LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te tici ifadesini içeren 474 kelime bulundu...

abülhayat-ı marifet / âbülhayat-ı marifet

  • Hayat suyu gibi, kan gibi insana lâzım olan Allah'ı tanıtıcı bilgi.

acaib / acâib

  • Şaşırtıcı, acayip.
  • Şaşırtıcı ve garip şeyler.

acaib-i ef'al / acaib-i ef'âl

  • Şaşırtıcı ve hayret uyandırıcı işler ve fiiler.

acaib-i imkanat / acaib-i imkânât

  • İmkân dairesindeki şaşırtıcı eserler.

acaib-i masnuat

  • Şaşırtıcı güzellikte olan san'at eserleri.

acaib-i mucizat / acâib-i mûcizât

  • Mucizeyle yaratılan mahluklardaki şaşırtıcı özellikler.

acaib-i vezaif / acaib-i vezâif

  • Vazifelerin şaşırtıcılıkları.

acaibü'l-mahlukat / acâibü'l-mahlûkat

  • Yaratılmışların şaşırtıcı, hayret verici halleri.

acaip / acâip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı.

acib / acîb

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Benzeri görülmeyen, şaşırtıcı.

acip / acîp

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

acip tevafuk

  • Harika, şaşırtıcı uygunluk, denk düşme.

acube

  • Çok acayip, garip, şaşırtıcı.

aferin

  • Beğenmek, alkış, yaşa, varol. (Farsça)
  • Yaratan, yaratıcı. (Farsça)

aferinende / âferînende / آفریننده

  • Yaratıcı. (Farsça)

ahda'

  • Boyun damarlarından bir damar.
  • Hilekâr, aldatıcı, kandırıcı.

ahkam-ı rububiyet / ahkâm-ı rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi ile ilgili hükümler.

akik

  • Bunaltıcı sıcaklık.

aktar

  • (Tekili: Kutr) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar.
  • Her taraf.
  • Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri.
  • Ecza, ilâç satan adam.
  • Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı.

allah

  • İnsanı, dünyayı, kâinatı, görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı. Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur, çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır, sonsuzdur. Hiç bir şey yokken o yine vardı. Allah'ın ilmi, kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur. O herşeyi ve
  • Esmâ-i hüsnâdan. Varlığı muhakkak lâzım olan, îmân ve ibâdet edilecek hakîkî mâbûd. Her şeyi yoktan var eden yüce yaratıcı.

amir-i hatadar / âmir-i hatâdar

  • Hâtâlı idareci, yönetici.

amiriyet / âmiriyet

  • Âmirlik, yöneticilik.

amiriyet-i mutlaka / âmiriyet-i mutlaka

  • Sınırsız ve tam bir âmirlik, yöneticilik.

amuzkar / amuzkâr

  • (Amuzgâr) Muallim. Öğretici. (Farsça)

amuzkari / amuzkârî

  • (Amuzgârî) Öğretmenlik, öğreticilik, muallimlik.

arbede-cu / arbede-cû

  • Patırtıcı, gürültücü, kavgacı.

arşi ve süllemi / arşî ve süllemî

  • Devir ve teselsülü inkâr maksadıyla yukarıya doğru gittikçe daralan ve tek bir yaratıcının varlığına dayanan mantıkî delil.

arz-taleb

  • Üreticinin piyasaya belli fiyatla mal sürmesi ve tüketicinin de piyasadan mal çekmesi hâdisesi.

asar / asâr

  • Yağcı, yağ satıcısı.

atus / atûs

  • Enfiye, aksırtıcı şey.

azamet-i ihata

  • Kuşatıcılığının büyüklüğü.

bad-gan / bad-gân

  • Bekçi, gözetici, gözeten. (Farsça)
  • Hazinedar. (Farsça)

bahar

  • Güzellik.
  • Güzel.
  • Papatya.
  • Ölçek.
  • Put, sanem.
  • Atılmış pamuk.
  • Tarçın, karanfil ve karabiber gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere de karıştırılır.
  • Sığır gözü.
  • İyi kokulu bir sarı çiçek.

bakkal

  • Sebzevât satıcı.

bayi / bâyi / بایع

  • Satan, satıcı.
  • Satıcı.
  • Satıcı. (Arapça)

bayi' / bâyi'

  • Satıcı. Mal satan.
  • Satan, satıcı, dînimizce satış yapabilme ehliyetine sâhib kimse.

baykara

  • Helâk olma, mahvolma.
  • Böbürlene böbürlene sallanarak yürüme.
  • Malı çok olma.
  • Yırtıcı bir kuş.

baysungur

  • Şahin cinsinden olan yırtıcı bir kuş.

baz / bâz

  • Doğan. Yırtıcı kuş. Av kuşu. (Farsça)
  • Açık. (Farsça)
  • Ayırma. Temyiz etme. (Farsça)
  • İniş. (Farsça)

bebr

  • Kaplana benzer, ondan daha büyükçe ve pek yırtıcı bir canavar ki, Hindistanda ve Afrikada bulunur. Saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeder. Arslanı bile korkutur bir hayvandır. (Farsça)

behle

  • (Behli) Yırtıcı kuşlarla uğraşanların giydiği eldiven. (Farsça)

berasin

  • (Tekili: Bürsün) Yırtıcı hayvanların pençeleri.

bettat

  • Kilim satıcı.
  • Kesici.

bey'-i bil vefa / bey'-i bil vefâ

  • Vefa ile satış. Alıcı ve satıcının, satıştan vazgeçmek hakkına sâhip olduğu alış-veriş.

büka-alud / bükâ-âlûd

  • Ağlatıcı, gözyaşı döktürücü. (Farsça)

büka-engiz / bükâ-engiz

  • Ağlatıcı. Gözyaşı döktürücü. (Farsça)

ca'r

  • Yırtıcı kuşların pisliği.

cahil

  • Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy.
  • Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.)

cail / câil

  • Yapan, bir şey veren, kılan.
  • Yaratıcı.
  • "Ceale" kökünden yaratıcı, yapıcı.

cailu'n-nur / câilu'n-nûr

  • Nûr'un yaratıcısı.

cami' / câmi'

  • Kapsayıcı, kuşatıcı.

can-aferin

  • Yaratıcı. (Farsça)

can-gah / can-gâh

  • Can evi. (Farsça)
  • Can azaltıcı. (Farsça)

canavar

  • Can alıcı, kahredici. (Farsça)
  • Vahşi, yırtıcı hayvan. Kurt. (Farsça)

canhıraş / cânhıraş

  • Tüyler ürpertici.

canşikaf / canşikâf

  • Can yaralayıcı, can yırtıcı. (Farsça)

cariha / câriha / جارحه

  • Yırtıcı kuş. (Arapça)
  • Yırtıcı hayvan. (Arapça)

cenab-ı halık / cenâb-ı hâlık

  • Herşeyin yaratıcısı olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah.

cenab-ı hallak-ı alem / cenâb-ı hallâk-ı âlem

  • Âlemin yaratıcısı olan, çokça ve sürekli olarak yaratan Allah.

cenab-ı hallak-ı rahim / cenâb-ı hallâk-ı rahîm

  • Sonsuz şefkat, merhamet, şeref ve yücelik sahibi olan herşeyin yaratıcısı Allah.

cenab-ı mevla ve tekaddes / cenâb-ı mevlâ ve tekaddes

  • Her türlü eksiklikten münezzeh, şeref ve yücelik sahibi, koruyup gözetici Allah.

cennet-i kazibe-i dünyeviye / cennet-i kâzibe-i dünyeviye

  • Aldatıcı dünya cenneti.

cerbeze / جَرْبَزَه

  • Aldatıcı sözlerle kurnazlık etme. Fazla sözlerle aldatıcılık. Haklı ve haksız sözlerle hakikatı gizleme.
  • Beceriklilik, fetânet ile temyiz ve cesaret-i mutedile ve kuvvet-i idareden ibâret olan sıfat-ı zihniye. (Bu kelime, Arabçada: Hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâda ku
  • Aldatıcı sözlerle kandırma.

cerbezeli

  • Hakkı bâtıl, bâtılı hak gösterecek derecede aldatıcı şey.

cerrar

  • Cer yapan, para toplayan.
  • Yavaş yavaş giden asker alayı veya ordusu. Harp âletleri ile cihazlanmış ordu.
  • Desti satıcısı.
  • Ağır ağır giden.
  • Traktör.

cevarih / cevârih

  • "Cerh"den yaralayanlar, yırtıcı hayvanlar, yırtıcı kuşlar.

cevzeki / cevzekî

  • Koza satıcısı.

cihazat-ı acibe / cihâzât-ı acîbe

  • Şaşırtıcı, harika cihazlar, âletler.

cilve-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin yansıması.

daire-i muhit

  • Kuşatıcı daire.

daire-i muhita / dâire-i muhîta

  • Kuşatıcı, geniş daire.

deccal

  • Kıyamet kopmadan önce gelen, İslâmı kaldırmaya çalışan, dinlere savaş açan yalancı ve aldatıcı kimse.

deccalane / deccalâne

  • Deccal gibi, çok aldatıcı olarak.

deccaliyet / deccâliyet

  • Yalancılık, sahtekârlık, aldatıcılık.

ded / دد

  • Yırtıcı hayvan. (Farsça)

dek-baz

  • Hileci, hilekâr, oyuncu, aldatıcı. (Farsça)

delail-i sani / delâil-i sâni

  • Yaratıcının varlığına ait deliller.

delil-i imkani / delil-i imkânî

  • İmkân delili; sayısız ihtimaller, seçenekler arasından yaratılan varlıkların, o seçenekleri tercih eden bir yaratıcıya delâlet etmesi.

dellal / dellâl

  • Alıcı ile satıcı arasında vâsıta (aracı) olan ücretli kimse, komisyoncu.

dellal-ı saltanat-ı rububiyet / dellâl-ı saltanat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye saltanatının ilancısı.

demokrasi

  • Yöneticilerin halk tarafından seçildiği idare şekli.

derece-i ihata

  • Kuşatıcılık derecesi.

derece-i rububiyette

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi derecesinde.

derende / درنده

  • Yırtan, yırtıcı. (Farsça)
  • Yırtıcı. (Farsça)

desiseci

  • Hileci, aldatıcı.

dess

  • Yavaş yağan yağmur.
  • Acıtıcı derecede dövmek.
  • Def'etmek.

dessas / dessâs / دَسَّاسْ

  • Çok aldatıcı, çok desiseci.
  • Hilebaz, aldatıcı.
  • Hileci, oyuncu, aldatıcı.
  • Çok aldatıcı.

dessasane / dessasâne / dessâsâne

  • Hileci, aldatıcı gibi.
  • Hileli ve aldatıcı bir şekilde.

didaktik

  • yun. Mevzuu, hikmet ve nasihattan ibaret olan söz. Öğretici.

dil-efruz

  • (Dilfiruz) Kalbi yakan, gönül parlatıcı. (Farsça)

düzenbaz

  • Hile yapan, aldatıcı.

ebu talha zeyd bin sehl

  • Ashab-ı Kiram arasında, sayılı kahramanlardan ve atıcılardandır. Resul-ü Ekreme (A.S.M.) atılan oklara göğsünü germiştir. 20 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Hicri 34 tarihinde vefat etmiştir. Bütün muharebelere katılmış bir kahraman-ı İslâmdır. (R.A.)

ef'al-i acibe-i ilahiye / ef'âl-i acîbe-i ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın şaşırtıcı ve hayret uyandırıcı harika fiilleri.

efgen

  • (Figen) Düşüren, yere atan, yıkan, yere atıcı, düşürücü, yıkıcı. (Farsça)

efruz

  • (Efruhten: Tutuşturmak, ziyalandırmak mastarının emir kökü) Şule. Aydınlatıcı. Parıltı. (Farsça)

ehl-i hüküm

  • Yöneticiler, idareciler.

ehl-i hükumet / ehl-i hükûmet

  • Hükümette olanlar yöneticiler.

elfaz-ı tazimiye / elfâz-ı tâzimiye

  • Övücü, yükseltici sözler.

emaret / emâret

  • Amirlik, yöneticilik.

endaz

  • Atan, atmış, atıcı mânasında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dehşet-endaz : Dehşet verici, korkutucu. (Farsça)
  • "Atan, atıcı" mânâsında son ek.

esbab-ı muhaffife

  • (Esbâb-ı mazeret) Yapılan bir cürmün ve kabahatın cezasını hafifletici sebebler.

esbabperest / esbâbperest

  • Sebepleri yaratıcı sanan.

eyyühe'r-ruus ve'r-ruesa / eyyühe'r-ruûs ve'r-ruesâ

  • Ey başlar ve başkanlar, ey yönetici ve idareciler.

ezvak-ı mecazi / ezvâk-ı mecazî

  • Gerçek olmayan aldatıcı zevkler.

famiyy

  • Yemiş satıcı, meyve satan kimse.

fasih / fâsih

  • (Fesh. den) Vazgeçen. Dağıtıcı. Bozguncu. Fesheden.
  • Çürüten.

fatır / fâtır / فاطر

  • Yaratan, yaratıcı.
  • Yaratıcı.

fatır-ı kadir / fâtır-ı kadîr

  • Herşeye gücü yeten yaratıcı, Allah.

fatır-ı kàdir / fâtır-ı kàdir

  • Herşeye gücü yeten yaratıcı; Allah.

felsefe-i tabiiye / felsefe-i tabîiye / فَلْسَفَۀِ طَب۪يعِيَه

  • Tabiatı yaratıcı zanneden felsefe.

ferd-i müstehlik

  • Tüketen, tüketici kişi.

ferfere

  • Farfara, akılsızlık, hafif meşreplik.
  • Patırtıcı, gürültücü, ağzı kalabalık.

figen

  • Yıkıcı, düşürücü, atıcı. (Farsça)

firib

  • Aldatıcı, aldatan, kandıran manasında birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dil-firib : Gönül aldatan. Nazar-firib : Göz aldatan. (Farsça)

foya

  • Aldatıcı süs, hile.

fügen

  • Yıkıcı, atıcı, düşürücü. (Farsça)

fünun-u acibe / fünun-u acîbe

  • Şaşırtıcı ve hayranlık verici ilimler.

füruhtar

  • Satıcı. (Farsça)

füruş

  • Satan. Satıcı. (Farsça)

füsun

  • Şaşırtıcı, hayret verici ve kendine cezbedici bir güzellik. (Farsça)
  • Büyü. (Farsça)

gaben

  • Aldatma, aldanma, alıcı ve satıcıdan birinin diğerini aldatması.

gabin

  • Aldatıcı, hilekâr, alışverişte hile eden.

garaib-i fen / garâib-i fen

  • İlimdeki şaşırtıcı ve hayret verici şeyler.

garibeler

  • Garip, şaşırtıcı, harika şeyler.

garibüzzaman

  • Zamanın garibi; zamanın şaşırtıcı, hayret verici kişisi.

garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

garrende

  • Kükreyerek vahşileşen arslan ve benzeri yırtıcı hayvan. (Farsça)

garur / garûr

  • Dünyada insana gurur veren herhangi bir şey.
  • Aldatıcı.
  • Allahı unutturan.
  • Aldatan, aldatıcı.

gird-gar / gird-gâr

  • Allah.Yaratıcı. Kudret sahibi. (Farsça)

girdeban

  • Gözcü, gözetici. (Farsça)

girye-perverd

  • Ağlatıcı, gözyaşı döktüren, ağlamayı getiren. (Farsça)

giryeengiz / giryeengîz / گریه انگيز

  • Ağlatıcı. (Farsça)

güdazende

  • Eriten, eritici. (Farsça)

gürz

  • Silâhın icadından evvel kullanılan bir harp âleti. Gürz, yekpare veya yalnız baş tarafı demir ve bakırdan, sapı ise ağaç ve demirden olan bir nevi topuzdur. Gürzün Türkçesi "bozdoğan" dır. Bozdoğan bir cins yırtıcı kuştur. Gürz, bozdoğanın kafasına benzediği için bu adla anılmıştır. Gürzün baş kısmı

habb

  • Aldatıcı, kurnaz, hileci, hilekâr.
  • Denizin kabarması, denizde dalga olması.

haclet-engiz

  • Utandırıcı, sıkıltıcı. (Farsça)

hadaa

  • (Tekili: Hâdı') Hileciler, hilekârlar, aldatıcılar, dalavereciler.

hadda'

  • (Hud'a. dan) Aldatıcı, hilekâr, dalavereci.

hadi / hâdi

  • Hud'a yapan, hileci, aldatıcı.
  • Fena, bozuk.

hadı'

  • Alçaltıcı.
  • Gönül alçaklığı ve huzu ile muttasıf.

hadi'

  • Hileci, aldatıcı.
  • Bozuk, fena.

hadisat-ı acibe / hâdisât-ı acibe

  • Tuhaf, şaşırtıcı olaylar.

hadise-i acibe-i cevviye / hâdise-i acîbe-i cevviye

  • Atmosferdeki şaşırtıcı olay, hâdise.

hafız / hâfız

  • Alçaltıcı.
  • İnsana haddini bildiren.
  • Rahatta olan.

hakaik-ı acibe

  • Şaşırtıcı ve hayrette bırakan gerçekler.

hakim / hakîm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Hikmet sâhibi, ilmi kâmil, işi güzel, uygun işler yaratıcı ve kullar arasında hükmedici.
  • Hikmet ehli. Din bilgilerini fen bilgileri ile isbât eden âlim.

hakim-i azam / hâkim-i âzam

  • En büyük yönetici.

halba

  • Ahmak. Şaşkın.
  • Aldatıcı, hilekâr, sahtekâr.

halib

  • (Çoğulu: Halebe) Aldatıcı, hilekâr, sahtekâr. (Müennesi: Hâlibe'dir.)

halife-i arz

  • Yeryüzünün halifesi, yöneticisi.

halık / hâlık / خالق

  • Yoktan yaratan. Yaratıcı. Allah (C.C.)
  • Yaratıcı, herşeyi yaratan Allah.
  • Yaratan, yaratıcı. (Allah'ın isimlerinden)
  • Yaratıcı.
  • Yaratıcı.

halik / hâlik / خَالِقْ

  • Yaratıcı.

halık teala / hâlık teâlâ

  • Herşeyi var eden, yüce yaratıcı, Allah.

halık-ı alem / hâlık-ı âlem

  • Âlemin yaratıcısı Allah.

halık-ı alem hazretleri / hâlık-ı âlem hazretleri

  • Âlemin yaratıcısı olan yüce Allah.

halık-ı arz / hâlık-ı arz

  • Yerin yaratıcısı olan Allah.

halık-ı azim / hâlık-ı azîm

  • Büyük Yaratıcı, Yüce Yaratıcı.

halık-ı ef'al / hâlık-ı ef'âl

  • Fiillerin yaratıcısı.

halık-ı hakiki / hâlık-ı hakikî

  • Bütün varlıkların gerçek yaratıcısı olan Allah.

halık-ı hakim ve rahim ve vedud / hâlık-ı hakîm ve rahîm ve vedûd

  • Hakîm, Rahîm ve Vedûd olan yaratıcı.

halık-ı hakim-i rahim / hâlık-ı hakîm-i rahîm

  • Her şeyin yaratıcısı olan, her şeyi hikmetle yaratan ve herbir şeye özel rahmet ve merhamet tecellîsi olan Allah.

halık-ı kadir / hâlık-ı kadîr

  • Bütün varlıkların yaratıcısı olan ve her şeye gücü yeten, sonsuz kudret sahibi Allah.

halık-ı külli şey / hâlık-ı küllî şey

  • Herşeyin yaratıcısı olan Allah.

halık-ı mutlak / hâlık-ı mutlak

  • Bütün kâinatın sınırsız güç ve kudretiyle mutlak yaratıcısı olan Allah.

halık-ı rahim ve kerim / hâlık-ı rahîm ve kerîm

  • Sonsuz merhamet ve cömertlik sahibi olan yaratıcı, Allah.

halık-ı rahman / hâlık-ı rahmân

  • Rahmeti her şeyi kaplayan, yaratıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran yaratıcı, Allah.

halık-ı rahman ve rahim / hâlık-ı rahmân ve rahim

  • Rahmeti herşeyi kaplayan ve herbir varlıkta rahmet ve şefkati tecelli eden yaratıcı, Allah.

halık-ı rahman-ı rahim / hâlık-ı rahmân-ı rahîm

  • Dünya ve âhirette yarattığı varlıklara sonsuz rahmet, şefkat ve merhametiyle davranan her şeyin yaratıcısı Allah.

halık-ı rahmanü'r-rahim / hâlık-ı rahmânü'r-rahîm

  • Çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren, sonsuz rahmetiyle her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah.

halık-ı semavat ve arz / hâlık-ı semâvât ve arz

  • Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah.

halık-ı teala / hâlık-ı teâlâ

  • Herşeyi yaratan, yüce yaratıcı Allah.

halık-ı vahid / hâlık-ı vâhid

  • Bir ve tek olan, her şeyin yaratıcısı Allah.

halık-ı zişan / hâlık-ı zîşan

  • Şan sahibi, her şeyin yaratıcısı Allah.

halik-ı zülcelal / hâlik-ı zülcelâl

  • Büyüklük sahibi ve herşeyin yaratıcısı olan Allah.

halık-ı zülcelali ve'l-ikram / hâlık-ı zülcelâli ve'l-ikram

  • Haşmeti sonsuz, lütuf ve ikramları sınırsız yaratıcı, Allah.

halık-ı zülcemal / hâlık-ı zülcemâl

  • Sonsuz derecede güzellik sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah.

halıkın hukuku / hâlıkın hukuku

  • Hukukullah, Yaratıcının hukuku.

halıkıyet / hâlıkıyet

  • Yaratıcılık.
  • Yaratıcılık.

halikiyet / hâlikiyet / خالقيت

  • Yaratıcılık. (Arapça)

halıkıyyet

  • Yaratıcılık. Halk edicilik. İcad ve takdir.

hallak / hallâk / خلاق

  • Yaratıcı. (Arapça)

hallak-ı alem / hallâk-ı âlem

  • Âlemlerin yaratıcısı olan Allah.

hallak-ı bimisal / hallâk-ı bîmisal

  • Eşi ve benzeri olmayan yaratıcı, Allah.

hallak-ı hakim / hallâk-ı hakîm

  • Herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Yaratıcı.

hallak-ı rahim / hallâk-ı rahîm

  • Sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan yaratıcı, Allah.

hallakıyet / hallâkıyet

  • Yaratıcılık.

hallakiyet / hallâkiyet

  • Yaratıcılık.
  • Yaratıcılık.

hallakıyet-i daime / hallâkıyet-i daime

  • Sürekli yaratıcılık.

hallakıyet-i ilahiye / hallâkıyet-i ilâhiye

  • Allah'ın kendi zatına yaraşan yaratıcılığı.

hallakıyet-i külliye / hallâkıyet-i külliye

  • Herşeyi kuşatan yaratıcılık.

hallakıyet-i rabbaniye / hallâkıyet-i rabbâniye

  • Herşeyin rabbi olan Allah'ın yaratıcılığı.

hallakıyet-i umumiye / hallâkıyet-i umumîye

  • Bütün varlıklar âleminde gözlemlenen Allah'ın yaratıcılık özelliği.

harbüş

  • Yırtıcı bir kuş.
  • Alaca yılan.

harekat-ı garibe / harekât-ı garîbe

  • Hayret verici, şaşırtıcı hareketler.

harık

  • Muhalefet eden, aykırı olan, karşı gelen.
  • Yırtıcı, yırtan.

hasenat-ı muzie / hasenat-ı muzîe

  • Aydınlatıcı güzellikler, iyilikler.

hatve-endazi / hatve-endazî

  • Adım atıcılık. (Farsça)

hayret-feza / hayret-fezâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hayret-nümun

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hayretfeza

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hayretnüma / hayretnümâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hevesat-ı sihirbaz / hevesât-ı sihirbaz

  • Yalancı ve aldatıcı istek ve arzular.

hibb

  • Kurnaz, aldatıcı, hileci kimse.

hikmet-i halık / hikmet-i hâlık

  • Yaratıcının hikmeti.

hikmet-i şamil / hikmet-i şâmil

  • Kapsamlı, kuşatıcı hikmet.

hikmet-i şamile / hikmet-i şâmile

  • Kapsamlı, kuşatıcı hikmet.

hılab

  • Yırtıcı hayvan veya yırtıcı kuş pençesi.

hilebaz

  • Hilekâr, aldatıcı.

hilkat-i rabbaniye / hilkat-i rabbâniye

  • Herşeyi terbiye ve idare eden Allah'ın yaratıcılığı.

hilya'

  • Yırtıcı hayvanların küçüğü.

hıred-amuz / hıred-âmuz

  • Öğreten, öğretici, muallim.

hıred-suz

  • Şaşırtıcı, akıl yakıcı. (Farsça)

hizmet-i mevla / hizmet-i mevlâ

  • Dostumuz ve gözeticimiz olan Allah'ın hizmetinde bulunma.

hokkabaz

  • Elçabukluğu ile birtakım şaşırtıcı oyunlar göstermeyi kendine meslek edinmiş kişi.
  • Mc: Başkalarını aldatarak yalan ve hile ile iş çeviren kimse.

hubb

  • Hilekâr, dolandırıcı, aldatıcı, kurnaz.

huda / hudâ

  • Allah, yaratıcı.

ibda'kar / ibdâ'kâr / ابداعكار

  • Yaratıcı, yenilik getiren. (Arapça - Farsça)

ibriyy

  • İğne yapıcı veya satıcı.

icab / îcâb

  • İhtiyaç.
  • Teklif, bir sözleşme için alıcı veya satıcı tarafından ilk söylenen söz.

ihata-i fikriye

  • Fikir ve düşüncenin genişliği, kapsayıcılığı, kuşatıcılığı.

ihata-i ilim

  • İlmin kuşatıcılığı ve genişliği.

ihata-i ilmiye

  • İlmin kuşatıcılığı ve genişliği.

ihata-i rahmet

  • Rahmetin kuşatıcılığı.

ihatalı / ihâtalı

  • Kuşatıcı, kapsamlı.

ihsan-ı halık / ihsan-ı hâlık

  • Herşeyin yaratıcısı olan Allah'ın lütuf, ihsan ve ikramı.

ihtar edici

  • Hatırlatıcı, ikaz edici.

ikramiye

  • Hürmet ve mükâfat için verilen para veya hediye.
  • Memurlara maaş haricinde ve her sene belli bir zamanda verilen para.
  • Yapılan iyilik karşılığı olarak verilen hediye veya para.
  • Satıcı tarafından pazarlığın hâricinde olarak müşteriye yahut arada vasıta olana verilen şey

ilm-i muhit / ilm-i muhît / عِلْمِ مُح۪يطْ

  • Kuşatıcı ilim.

inkılabat-ı acibe / inkılâbât-ı acîbe

  • Şaşırtıcı ve hayret verici değişimler.

insan-ı dessas

  • Hilebaz, aldatıcı insan.

irade-i amme / irade-i âmme

  • Kuşatıcı irade.

irade-i halık / irade-i hâlık

  • Yaratıcının iradesi.

ıslahatçı

  • Düzeltici.

ism-i halık / ism-i hâlık

  • Herşeyi var eden yaratıcı mânâsında Allah'ın ismi.

işporta

  • (Arnavutça) Seyyar satıcı tezgahı.
  • Yayvan yemiş sepeti.

istila edici / istilâ edici

  • Kuşatıcı.

ıtak-üt tayr

  • Yırtıcı kuşlar.

itizal / itizâl

  • Mu'tezile, "Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır" iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bir mezhep.

jegand

  • Sağlamlık, metanet. (Farsça)
  • Vahşi ve yırtıcı hayvanların korkunç sesi. (Farsça)

kabzımal

  • Meyve ve sebze yetiştiricileriyle, satıcı arasındaki aracı.

kaderiye

  • "Kul fiilin yaratıcısıdır" diyen sapık mezhep.

kainat sahibi / kâinat sahibi

  • Evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi Allah.

kainat sultanı / kâinat sultanı

  • Evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve Sultanı Allah.

kainatın sahibi / kâinatın sahibi

  • Evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi Allah.

kanun-u hallakıyet / kanun-u hallâkıyet

  • Yaratıcılık kânunu.

karısa

  • (Çoğulu: Kavâris) İncitici söz.

kaside-i kader

  • Kader kasidesi; yaratıcısının medhine lâyık, İlâhî takdir ve ölçülerle yaratılmış bir kaside gibi olan varlıklar.

kavasım

  • (Tekili: Kasım) Ezici, kırıcı ve ufaltıcı şeyler.

kayyum / kayyûm

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Yaratıcı ve mahlûkları yerlerinde ve varlıkta durdurucu.

kemal-i rububiyet / kemâl-i rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan mâlikiyet, yaratıcılık ve terbiyesinin mükemmelliği.

kemal-i şuun / kemâl-i şuûn

  • Zâtî niteliklerin mükemmelliği; yaratıcılık ve rızık vericilik gibi Cenâb-ı Hakkın Zâtında bulunan kutsal özelliklerin mükemmelliği.

keramet-i acibe

  • Şaşırtıcı bir şekilde gerçekleşen keramet.

kezub

  • Çok yalancı, aldatıcı. Daima yalan söyleyen.

kirbasi / kirbasî

  • Bez satıcı kimse.

kıssa-i acibe

  • Şaşırtıcı, hayrette bırakan ibretli hikâye.

kıyas-ı hadi' / kıyas-ı hâdi'

  • Man: Aldatıcı kıyas.

kıyas-ı hadi-i müsebbit / kıyas-ı hâdi-i müsebbit

  • Aldatıcı kıyas.

kıyas-ı hadi-i müşebbit / kıyas-ı hâdi-i müşebbit

  • Aldatıcı ve ayak kaydırıcı kıyas.

kongre

  • Çeşitli memleketlerden yöneticilerin, elçilerin ve delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı. (Fransızca)

kudret-i fatıra / kudret-i fâtıra

  • Herşeyin yaratıcısı olan Allah'ın kudreti.

kuzakız

  • Yırtıcı ve paralayıcı yavuz arslan.

la halıka illallah / lâ hâlıka illâllah

  • Allah'tan başka yaratıcı yoktur.

live / lîve

  • Aldatıcı, dolandırıcı. (Farsça)
  • Şakacı, lâtifeci. (Farsça)
  • Çevik, atılgan. (Farsça)

lümey'a

  • Küçük pırıltı. Küçük ışıkcık. Parıltıcık.

lümeya / lümeyâ

  • Parıltıcık.

maani-i rububiyet / maânî-i rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin ifadeleri.

mağlata / مَغْلَطَه

  • Kafa karıştıran aldatıcı söz.
  • Yanıltıcı saçma kıyâs.

mağlatalı / mağlâtalı

  • Aldatıcı.

mahalib

  • (Tekili: Mahleb) Yırtıcı hayvanların tırnakları, çengelli pençeleri.

mahall-i garaip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı yerler.

mahlukat-ı acibe / mahlûkat-ı acibe

  • Şaşırtıcı mahlûklar, harika yaratıklar, varlıklar.

mahşer-i acaip ve garaip

  • Şaşırtıcı ve garip şeylerin toplandığı yer.

manken

  • Elbiseleri prova veya teşhir etmek için terzilerin ve hazır elbise satıcılarının kullandığı tahtadan, kartondan, madenden vb. insan şekli. (Fransızca)

mekkar / mekkâr

  • Hilekâr. Düzenbaz. Çok aldatıcı. Mekir yapan.

melik

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Zâtında, sıfatlarında, hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şey varlığında ve varlıkta kalmasında O'na muhtaç olan, her şeyin sâhibi, yaratıcısı.
  • Pâdişâh, hükümdar.

menakir / menakîr

  • (Tekili: Minkar) Minkarlar, gagalar. Yırtıcı kuşların gagaları. Taşçı kalemleri.

menar

  • Fener, aydınlatıcı ışık.

menasir

  • (Tekili: Minser) Yırtıcı kuşların gagaları.
  • Taşçı kalemleri.

meratib-i halıkıyet / merâtib-i hâlıkıyet

  • Yaratıcılık mertebesi.

merş

  • (Çoğulu: Müruş) Tırnak ucuyla deriyi yırtmak.
  • Yağmur suyunun durmayıp üzerinden çabuk geçtiği yer.
  • İncitici söz.

merşa'

  • Her hayvanın yavuzu ve yırtıcısı.
  • Otu çok olan yer.

meş'ale

  • Aydınlatıcı âlet. Lâmba, kandil. Ucunda ateş yanan değnek.

mesbaa

  • Yırtıcı ve vahşi hayvanların çok olduğu yer.

mesel / مثل

  • Örnek. (Arapça)
  • Özlü söz. (Arapça)
  • Öğretici hikaye. (Arapça)

meşher-i acaip

  • Şaşırtıcı şeylerin sergilendiği yer.

meşk

  • Yazı örneği. Öğretici yazı.
  • Bir şeyi uzatmak.
  • Uzun uzun yazmak.
  • Bilmeyene bir şeyi öğretmek.
  • Sür'at, hız.

mesti-aver / mestî-âver

  • Bayıltıcı, sarhoş edici. (Farsça)

mesti-bahş / mestî-bahş

  • Sarhoşluk veren, sarhoş edici. Bayıltıcı. (Farsça)

mevla-yı kerim / mevlâ-yı kerîm

  • İkramı bol olan dostumuz ve gözeticimiz Allah.

mihleb

  • (Çoğulu: Mehâlib) Yırtıcı kuşların tırnağı, pençesi.
  • Orak, bıçak.

mindel

  • Hırslı, doymaz ve açgözlü insan. Yırtıcı kimse.
  • Zorba, eşkiya.

minkar

  • (Çoğulu: Menâkir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi. Taş yontmağa mahsus kalem.

minser

  • (Çoğulu: Menâsir) Yırtıcı kuşların gagası.
  • Taşçı kalemi.
  • Yüz ile ikiyüz adet arasında olan asker.
  • Önlerinde ne bulunur yıkıp yakıp târumar eden asker.
  • Otuz ile kırk arasında olan at.
  • Kırktan elliye veya altmışa; ve yüzden ikiyüze kadar olan at.

mu'tezile

  • Aklı ön plâna alan ve "kul kendi fiillerinin yaratıcısıdır" diyerek, ehl-i sünnetten ayrılan fırka. Bunlara kaderiyeciler de denir, önderleri Vâsıl b. Ata'dır.

muaddil / muâddil

  • Düzeltici.

muallimat / muallimât

  • Öğretici kadınlar, kadın hocalar.

muarrif

  • Târif edici. Anlatıcı. İzah edip bildirici. Tanıtan. Tercüman.
  • Allah'ı tanıtıcı, tarif edici.
  • Tanıtıcı.

muarrif-i hakiki / muarrif-i hakikî

  • Gerçek tarif edici, öğretici.

muarrık

  • (Arak. dan) Tıb: Terletici ilâç.

muattış

  • (Atş. dan) Susatan, susatıcı.

muattis

  • (Ats. dan) Aksırtan, aksırtıcı.

muayyin

  • (Ayn. dan) Tâyin eden, belirten, belirtici.

mubassır

  • Gözetici, bekleyici, bakıcı.
  • Eskiden gümrüklerde muhafaza memuru ve mektebte talebenin inzibatına bakan memur.

mübekki / mübekkî

  • Ağlatıcı.

mübki / mübkî

  • Ağlatıcı.

mucid-i hakiki / mûcid-i hakikî

  • Gerçek var edici, yaratıcı olan Allah.

müessir-i zi'l-iktidar

  • Güç ve iktidar sahibi Yaratıcı.

müfettih

  • Feth eden, açan, açıcı.
  • Geğirten, geğirtici.

müfteris

  • Yırtıcı. Parçalayıcı. İftiras eden. Zorla yere yıkıp parçalayan.
  • Yırtıcı, parçalayıcı.
  • Yırtıcı.

mugalata / mugâlata

  • Yanıltıcı için söz söyleme.
  • Safsata, demagoji; aldatmak maksadıyla yanıltıcı sözler söyleme.

mugaşşi / mugaşşî

  • (Gaşy. den) Bayıltıcı, bayıltan.

muğfil / مغفل

  • Aldatan, aldatıcı. (Arapça)

muhaffif / مخفف

  • (Hıffet. den) Hafifleten, hafifletici.
  • Hafifletici. (Arapça)

muhit / muhît / مُح۪يطْ

  • Kuşatıcı.

muhita / muhîta

  • Kuşatıcı.
  • Kuşatıcı.

muhtelib

  • Hilekâr, aldatıcı, hile yapan, dalavereci.

muhyi / muhyî

  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Yaratıcı, hayat verici, diriltici.

muid / muîd

  • Yardımcı. Mubassır.
  • Dersi iade eden, tekrar ettiren. Muallim yardımcısı.
  • Geri çevirtici.
  • Bir şeyi âdet edinmiş olan.
  • Tecrübeli. Hâzık.
  • Güçlü. Kuvvetli.
  • Arslan.
  • Gazâ ve cihad eden kimse.

mukallis

  • Ağaç oynatıcı.

mükellib

  • Yırtıcı hayvanları ava alıştıran, avcılık tâlim edip öğreten.

mülattıf

  • (Lutf. dan) Bir iyilikle gönül alan. Taltif eden.
  • Yumuşatıcı (ilâç).

mülattıfat

  • (Tekili: Mülattıf) Yumuşatıcı ilâçlar.

mümidd

  • İmdad eden, yardım eden.
  • Uzatan, uzatıcı.

münazzıc

  • Yumuşatıcı. Öldürücü.

münüh

  • Tüketici.

munzicat / munzicât

  • Yaranın iltihabını yok edici, irinini akıtıcı (ilâçlar).

mürebbi / mürebbî / مربى

  • Eğitmen, eğitici. (Arapça)

mürşid-i mucib / mürşîd-i mûcîb

  • Sorulara cevap verip irşad eden, aydınlatıcı cevap veren.

müsabea

  • Yırtıcı hayvanların yeri.

musahhin

  • (Sahn. den) Isıtan, ısıtıcı. Teshin eden.

müsbet hareket

  • Yapıcı ve düzeltici hareket.

müsebbibü'l-esbab

  • Sebeplerin yaratıcısı olan Allah.

müsebbitat

  • Uyuşturucu, bayıltıcı, dondurucu ilâçlar.

müstahsil / مُسْتَحْصِلْ

  • Üretici.
  • Üretici.
  • Yetiştiren, yetiştirici, üretici.
  • (Hâsıl. dan) Yetiştiren, hâsıl eden, husule getiren, elde eden. Üretici.
  • Üretici.

müstahsilin / müstahsilîn

  • (Tekili: Müstahsil) Yetiştirenler, müstahsiller, üreticiler.

müstehlik / مستهلك

  • Tüketici.
  • (Helâk. den) İstihlâk eden, satın aldığı şeyi bizzat kullanıp sarfeden, harcayan. Tüketici.
  • Tüketici.
  • Tüketici. (Arapça)

müteakıdeyn

  • Alıcı ile satıcı.

mütebayian

  • Alıcı ile satıcı.

mütehayyil

  • (Hayal. den) Kuvve-i hayaliyeden geçiren, hayal kuran. Bir şeyi görüp gözetici, idrak edici olan.

mütevelli / mütevellî / متولى

  • Bir vakfın üst yöneticisi. (Arapça)

mutezile

  • "Kul kendi fiilinin yaratıcısıdır" iddiasında olan ehl-i sünnet dışı bâtıl bir mezhep.

müvezzi

  • Dağıtıcı.

müvezzi'

  • Dağıtıcı, tevzi' eden, posta mektuplarını dağıtan. Gazete satan.

müzellil

  • Zelil eden, zelil kılan, alçaltıcı, hakirleştiren.

muzie / muzîe

  • Işık verici, aydınlatıcı.

nakile / nâkile

  • İletici.

nakş-ı acib / nakş-ı acîb

  • Şaşırtıcı, eşsiz nakış.

nakş-ı acib-i san'at

  • San'atın şaşırtıcı nakşı.

nakş-ı dil-firib

  • Gönül aldatıcı suret.

natüralizm

  • (Osm: Tabiiye) Fls: Kâinatta hâdiselerin ve varlıkların meydana gelişinde tabiat kuvvetleri dışında hiçbir sebep ve müessir kuvvet ve yaratıcı kabul etmeyen inkârcı, maddeci görüş.

navek-endaz

  • Okçu. Ok atıcı. (Farsça)

nazarı amm / nazarı âmm

  • Bakışı geniş ve kuşatıcı.

nazır-ı umumi / nâzır-ı umumî

  • Genel gözetici.

nazırlık / nâzırlık

  • Gözlemcilik, gözeticilik.

nehim

  • Aç gözlü, doymaz.
  • Yırtıcı.
  • Arslan kükremesi.

ni'me-r rakib

  • Ne iyi gözetici, koruyucu.

nigehban / nigehbân

  • Gözcü, gözetici, bekçi. (Farsça)

nizam-ı garip

  • Şaşırtıcı düzen.

nüda

  • (Çoğulu: Endâ-Endiye) Yağmur.
  • Boğaz ıslatıcı nesne.
  • Çiy, rutubet.
  • Atâ, bahşiş.
  • Sesin uzaklara gitmesi.

nükul / nükûl

  • Dönme, cayma, vazgeçme; bir malı satın aldıktan sonra vazgeçerek satıcıya geri verme.

nur / nûr

  • Aydınlık, ışık, feyz, bereket ihsân.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Îmân.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Tam ve kusursuz olarak zâhir olup her şeyi ortaya çıkarıcı, yaratıcı veya göktekileri ve yerdekileri nûru ile hidâyet edici, doğru yolu gösterici, gökleri; güneş, ay ve yıld

nur-u asli / nur-u aslî

  • Asıl nur, gerçek aydınlatıcı nur ve ışık.

penbezen

  • Hallaç. Pamuk atıcı. (Farsça)

perdaz

  • Tertib eden, düzenleyen, düzeltici. (Farsça)

peymay

  • Tartıcı, ölçücü. (Farsça)

pir / pîr

  • Yaşlı, ihtiyar. (Farsça)
  • Reis. (Farsça)
  • Bir tarikatın kurucusu. (Farsça)
  • Herhangi bir meslek ve san'atın başlatıcısı, te'sis edicisi. (Farsça)
  • Reis; herhangi bir meslek veya sanatın kurucusu, başlatıcısı.

pira

  • Süsleyici, düzenleyici, donatıcı. (Farsça)

pirayende

  • Süsleyici, donatıcı. (Farsça)

piş-müzd

  • Pey, pey akçesi. Satılık bir şeye talip olan kimsenin, sonradan caymayacağını temin makamında olmak üzere satıcıya peşin verdiği bir miktar para. (Farsça)

puyende

  • Koşan. Seğirtici. Koşucu. (Farsça)

ra'şeaver

  • (Ra'şe-âver) Titretici. (Farsça)

ra'şever

  • Titretici. (Farsça)

rafi / râfi

  • Yükseltici, kaldırıcı.

rafi'

  • Yükseltici. Hâmil. Sâhib. Kaldırıcı, kaldıran.
  • Esma-i İlâhiyedendir.

rakam

  • Bütün satıcı, bütün satan.

rami

  • (Remy. den) Ok, mermi v.b. şeyler atan atıcı.

recefe

  • Zelzele.
  • Ortalığı sarsacak kışkırtmalar yapmağa ircaf denir. Yalan, yanlış haberlerle umumî efkârı şaşırtıcı neşriyatlara ise Eracif denmektedir.

rezzak / rezzâk

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her yarattığı ve rızık vereceği mahlûkunun rızkını yaratıcı ve ulaştırıcı ve o rızık ile faydalanma sebeblerini hazırlayan ve rızık gönderen Allahü teâlâ.

rezzaz

  • Pirinç satan. Pirinç satıcı.

riba / ribâ

  • Fâiz; ödünç vermekte, rehnde (ipotekte) ve alış-verişte, alıcıdan veya vericiden (satıcıdan) birinin ötekine karşılık olarak vermesi şart edilen fazla mal.

rimayet

  • Ok, gülle, kurşun gibi şeyleri atmada mâhir olma. Atıcılık.

rububiyet / rubûbiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi.

rububiyet-i mutlaka

  • Allah'ın herşeyi kuşatan, kayıtsız ve sınırsız egemenliği, yaratıcılığı, terbiyesi.

ruşengir

  • Cilâcı, parlatıcı.

sabur / sabûr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi vakti gelince ve belli miktarı ile yaratan, bu hususta acele etmeyen, kendisine şirk (ortak) koşan ve başka günâhları işleyerek isyân edenleri cezâlandırmaya kâdir (gücü yetici) iken, cezâ vermekte acele etmeyen.

safka

  • Bir satış anında müşteri ile satıcının tokalaşarak, "hayrını gör" demeleri.
  • Yapılan satış.

safsata

  • Uydurma, aldatıcı mantık oyunu.

sahhab

  • Gürültücü, patırtıcı.

sahhar

  • Aldatıcı, büyüleyici.

sahib-i kainat / sahib-i kâinat

  • Evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi Allah.

sahtekar / sahtekâr

  • Sahteci, aldatıcı.

şaklaban

  • Şen şatır, hoppa. Avutucu, aldatıcı. Güldürücü, soytarı.

samyeli

  • Sıcak memleketlerde esen bunaltıcı rüzgâr.

sani' / sâni' / صانع

  • Yaratıcı, Tanrı. (Arapça)
  • Yapan. (Arapça)

sani'-i hakim / sâni'-i hakîm

  • Hikmet sâhibi olan yaratıcı. Allah (C.C.)

sani-i hakiki / sâni-i hakikî

  • Her şeyin gerçek anlamda san'atkârı ve yaratıcısı olan Allah.

şarlatan

  • Yalancı, aldatıcı kimse.

şarlatanlık

  • Yalancılık, aldatıcılık.

sarram

  • Ham deri satıcısı.

şayan-ı istiğrab / şâyân-ı istiğrab

  • Şaşkınlık sebebi, hayret verici, şaşırtıcı.

sebbak

  • Eritip kalıba döken, eritici.

sebu'

  • (Çoğulu: Sebâ') Yırtıcı hayvan. Canavar.

sebuiye

  • Yırtıcıya mensub, canavarlıkla ilgili.

sebuiyet / sebûiyet

  • Yırtıcılık, parçalayıcılık. Yırtıcı hayvanın fıtri hassası.
  • Yırtıcılık.

şegafdar / şegafdâr

  • Delirtici. (Farsça)

sehhar

  • (Sihir. den) Büyü gibi bir kuvvetle çeken. Büyü yapan.
  • Çok aldatıcı.

selem

  • İleride teslim edilecek bir malın peşin para ile satılması. Yâni belli miktârda peşin para ile belli zaman sonra bilinen yerde bilinen bir malı satın almak için yapılan sözleşme. Peşin parayı verene sâhib-üs-selem veya rabb-üs-selem; veresiye mal ver me borcu altına giren satıcıya müslemün ileyh, bu

sem'

  • İşitme, işitici olma. Allahü teâlânın subûtî sıfatlarından.

semavat ve arzın halıkı / semâvât ve arzın hâlıkı

  • Yer ve göklerin yaratıcısı olan Allah.

semen-i müsemma / semen-i müsemmâ

  • Bâyi' (satıcı) ile müşterinin karşılıklı rızâ ile mebî (mal) için hakîkî kıymetine uygun olsun veya olmasın, tâyin ettikleri yâni uyuştukları bedel.

semi / semî

  • İşitici.

serab-ı gurur

  • Gurur serabı; çöldeki aldatıcı su görüntüsü gibi insanları aldatan gurur.

serahin

  • (Tekili: Sirhân) Yırtıcı hayvanlardan olan kurtlar.

şerarat-ı neyyirane / şerârât-ı neyyirâne

  • Aydınlatıcı parlak kıvılcımlar, ışık saçan kıvılcımlar.

sevik

  • (Çoğulu: Esvika-Sevik) Kavut adı verilen kavrulmuş un. Kavut satıcısına "sevvâk" denir.

sevm-i şira'

  • Bâyi'in (satıcının) ve müşterinin, mebî'e (mala) fiyat koymaları, bir fiyatta anlaşmaları.

şeytanet

  • Şeytanlık. Aldatıcılık. Kurnazlık, hilekârlık.

siba'

  • Cima.
  • Kesret-i cima ile iftihar edişmek.
  • (Tekili: Sebu) Canavarlar, yırtıcı hayvanlar.

şikaf / şikâf

  • (Şikâften: "Yarmak" mastarından) Yarık, yırtık, çatlak. (Farsça)
  • Kelime sonuna gelerek "yırtıcı, yırtan" mânâsına kullanılır. Meselâ: Ciğer-şikâf : Ciğer parçalayan. (Farsça)

sırr-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliğinin, yaratıcılığının, idaresinin ve terbiyesinin sırrı.

sofestai / sofestaî

  • (Sevfestâi) Kâinatın yaratıcısını, Cenab-ı Hakkı kabul etmemek için herşeyi inkâr eden. Müsbet veya menfi hiç bir hükme varmayan, daima şüphe içinde kalmayı esas alan felsefi bir doktrinin (Septisizm) mensubu. Septik. Alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar

sofestailer / sofestâîler

  • Kâinatın yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hatta kendilerini dahi inkâr edenler.

sofi

  • Ehl-i tasavvuf. Riyazet ve nefisle mücahede ile hakikate ermeğe çalışan. Tarikata mensub, mânevi kemâlât için çalışan.
  • Yanıltıcı, safsatacı.

şöhret-i kazibe / şöhret-i kâzibe

  • Geçici şöhret. Yalancı dünyalık, fâni şöhret. Aldatıcı nâm.

sosyalizm

  • İktisadî teşebbüsleri ve teşekkülleri devlete vermek isteyen görüş. İştirakiyecilik. Güya, herkese müsavi mal verme esasını idare sisteminde yerleştirmeyi ve mal birliğini iddia eden ve insan fıtratına zıt olarak hürriyetleri daraltıcı ve din aleyhdarı bir sistem. Serserilere, zenginlerin mallarını (Fransızca)

sultan / sultân

  • Hükümdâr, yönetici.
  • Her şeyin hâkimi olan Allah.

şümul / şümûl

  • Kapsamlı ve kuşatıcı olma.

ta'limi / ta'lîmî / تعليمى

  • Öğretici, didaktik. (Arapça)

tabaka-yı ulya / tabaka-yı ulyâ

  • Yüksek tabaka; zengin, aydın ve sosyal statüsü yüksek tabaka; zenginler, yöneticiler ve saire.

tabi' / tâbi'

  • Basan, resmeden; yaratıcı, yaratan.

tabiat-ı müessire

  • Tesir sahibi, yaratıcı tabiat.

tabiatperest / طَبِيعَتْپَرَسْتْ

  • Tabiatı yaratıcı zanneden kimse.
  • Tabiatı yaratıcı zanneden.

tabiiyun

  • Tabiatı yaratıcı olarak kabul edenler, materyalistler.

tahrik-amiz

  • Kışkırtıcı. Tahrik edici. (Farsça)

tahrikamiz / tahrîkâmiz / تحریك آميز

  • Tahrik edici, kışkırtıcı. (Arapça - Farsça)

takatfersa / tâkatfersâ / طاقت فرسا

  • Takat tüketici, dayanılmaz. (Arapça - Farsça)

tarif edici

  • Tanıtıcı.

tàtil

  • Cenab-ı Hakkın sıfatlarını inkâr etme, varlıkların Allah ile olan bağlarını kesme, yaratıcıyı kabul etmeme.

tavsifname

  • Tanıtıcı yazı.

tebarüz-ü uluhiyet / tebarüz-ü ulûhiyet

  • Allah'ın yaratıcılık ve herşeye hâkimiyetinin kendisini göstermesi.

tecelliyat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiye edişinin tecellileri, yansımaları.

tekaver / tekâver

  • Koşucu, seğirtici. (Farsça)
  • Yorga yürüyüşlü at. (Farsça)

tevafuk-u acibe

  • Hayret verici, şaşırtıcı uygunluk, denk gelme.

tevafukat-ı acibe

  • Şaşırtıcı uygunluklar.

tevhid-i halık / tevhid-i hâlık

  • Sadece bir Yaratıcının olduğuna, başka yaratıcıların olmadığına inanma.

tevhid-i sermedi / tevhid-i sermedî

  • Sürekli var olan yaratıcının birliği.

tezahürat-ı rububiyet / tezahürât-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesinin gözle görülür olması.

tüccar

  • (Tekili: Tâcir) Tacirler, satıcılar. Ticaret yapanlar.

tüfe

  • Yırtıcı bir canavar.
  • Karakulak denilen canavar.
  • Örtünmüş kadın.

ulü'l-emir

  • İş idare eden, idareci, yönetici ve siyasetçiler.

ulü'l-emr

  • Emir sahipleri, buyruk sahipleri, kadılar, idareciler, yöneticiler.
  • İdareciler, devlet yöneticileri.

ümera

  • Emirler, beyler, yöneticiler.

ummal / ummâl / عمال

  • Görevliler. (Arapça)
  • Yöneticiler. (Arapça)

umumiyet-i hakimiyet / umumiyet-i hâkimiyet

  • Allah'ın hükümranlığının kuşatıcılığı.

unsur-u muhit / unsur-u muhît / عُنْصُرُ مُحِيطْ

  • Kuşatıcı unsur, madde.

üslub-u garip / üslûb-u garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı ifade ve anlatım tarzı.

üstad / üstâd

  • Muallim, öğretici, rehber.

üstad-ı ezeli / üstad-ı ezelî / üstâd-ı ezelî

  • Cenab-ı Hak. Bütün ilim ve bilgilerin, marifetlerin öğreticisi. Alîm-i Mutlak ve Hakîm-i Ezelî.
  • Varlığının başlangıcı olmayan ve bütün ilimlerin öğreticisi olan Allah.

üstad-ı muallim

  • Öğretici üstad, öğretmen olan büyük âlim.

üstad-ı mübelliğ

  • Tebliğ edici, irşad edip tanıtıcı ve bildirici üstad.

üstadiyet

  • Üstadlık; eğitici ve öğretici olma özelliği.

vahdet-i saki midadı / vahdet-i sâki midadı

  • Su dağıtıcının birlik mürekkebi.

vahdetü'l-mevcud

  • "Yaratıcı, kâinatı oluşturan varlıkların toplamıdır. Allah da kâinat da birdir. Tek olan ilâh kâinatın bütünüdür" şeklinde kâinat hesabına Allah'ı inkâr eden materyalist felsefî düşünce sistemi.

vali / vâlî

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyin mâliki (sâhibi), yaratıcısı, bütün işler tasarrufunda olan, her şey O'nun irâdesi, hükmü ile olan.

vaziyet-i acibe

  • Şaşırtıcı durum.

veci

  • (Veca'. dan) Ağrıtıcı, sızlatıcı.

veli / velî

  • Sahip, gözetici, koruyucu.

vüs'at-i hallakıyet / vüs'at-i hallâkıyet

  • Yaratıcılığın genişliği.

ya halıki / yâ halıkî

  • Ey Yaratıcım.

yuz

  • Kaplanı andırır yırtıcı bir hayvan, pars. (Farsça)

zabit / zâbit

  • Gözetici, subay.

zabitlik

  • Gözeticilik.

zemin-i müdara / zemîn-i müdârâ

  • Aldatıcı ortam, iki yüzlü dünya.

zevk-i mecazi / zevk-i mecazî

  • Gerçek olmayan, yalan ve aldatıcı zevk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın