâiye-i siyâsiye

  • Toplumun siyasal hayatı.

hayye ale'l-felah / hayye ale'l-felâh

  • Toplanıp felaha gelin, haydin felaha.

hayye ale's-salah

  • Toplanıp namaza gelin, haydin namaza.

henbele

  • Topal sırtlanın yürümesi.

hey'et-i ictimaiyye

  • Toplantı heyeti, sosyal durum.

hey'et-i mecmua / hey'et-i mecmûa / هَيْئَتِ مَجْمُوعَه

  • Topyekün görünüş.

heyelan / heyelân / هيلان

  • Toprak kayması.
  • Toprak kayması.
  • Toprak kayması, heyelan. (Arapça)

heyet / هيئت

  • Topluluk.

heyet-i beşeriye

  • Toplumsal yapı.

heyet-i ictimaiye / heyet-i ictimâiye / هيئت اجتماعيه

  • Toplum.

husve

  • Topraklı yer.

iclihmam

  • Toplanmak, cem'olmak.

icma / icmâ

  • Toplama, büyük âlimlerin bir mesele üzerinde birleşmeleri.

icma' / icmâ' / اِجْمَاعْ

  • Toplama, fikir birliği yapma.

icmaen / icmâen

  • Toplu olarak, hep birlikte. İcma-i ümmet olarak.
  • Topluca, birleşerek.

icmakarane / icmâkârâne

  • Topluca.

ictima / ictimâ

  • Toplanma, bir araya gelme.
  • Toplanma, içtima.

içtima / içtimâ

  • Toplanma.

ictima / اجتماع

  • Toplanma.

içtima eden / içtimâ eden

  • Toplanan.

ictima'

  • Toplantı. Toplanmak. Bir araya gelmek. Kavuşmak.

ictimaat / ictimâât / اجتماعات

  • Toplanmalar.
  • Toplantılar, bir araya gelişler. (Arapça)

içtimaat-ı ünsiyetkarane / içtimâât-ı ünsiyetkârâne

  • Toplu alışkanlıklar ve hoşlanılan kalabalıklar.

içtimaen

  • Toplu olarak.

ictimagah / ictimagâh

  • Toplantı yeri.

ictimai / ictimaî / ictimâî

  • Topluluğa ait, birlikte yaşayanlara dair. Cemiyet hayatına ait ve müteallik. Sosyal.
  • Toplumla ilgili.

içtimaı / içtimâı

  • Toplanması.

ictimai / ictimâî / اجتماعى

  • Toplumsal, sosyal, toplumbilimsel. (Arapça)

içtimai bünye / içtimaî bünye

  • Toplumsal yapı.

ictimai hayat / ictimaî hayat

  • Toplumsal hayat.

içtimai nizam ve intizam / içtimaî nizam ve intizam

  • Toplumsal düzen ve düzenlilik.

içtimaiyat-ı beşeriye uleması

  • Toplum bilimciler, sosyologlar.

ictimaiyyun / ictimâiyyûn

  • Toplumbilimciler.

içtimaiyyun

  • Toplum bilimciler, sosyologlar.

ideoloji

  • Toplumu etkileyen fikir ve düşünce sistemi.

ihase

  • Toprağı kazarak bir şeyler arama.

ihtişad

  • Toplanmak, birikmek, yığılmak.

indisas

  • Toprak altına gömme.

inkılab-ı azim-i içtimai / inkılâb-ı azîm-i içtimaî

  • Toplum hayatında meydana gelen büyük değişim.

ıştın

  • Toprak kandili.

iştin

  • Toprak kandil.

istirahat-i amme / istirahat-i âmme

  • Toplumun rahatı.

itrab

  • Toprak serpme. Topraklama.

izhar

  • Toplayıp biriktirme.

kabile

  • Topluluk, toplum.

kafile

  • Topluluk.

kavim / قوم

  • Topluluk.
  • Topluluk, ulus. (Arapça)

kayyum

  • Toplayıp ihsan eden.

keden

  • Toprak suyu çekip, yerinde bulanıklık kalmak.

kervan / kervân

  • Topluca yolculuk edenler kafilesi.

kitle

  • Topluluk.

kitleler mabeyni

  • Toplumlar arası.

kizyun

  • Toprak parçası.

kulis faaliyeti

  • Toplantı yapılan yerlerde, toplantı haricinde çeşitli grupların yaptığı gizli çalışma.

kumze

  • Toplanmış hurma.

kunabe

  • Toplu yapraklar (Buğdayın başı onun içinde olur.)

küngan / küngân

  • Toprak ve çimento gibi şeylerle yapılan su borusu, su yolu. (Farsça)

küre

  • Toprak ocak. Mâdenci ocağı. (Farsça)

kürrec

  • Top.

kust

  • Topalak dedikleri ot.

kutafe

  • Toplarken düşüp dökülen üzüm ve yemiş döküntüsü.

kuvvet-i icma / kuvvet-i icmâ

  • Toplanma, birlik kuvveti.

leng-fahte

  • Topal güvercin. (Farsça)

lengane / lengâne

  • Topalcasına. Topallıyarak. (Farsça)

mahruf

  • Toplanılmış devşirilmiş meyve.

mahşer / مَحْشَرْ

  • Toplanma yeri.

mahşud

  • Toplanmış. Yığılmış.

mahsulat-ı arziye / mahsulât-ı arziye

  • Toprak mahsulleri.

mahşur

  • Toplanmış.

maraz-ı hayat-ı içtimai / maraz-ı hayat-ı içtimaî

  • Toplumsal hayattaki hastalık.

maşer / mâşer / معشر

  • Topluluk.
  • Toplum. (Arapça)

maşeri / mâşerî

  • Topluluğun olan.

maslahat-ı içtimaiye

  • Toplumsal fayda.

mecami / mecâmi / مجامع

  • Toplantı yerleri. (Arapça)

meclis / مجلس

  • Topluluk.
  • Toplantı yeri. (Arapça)

mecma / mecmâ

  • Toplanılan yer.
  • Toplanılan yer.

mecma' / مجمع

  • Toplanma yeri.
  • Toplanılacak yer. Kavuşulan yer.
  • Toplanma yeri.
  • Toplantı yeri. (Arapça)

mecmu / mecmû

  • Toplanmış, bir araya getirilmiş.
  • Toplam.

mecmu' / mecmû' / مجموع

  • Toplam, tümü. (Arapça)

mecmu-u aded

  • Toplamı, yekûnu.

mecmuan / mecmûan / مجموعا

  • Toptan, birden, toplu olarak.
  • Toplam olarak. (Arapça)

mecmuiyyet

  • Topluluk. Bütünlük. Tamlık.

medfa / مدفع

  • Top. (Arapça)

menba-ı hayat-ı içtimaiye

  • Toplumsal ve sosyal hayatın kaynağı.

menfaat-ı umumiye

  • Toplumun genelini ilgilendiren fayda.

mevalid-i türabiye / mevâlid-i türâbiye

  • Topraktaki mevâlid. Mâdenler, nebatlar.
  • Topraktaki madenler.

mevki-i içtimaiye

  • Toplumsal hayattaki mevki, makam.

mihfar

  • Toprak kazan âlet. Kazma.

mücma / mücmâ

  • Toplanma.

müctemi / müctemî

  • Toplu.

müçtemi

  • Toplamış.

müctemi'

  • Toplu. Topluca. Bir araya gelmiş. Hepsi.

müctemian / müctemiân

  • Toplu olarak. Topluca. Hepsi birden.
  • Topluca, beraber.
  • Topluca.

müctena

  • Toplanılmış, devşirilmiş.

müfrez

  • Toptan ayrılıp bir tarafa bırakılmış. İfraz olunmuş, ayrılmış.

muhabbet-i umumiye

  • Toplum genelinde meydana gelen sevgi.

muhassal

  • Toplam ortaya çıkan, meydana gelen.

muhassalı

  • Toplamı, sonuç olarak elde kalanı.

müsadere

  • Toplama, elden alma.

müsadere edilen

  • Toplanan, el konan.

müstecmi'

  • Toplayan, cem'eden. Toplanan.

müstehas

  • Toprağın altında kalıp saklanmış.

nefir / nefîr

  • Topluluk, cemaat, savaş için seferber olan topluluk.

nehhal

  • Toprak kazan, kazıcı.

nev'-i cami' / nev'-i câmi' / نَوْعِ جَامِعْ

  • Toplayıcı tür.

nizam-ı içtimai / nizam-ı içtimaî

  • Toplumsal, sosyal düzen.

nüsha-i camia / nüsha-i câmia / نُسْخَۀِ جَامِعَه

  • Toplayıcı nüsha.

paşna

  • Topuk, ökçe. (Farsça)

perde-i türabiye

  • Toprak perdesi.
  • Toprak perdesi, yer yüzü.

pota

  • Toprak veya mâdenden yapılmış, kimyacı, eczâcı, mâdenci veya kuyumcu âletlerindendir. Altın, gümüş ve benzeri mâdenlerin eritilimesine mahsustur. (Farsça)

ramis

  • Toprağı her yöne sürüp savuran rüzgâr.

revabıt-ı hayat-ı içtimaiye

  • Toplum hayatını sağlayan bağlar.

sera / serâ / ثرا

  • Toprak. (Arapça)

şeşper / شش پر

  • Topuz. (Farsça)

sevkiyat

  • Toplu halde gönderme.

sifalin / sifâlîn / سفالين

  • Topraktan yapılmış. (Farsça)

siyaset-i içtimaiye

  • Toplumsal siyaset.

sosyalizm

  • Toplumculuk, bütün malları devlet elinde toplamak isteyen bir anlayış.

sosyolog

  • Toplum bilimi uzmanı, toplum bilimci.

suadi / suadî

  • Topalak otu.

sukve

  • Toprak kap.

tabaka-i havass / tabaka-i havâss

  • Toplumun üst seviyesini meydana getiren seçkinler tabakası.

tabaka-i türabiye

  • Toprak tabakası.

tabakatın musalahası / tabakatın musalâhası

  • Toplumsal sınıfların barışı, barış içinde olması.

tahsa'

  • Toprak saçmak.

tahtit-i arazi / tahtît-i arazi / تخطيط اراضى

  • Topoğrafya. (Arapça - Farsça)

takbiz

  • Toplayıp bir yere getirmek.

tarz-ı hayat-ı içtimaiye

  • Toplum hayatının şekli.

tecemmu / tecemmû / تجمع

  • Toplanma.
  • Toplanma, bir araya gelme. (Arapça)
  • Tecemmu etmek: Toplanmak, bir araya gelmek. (Arapça)

tecemmu' / تَجَمُّعْ

  • Toplanma. Birikme.
  • Toplanma.

tedemmül

  • Toprağa gübre dökme. Toprağı gübreleme.

tehayüt

  • Toplanıp gelmek.

temerküz / تمركز

  • Toplanma, yığılışma. (Arapça)
  • Temerküz etmek: Toplanmak, yığılışmak. (Arapça)

teneddüs

  • Toprağa gömülmek.

terba

  • Toprak. Yer, arz.

terbab

  • Toprak.

tevreb

  • Toprak.

topyekun / topyekûn

  • Topluca, tamamıyla.

turab / turâb

  • Toprak, toz.
  • Toprak.

türab / türâb / تراب

  • Toprak.
  • Toprak. (Arapça)

turabi / turâbî

  • Toprakla ilgili.

türabi / türâbî

  • Toprağa ait, toprakta yaşayan.

ümmet

  • Topluluk, cemâat. Bir peygambere inanan tâbi olan insanlar. Bir dîne bağlı topluluğun tamâmı.

ümmetler

  • Toplumlar.

unsur-u türab

  • Toprak unsuru.

uşr

  • Topraktan alınan mahsûlün zekâtı.

verid / verîd / ورید

  • Toplardamar. (Arapça)

vicdan-ı içtimaiye

  • Toplumun vicdanı, kamu vicdanı.

vürud / vürûd

  • Toplardamarlar.

yekun / yekûn

  • Toptan, hepsi. Netice. Toplam. (Arapçada; olur-oluyor mânâsınadır)

yekün

  • Toplam.

yekun / yekûn / یكون

  • Toplam. (Arapça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın