LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te tekke ifadesini içeren 21 kelime bulundu...

aşevi

  • Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane.
  • Para ile yemek yenilen yer, lokanta.
  • Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.
  • Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer.

asitan / âsitan

  • Kapı eşiği. (Farsça)
  • Dergâh. (Farsça)
  • Tekke. (Farsça)

astan / âstân / آستان

  • Eşik. (Farsça)
  • Tekke. (Farsça)

astane / âstâne / آستانه

  • Eşik, atebe. (Farsça)
  • Paytaht. (Farsça)
  • Mânevi büyüklerin kabri. (Farsça)
  • Büyük tekke. (Farsça)
  • Merkez. (Osmanlı İmparatorluğunun merkezi olması münasebetiyle İstanbul manasına da gelir.) (Farsça)
  • Eşik. (Farsça)
  • Başkent. (Farsça)
  • Tekke. (Farsça)
  • İstanbul. (Farsça)

dergah / dergâh / درگاه

  • (Der-geh) Cenab-ı Hakk'a ibadet edilen yer. (Farsça)
  • Büyük bir huzura girilecek kapı. Kapı. Padişahların kapısı. (Farsça)
  • Şeyhlerin tekkesi. (Farsça)
  • Makam, tekke.
  • Dergah. (Farsça)
  • Saray. (Farsça)
  • Tekke. (Farsça)
  • Tapı, huzur. (Farsça)

ehl-i tekke

  • Tekkeye giden ve oradaki zikirleri yapan kişiler; Osmanlı döneminde, sadece tasavvuf ve tarikat eğitimi verilen tekkelerde mânevî ilim tahsil edenler.

hanekah / hânekâh

  • Tekke, dergah. İrşâd (doğru yolu gösterme) ve sohbet ile insanları olgunlaştırma hizmetlerinin yapıldığı yer.

hangah / hangâh

  • Büyük tekke.
  • Tekke.

hankah / hankâh / hânkah / خانقاه

  • Tekke.
  • Tekke. (Arapça)

havanık

  • (Tekili: Hânkah) Tekkeler.

merbat

  • Davar bağlayacak yer. Ahır, ağıl.
  • Manastır.
  • Tekke.

mücavir

  • Komşu.
  • Bir mâbed veya tekke yakınında çekilip oturan.
  • Yurdunu terkederek zamanını Haremeyn-i Şerifeyn'de ibadetle geçiren.

nefes

  • Soluk, üfürülen hava. Soluma, soluk verip alma.
  • Uzun söz.
  • Bolluk.
  • Hased etmek.
  • Edb: Bektaşi tekkelerinde okunan manzum söz.

postnişin / پست نشي ن

  • Postta oturan. (Farsça)
  • Pîre vekaletle postta oturan, tekke şeyhi. (Farsça)

ribat / رباط

  • (Çoğulu: Ribâtât) Han gibi konaklanacak yer. Tekke.
  • Bağ, ip.
  • Sağlam yapı.
  • Konak. (Arapça)
  • Han, kervansaray. (Arapça)
  • Tekke. (Arapça)

şazeli / şazelî

  • (Ebu Hasan Şazelî) Nureddin Ebu Hasan-ı Şazelî de denildiği gibi Ali bin Abdullah diye de anılmaktadır. Tunus'lu olup Şazeliye Tarikatı kurucusu olarak bilinir. Tasavvufî, ilmî bir çok eseri vardır. Tarikatının tekke ve zaviyesi yoktur. Hicri 654 yılında Mekke-i Mükerreme'ye giderken sahrada dâr-ı b

tekaya / tekâya / tekâyâ / تكایا

  • (Tekili: Tekye) Tekyeler. (Türkçede bazan "tekke" şeklinde de kullanılır.)
  • Tekkeler.
  • Tekkeler. Tekkenin çoğulu.
  • Tekkeler. (Arapça)

tekye / تكيه

  • Tekke; zikir veya ders için toplanılan yer, dervişlerin kaldığı yer.
  • Zikir evi, tekke.
  • Tekke. (Arapça)

tekyenişin

  • Tekkede oturan, derviş. (Farsça)

zaviye / zâviye / زاویه

  • Köşe.
  • Küçük tekke.
  • İki çizginin birleşmesi ile hasıl olan köşe, şekil.
  • Mat: Birbiriyle kesişen iki satıh veya iki çizginin birleştiği yerde meydana gelen açıklık. Açı. Açı ölçü birimi 360 eşit parçaya bölündüğü takdirde "derece", 400 eşit parçaya bölündüğü takdirde "g
  • Küçük tekke, zikir veya ders için toplanılan yer.
  • Eskiden büyük kervanların geçtiği ıssız yollarda veya köy ve kasabalarda; dînî ilimlerin, İslâm ahlâkının ve fen ilimlerinin öğretilmesi, yolcuların barınması maksadıyla kurulan yer; küçük tekke.
  • Tasavvufta bulunan kimselerin, ibâdet için çekildiği tenhâ yer.
  • Açı, tekke, dergâh.
  • Açı. (Arapça)
  • Köşe. (Arapça)
  • Küçük tekke. (Arapça)

zevaya / zevâyâ / زوایا

  • Açılar. (Arapça)
  • Köşeler. (Arapça)
  • Küçük tekkeler, zaviyeler. (Arapça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın