LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te teess ifadesini içeren 36 kelime bulundu...

ah

  • Maddi veya mânevi bir acı hissolundukta kullanılır.
  • Nedamet, pişmanlık ve teessüf beyan eder.
  • Birine acındığına, keder ve esef edildiğine delalet eder. Meselâ : Ah! Evladım! gibi.

ahval-i müessife / ahvâl-i müessife

  • Teessüf ve üzüntü verici hâller.

arman

  • Hasret, özleyiş, özleme. (Farsça)
  • Nedâmet, pişman olma. (Farsça)
  • Eseflenme, teessüf. (Farsça)
  • Sıkıntı, rahatsızlık, zahmet. (Farsça)

armani / armanî

  • Müteessif, kederli, üzüntülü. Pişman, nâdim. (Farsça)

avah

  • Eyvah, yazık! gibi teessüf ifâdeleri.
  • Rızık, kısmet, nasib.

azürde-dil

  • Kalbi kırık. Müteessir.

behem-ber-ameden / behem-ber-âmeden

  • Toplanmak, cem olmak, birikme. (Farsça)
  • Mc: Kızmak, sinirlenmek, asabileşmek, müteessir olmak. ("Behemâmeden" de denir.) (Farsça)

ceza'

  • Hüzünle ağlayıp sızlanmak. Sabırsızlık yüzünden telâş ve teessür göstermek.

ciğer-suz / ciğer-sûz

  • Çok acı. Ciğer yakar derecesindeki teessür. (Farsça)

dağ-dar / dâğ-dâr

  • Kızgın demirle nişanlanmış, dağlanmış.
  • Pek müteessir, çok üzgün.

dağdar-ı teessüf

  • Çok acı olup, teessüf edilen.

dide-giryan

  • Teessürle ağlayan göz. Ağlayarak.

efsus

  • Yazık! Hay! Eyvah! gibi bir teessür edatı. (Farsça)

eşk-i teessür

  • Teessürden dolayı akan gözyaşı.

figar / figâr

  • Ceriha, yara. (Farsça)
  • İncinmiş, yaralı, müteessir manalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dil-figâr : Yüreği yaralı. (Farsça)

hiss

  • Duymak. Farkına varmak. Duygu.
  • Bir kimsenin haline acıyıp rikkat ve şefkat eylemek.
  • Bir şeyi idrak edip şuur hâsıl eylemek. Bedendeki his uzuvlarından birisini müteessir eden bir şeyin mevcudiyetini idrak eylemek.

içli

  • t. İçi dolu.
  • Çabuk müteessir olan, hassas duygulu.
  • Kin tutan, haset eden.

infial

  • Gücenme. Darılma.
  • Can sıkılma. Teessür.
  • Hareketlenme. Harici bir sebeb ve te'sirle hâsıl olan hâl, te'sir ve hareket.
  • Harici te'sire kabil olmak.
  • Ruhun kabul ettiği tahavvülât. (Bir eser, müessirine nisbetle fiildir. Zuhur ettiği yere nisbetle infialdir.)

infialat

  • (Tekili: İnfial) İnfialler. Gücenmeler. Aksi te'sirler. Teessürler.
  • Hareketlenmeler. Teessür ve hareketler.

izhar-ı teessür

  • Teessür gösterme.

küsuf

  • Güneş tutulması. Ay'ın, dünya ile güneş arasına gelerek dünya üzerinde gölge yapması.
  • Mc: Birisinin felâketli hâlinde çok teessür göstermesi hâli.

lehef

  • Kaybolan bir şeyden dolayı müteessir olup üzülme.

maa-t-teessüf

  • Yazık ki. Esefle. Teessüfle beraber.

mersiye

  • Birisinin ölümü hakkında yazılan, teessürü anlatan manzume.

müteessif / متأسف

  • Sevmemiş, hoşlanmamış. Elem ve keder etmiş.
  • Eseflenen, teessüf eden, kederlenen.
  • Üzgün. (Arapça)
  • Müteessif olmak: Üzülmek. (Arapça)

müteessifen

  • Üzüntü duyarak, teessüf ederek.

müteessir / متأثر

  • Üzgün. (Arapça)
  • Etkilenen. (Arapça)
  • Müteessir olmak: (Arapça)
  • Üzülmek. (Arapça)
  • Etkilenmek. (Arapça)

müteessirane / müteessirâne

  • Üzüntü ile, üzülerek, teessürle. (Farsça)

resane

  • Teessüf. (Farsça)
  • Hasret. (Farsça)

seri-üt teessür

  • Çabuk müteessir olan.

tebellüd

  • Ağır, tembel olma.
  • Bir şeye tahassür ve teessüf etme. Pişmanlıktan dolayı "hay meded" diye ellerini birbirine çarpma.
  • Yere düşme.

teessüf / تأسف

  • Üzülme, hayıflanma. (Arapça)
  • Teessüf etmek: Üzülmek, hayıflanmak. (Arapça)

teessürat / teessürât

  • Üzüntüler. Teessürler.

teessüs / تأسس

  • Kurulma. (Arapça)
  • Teessüs etmek: Kurulmak. (Arapça)
  • Teeyyüd etmek: Pekişmek. (Arapça)

va hasreta

  • Vah vah! Ne yazık ki! (Teessür bildirir.)

yunus

  • Benî İsrail peygamberlerinden ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçenlerdendir. Elyesa (A.S.) dan sonra Ninova şehrine gönderildi. Şehir ahalisi kendisine itaat etmediği için müteessir olarak bir gemiye binmiş ve oradan denize atılmış. Cenab-ı Haktan emir almadan şehri terk ettiğinden bu hâl başına gelmişt

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın