LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te teredd ifadesini içeren 75 kelime bulundu...

adem-i tereddüd

  • Tereddütsüz, şüphesiz.

adem-i tereddüt

  • Tereddüt göstermeme.

ame

  • Tereddüt.
  • Tenbellik.

ameh

  • Basiretsizlik. Tahayyür, tereddüt. Doğru ciheti bilmemek.

aya / âyâ

  • (Şüphe ve tereddüt bildiren edât; hayret ve taaccüb, soru ile beraber ümid ifâde eder) Acabâ. Âyâ, nasıl oluyor. Hayret, sen bu işi nasıl olur da yaparsın?.. der gibi.

ayfe

  • Hayret.
  • Tereddüt.
  • İğrenmek.

ayir

  • Tereddütlü kimse.

bila tereddüt / bilâ tereddüt

  • Tereddütsüz.

bila-tereddüd / bilâ-tereddüd

  • Tereddüd etmeden.

bila-tereddüt / bilâ-tereddüt

  • Tereddütsüz.

bila-tevakkuf / bilâ-tevakkuf

  • Durmadan, tereddüt etmeden.

bilatereddüt / bilâtereddüt

  • Tereddütsüz.
  • Tereddütsüz.

ca-yi iştibah / câ-yi iştibah

  • Tereddüt edilecek nokta.

da'cele

  • Gitmekte ve gelmekte tereddütlü olmak.

dağdağa

  • Gürültü. Iztırab. Boş yere telâş ve zorluklar.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.
  • Gıcıklamak.

dü-dili / dü-dilî

  • Tereddüt, kararsızlık, neticeye varamamak. (Farsça)

düdil / دودل

  • İkircikli, tereddütlü. (Farsça)

eşekk

  • Çok şek ve şüphe sahibi. Tereddütte ileri giden.

eser-i tereddüt

  • Tereddüt belirtisi.

evveliyat

  • Başlangıçlar. Mukaddemat. İlk öndekiler. İbtidaki cihetler.
  • Her akıllının tereddütsüz tasdik ve kabul edeceği hususlar.
  • Man: Mücerred mevzu ve mahmulleri arasındaki nisbet tasavvur edilince aklın kat'iyyetle teslim ve tasdik ettiği kaziyeler.

gargara

  • Suyu, içilen ilâcı veya başka bir sıvıyı, boğazda oynatıp çalkalama.
  • Tavuk ve güvercinin ötmesi.
  • Can boğaza gelip tereddüt etmek.
  • Çömleğin kaynayıp fıkırdaması.
  • Çoban koyuna haykırıp çağırması.

gıll u gışş

  • Şüphe ve tereddüt, kararsızlık. Kin ve hile. Hiyanet ve düşmanlık.

hacc

  • Kasdetmek. Muârazada delil ve bürhan ile galip olmak.
  • Bir yere çok tereddütle varıp gelme.
  • Şâyan-ı tâzim bir şeye teveccüh.
  • Bir şeyden feragat etmek.
  • Fık: İslâmın şartlarından ve hâli vakti müsait olan her müslümana farz olan, Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Şer

hadis-i nefs / hadîs-i nefs

  • Kalbe gelip de, yapmakla yapmamak arasında tereddüde sebeb olan düşünce.

hemezat

  • (Tekili: Hemeze) Kuruntular, vesveseler, şüpheler, tereddütler.

hetepete

  • Kekeleme. Konuşurken şaşırıp tereddüd etme.

hıkmık etmek

  • Bir işten veyahut bir suale cevap vermekten kaçınmak için esassız bahaneler ileri sürmeye çalışmak. Tereddütlü davranmak. (Türkçe)

ifrah

  • Belirsiz bir şeyi belirtme.
  • şübhe ve tereddütü giderme.
  • (Kuş) yavrulama.
  • (Tohum) yeşerme.

iğerçin

  • Karar veremeyen, mütereddit, kuşkulu.

iltibas

  • Birbirine benzeyen şeyleri şaşırıp birbirine karıştırmak. Yanlışlık. Karışıklık.
  • Tereddüt. Şüphe.

iman-ı hakiki / îmân-ı hakîkî

  • Kalbe yerleşen, şüphe ve tereddüd karşısında hiç sarsılmayan îmân.

iman-ı yakini / îmân-ı yakînî

  • Sağlam, sarsılmayan, şüphe ve tereddüt bulunmayan îmân, îtikâd.

imtira'

  • Çıkarma, ihrac etme, dışarı atma.
  • Şüphelenme, kuşkulanma.
  • Tereddüt, mütereddidlik, kararsızlık.

irtiyab

  • Duraklama, şüphelenme, tereddüt.

itmi'nan / itmi'nân

  • Emin olma, tereddütsüz inanma.

ıyaf

  • Gönül dönmek.
  • Mütereddit olmak, kararsızlık, tereddüt etmek.
  • Tiksinmek, iğrenmek.

kat'i / kat'î

  • Mutlak. şüphesiz. Tereddütsüz.

kati / katî

  • Şüphesiz, tereddütsüz, kesin.

kerkese

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

keşakeş

  • Münâkaşa, çekişme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, tasa, gam. (Farsça)
  • Sıkıntı, felâket, ıztırab. (Farsça)
  • Tereddüt, kararsızlık. (Farsça)
  • Pehlivanların birbirleriyle mücâdeleleri. (Farsça)
  • İki kişinin, bir şeyi birer uçlarından tutup, her birinin kendine doğru çekmesi. (Farsça)

keşmekeş

  • Kararsızlık. Karışıklık. Tereddüd. Kavga. Çekişme. (Farsça)

larayb / lârayb

  • Şüphesiz, şeksiz, tereddütsüz.

leclec

  • Tereddüt olunan.

leclece

  • (Sözde) karasızlık, tereddüt.
  • Lokmayı ağızda döndürmek ve çiğnemek.

müdafaat-ı kat'iye ve hakikiye

  • Doğru ve tereddüde imkân bırakmayan savunmalar.

mukınun / mûkınûn

  • Yakîn sahibi olanlar. Şüphesiz ve tereddüdsüz olarak imanî ve Kur'anî hakikatlara vâkıf olanlar.

müleslis

  • Mütereddit, tereddütlü, kuruntulu kimse.

müreddede

  • İhtimâller arasında bırakılan, tereddüt içinde bulunan.

mütereddid

  • Tereddütlü, şüphelenen.

mütereddidane / mütereddidâne

  • Kararsızlıkla. Tereddüd ederek. (Farsça)
  • Bir yere gidip gelerek. (Farsça)

mütereddidin / mütereddidîn

  • (Tekili: Mütereddid) Karar veremeyenler, tereddüt edenler, kararsız kişiler.
  • Bir yere gidip gelenler.

mütereddit

  • Tereddüt eden, kararsız.

mütezebzib

  • Tezebzüb eden, kararsız, mütereddit.

mutmainne

  • İtmînân bulan, rahatlayan, huzur ve sükûna kavuşan.
  • İslâmiyet'in emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınarak ve Allahü teâlâyı zikrederek itminana huzur ve sükûna kavuşan, şüphe ve tereddütlerden kurtulan nefis.

nassi / nassî

  • Nass'a ait. Her türlü şübhe ve tereddüdün ve tenkidin üstünde tutulacak şekilde olan kesinlik, kat'ilik, açıklık. Bedahet.
  • Âyet ve hadisle doğruluğu sâbit olan.

rayb

  • Şüphe, tereddüt.

şekk

  • (Çoğulu: Şükuk) Şüphe, zan. Bir şeyin varlığı ile yokluğu arasında tereddüt etmek.
  • Lüzum.
  • Yarmak.
  • Yapışmak.

şübehat / şübehât

  • Şüpheler, tereddütler.

şübhe

  • (Çoğulu: Şübeh - Şübühât) Tereddüd. Bir şeyin doğru olup olmadığına veya var olup olmadığına dair kat'i kanaat ve bilgi sahibi olmamak hâli.

teakkum

  • Tereddüt etmek, kararsız olmak.

teleclüc

  • Söylerken şaşırarak ağzında lâkırdıyı karıştırarak söylemek.
  • Kımıldatmak. Hareket etmek.
  • Tereddüt.

teleslüs

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

temyil

  • İki şey arasında mütereddit olmak, karar verememek.

tenevvüs

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

tereddi / tereddî

  • Tereddî etmek: Soysuzlaşmak.

tereddüd / تردد

  • Gidip gelme. (Arapça)
  • İkirciklenme. (Arapça)
  • Tereddüd etmek: İkirciklenmek. (Arapça)

tereddüdat / tereddüdât

  • Tereddütler.
  • (Tekili: Tereddüd) Tereddüdler.

teşkikat-ı vehmiye / teşkikât-ı vehmiye

  • Vehmî ve asılsız şüpheler, tereddütler.

tezebzüb

  • Karışıklık. Mütereddit olmak. Kararsızlık.

timlak

  • Mülayemet etmek, yumuşaklık göstermek.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.

umuhet

  • Yapılacak işte tereddüt gösterme, tutulacak yolda duraklama.

vesvese

  • Kuşku, kuruntu, tereddüt.
  • Şübhe. Tereddüt. Kuruntu. Aslı olmayan ihtimaller.

vesveseli

  • Şüphe ve tereddüt içinde olan.

yakin / yakîn

  • Şek ve şüpheden uzak olan; kesin.
  • Sağlam, sarsılmayan, şüphe ve tereddüt bulunmayan îtikâd, îmân.
  • Ölüm.

zebzebe

  • Muallâkta kalma.
  • Mütereddit.
  • Titreme.
  • Asılı bir şeyi havada oynatmak.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR