LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ti kelimesini içeren 262 kelime bulundu...

a'ma-i elvan / a'mâ-i elvan

  • Tıb: Renk körlüğü, renkleri ayırt edememe hastalığı. Akromatopsi.

adale

  • Tıb: Bedenin hareketini icra eden ve birbirinden, ince bir perde ile ayrılan sinirli et kısımlarından her biri. Hepsine birden et (Lahm) tâbir edilir.

adrenalin

  • Tıb: Böbrek üstü salgısından çıkarılan bir hormon. Sentetik olarak da yapılır. Damar daraltmak ve kanamayı önlemekte kullanılır. (Fransızca)

afazi / afazî

  • Tıb: Organlarda bir işleme bozukluğu olmadığı halde, fikri kelime ile anlatamamak hâli. (Fransızca)

ağtabaka

  • Tıb: Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar.

akromatopsi

  • Tıb: Renk körlüğü.

aktör

  • Tiyatroda erkek oyuncu. (Fransızca)

aktris

  • Tiyatroda kadın oyuncu.

albümin

  • Tıb:Nebat ve hayvanların etli ve sulu kısımlarında bulunan karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt bileşiği gıdalı madde. (Fransızca)

andem

  • Tıb: Kanı durdurmak için kullanılan bir çeşit reçine.

asdagan

  • Tıb: Kollarımızdaki nabız damarları.

aselbent

  • Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

atardamar

  • Tıb: Kanın, kalbden vücudun her tarafına (akciğerlere de) gitmesine yarayan damar. Şiryan.

aynen / عينا

  • Tıpkı, tamamıyla.
  • Tıpkı, tıpkısı.
  • Tıpkı, aynen, olduğu gibi. (Arapça)

azm-i acz

  • Tıb: Sağrı kemiği. Kuyruk sokumu kemiği.

azm-i adesi / azm-i adesî

  • Tıb: Mercimek kemiği.

azm-i adud

  • Tıb: Pazı kemiği.

azm-i akab

  • Tıb: Ökçe kemiği.

azm-i enfi / azm-i enfî

  • Tıb: Burun kemiği.

azm-i kasaba

  • Tıb: Baldır kemiği.

azm-i kitf

  • Tıb: Kürek kemiği, omuz kemiği.

azm-i ku'bere

  • Tıb: Kolumuzun ön tarafında bulunan önkol kemiği. (Önkol kemiğinin arkasında dirsek kemiği bulunur).

azm-i terkova

  • Tıb: Köprücük kemiği.

azm-i us'us

  • Tıb: Kuyruk kemiği.

azm-i veceni / azm-i vecenî

  • Tıb: Elmacık kemiği.

azm-i zend

  • Tıb: Dirsek kemiği.

azm-i zıfri / azm-i zıfrî

  • Tıb: Tırnaksı kemik.

bademcik

  • Tıb: Boğazın iki tarafında, badem biçimindeki bezler.

basala

  • Tıb: Vücudun her hangi bir yerinde yaradılıştan olan kabartı.

bazıa

  • Tıb: Derisi kopmak üzere olan yara.

bazile

  • Tıb: Göğüs veya karnın içinde husule gelen gaz veya su şişlerinin mahfazasını delmeye mahsus ve boru içinde mahfuz bir mil.

bedtıynet / بدطينت

  • Tıynetsiz, karaktersiz. (Farsça - Arapça)

beray-ı ticaret / berây-ı ticâret

  • Ticâret için. Ticâret maksadı ile.

berde

  • Tıb: Mide dolgunluğu.

bere

  • Tıb: Ezilme veya kılcal damarların kopması sonunda kanın, dokular içinde birikmesi ve bundan dolayı meydana gelen morluk. (Türkçe)

bevliye

  • Tıb: İdrar yolları ve böbrek hastalıkları. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisiyle uğraşan tıp dalı. (Üroloji)

bimarhane

  • Tımarhane. Akıl hastahanesi.

biyoterapi

  • Tıb: Bazı hastalıkların tedavisinde canlı varlıklardan faydalanma usûlü.

bücul / bücûl

  • Tıb: Topuk kemiği. Aşık kemiği. (Farsça)

bürda

  • Tıb: Sıtma hastalığı.

çarşı-yı ticaret

  • Ticaret çarşısı.

cümle-i asabiye

  • Tıb: Sinir sistemi.

da-ül-kalb / dâ-ül-kalb

  • Tıb: Kalb hastalığı, yürek çarpması.

dahamet-i kebed / dahâmet-i kebed

  • Tıb: Karaciğer büyümesi.

dahıs

  • Tırnak yakınında olan bir verem hastalığı.

damiye

  • Tıb: Kanı akan yara.

demak

  • Tipi (Kış gününde rüzgârın karı her tarafa savurmasıdır.)

deyn-i mütevassıt

  • Ticâret malı olmayan zekât hayvanları ile köle, ev, yiyecek, içecek gibi ihtiyâç maddelerinin satışları karşılığı ve binâların kirâ alacakları.

dıl'-i kazib / dıl'-i kâzib

  • Tıb: Göğüs kemiğine dayalı beş adet küçük kaburga kemiği.

dimne

  • Tilki. (Farsça)

diryak

  • Tiryâk, ilâç.

dümel

  • Tıb: Büyük kan çıbanı.

düztaban

  • Tıb: Ayak tabanı düz olan kimse. Böyle kişiler çabuk yorulurlar ve hızlı yürüyemezler. (Türkçe)

ebu-l husayn

  • Tilki.

ebu-n necm

  • Tilki.

edeb-i tıp

  • Tıp ahlâkı.

effak

  • Ticaret için bütün dünyayı dolaşıp gezen tüccar adam.

ehdab-ı mühtezze / ehdâb-ı mühtezze

  • Titrek kirpikler.

ehl-i ticaret

  • Ticaret yapanlar, tüccarlar.

erahh

  • Tırnağı yassı ve geniş olan hayvan.

erk

  • Tıb: Uykusuzluk hastalığı.

etfal / etfâl

  • Tıfıllar, çocuklar.

ev'iye-i şa'riyye

  • Tıb: Siyah ve kırmızı kan damarları arasındaki gayetle ince olan damarlar.

ev'iye-i veridiyye

  • Tıb: Siyah kan damarları.

fasete

  • Tıraş olunmuş elmasın yüzlerinden her biri. (Fransızca)

fenn-i teşrih

  • tıb: Bir cesedin, canlı vücudunun iç yapısını öğrenme bilgisi. (Anatomi)

fenn-i tıb

  • Tıp bilimi.

fenn-i ticaret

  • Ticaret bilimi.

fenn-i tıp

  • Tıp ilmi.

fesit / fesît

  • Tırnak kesintisi, tırnak parçası.

fıkarat-ı kataniye / fıkarât-ı kataniye

  • Tıb: Bel omurları.

fıkarat-ı rakabiye / fıkarât-ı rakabiye

  • Tıb: Boyun omurları.

gariziye / garîziye

  • Tıb: Yaratılışa âit. Yaşamaya âit. Doğuştan. Normal.

gışa-yı tabli / gışa-yı tablî

  • Tıb: Kulak zarı.

gudde

  • Tıb: Bez. Vücudun muhtelif yerlerinde, hususan boyunda bir nevi vücuda lazım su çıkaran depocuk. Şiş.

gudde-i nekfiyye

  • Tıb: Kulak memesinden çeneye kadar olan kısımda bazan ufak ufak meydana gelen bezler.

gudruf-u halkavi / gudruf-u halkavî

  • Tıb: Kıkırdak halka.

hafş

  • Tıb: "Tavuk karası" adı verilen bir göz hastalığı.

halecan / halecân / خَلَجَانْ

  • Titreme. Kalb çarpıntısı. Heyecan.
  • Titreme, çarpıntı.
  • Titreme, heyecan.

halik

  • Tıraş edilmiş.

hasat-ı bevliyye / hasât-ı bevliyye

  • Tıb: Sidik yollarında ve böbreklerde meydana gelen taş.

hasat-ı mesane / hasât-ı mesane

  • Tıb: Sidik kesesinde meydana gelen taş.

hasele

  • Tıb: Karnın göbek ile kasık arasındaki kısmı.

hasıb

  • Tipi. Ortalığı toza toprağa boğan şiddetli rüzgâr.

havye

  • Tıb: Yaranın etrafındaki kabarık etler.

hayza

  • Tıb: Kolera denilen hastalık.

hazaze

  • Tıb: Bulaşıcı, müzmin bir cilt hastalığı olup sonradan bağırsaklara geçerse öldürücü olur.

helecan

  • Titreme, heyecan, kalp çarpıntısı.

helile / helîle

  • Tıb: Tohumları tıbda müshil olarak kullanılan bir bitki.

hemi / hemî

  • Tıpkı bu, bu bile. (Farsça)

heyne

  • Tıb: Kolera hastalığı.

heytal

  • Tilki.

hicab-ı müstabtın

  • Tıb: Plevra.

hicris

  • Tilki eniği.

hidaş

  • Tırmalama.

hımye

  • Tıb: Hastanın, hekim tarafından verilen ilaçlarla kanaat edip ve tavsiyelerine uyup o hududun dışına çıkmaması.

humevi / humevî

  • Tıb : Sıtmaya ait.

hunnak

  • Tıb: Boğaz hastalıkları.

hurac

  • Tıb: Bedenin çeşitli yerlerinde çıkan çıbanlar.

iba' / îba'

  • Tiksindirmek, iğrenme.

ibad

  • Tıb: Bacaklarda diz mafsalının iç kısmındaki büyük damar.

ibtila / ibtilâ

  • Tiryakilik, düşkünlük.

icne

  • Tıb : Yanak kemiği.

ihtilak

  • Tıraş etme veya edilme.

ihtizaz / ihtizâz / اهتزاز / اِهْتِزَازْ

  • Titreme, hoşlanma.
  • Titreşim, sarsıntı.
  • Titreme, titreyiş. (Arapça)
  • Titreme.

ihtizaza gelmek

  • Titremek, harekete geçmek.

ihtizaza getirmek

  • Titretmek, harekete geçirmek.

ihtizazat / ihtizazât

  • Titremeler, hoşlanmalar.

ıkak

  • Tırnaklı hayvanların gebeleri.

ikrah / ikrâh / اكراه

  • Tiksinme, iğrenme. (Arapça)
  • İkrâh etmek: Tiksinmek, iğrenmek. (Arapça)

ikrahen / ikrâhen / اكراها

  • Tiksinerek, iğrenerek. (Arapça)

ilel-i müstevliye

  • Tıb: Salgın hastalıklar.

ilel-i sariye / ilel-i sâriye

  • Tıb: Bulaşıcı hastalıklar. Sâri illetler.

ilm-i tıb

  • Tıp bilimi.

ilm-i tıp

  • Tıp ilmi.

iltihab-ı a'ver

  • Tıb: Körbağırsağın iltihabı.

iltihab-ı edeme

  • Tıb: Cildin iltihablanarak katılaşması.

iltihab-ı kebed

  • Tıb: Karaciğer iltihabı.

iltisak-ı ecfan

  • Tıb : Ağrı ve sızıdan dolayı gözkapaklarının birbirine bitişmesi.

iltiva-yi em'a / iltiva-yi em'â

  • Tıb: Bağırsağın kendi üzerine helezoni biçimde kıvrılması.

inşab

  • Tırnak batırma, tırnak bastırma.

insidad-ı em'a / insidad-ı em'â

  • Tıb: Bağırsakların birbirine dolanması neticesinde tıkanması.

insidad-ı halime

  • Tıb: Meme başlarının tıkanması.

ir'as

  • Titretme.

irhem yareb

  • Tıb: Bağırsak tıkanması veya dolanması.

irtiaş / irtiâş / ارتعاش

  • Titreme. (Arapça)

istiha'

  • Tıraş etme veya ettirme.

istihlab

  • Tırmalama.

istikrah

  • Tiksinme.

kabakulak

  • Tıb: Daha ziyade tükrük bezlerini şişiren bulaşıcı ve ateşli bir hastalık.

kafkafe

  • Titremek, titretmek.

karha-i akile / karha-i âkile

  • Tıb: Etrâfını yiyip, genişleyerek büyüyen yara.

kelab

  • Tıb: Kudurma. Kuduz hastalığı.

kemne

  • Tıb: Karasu adı verilen bir göz hastalığı.

kerih / kerîh

  • Tiksindirici.

kezb

  • Tırnakta görünen beyazca yer.

kübad

  • Tıb: Karaciğer iltihabı.

kulame

  • Tırnak kesintisi. Kesinti.

kulunç

  • Tıb: Şiddetli bağırsak ağrısı. Omuzlarda ve vücutta bir ağrı.

küre-i ayn

  • Tıb: Göz yuvarlağı.

küzaz

  • Tıb: Tetanos. Sinir gerilmesi.

lerzan / lerzân / لرزان

  • Titrek, titreyerek. (Farsça)
  • Titrek.
  • Titrek. (Farsça)

lerze

  • Titreme.
  • Titreme, titreyiş. Sallantı. (Farsça)
  • Titreme, titreyiş.

lerzebahş

  • Titreme veren, titreten. (Farsça)

lerzedar / lerzedâr

  • Titrek, titreyici. (Farsça)

lerzenak / lerzenâk

  • Titrek, titreyici. Titremeğe tutulmuş. (Farsça)

lerzende

  • Titreyen, titrek. (Farsça)

lerzeresan

  • Titreme veren, titreten. (Farsça)

lerziş / لرزش

  • Titreme, titreyiş. (Farsça)
  • Titreme. (Farsça)

ma's

  • Tıb: Adalelerin tutulması, kasların büzülmesi. Kramp.

madde-i musavvire

  • Tıb: Kanın küreciklerinden başka gıda maddesinden olup, azot ve sair maddeleri içine alan sulu cisim. Canlı hücrelerin vücudunu teşkil eden ve içinde çoğunun çekirdek bulunan albüminli madde. Protoplazma.

maden-i ticaret

  • Ticaret kaynağı.

mafsal

  • Tıb: Vücuddaki kemiklerin ekli olan oynak yerleri. Eklem.

mafsal-ı müteharrik

  • Tıb: Oynar eklem.

maraz-ı sari / maraz-ı sârî

  • Tıb: Bulaşıcı hastalık.

me'kum

  • Tilki ve tavşan ini ve yatağı.

mecdur

  • Tıb: Çiçek çıkarmış kimse.

medar-ı ticaret

  • Ticaret kaynağı.

mesa'lebe

  • Tilkisi çok olan yer.

mesamm-ül cild

  • Tıb: Cilt üzerindeki küçük delikler.

meta / metâ

  • Ticarî değer, değerli mal.
  • Ticaret malı.

meta' / مَتَاعْ

  • Ticaret malı.

muaviye

  • Tilki eniği.

mucib-i istikrah / mûcib-i istikrâh / مُوجِبِ اِسْتِكْرَاهْ

  • Tiksintiyi gerektiren.
  • Tiksinmeyi gerektiren.

muhadeşe

  • Tırmalama. Sıkıntı ve zahmet verme.

muharriş

  • Tırmalayan, azdıran, tahriş eden.

muhtelik

  • Tıraş eden.

mühtez / مهتز

  • Titrek. (Arapça)

mükarehe / mükârehe

  • Tiksinme.

mümeyyize / مميزه

  • Tırnak işareti. (Arapça)

münsed

  • Tıkanmış, tıkalı.

mürteiş / مرتعش

  • Titrek. (Arapça)

müstekreh

  • Tiksindirici.
  • Tiksinilen.

mütacere

  • Ticaret yapma.

mutaffifin / mutaffifîn

  • Ticârette hile yapanlar, fazla alıp noksan veren ve eksik tartanlar.

mutalsam

  • Tılsımlanmış olan. Esrârengiz hâle gelmiş olan.

mutalsım

  • Tılsımlayan.

müteharriş

  • Tırmalanan, tırmıklanmış olan, tırmık yiyen.

mütehezzizane / mütehezzizâne

  • Titreyerek, titremek suretiyle. (Farsça)

mütekerrihane / mütekerrihâne

  • Tiksinircesine. Surat asarcasına. (Farsça)

müteneffirane / müteneffirâne

  • Tiksinerek, çekinerek. (Farsça)

mütera'id

  • Titreyen.

nahun / nâhun / ناخن

  • Tırnak. (Farsça)
  • Tırnak. (Farsça)

nahun-büray / nâhun-bürây

  • Tırnak makası, tırnak çakısı. (Farsça)

nahun-tıraş / nâhun-tıraş

  • Tırnak makası, tırnak çakısı. (Farsça)

nahunbür / nâhunbür

  • Tırnak makası. (Farsça)

nefret

  • Tiksinmek, ürküp kaçmak.
  • Tiksinme.

neheng / نهنگ

  • Timsah. (Farsça)

nevroz

  • Tıb: Sinir sistemi bozukluğu. Sinirlilik hastalığı. (Fransızca)

neyfak

  • Tilki derisinden olan kürk.

nimnimeteyn

  • Tırnak işareti.

nüdga

  • Tırnak sonunda olan beyazlık.

psikoz

  • Tıb: Akıl hastalıklarının umumi adı. (Fransızca)

ra'şan

  • Titreme, titreyiş.

ra'şe / رعشه

  • Titreme. (Arapça)
  • Ra'şe vermek: Titretmek. (Arapça)

ra'şedar / ra'şedâr / رعشه دار

  • Titreyen, ürken. (Farsça)
  • Titrek, titreyen. (Arapça - Farsça)

ra'şet

  • Titreyiş, ürperme.

ra'şever

  • Titretici. (Farsça)

raşe / râşe

  • Titreme.

raşet / râşet

  • Titreme, ürperme.

rebrak

  • Tilki üzümü.

rı'de

  • Titremek, hareket etmek.

ribh-i ticaret

  • Ticârî gelir, kâr.

ribh-i ticari / ribh-i ticarî

  • Ticârî kâr.
  • Ticaret kazancı.

rubah / rûbah / روباه

  • Tilki. (Farsça)

rubeh / rûbeh / روبه

  • Tilki. (Farsça)

sa'leb / ثعلب

  • Tilki. (Arapça)

sadid

  • Tıb: Yaradan akan sarı su. İrin.

sakn

  • Timsah derisi gibi katı ve sert olan deri.

sar'a

  • Tıb : Bir nevi baygınlık hastalığı.

sefine-i tüccariye

  • Ticaret gemisi.

seha'

  • Tıb: Beyin zarı.

şehbender

  • Ticaret nezaretinin teşekkülünden evvel ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arasındaki ihtilâfları halletmekle vazifelendirilen memurun ünvanı idi.

sembol

  • Timsal, mânâlı işaret.

sermaye-i ticaret

  • Ticaretin kazandırdığı servet; manevî sermaye.

şiar

  • Timsal, sembol, parola.

sımam

  • Tıpa. Şişe tıpası.

suda-geri / suda-gerî

  • Ticaret. (Farsça)

sütürde

  • Tıraş edilmiş. Yontulmuş. (Farsça)

tacir / tâcir

  • Ticaret yapan, ticaretle uğraşan.
  • Ticaret yapan.

tahriş / تخریش

  • Tırmalama, azdırma.
  • Tırmalama, kazıma. (Arapça)
  • Tahriş etmek: Tırmalamak. (Arapça)

takafkuf

  • Titremek.

taktaka

  • Tıktıka, taş sesi.

tanin / tanîn / طنين

  • Tınlama, arı vız vızı.
  • Tınlama, tını. (Arapça)

taninendaz / tanînendâz / طنين انداز

  • Tınlayan.
  • Tınlayan, tını veren, çınlayan. (Arapça - Farsça)

tannan

  • Tınlayan, çınlayan.

tansiyon

  • Tıb: Kanın damarlara içerden yaptığı tazyik, basınç. (Fransızca)

tava'vu'

  • Tilki, çakal, kurt ve köpeğin ürümeleri.

tebehhür

  • Tıb: Kısa ve sık nefes alma.

tehziz / tehzîz / تهزیز

  • Titretme. (Arapça)

tekattu'

  • Tıb: Sıtma nöbetinin muntazam vakitlere ayrılması.

temasil / temâsil

  • Timsaller. Suretler. Resimler. Putlar. Semboller. Tasvirler.
  • Timsaller, yansımalar.
  • Timsaller, semboller.

temermür

  • Titremek.

temsilat / temsîlât / تمثيلات

  • Tiyatro oyunları. (Arapça)

ter'is

  • Titremek.

ter'iş

  • Titretme. Titretilme.

terakkiyat-ı tıbbiye

  • Tıp alanında ilerlemeler, gelişmeler.

tetahhul

  • Tıb: Dalak şişmesi.

tetfül

  • Tilki eniği.

tıbb / طب

  • Tıp, doktorluk.
  • Tıp. (Arapça)

tıbben

  • Tıp cihetiyle. Doktorlukça.

tıbbi / tıbbî / طبى

  • Tıp ile ilgili. (Arapça)

tıbbiye / طبيه

  • Tıp mektebi. Tıp fakültesi.
  • Tıp fakültesi, tıp okulu. (Arapça)

ticani meselesi / ticanî meselesi

  • Ticanî tarikati konusu.

ticaret eşyası / ticâret eşyâsı

  • Ticâret niyetiyle alınıp, ticâret için saklanılan eşyâ.

ticaretgah / ticaretgâh / تِجَارَتْكَاهْ

  • Ticaret yapılan yer, ticaret yeri. (Farsça)
  • Ticaret yeri.

ticarethane / ticarethâne / ticârethâne / تجارت خانه

  • Ticaret yapılan yer.
  • Ticaret yeri. Ticaret edilen yer. (Farsça)
  • Ticaret yapılan işyeri. (Arapça - Farsça)

ticari / ticarî

  • Ticaretle ilgili.

tıfl

  • Tıfıl, çocuk.

timsah / timsâh / تمساح

  • Timsah. (Arapça)

tıp fenni

  • Tıp bilimi.

tıraş / تراش

  • Tıraş. (Farsça)

tiryakmisal

  • Tiryak gibi.

tufuliyet

  • Tıfıllık, çocukluk.

tündmeşreb

  • Titiz, sert tabiatlı. (Farsça)

ucave

  • Tırnağa bitişik olan sinir.

vakt-i tefrih

  • Tıb: Çiçek hastalığı aşısının yapılmasından te'sirini gösterinceye kadar geçen zaman.

vesile-i ticaret

  • Ticaret aracı.

veza

  • Tıknaz, topaç, bodur kimse.

vuu'

  • Tilki.

zefzefe

  • Titreme, sarsılma.

zıfr

  • Tırnak. Çengel. Pençe.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın