LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te te kelimesini içeren 1250 kelime bulundu...

a'ver / اعور

  • Tek gözlü. Bir gözü kör. Yek-çeşm. (Âhirzamanda gelecek Süfyan adındaki bir zâlimden "Aver" diye rivayetlerde bahsedilmesi, sadece dünyayı görecek bir gözü olduğu ve âhireti görecek imân gözünün olmadığından kinayedir.)
  • Tek gözlü. (Arapça)

ab-ı musaffa / ab-ı musaffâ

  • Temizlenmiş, tasfiye edilmiş su. Saf su.

adem-i tenezzül

  • Tenezzül etmeme, eğilip bakmama, inmeme.

adem-i tereddüd

  • Tereddütsüz, şüphesiz.

adem-i tereddüt

  • Tereddüt göstermeme.

adem-i tezkiye

  • Temize çıkarmama; hoş görmeme.

afif / afîf

  • Temiz, iffetli, nâmuslu, haramdan (günahtan) sakınan.

ağdiye

  • Tekelcilik.

ahadi / ahadî

  • Tek, yalnız. Birlere âid, birlere mensub.

ahd-i atik / ahd-i atîk / عهد عتيق

  • Tevrat, Zebur ve Mezamir'in bazıları, Yahudilerin eski ve mukaddes kitapları.
  • Tevrat, Zebur ve Mezâmir.

ahkam-ı nazariye / ahkâm-ı nazariye

  • Teorik hükümler.

ahlak-ı nazari / ahlâk-ı nazarî / اخلاق نظری

  • Teorideki ahlak anlayışı.

ahtar / ahtâr / اخطار

  • Tehlikeler. (Arapça)

ahval-i müessife / ahvâl-i müessife

  • Teessüf ve üzüntü verici hâller.

akibet-bini / âkibet-binî

  • Tedbirlilik, neticeyi önceden görüp düşünme. (Farsça)

akide-i tevhid

  • Tevhid inancı; herşeyin bir olan Allah'a ait olduğuna inanma.

akis

  • Tersine dönen, vuran, çarpan. Akseden.

aksa-yı terakki / aksâ-yı terakki

  • Tekâmülün son basamağı. Terakkinin son hududu.

aksam-ı tecelliyat / aksâm-ı tecelliyât

  • Tecellilerin, yansımaların kısımları, çeşitleri.

aksam-ı tevhid / aksâm-ı tevhid

  • Tevhidin kısımları.

aksetmek

  • Tersine çevirmek.

aksü'l-amel / aksü'l-âmel / عَكْسُ الْعَمَلْ

  • Tepki, istenilen şeyin zıddının hâsıl olması.
  • Tepki, tepkime, reaksiyon.
  • Ters tepki.

aksul-amel

  • Tepki, reakisyon.

aksülamel / aksülâmel / عكس العمل / عَكْسُ الْعَمَلْ

  • Ters tepki gösterme.
  • Tepki, reaksiyon. (Arapça)
  • Ters tepki.

ala hide / alâ hide

  • Tek başına, münferiden, ayrıca.

ala-yı illiyyin-i tevhid / âlâ-yı illiyyîn-i tevhid

  • Tevhid mertebelerinin en yükseği; her şeyi bir olan Allah'a verme derecelerinin en yükseği, en zirvesi.

alahide / alâhide / عليحده

  • Tek başına, başlı başına. (Arapça)

alarm

  • Tehlike anında herkesi haberdar etmek için verilen işaret. (Fransızca)

alelinfirad

  • Teklikle, bir olarak.

alettertib

  • Tertibli olarak, sırasıyla.

amele-i mümessil / عَمَلۀِ مُمَثِّلْ

  • Temsilci işçi.
  • Temsilci işçi (melek).

anasır-ı asliye / anâsır-ı asliye

  • Temel unsurlar, ana maddeler.

arak-dar

  • Terli. (Farsça)

arakdar / arakdâr / عرقدار

  • Terli. (Arapça - Farsça)

araki / arakî

  • Terle ilgili, tere mensub.

araknak

  • Terlemiş, terden ıslanmış, ter içinde kalmış. (Farsça)

arakriz

  • Terliyen, ter döken. (Farsça)

arazi-i metruke / arâzi-i metrûke

  • Terk edilmiş, bırakılmış topraklar, araziler.

ari / ârî

  • Temiz, hür, uzak.

arınmak

  • Temizlenmek, pâk olmak. (Türkçe)

arkan

  • Terleme.

arz-ı şükran

  • Teşekkür etme.

asal

  • Temel, kök. (Farsça)

asit

  • Terkibindeki hidrojenin yerine element alarak tuz meydana gelmesine sebep olan ve mavi turnusolü kırmızıya çevirmek hâsiyetinde hidrojenli birleşik hamız. (Fransızca)

asl

  • Temel, esas, kök. Bidâyet. Mebde', dip, hakikat. Hâlis, sâfi. Haseb ve neseb. Soy sop. Zâten, en ziyâde.
  • Temel.

asla irca etme / asla ircâ etme

  • Temele dayandırma.

atalet

  • Tembellik, hareketsizlik.

atıl / âtıl

  • Tembel, durgun, işlemez.

avan-ı tekamül / avan-ı tekâmül

  • Tekâmül, olgunlaşma ve terakki zamanları.

ayat-ı tekviniye / âyât-ı tekviniye

  • Tekvinî âyetler.

ayat-ı tevhid / âyât-ı tevhid

  • Tevhid delilleri; herşeyin bir olan Allah'a ait olduğunu bildiren deliller.

ayine-i ehad ve samed / âyine-i ehad ve samed

  • Tek ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'a ayna olan.

ayir

  • Tereddütlü kimse.

ayn-i vahid / ayn-i vâhid

  • Tek gözlü.

aza-yı esasi / âzâ-yı esasî

  • Temel organlar.

aza-yı esasiye / âzâ-yı esasiye

  • Temel organlar.

azmudegi / azmûdegî

  • Tecrübe, deneme, imtihan. (Farsça)

azmun / azmûn

  • Tecrübe, deneme, imtihan. (Farsça)

babil kulesi / bâbil kulesi

  • Tevrat'ın rivayetine göre Hz. Nuh'un (A.S.) oğulları tarafından gökyüzüne ulaşmak için yaptırılmış büyük bir kuledir. Rabbimiz bu kulede çalışmakta olanların dillerini değiştirmiş ve birbirlerini anlamaz hale getirmiştir. Bundan dolayı tamamlanamamış ve 72 dil burada meydana gelmiştir. (Buna "tebelb

bad-ı tecelli / bâd-ı tecellî

  • Tecellî rüzgârı.

badire / bâdire / بادره

  • Tehlikeli olay, felaket. (Arapça)

bahik

  • Tek gözü kör olan adam.

bahr-i tevhid

  • Tevhid denizi.

bahye-zen

  • Terzi, dikiş diken, dikişçi. (Farsça)

bakteri

  • Tek hücreli bir canlı.

baras

  • Tedavi edilmesi mümkün olmayan ve vücutta beyaz lekeler meydana getiren bir hastalık.

bataet

  • Tenbellik, yavaşlık. Ağırlık.

batere

  • Tef. (Farsça)

be-tekrar

  • Tekrar ile. (Farsça)

bed-eda

  • Terbiyesiz, nezâketsiz ve kaba olan kimse. (Farsça)

belinograf

  • Telefon hatlarıyla fotoğraf, şekil ve yazıyı uzak mesafeye nakleden cihaz. (Fransızca)

belus / belûs

  • Tevazu, mahviyet. Hileci. Hile, yalan, dolan. (Farsça)

benevre

  • Temel, esas, asıl. (Farsça)

bens

  • Tehir etmek, geciktirmek.

benş

  • Tenbellik. İhmâl.

beraat

  • Temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması.

beraat kararı

  • Temize çıkma, suçsuz bulunduğuna dair verilen karar.

beraat verme

  • Temize çıkarma, suçsuz olduğunu bildirme.

beraet / berâet

  • Temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması.

berahin-i tevhid / berâhin-i tevhid

  • Tevhid delilleri.

berat / berât

  • Temize çıkma, suçsuz olduğunun anlaşılması.

beray-ı tenezzüh / berây-ı tenezzüh

  • Tenezzüh için, gezinti için.

bergeşte

  • Tersine dönmüş. Yüz çevirmiş. Mâkûs. (Farsça)

beri / berî

  • Temiz, arınmış, kurtulmuş.

besm

  • Tebessüm etmek.

betalet / betâlet

  • Tembellik, işsizlik.

beygar

  • Tekdir, azarlama, çıkışma. Sövme. (Farsça)

beyniye

  • Tecvidde: Harfler okunurken sesin mükemmelen akıp akmama arasında olması, kalın ile yumuşak arası okunması. Bu durumda okunan harfler şunlardır: (Râ, mim, ayn, nun, lâm.)

bi-kün tevbe

  • Tevbe et.

bicrit

  • Temiz, hâlis şey.

biedeb / bîedeb / بى ادب

  • Terbiyesiz, edepsiz. (Farsça - Arapça)

bikün tevbe

  • Tevbe et.

bila tereddüt / bilâ tereddüt

  • Tereddütsüz.

bila-tereddüd / bilâ-tereddüd

  • Tereddüd etmeden.

bila-tereddüt / bilâ-tereddüt

  • Tereddütsüz.

bilamüreccih / bilâmüreccih

  • Tercih edici biri olmaksızın.

bilatehlike / bilâtehlike / بلاتهلكه

  • Tehlikesizce. (Arapça)

bilatereddüt / bilâtereddüt

  • Tereddütsüz.
  • Tereddütsüz.

birr

  • Temizlik, iyilik.

bittecrübe / بِالتَّجْرُبَه

  • Tecrübe edilmiş.
  • Tecrübeyle.
  • Tecrübeyle.

bobin

  • Tel veya iplik sarılmaya mahsus silindir şeklinde makara. (Fransızca)

bün

  • Temel, esas, kök, netice, son.

bünyad

  • Temel, esas. Yapı, binâ. (Farsça)

bürhan-ı nazari / bürhân-ı nazarî

  • Teorik delil.

burhan-ı tevhid

  • Tevhidin sarsılmaz delili; herşeyin bir olan Allah'a ait olduğunu gösteren güçlü ve sarsılmaz delil.

bürsute

  • Tehlikeli yer.

ca-yi iştibah / câ-yi iştibah

  • Tereddüt edilecek nokta.

cahf

  • Tekebbürlenmek, kibirlenmek, gururlanmak.

came-duz

  • Terzi, elbise diken.

candane

  • Tepe ile alın arasındaki yer, bıngıldak. Beyin. (Farsça)

çare-i yegane / çâre-i yegâne

  • Tek çare.

çare-i yeganesi / çare-i yegânesi

  • Tek çare.

cehadet

  • Tezlik, acelecilik.

cehalet-i avra / cehâlet-i avrâ

  • Tek gözü kör cehalet, insanların hakikatleri görmesini engelleyen cahillik.

çekirdek-i esasiye

  • Temel çekirdek.

cem'iyet

  • Tenasüp ve tezat gibi söz san'atları yoluyla birbirine uyan veya zıt olan sözleri bir arada bulundurma san'atı.

cereyan-ı tecelliyat

  • Tecellîlerin cereyanı, yansımaların akıp gitmesi.

cerrar / cerrâr

  • Tedirgin edici davranışlarla para koparan.

cesaset

  • Tecessüs, casusluk. Merak.

cesed

  • Ten, gövde, vücut, beden. Ruhsuz vücud.

cevahir-i ferd / cevâhir-i ferd

  • Tek başına olan cevherler; atomlar, zerreler.

cevahir-i fert / cevâhir-i fert

  • Tek başına olan cevherler; atomlar, zerreler.

cevher-i tevhid

  • Tevhidin cevheri.

cevher-i yegane / cevher-i yegâne

  • Tek, eşsiz cevher.

cevhere

  • Tek cevher.

çevik

  • Tez hareketli. Oynak. Çabuk hareket edebilen. (Türkçe)

çevik çalak

  • Tez, hareketli, çalışan. Yerinde durmayıp hareket eden.

cezalet-i nizam / cezâlet-i nizam

  • Tertip ve düzenin güçlülüğü, uygunluğu.

cihat-ı nazmiye / cihât-ı nazmiye

  • Tertip ve diziliş yönleri.

cihet-i intizam

  • Tertip ve düzen yönü.

cihet-i nazım ve intizam

  • Tertip ve düzen şekli.

cihet-i nazm

  • Tertip ve diziliş yönü, alâkası, irtibatı.

cilve-i kudret-i rabbaniye / cilve-i kudret-i rabbâniye / جِلْوَۀِ قُدْرَتِ رَبَّانِيَه

  • Terbiye edici Allah'ın kudretinin görünmesi.

cilve-i tevhid

  • Tevhid cilvesi, görüntüsü.

cirs

  • Temel, kök, menşe, kaynak, menba.

cüft

  • Tek olmayan. Eşi olan. Çift. (Farsça)

cümane

  • Tek inci.

cümle-i tevhidiye

  • Tevhid cümlesi; her şeyin bir olan Allah'a ait olduğunu bildiren cümle.

cümmah

  • Temrensiz, ucu yuvarlak ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirlerdi)

cur'a

  • Tek yudum. Bir içimlik. Bir yudumluk.

cüz-ü tefsir

  • Tefsir bölümü.

daa

  • Telef etmek, ziyan etmek.

dacnan

  • Tehame vilâyetinde bir dağ.

dağdağa / دغدغه

  • Telaş, gürültü patırtı. (Arapça)

daimü't-tecelli / dâimü't-tecellî

  • Tecellîsi daimî, sürekli olan.

daire-i tedbir

  • Tedbir, idare ve yönetim dairesi.

daire-i terbiye

  • Terbiye çerçevesi.

daire-i vahid

  • Tek daire, tek merkez (merkezî yönetim).

daire-i vücub

  • Tebeddül ve tagayyür etmeyen ve mümkinat âleminden olmayan âlemler. Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye gibi.

dakdake

  • Tez tez yürümek, hızlı yürümek.

dantela

  • Tentene. Her nevi iplikle örülen, bir kumaşın kenarına işlenen türlü biçimde ince örgü, dantel. (Fransızca)
  • Tentene, dantel.

darbe

  • Tek vuruş.

davet-i münferide / dâvet-i münferide

  • Tek bir dâvet, çağrı.

def / دف

  • Tef. (Farsça)

defzen / دفزن

  • Tef çalan. (Arapça - Farsça)

deha-yı a'ver / dehâ-yı a'ver

  • Tek gözlü dehâ, Süfyan ve Deccalizm gibi.

dehş

  • Tenbel olmak.

dehya

  • Te'kid için "Dahiye" lâfzına sıfat yapılır. "Dâhiye-i dehya" gibi.

delef

  • Tekaddüm etmek, ileri geçmek. Önde bulunmak.

dellak / dellâk / دلاک

  • Tellak. (Arapça)

deman

  • Ters, terslik.

der-tesbih

  • Tesbihde, duâda, zikirde.

derece-i tesir

  • Tesir seviyesi.

ders-i terbiye

  • Terbiye dersi.

derzi / derzî / درزی

  • Terzi. (Farsça)

dest-i ihtiyar / dest-i ihtiyâr / دَسْتِ اِخْتِيَارْ

  • Tercih etme, irade eli.

dest-i teşvik

  • Teşvik eli.

deste-dad-ı teslim

  • Teslim elini veren, itaat eden, uyan. (Farsça)

destedad-ı teslim / destedâd-ı teslim

  • Teslim olma, boyun eğme.

destere / دستره

  • Testere, bıçkı. (Farsça)

destgah / destgâh

  • Tezgâh.
  • Tezgâh, işyeri.

desti / destî / دستى

  • Testi. (Farsça)
  • Testi.
  • Testi. (Farsça)

didar-ı pak / didar-ı pâk

  • Temiz yüz.

dide-giryan

  • Teessürle ağlayan göz. Ağlayarak.

dig / dîg / دیگ

  • Tencere. (Farsça)

din-i ferid

  • Tek ve benzersiz olan hak din. İslâm dini.

dü-dili / dü-dilî

  • Tereddüt, kararsızlık, neticeye varamamak. (Farsça)

dübare / dübâre / دوباره

  • Tekrar, yeniden. (Farsça)

dürr-ü yetim / dürr-ü yetîm / دُرُّ يَتِيمْ

  • Tek, eşsiz inci (Peygamberimiz a.s.m).

düstur-u esas

  • Temel kanun, anayasa.

düstur-u esasi / düstur-u esasî

  • Temel düstur, esas prensip.

ebedi haps-i münferid / ebedî haps-i münferid

  • Tek başına sonsuz bir hapis, sonsuz Cehennem hapsi.

ebu cemil

  • Tere otu.

ecel-i kaza / ecel-i kazâ

  • Tehlikeye uğramak suretiyle gelen ecel.

ecinni / ecinnî

  • Tek cin.

edat

  • Tek başına bir anlam ifade etmeyen, kullanıldığı kelimelerle sebep, sonuç, vasıta benzerlik vb. bakımlardan ilişkisi olan kelime (dahi, gibi, için vs.).

edat-ı teşbih

  • Teşbih, benzetme edatı.

edeb

  • Terbiye; edebiyat.
  • Terbiye, güzel ahlak, haya.

edeb-i nezihane / edeb-i nezihâne

  • Temiz edep.

edep

  • Terbiye.

edepli

  • Terbiyeli.
  • Terbiyeli, edep sahibi. (Arapça - Türkçe)

edviye-i müessire

  • Te'sirli ilaçlar.

ef'ide-i halise / ef'ide-i hâlise

  • Temiz ve saf kalbler. Bozulmamış, tahrib edilmemiş kalbler, gönüller.

ehad / احد / اَحَدْ

  • Tek, bir.
  • Tek.

ehadiyyet / احديت

  • Teklik.

ehl-i nazar

  • Tefekkür ehli.

ehl-i nazar ve felsefe

  • Tecrübeye dayanarak görüş ve düşünce sahibi olanlar ve felsefeciler.

ehl-i tecrübe

  • Tecrübe sahibi.

ehl-i tefrit

  • Tersine aşırı olanlar, bir meselede ortalamanın altında kalanlar.

ehl-i tefsir / ehl-i tefsîr / اَهْلِ تَفْسِيرْ

  • Tefsîr âlimleri.

ehl-i tekke

  • Tekkeye giden ve oradaki zikirleri yapan kişiler; Osmanlı döneminde, sadece tasavvuf ve tarikat eğitimi verilen tekkelerde mânevî ilim tahsil edenler.

ejhan

  • Tenbel. (Farsça)

emanet-i tebliğ

  • Tebliğ, anlatma emaneti.

emani / emanî

  • Temenniler, arzular, istekler.

emel-i vehmi / emel-i vehmî

  • Temelsiz ümit, kuruntuya dayalı beklenti.

endahte

  • Terkedilmiş, bir tarafa atılmış. Bırakılmış. (Farsça)

entari

  • Tek parçadan oluşan uzun giysi.

enva-ı tecelliyat / envâ-ı tecelliyât

  • Tecellîlerin, yansımaların türleri.

enva-ı tevhid / envâ-ı tevhid

  • Tevhid çeşitleri.

envar-ı imaniye ve tesbihiye / envâr-ı imaniye ve tesbihiye

  • Tesbihat ve imandan kaynaklanan nurlar.

erkan / erkân

  • Temel unsurlar, ileri gelenler.

erre / اره

  • Testere. (Farsça)

ervah-ı safiye / ervâh-ı sâfiye

  • Temiz ruhlar.

ervah-ı tayyibe / ervâh-ı tayyibe / اَرْوَاحِ طَيِّبَه

  • Temiz ruhlar.

esas / اساس

  • Temel. Kök. Rükün. şart. Hakikat ve mahiyetler.
  • Temel.
  • Temel, kök.
  • Temel.

esas ittihaz etmek

  • Temel kabul etme.

esas tutmak

  • Temel almak, temel kabul etmek.

esasat / esasât

  • Temel malzemeler, mobilya, dekorasyon, döşeme gibi ev eşyaları.
  • Temeller, esaslar.

esasat-ı aza / esasat-ı âzâ

  • Temel organlar.

esasen

  • Temel olarak.

esasıyla

  • Temelinden.

esaslar

  • Temeller.

esassız

  • Temelsiz.

eser-i tefsir / eser-i tefsîr

  • Tefsîr eseri; Kur'ân-ı Kerimi mânâ bakımından açıklayan, yorumlayan kitap.

eser-i telkin

  • Telkinlerin ortaya çıkardığı sonuç.

eser-i tereddüt

  • Tereddüt belirtisi.

eşk-i teessür

  • Teessürden dolayı akan gözyaşı.

esma-i mübheme

  • Tek başına bir mâna ifade etmeyen isimler. Arabcada: (Ellezine) gibi kelimeler esma-i mübhemeden olduğundan onu tayin ve temyiz eden yalnız sılasıdır. Demek bütün kıymet sılasına aittir.

esrar-ı tevafukiye

  • Tevafukun, uygunluğun sırları.

et-tevvab

  • Tevbeleri kabul edici olan Allah. Kendine tevbe ve rücu' eden kulları çok. Tevbeyi kabulde çok beliğdir. Tevbe edeni hiç günah yapmamış gibi afv u rahmeti ile bahtiyar eder.

evamir-i tanzifiye / evâmir-i tanzifiye

  • Temizliği sağlayan emirler, kanunlar.

evamir-i tekviniye

  • Tekvine âit emirler.

evtad-ül arz

  • Tepeler. Dağlar. Arzın direkleri.

evtar / evtâr

  • Teller.
  • Tek, eşsiz.

evvabin / evvabîn / evvâbin

  • Tevbe edip günahlardan dönenler.
  • Tevbe edip günahtan dönenler.

ezgehan

  • Tembel adam. İşi gücü olmayan kimse. (Farsça)

ezhar-ı tevafuk / ezhâr-ı tevafuk

  • Tevafuk çiçekleri.

ezkaza / ezkazâ / ازقضا

  • Tesadüfen. (Farsça - Arapça)

ezkiya / ezkiyâ

  • Temiz ve iyi insanlar.

ezvac-ı tahirat / ezvâc-ı tâhirât

  • Temiz eşler; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) iffetli, mübarek hanımları.

fakirhane

  • Tevazu ifadesi olarak, kendisinden bahseden kişinin kendi evi için kullandığı ifade.

fayton

  • Tek körüklü, dört tekerlekli, atlı binek arabası.

fenler

  • Tecrübeye dayalı bilimler.

fennen / فنا

  • Teknik açıdan. (Arapça)

fenni / fennî / فنى

  • Teknik. (Arapça)

fenniyat

  • Teknik bilgiler. (Teknoloji)

fenniyyat / fenniyyât / فنيات

  • Teknoloji. (Arapça)

fer'i hüküm / fer'î hüküm

  • Temele ait olmayan hüküm, dallara ait hüküm.

ferd

  • Tek, bir, yekta. Eşi, benzeri olmayan. Bîhemta olan.

ferd ve ehad

  • Tek ve benzersiz olan, eşi ve ortağı bulunmayan Allah.

ferd-a-ferd

  • Tek tek, ferd ferd. (Farsça)

ferd-i nefer

  • Tek nefer, kişi.

ferd-i vahid / ferd-i vâhid

  • Tek fert.

ferdaniyet

  • Teklik, birlik, benzersizlik.

ferden-ferda

  • Tek tek, fert fert.

ferdiyet

  • Teklik, birlik.

fetit / fetît

  • Terit altına konulan ekmek parçaları.

fiil-i tanzif ve tathir

  • Temizleme fiili, işi.

fiil-i terbiye ve in'am / fiil-i terbiye ve in'âm

  • Terbiye etme ve nimetlendirme fiili.

fikr-i infiradi / fikr-i infiradî

  • Tek başına olma fikri, bireysel düşünce, sadece kendini düşünme.
  • Tek başına olmak fikri, istişâresiz iş yapmak. Bir şeyi sâde kendine mal etmek fikri, hodgâmlık.

fonoğraf

  • Teyp.

fuhul-i müfessirin / fuhul-i müfessirîn

  • Tefsircilerin en ileri gelenleri, müfessirlerin en önde olanları.

galtide / galtîde

  • Tekerlenmiş, yuvarlanmış. (Farsça)

gamm-güsar / gamm-güsâr

  • Teselli veren, gam ve kederi defeden dert ortağı. Arkadaş. (Farsça)
  • Teselli veren, hüzün ve kederi defeden. (Farsça)

garer

  • Tehlike, zarar. Sonu belli olmayan şüphe ihtimâli olan satış.

gaye-i yegane / gaye-i yegâne

  • Tek gaye.

gayr-ı mütevekkil

  • Tevekkül etmeyen, sadece sebeplere takılıp neticeyi Allah'tan beklemeyen.

girdap

  • Tehlikeli yer veya durum.

gudde-i arakıyye

  • Ter bezi.

gül-ü tevhid

  • Tevhit gülü (burada her şeyin bir olan Allah'a ait olması güle benzetilmiş.

gümşüde

  • Telef olmuş, zâyi olmuş, kaybolmuş. (Farsça)

güngörmüş

  • Tecrübeli, iyi günler yaşamış.

guşe-i uzlet

  • Tenha ve ıssız köşe.

gusne

  • Tek dal.

guzbe

  • Tez gadaplanan, çabuk kızan.

hadd-i tevatür

  • Tevatür derecesinde; yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan topluluklar tarafından aktarılan en doğru haber seviyesi.

hadim-i yegane / hâdim-i yegâne

  • Tek hizmetçi.

hadır

  • Tembel, uyuşuk, uyumuş.

hadis-i muhkem / hadîs-i muhkem

  • Te'vîle (yoruma, açıklamağa) muhtaç olmayan hadîs-i şerîfler.

hadis-i müteşabih / hadîs-i müteşâbîh

  • Te'vîle (açıklamaya, yorumlamaya) muhtâç olan hadîs-i şerîfler.

hadise-i vahid / hadise-i vâhid

  • Tek bir olay.

hak-i pak / hâk-i pâk

  • Temiz toprak.

hakaik-i esasiye

  • Temel, esas gerçekler.

hakikat-i tevekkül

  • Tevekkül gerçeği.

hakikat-i tevhidiye

  • Tevhid gerçeği.

hali

  • Tenhâ. Boş. Sahipsiz. Issız. İçinde bir şey olmama.

halka-i tevhid

  • Tevhid halkası, Allah'ın bir olarak bilinip, ilân edildiği tevhid halkası.

halvet

  • Tenha yerde yalnız kalmak.

ham

  • Tecrübesiz, olgunlaşmamış.

hamd

  • Teşekkür ve övgülerini sunma.

hanekah / hânekâh

  • Tekke, dergah. İrşâd (doğru yolu gösterme) ve sohbet ile insanları olgunlaştırma hizmetlerinin yapıldığı yer.

hangah / hangâh

  • Tekke.

hankah / hankâh / hânkah / خانقاه

  • Tekke.
  • Tekke. (Arapça)

haps-i münferid

  • Tek başına olan hapis; hücre hapsi.

haps-i münferit

  • Tek başına hapis, hücre hapsi.

har'et

  • Terslemek.

hararet-bin

  • Termometre. Sıcaklık derecesini gösteren âlet. (Farsça)

harid / harîd

  • Tek, ayrı.

harisun aleyküm / harîsun aleyküm

  • Tevbe Suresi'nin bir âyetinde geçen bu ifade, birinci derecede Peygamberimiz (A.S.M.) hakkında olup ümmetini ve bütün insanları doğru yola irşadda yılmadan, büyük bir sebat ve azim ve gayretle devam etmesine işaret edilerek böylece tavsif edilmiştir.

harraz

  • Terzi.

has / hâs

  • Tek bir mânâ için konulan her lâfız ve tek başına belirli ferdler için kullanılan her isim.

haşian / hâşian

  • Tevazu ve mahviyetle. Alçakgönüllülük göstererek.

hass

  • Tergib. Teşvik. Bir kimseyi bir şey için iknâ etmek.

hassa / hâssa

  • Temel özellik.

hatar / خطر / خَطَرْ

  • Tehlike, uçurum.
  • Tehlike. Uçurum, Emniyetsizlik. Korku.
  • Tehlike.
  • Tehlike. (Arapça)
  • Tehlike.

hatarat / hatarât / خطرات

  • Tehlikeler. Akla gelen fikirler.
  • Tehlikeler. (Arapça)

hatargah / hatargâh

  • Tehlikeli yer, tehlikeli saha, tehlike yeri. (Farsça)

hatarlı

  • Tehlikeli.

hatarnak / hatarnâk / خطرناک

  • Tehlikeli. (Arapça - Farsça)

hatarsız

  • Tehlikesiz.

hatt-ı bala / hatt-ı bâlâ

  • Tepelerin en yüksek noktalarından geçtiği itibar edilen çizgi. Zirvelerden geçen hat. (Farsça)

hatut

  • Tez yürüyüşlü yedek atı.

haya etme / hayâ etme

  • Terk etme, çekinme, utanma.

hayti / haytî

  • Tel şeklinde olan.

hayyat / hayyât / خياط

  • Terzi. Dikiş diken sanatkâr.
  • Terzi. (Arapça)

hazimane

  • Tedbirli ve basiretli hareket eden. (Farsça)

hazine-i tevhid

  • Tevhid hazinesi.

hevd

  • Tevbe etmek.

heyhat

  • Teneffür ve tehassür ifâde eder; "sakın, savul, yazıklar olsun, uzak ol" mânalarına geldiği gibi, daha ziyade; Eyvah, yazık, ne yazık, ne kadar uzak... gibi mânalar için söylenir.

hıbre

  • Tecrübe etmek, denemek, sınamak.

hikmet-i esasiye

  • Temel hikmet.

hikmet-i tecrübiye

  • Tecrübeye dayanan hikmet ve ilim.

hikmet-i tekrar

  • Tekrarın hikmeti, sebebi.

hilaf / hilâf

  • Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
  • Ters, zıt.

hilaf-ı edeb

  • Terbiye ve ahlâka aykırı.

hişdar

  • Temizlik kurallarına çok sadık olan ve riayet eden adam. (Farsça)

hiss-i şükran

  • Teşekkür etme hissi.

hiss-i şükran ve memnuniyet

  • Teşekkür etme ve memnuniyet hissi, duygusu.

hiss-i tenkit

  • Tenkit, eleştirme duygusu.

hizip gülü

  • Tezhib ıstılahlarındandır. Yazma mushaflarda hizblerin başına konulan işaretlere verilen addır.

hukerde

  • Terlemiş. (Farsça)

hükm-ü tecrübi / hükm-ü tecrübî

  • Tecrübeyle elde edilmiş hüküm.

hullebaf

  • Terzi. (Farsça)

hunke

  • Tecrübe etmek, denemek, sınamak.

hurde tezyinat

  • Tezhibde küçük süsleme motiflerine verilen genel isim.

huruf-u müsta'liye

  • Tecvidde: Harf ağızdan çıkarken dilin üst damağa yapışması halinde veya üst damağa doğru gitmesiyle çıkan harfler: Kaf, tı, zı, dat, hı, sad, ayın, gayın, Bu harflerin mukabili "istifâle" harfleridir.

hüsn-ü intizam

  • Tertip ve düzenin güzelliği.

hüsn-ü terbiye

  • Terbiyenin güzelliği.

huşu' / huşû'

  • Tevâzû, alçak gönüllülük. Hakk'a boyun eğmek. Korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal.

huva

  • Tembel olmak.

huzu / huzû

  • Tevazu hâli.

i'caz-ı nazmi / i'câz-ı nazmî

  • Tertip ve dizilişteki mu'cizelik.

i'tikas

  • Tersine dönme, akislenme.

ibadet-i tefekküri / ibadet-i tefekkürî

  • Tefekkür ibadeti.

ibadet-i tefekküriye

  • Tefekkür ibadeti.

ibase

  • Tedkik ve teftiş etme.

ibra / ibrâ

  • Temize çıkarma.

ibtiga-i te'vil

  • Te'vil maksadıyla. Te'vil ederek izahta bulunma.

ibtisam

  • Tebessüm etmek. İnce ve hafif gülümsemek.

icnis

  • Tembel ve uyuşuk adam.

icra-yı tesir / icrâ-yı tesir

  • Tesir meydana getirme, tesir etme.

icşam

  • Teklif etmek.

id'as

  • Tepelemek.

iddia

  • Tez, direnme.

ifa-yı şükran / ifâ-yı şükran

  • Teşekkür görevini yerine getirme, teşekkür etme.

ifrit

  • Tehlikeli cin.

ıhlal

  • Terketmek.

ihlas-mendane

  • Temiz yürekli kimseye yakışır şekilde, ihlaslı kişiye uygun tarzda. (Farsça)

ihlas-perverane

  • Temiz yürekli, ihlas sahibi bir kimseye yakışacak surette. (Farsça)

ihlas-perveri / ihlas-perverî

  • Temiz yürekli, ihlas sâhibi olma. (Farsça)

ihşa'

  • Tevazu ve alçak gönüllülükle zorlama.

ihsasiyye

  • Tecrübeden ve hissedilenden gayrısını kabul etmeyen. Hissiyyun ve maddiyyun fırkasından olanlar. İmansızlık. Dinsizlik.

ihtida'

  • Tevazu, alçak gönüllülük, mahviyet, mütevazilik.

ihtimal-i tehlike

  • Tehlike ihtimali.

ihtiyar / ihtiyâr / اِخْتِيَارْ

  • Tercih etme.

ihtiyar edilme

  • Tercih edilme, seçilme.

ihtiyari / ihtiyârî / اِخْتِيَار۪ي

  • Tercih ederek.

ihtiyat / احتياط / ihtiyât / اِحْتِيَاطْ

  • Tedbirli olma.
  • Tedbîrli olma.

ihtiyat akçesi / اِحْتِيَاطْ آقْچَه سِي

  • Tedbir akçesi, yedek para.
  • Tedbir için biriktirilen para.

ihtiyaten / ihtiyâten / احتياطا / اِحْتِيَاطًا

  • Tedbir, önlem olarak.
  • Tedbirli davranarak, ihtiyatlı olarak. (Arapça)
  • Tedbîrli olarak.

ihtiyati / ihtiyatî

  • Tedbirli, yedek.

ihtiyatkar / ihtiyatkâr / احتياط كار / ihtiyâtkâr / اِحْتِيَاطْكَارْ

  • Tedbirli.
  • Tedbirli, ihtiyatlı. (Arapça - Farsça)
  • Tedbîrli.

ihtiyatlı

  • Tedbirli.

ihtiyatsız

  • Tedbirsiz.

ihtiyatsızlık

  • Tedbirsizlik, önlem almama.

ihtiza'

  • Tevazu. Gönül alçaklığı. Alçak gönüllülük.

iklab

  • Tersine çevrilme, çevirmek. Tersine döndürmek.

iksir / iksîr / اِكْس۪يرْ

  • Tesirli ilaç.
  • Tesîrli ilaç.

ilacnapezir / ilâcnâpezîr / علاج ناپذیر

  • Tedavi edilmez. (Arapça - Farsça)

ilkaat / ilkaât

  • Telkinler, söz göndermeler.

ilm-i usul-i tefsir / ilm-i usûl-i tefsîr

  • Tefsîr ilminin metodlarından, kâidelerinden, müfessirde bulunması gereken şartlarından, âyet-i kerîmelerin; nâsih ve mensûhundan, hâss ve âmmından bahseden ilim.

inabe / inâbe

  • Tevbe edip Allah'a yönelen.

indettetkik

  • Tetkik sırasında, inceleme anında.

infirad

  • Tek başına kalma. Yalnızlık hâli.
  • Tek başına olma.
  • Teklik, benzersizlik.

infiradi / infirâdî

  • Tek başına.

inhisar / inhisâr / انحصار

  • Tekel. (Arapça)

inhisar zihniyeti

  • Tekelcilik anlayışı (Din sadece bizim tekelimizdedir, her yönüyle bize aittir anlayışı).

inni / innî

  • Tecrübe ile edinilen, olaylardan çıkarılan netice.

intizam

  • Tertib, düzen, düzgünlak ve nizam üzere olmak.

ipnotizma

  • Telkinle uyutma.

iradesiz

  • Tercih ve dileme özelliği olmayan.

irat

  • Tehlikeye, vartaya düşürmek.

irbiyan

  • Teke, istakoz gibi deniz hayvanları.

irtat

  • Tenbellik etme. Yerinden kımıldamama.

isa'

  • Teselli verip sabra irşad etmek.

işarat-ı tevafukiye / işârât-ı tevafukiye

  • Tevafuk işaretleri.

isla'

  • Teselli verme, avutma.

isti'rak

  • Terlemek için yatma.

istiare-i temsiliye

  • Temsilî istiare; istiarenin, teşbih unsurlarından "benzetilen" ögesi ile yapılan, benzeyenin teferruatlı olarak tasvir edildiği istiare çeşididir. Temsilî istiarede anlatılan kavram bütün manzumeye veya yazıya işlenmiştir.

istiare-i temsiliyye / istiâre-i temsiliyye

  • Teşbihin esas unsurlarından biri ile yapılan benzetme.

istibka-yi teveccühleri

  • Teveccühlerinizin sürüp gitmesi ve devamı... (Eskiden mektubların sonlarında kullanılırdı.)

istibra / istibrâ

  • Temizlenme.
  • Erkeklerin küçük abdesti yaptıktan sonra yürüyerek, öksürerek veya sol tarafa yatarak, idrar yolunda damlalar bırakmaması. Kadınlar istibrâ yapmaz.
  • Nikâhla alınacak dul bir câriyenin hâmile olup olmadığını bilmek ve şüpheye yer vermemek için bir temizlik müddeti geçip tekr

istifale

  • Tecvidde: Bir harfin, okunduğu zaman aşağı çene tarafına düşüp üst damağa yükselmesi. Bu hâlde ağızdan çıkan harfler: "Müsta'liye" harflerinin zıddıdır. Bu harfler: "Elif, Be, Te, Se, Cim, Ha, Dal, Zel, Rı, Ze, Sin, Şın, Ayın, Fe, Kaf, Kef, Lâm, Mim, Nun, Vav, He, Yâ" dır.

istiğfar / استغفار

  • Tevbe.

istihal / istihâl

  • Temizleme.

ıstılah / ıstılâh / اصطلاح

  • Terim, tabir. (Arapça)

ıstılahat / ıstılâhât / اصطلاحات

  • Terimler, tabirler. (Arapça)

ıstılahen

  • Terim olarak.

itab

  • Tekdir etmek. Şiddetle hitab etmek. Azarlamak. Terslemek. Paylamak. Rencide etmek. Darılmak.

itlaf / itlâf / اِتْلَافْ

  • Telef etmek, ziyan etmek.
  • Telef etme.

itlaf etmek / itlâf etmek

  • Telef etmek, öldürmek.

ittifaken / ittifâken / اتفاقا

  • Tesadüfen, rastgele. (Arapça)

ittifaki / ittifâkî / اتفاقى

  • Tesadüfî. (Arapça)

ittifakıyet-i avra / ittifakıyet-i avrâ

  • Tek gözü kör olan ittifak, beraberlik; arkasında hükmeden İlâhî kudret görülmediği için sadece maddî güce sahip olduğu sanılan birlik ve beraberlik.

ittifakiyyat

  • Tesadüfle olan şeyler.

ıttırad

  • Tertip ve düzen içinde olma.

izafet-i maklub

  • Ters çevrilmiş terkib. Muzaf-un ileyh ile muzafın yer değiştirmesi olup, böylece birleşik isim ve sıfatlar yapılır. Bu terkibler semâidir; işitilmekle öğrenilir, bir kaideye bağlı değildir. Her terkib bu şekle sokulmaz. Meselâ: Tâb-ı meh: Meh-tâb: Ay ışığı. Çeşm-i âhu: Ahu-çeşm: Ceylân gözlü. Nazar-

izhar-ı teessür

  • Teessür gösterme.

jaji / jajî

  • Tereyağı ile karışık peynirin tuluma konan şekli. (Farsça)

kabil-i tenkit

  • Tenkit edilmesi mümkün, eleştirilebilir olma.

kabil-i tercüme

  • Tercüme edilebilir, tercümesi mümkün.

kablo

  • Telgraf, telefon hatlarında veya elektrik akımı iletmede kullanılan izole edilmiş tellerin bütünü. (Fransızca)

kabr-i haps-i münferit

  • Tek başına kabir hapsi, kabirdeki hücre hapsi.

kabul-u teslim

  • Teslimiyet ile kabul etmek.

kabul-ü teslimi / kabûl-ü teslîmî / قَبُولُ تَسْلِيمْ

  • Teslimiyetten gelen kabûl.

kabz

  • Teslim alma.
  • Teslim almak.

kadih / kadîh

  • Tencere dibinde arta kalan.

kahil / kâhil / كاهل

  • Tembel. (Arapça)

kahilane / kâhilane

  • Tembelce, tembelcesine, tembel olana yakışır surette. (Farsça)

kaide-i esasi / kaide-i esâsi

  • Temel kural.

kalb etmek

  • Tersine çevirmek.

kalb-i metruk

  • Terkedilmiş kalb, bırakılmış gönül.

kalb-i safi / kalb-i sâfî

  • Temiz, arınmış kalp.

kalb-i selim

  • Temiz gönül.

kalem-i vahid

  • Tek kalem.

kamçı-yı teşvik

  • Teşvik kamçısı, unsuru.

kamim

  • Tere otunun kurusu.

kanfese

  • Tesbih böceği.

kanun-u esasi / kanun-u esasî

  • Temel kanun. Temel ve esasa ait kanun. Bir bünyenin aslını ve mahiyetini teşkil eden kanun.

kanun-u esasiye

  • Temel kanun, anayasa.

kanun-u tevafuki / kanun-u tevafukî

  • Tevafuk ve denklik şeklinde oluşan kanun.

karakter

  • Temel özellik.

kasavet-i mücesseme

  • Tecessüm etmiş kasavet; cisim gibi somut hâle gelmiş kalp katılığı.

kasd

  • Teşebbüs, niyet; bilerek, isteyerek, kalbe gelen bir fikri, düşünceyi yapmak için karar verme.

kasr-ı meşid-i nurani / kasr-ı meşîd-i nuranî

  • Temelleri sağlam ve etrafına aydınlık saçan saray.

katuf

  • Tembel; yürüyüşü ağır, yavaş olan hayvan.
  • Tembel hayvan.

kavaid-i esasiye

  • Temel kurallar, prensipler.

kazā-yı rabbani / kazā-yı rabbânî / قَضَايِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici olan Allahın takdîrinin meydana gelmesi.

kazara / kazârâ / قضارا

  • Tesadüfen. (Arapça - Farsça)

kazem

  • Tez, seri, acele.

kazf-i muhsanat / kazf-i muhsanât

  • Temiz ve namuslu kadınları zina ile suçlama, iftira etme.

kaziye-i vahide / kaziye-i vâhide

  • Tek bir hükümden oluşan önerme.

kazur

  • Temiz olmayan şeylerden sakınan kimse.

kecreftar

  • Ters yürüyen. Gidişi eğri. (Farsça)

keds

  • Tez tez yürütmek.

kefe

  • Terazinin bir gözü.
  • Terazi gözü.

kefe-i mizan / kefe-i mîzân / كَفَۀِ مِيزَانْ

  • Terazi kefesi.
  • Terazi kefesi.

kefeteyn

  • Terâzinin iki tarafı.

kelam-ı vahid / kelâm-ı vâhid

  • Tek bir söz, tek bir ifade.

kelimat-ı tercümiye / kelimât-ı tercümiye

  • Tercümede kullanılan kelimeler.

kelime-i tevhid

  • Tevhid-i İlahîyi ifade eden "Lâilahe illallah Muhammedür Resulullah" cümle-i kudsiyesidir.

keramet-i tevafukiye

  • Tevafuktaki keramet.

kerkese

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

kesalet / kesâlet / كسالت

  • Tembellik. Üşenmek. Uyuşukluk. Rehâvet.
  • Tembellik, uyuşukluk.
  • Tembellik, gevşeklik. (Arapça)

kesel

  • Tembellik, ağırlık, uyuşukluk.
  • Tembellik, gevşeklik, uyuşukluk.
  • Tembel.

keselan

  • Tembellik. Yorgunluk. Uyuşukluk.

kezkaz

  • Tez tez yürümek, hızlı hızlı gitmek.

kıdah

  • Temrensiz ok.

kilvaz

  • Tevrat'ın mukaddes sandığı.

kiraren

  • Tekrar tekrar, çok sefer, tekrar suretiyle.

kıssa-i temsiliye

  • Temsil tarzındaki kıssa, ibretli hikâye.

kıstas

  • Terazi, ölçü, ölçü birimi.

kitab-ı rabbani / kitâb-ı rabbânî / كِتَابِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allaha â kitap.

kıyamet-i mükerrere

  • Tekrarlanan kıyamet, defalarca ölüp dirilme.

kıyas-ı temsili / kıyas-ı temsilî

  • Temsil tarzında yapılan mukayese.

kombinezon

  • Tertip, düzenleme.

kritik

  • Tenkit, sıkışık durum.

kuhamun

  • Tepesi düz olan dağ. (Farsça)

külae

  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.

külah / külâh

  • Tepesi sivri başlık.

küsul

  • Tembel, uyuşuk, gevşek.

kuvve-i müvellide

  • Tevlid edici kuvve, meydana getirci kuvvet.

kuze / kûze / كوزه

  • Testi. (Farsça)

la mürebbiye illa hu / lâ mürebbiye illâ hû

  • Terbiye edici olarak Allah'tan başka ilâh yoktur.

la müşahhate fi't-temsil / lâ müşâhhate fi't-temsîl

  • Temsilde tartışma olmaz.

lafz-ı vahid / lafz-ı vâhid

  • Tek söz.

lahin

  • Telâffuz esnasında hususan Kur'ân okurken yanlışlık yapan.

lasani / lâsani

  • Tek, vâhid. İkincisi olmayan.

lec

  • Tepme. (Farsça)

leclec

  • Tereddüt olunan.

ledis / ledîs

  • Tenbel kimse.

lekedzen

  • Tepme veya çifte vuran. Çifte atan. (Farsça)

lem'

  • Terk etmek, bırakmak.

letaif-i tevafukiye / letâif-i tevafukiye

  • Tevafukun güzellikleri, şirinlikleri.

levha-i tefekkür

  • Tefekkür levhası.

lisan-ı vahid / lisan-ı vâhid

  • Tek bir dil.

ma'kusen

  • Ters olarak, aksine, zıddına olarak.

ma'kusiyet

  • Terslik, zıdlık, aksilik.

ma-i müstamel / mâ-i müstamel

  • Temiz olduğu halde temizleyici olmayan, kullanılmış olan sulardır.

madde-i esasiye

  • Temel madde.

madde-i tenkit

  • Tenkit unsuru, eleştiri noktası.

madde-i vahid / madde-i vâhid

  • Tek bir madde.

maden-i terakkiyat / maden-i terakkiyât

  • Terakkiye, ilerlemeye kaynak olan.

mafat / mâfât

  • Telef olan, yiten.

mahiyet-i vahide / mahiyet-i vâhide

  • Tek mahiyet, aynı özellik.

mahkeme-i temyiz

  • Temyiz Mahkemesi; Yargıtay.

mahuf

  • Tehlikeli, korkulan.

mahviyet

  • Tevazu, alçakgönüllülük.

mahz-ı tevhid

  • Tevhidin tâ kendisi.

mahz-ı vahy-i rabbani / mahz-ı vahy-i rabbânî / مَحْضِ وَحْيِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'a ait vahyin ta kendisi.

makam-ı azam-ı tevhid / makam-ı âzam-ı tevhid

  • Tevhidin en büyük seviyesi.

makam-ı irşad

  • Tebliğ, doğru yolu gösterme makamı.

makam-ı nüfuz

  • Tesir, etki makamı.

makam-ı tebliğ

  • Tebliğ etme, duyurma makamı.

makam-ı tevhid

  • Tevhid makamı, kalben Allah'ın birliğinin hissedildiği hal.

maklubiyet

  • Ters döndürülmüşlük, altı üstüne getirilmişlik. Maklub olma hâli.

makus / mâkûs

  • Ters.
  • Tersine dönmüş.

makuse / mâkûse

  • Ters, zıt.
  • Tersine çevrilmiş.

makusen / makûsen

  • Tersine olarak.

makusen mütenasib / mâkûsen mütenâsib

  • Ters orantılı.

makusen mütenasip / mâkûsen mütenasip

  • Ters orantılı.

manyetizma

  • Telkin ve hipnoz yolu ile birini tesir altına alma.

manzum / manzûm / مَنْظُومْ

  • Tertip, ölçü ve kafiye ile yazılmış yazı.

manzume / manzûme / مَنْظُومَه

  • Tertibli, ölçülü ve kafiyeli söz.

maruz kalma

  • Tesirinde kalma.

matirat / matîrat

  • Tehlikeli yerler.

mazarrat-ı mütevehhime

  • Tevehhüm olunan, geleceği sanılan zararlar.

mazhar-ı tecelli / mazhar-ı tecellî

  • Tecellilere erişme, yansımalara ayna olma.

me'sur

  • Tesirli.

meal / meâl

  • Tefsîr âlimlerinin yaptıkları tefsirlerin (açıklamaların) ışığı altında, âyet-i kerîmelere verilen mânâ, açıklama.

mebde'

  • Temel, başlangıç.

mebruk

  • Tebrike şâyeste kimse. Tebrike değer nesne.

meclis-i vahid / meclis-i vâhid

  • Tek bir meclis.

medar-ı ibret ve hayret ve şükran

  • Teşekkür, hayret ve ibret sebebi.

medar-ı tebrik

  • Tebrik sebebi.

medar-ı tenkit / medâr-ı tenkit

  • Tenkite sebep olan.

medar-ı tercih

  • Tercih sebebi.

medar-ı teselli / medâr-ı tesellî / medâr-ı teselli / مَدَارِ تَسَلّ۪ي

  • Teselli kaynağı, teselli noktası.
  • Teselliye sebeb.

medarik / medârik

  • Tedârik edilen, toplanan bilgiler.

medeni / medenî

  • Terbiyeli, kibar, şehirli.

medyun-u şükran / medyûn-u şükran / medyûn-u şükrân / مَدْيُونُ شُكْرَانْ

  • Teşekkür borçlu.
  • Teşekkür borçlu.
  • Teşekkür borçlu olma.

mehalik / mehâlik / مهالك

  • Tehlikeler, tehlikeli işler, helâk eden işler.
  • Tehlikeler.
  • Tehlikeli yerler. (Arapça)

meharic-i huruf

  • Tecvidde: Ağızda harf seslerinin çıktığı yerler.

mehd-i teşekkül

  • Teşekkül beşiği, oluşum yeri, yatağı.

mehleke / مهلكه

  • Tehlikeli yer.
  • Tehlikeli yer. (Arapça)

mektub-u rabbani / mektub-u rabbânî / مَكْتُوبُ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allaha âit mektûb, herbir varlık.

melekat-ı akliyye / melekât-ı akliyye

  • Tecrübe neticesi aklen bilinen kolaylık, tecrübeden doğan bilgililik.

meleke

  • Tecrübe ve tekrarla elde edilen beceri, maharet, iktidar, ustalık.

memdudi / memdudî

  • Tel çeken.

menbel

  • Tembel, uyuşuk.

menkus / menkûs

  • Tersine çevrilmiş.

meratib-i tevhid / merâtib-i tevhid

  • Tevhid mertebeleri, dereceleri.

meraya-yı nazife / merâyâ-yı nazife

  • Temiz aynalar.

mercuh / mercûh

  • Tercih edilmeyen, başkası ona tercih edilmiş.

mertebe-i tefekkür

  • Tefekkür mertebesi.

mertebe-i uzma-yı tevhid / mertebe-i uzmâ-yı tevhid

  • Tevhid hakikatlerine ulaşmada varılacak olan en büyük mertebe.

merzgun

  • Tenâsül organı. (Farsça)

mesail-i fer'i / mesâil-i fer'î

  • Teferruata dair meseleler.

mesail-i fer'iye / mesâil-i fer'iye

  • Teferruata dair olan meseleler.

mesele-i tevhid

  • Tevhid meselesi, birleme konusu.

mesele-i vahide / mesele-i vâhide

  • Tek mesele, tek konu.

meşher

  • Teşhir yeri. Gösterme yeri. Sergi.

meskene

  • Tevazu etmek, alçakgönüllülük göstermek.

meslek-i nazar

  • Teorik ve aklî yol.

meslek-i tefekkür

  • Tefekkür mesleği, yolu.

meslek-i tevafukiye

  • Tevafuku, bilgi kaynağı olarak kabul eden meslek, yöntem.

meslek-i tevhid

  • Tevhid yolu.

metruk / metrûk / متروک

  • Terkedilmiş, bırakılmış, kullanılmaktan vazgeçilmiş, metruk hadis; amel edilmeyecek derecede zayıf.
  • Terkedilmiş.
  • Terkedilmiş. (Arapça)

metrukat / metrûkât

  • Terkedilenler.

mevki-i rüchan / موقع رجحان

  • Tercih mevkii. (Arapça - Farsça)

mevkuf

  • Tevkif edilmiş, tutuklu.

meydan-ı iptila ve imtihan / meydan-ı iptilâ ve imtihan

  • Tecrübe ve imtihan meydanı.

meyl-i terakki

  • Terakki etme, ilerleme eğilimi.

meyl-üt tezeyyüd

  • Tekellüfle sözü uzatma, artırma arzusu.

mihyaf

  • Tez susayan davar.

minallahi't-tevfik / minallahi't-tevfîk

  • Tevfik, başarı sadece Allah'tandır.

mirsad-ı tefekkür

  • Tefekküre sebep olan.
  • Tefekküre sebep olan gözlem.

misafirhane-i terbiye

  • Terbiye etmek için kurulan misafirhane.

mişar

  • Testere.

miskinane / miskinâne

  • Tenbelcesine, miskincesine. (Farsça)

mişvare

  • Testi, çömlek.

mizan / mîzan

  • Terazi, tartı, ölçü.

mizanülhararet / mizânülhararet

  • Termometre; sıcaklık ölçen âlet.

mu'bir

  • Terkolunmuş, bırakılmış, terkedilmiş.

mü'tefik

  • Tersine dönen, tersine dönmüş.

muafese

  • Tedavi etmek.

mualecat / muâlecât

  • Tedaviler, devalar.

mualece

  • Tedavi; hastaya ilâç verme.

muarra / muarrâ

  • Temiz, pak, arınmış.
  • Temiz, arınmış.

muattal bırakma

  • Terk etme.

mübaşeret / mübâşeret / مُبَاشَرَتْ

  • Temas etme, bizzat ilgili olma, ilgilenme.
  • Temas etme.

mübaşeretsiz

  • Temas etmeden.

mübaşir

  • Temas eden, dokunan.

mübayenet-i mahiyet

  • Temel yapıdaki farklılık, farklı özelliklere sahip olma.

mübelliğ / مُبَلِّغْ

  • Tebliğ edici, bildirici.
  • Tebliğ eden, bildiren.
  • Tebliğ eden, ulaştıran.

mubemu

  • Tel tel, kıl kıl. Birer birer. İnceden inceye, çok dikkatle. (Farsça)

müberra olmak

  • Temiz ve beri olmak, uzak olmak.

mübeyyiz / مُبَيِّضْ

  • Temize çeken.
  • Temize çeken. İlk yazılan müsvedde sahifeyi temizce tekrar yazan.
  • Temize çeken.

mücerreb / مُجَرَّبْ

  • Tecrübe edilmiş, denenmiş.
  • Tecrübe edilmiş.

mücerrep

  • Tecrübe edilmiş, denenmiş.

mücerrib

  • Tecrübe eden. Deneyen. Sınayan.

mucib-i telaş / mucib-i telâş

  • Telâşı gerektiren.

mucib-i teyakkuz

  • Teyakkuzu, yâni uyanıklığı icâb ettiren.

müdavi / müdavî

  • Tedavi eden. İyileştirmeğe hizmet eden. İlâç veren.

müdebbirane / müdebbirâne

  • Tedbirli bir şekilde, herşeyi önceden düşünerek.

müdekkir

  • Teemmül eden. Düşünen, Mütezekkir.

müdemmir

  • Tedmir eden. Yok eden. Helak eden. Mahveden.

müdevvin

  • Tedvin eden.

müeccel

  • Tecil edilmiş, ileriye bırakılmış, ileride yapılmak üzere vakti belirtilen, ertelenmiş.
  • Te'cil edilen yâni sonraya bırakılmış, ertelenmiş.

müeccelen

  • Te'cil edilmek suretiyle. Müddeti sonraya bırakılarak.

müeddeb

  • Te'dip edilmiş. Edeblendirilmiş. Terbiye edilen. Edepli.

müekked

  • Te'kidli, kuvvetli, sağlamlaştırılmış, kuvvetlendirilmiş. Tekrar edilmiş.
  • Tekidli, pekiştirilmiş.

müekkeden

  • Tekrarlanarak, te'kid edilerek.

müekkid

  • Te'kid eden, sağlamlaştıran, tekrar eden, tenbih eden.

müellefat / مؤلفات

  • Te'lif olunmuş olanlar. Yazılmış eserler.
  • Telif edilmiş yapıtlar. (Arapça)

müesser

  • Tesir edilmiş, kendisine bir şey tesir etmiş olan.

müesses / مُؤَسَّسْ

  • Tesis olunmuş, temeli atılmış, bina edilmiş.
  • Te'sîs edilen, kurulan.

müessir / مؤثر / مُؤَثِّرْ

  • Tesirli, etkili.
  • Tesirli, etkili.
  • Tesirli.
  • Tesir eden, yapan.
  • Tesirli.

müessiriyet

  • Tesirlilik, bizzat fiil ve eseri yapan olma.
  • Tesirlilik, etkinlik.

müessis / مُؤَسِّسْ

  • Tesis edici, kurucu.
  • Tesis eden, kuran.

müevvel

  • Te'vil edilmiş. Zâhirî mânâdan başka mânâ verilmiş. Tefsir edilmiş olan. Tabir edilmiş.

müevvil

  • Tevil eden, yorumlayan.

müeyyed

  • Teyid edilmiş, sağlamlaştırılmış.
  • Te'yid edilmiş. Doğrulanmış. Kuvvetlendirilmiş. Sağlam. Sağlamlaştırılmış. Tekzib edilmemiş. Yardım görmüş.

müeyyid

  • Te'yid eden. Doğrulayan. Sağlamlaştıran. Yardım eden. Kuvvet veren.

müfehhim

  • Tefhim eden. Anlatan, idrak ettiren.

müfesser

  • Tefsir edilmiş, açıklanmış.
  • Tefsir edilmiş, açıklanmış.

müfessir / مُفَسِّرْ

  • Tefsîr âlimi.
  • Tefsir eden, açıklayan.

müfettiş

  • Teftiş eden.

müfrat

  • Terk olunup unutulmuş.

müfred

  • Tek, yalnız, basit, tekil.
  • Tek, yalnız.

muhabbet-i münezzehe

  • Tertemiz ve kusursuz sevgi.

muhabere memuru

  • Telgrafçı.

mühellil

  • Tehlil eden. "Lâ İlâhe İllâllah"ı devamlı tekrar eden.

müheyyic

  • Tehyic eden. Heyecan veren.

mühezzeb

  • Terbiye edilmiş, düzeltilmiş.

mühezzib

  • Temizleyen. Islah eden. Safileştiren.
  • Temizleyen.

muhkem ayet / muhkem âyet

  • Tevil ve tefsir gerektirmeyen mânâsı ve lafzı açık âyet.

muhteber

  • Tecrübe ve imtihan eden, deneyen.

mukabele ve muvazene

  • Terazinin iki kefesi gibi karşılıklı tartılma.

mukaddime-i temsiliye

  • Temsilden oluşan giriş.

mükebbir / مُكَبِّرْ

  • Tekbir getiren, "Allahü ekber" diyen.
  • Tekbir getiren, "Allahü ekber" diyen.
  • Tekbir getiren, "Allahuekber" diyen.
  • Tekbîr getiren.

mükerrer / مكرر / مُكَرَّرْ

  • Tekrarlı. Tekrar olunmuş. İki veya daha fazla aynısı yapılmış.
  • Tekrar tekrar.
  • Tekrarlı.
  • Tekrarlanmış, yinelenmiş. (Arapça)
  • Tekrarlanan.

mükerreren / مكررا / مُكَرَّرًا

  • Tekrar tekrar.
  • Tekrar tekrar. (Arapça)
  • Tekrar tekrar.

mükessir

  • Teksir eden, çoğaltan.

mükezzib

  • Tekzib eden. Yalanlayan, yalan çıkaran.
  • Tekzib eden, yalanlayan.

mülakane

  • Telkin etmek.

mülazım / ملازم / mülâzım / مُلَازِمْ

  • Teğmen. (Arapça)
  • Teğmen.

mülazım-ı sani / mülazım-ı sâni / ملازم ثانى

  • Teğmen.
  • Teğmen.

mülazımlık / mülâzımlık

  • Teğmenlik.

müleffık

  • Telfik yapan. Belli bir mezhebin hükümlerine uymayıp, dört mezhebin hükümlerinden kolayına geleni yapıp karıştıran.

mülekkın

  • Telkin eden. Bilgi vermeğe çalışan.

mümahhas

  • Tecrübe ve imtihan edilmiş. Denenmiş, sınanmış.

mümas

  • Temas eden, dokunan.
  • Temas eden, dokunan, ilişen.
  • Temas eden, dokunan.

mümass

  • Temas eden, dokunan.

mümessel

  • Temsile konu olan, haklarında kıyaslama tarzında benzetme yapılan.
  • Temsil getirilen.

mümessil / مُمَثِّلْ

  • Temsilci.
  • Temsilci.
  • Temsilci.

mümessilat / mümessilât

  • Temsilciler.

münakkayat

  • Temizlenmiş şeyler.

münekka

  • Temizlenmiş.

münekkah

  • Tenkıh edilmiş, fazlalıkları atılarak düzeltilmiş, temizlenmiş.

münekki

  • Temizleyici.

münekkid / مُنَقِّدْ

  • Tenkid edici. Kötüyü iyiyi ayıran ve onları söyleyen, kusurları söyleyen.
  • Tenkid eden, eleştiren, değerlendiren.
  • Tenkîd eden.

münekkit

  • Tenkitçi; hadisin tahlil ve kritiğinde uzman olan hadis âlimi.

münezzeh

  • Tenzih edilmiş, temiz, arı, noksanlıklardan uzak.
  • Temiz, arınmış.

münezzehiyet

  • Temizlik, kusursuzluk, noksansızlık.

münferid / مُنْفَرِدْ

  • Tek başına.
  • Tek, yalnız.
  • Tek başına.

münferiden

  • Tek olarak.
  • Tek tek, yalnız olarak, ayrı ayrı, birer birer.

münferit

  • Tek, yalnız, tek başına.

münfetiha

  • Tecvidde: Kur'an okurken dil, üst damaktan ayrılır vaziyette iken ağızdan çıkan harflere denir. Şunlardır; mim, nun, elif, vav, cim, hı, zel, dal, sin, ayın, te, fe, kaf, lem, he, şın, be, ye.

münib

  • Tevbe edip Allah'a yönelen.

münkalib

  • Tersine dönen, değişen.

münkis

  • Tekrar eden hastalık, tekrar etkisini gösteren hastalık.

murakabe / murâkabe / مُرَاقَبَه

  • Teftîş ve kontrol etme.

murakkık

  • Tecvidde bir harfi ince okumağa; terkik, ince okunan harflere ise; murakkık denir ki, şunlardır: Elif, nun, şın, ra, ha, dal, yâ, se, ayın, lam, mim, kef, sin, vav, fe, te, cim, he, ze, bâ, zel.

mürebbi / mürebbî / مُرَبّ۪ي

  • Terbiye eden, eğiten, terbiyeci.
  • Terbiye edici.

mürebbiyane / mürebbiyâne

  • Terbiye edercesine.
  • Terbiye ederek ve yetiştirerek.

mürebbiye

  • Terbiyeci kadın.

mürecca'

  • Tekrar avdet olunmuş, tekrar geri dönülmüş.

müreccah / مرجح / مُرَجَّحْ

  • Tercih edilir, üstün.
  • Tercih edilen, seçilen.
  • Tercih sebebi, tercih edilir. (Arapça)
  • Tercih edilen.

müreccih / مُرَجِّحْ

  • Tercihe sebep olan.
  • Tercih eden, tercih ettiren sebep.
  • Tercîhe sebeb olan.

mürekkeb

  • Terkib edilmiş, birleşik, boya.

mürekkebat

  • Terkipler, bileşikler.

mürettib

  • Tertib eden, sıraya koyan.

mürşid-i rabbani / mürşid-i rabbanî / مُرْشِدِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'a ait doğru yolu gösteren.

müsadif

  • Tesadüf eden, rastlayan.

müsahhir

  • Teshir eden, zapteden. İstediği gibi hareket ettiren ve kullanan.

müsavat-ı esasiye / müsâvat-ı esasiye

  • Temel eşitlik, mutlak eşitlik.

müsebbih / مُسَبِّحْ

  • Tesbih eden; Allah'ı, yüce şanına lâyık ifadelerle anan.
  • Tesbih eden, Allahı anan.
  • Tesbih eden.

müsebbihan

  • Tesbih edenler. Bütün noksan sıfatlardan, her çeşit kusurdan Cenab-ı Hakkın uzak, temiz ve pâk olduğunu ikrar edenler, söyleyenler. (Farsça)

müsebbihane / müsebbihâne

  • Tesbih ederek, Allahı anarcasına.
  • Tesbih ederek. Sübhânallah diyerek. (Farsça)
  • Tesbih ederek.

müsebbit

  • Tesbit eden, sabit kılan, devamlı kılan.
  • Tesbit eden.

müseccel / مسجل

  • Tescilli. (Arapça)

müsehhil

  • Teshil eden, kolaylaştıran.

müsekkin

  • Teskin eden, sükun veren. Elem ve ağrıyı izâle eden.
  • Teskin edici, sakinleştirici.

müşerri'

  • Teşri' eden. Şeriatın kurucusu. Şeriat kanununu meydana getiren.

müşevvik / مُشَوِّقْ

  • Teşvik edici.
  • Teşvik eden, isteklendiren.
  • Teşvik eden.

müşevvikane / müşevvikâne

  • Teşvik eder bir şekilde.
  • Teşvik edercesine, isteklendirircesine.

müseyyeb

  • Tembel, uyuşuk, üşengeç.

müsi / müsî

  • Teselli veren.

müsri'

  • Tesr'i eden. Sür'at ve hız veren, acele ettiren, çabuk gider olan.

müste'hir

  • Teehhür eden, geciken, geri kalan.

müstemti'

  • Temettü' eden, faydalanan, menfaatlenen.

müstenki / müstenkî

  • Temizlenen, tâhir olan.

mutaher

  • Temizlenmiş.

mutahere

  • Temizleme.

mutahhar

  • Temiz, temizlenmiş mânâsına Muhammed aleyhisselâmın ismi.
  • Temizlenmiş.

mutahhir

  • Temizleyici, temizleyen.

mutahir

  • Temizleyici.

mütalaa etmek / mütalâa etmek

  • Tetkik etmek, araştırmak.

mutamene

  • Teskin etmek, sâkinleştirmek.

müteakis

  • Tersine dönmüş. Birbirine zıd.

mütearrık

  • Terleyen, taarruk eden.

müteayyin

  • Teayyün eden. Belli, âşikâr ve meydanda olan.

mütebali

  • Tecrübe edip deniyen adam.

mütebellid

  • Tembel, uyuşuk. Ağır davranan.

müteberri

  • Teberri eden, yüz çeviren.

müteberrir

  • Teberrür eden, Allah'a derinden ve içten itaat eden.

mütebessim / مُتَبَسِّمْ

  • Tebessüm eden.
  • Tebessüm eden.

mütebevvil

  • Tebevvül eden, işeyen.

mütecahil

  • Tecahül eden. Bilmemezlikten gelen, câhil gibi görünen.

mütecavizane / mütecavizâne / mütecâvizane

  • Tecavüz eder şekilde. Tecavüz edene yakışır halde. (Farsça)
  • Tecavüz edercesine, saldırırcasına.

mütecelli / mütecellî

  • Tecelli eden, meydana çıkan, görünen. Parlak.
  • Tecellî eden, görünen.

mütecerrid

  • Tecerrüt eden, sıyrılan; dünya işlerinden vazgeçip Allah'a yönelmiş.
  • Tecerrüt etmiş, soyutlanmış.

mütedenni

  • Tedenni eden, gerileyen, aşağılanan.

müteenniyane / müteenniyâne

  • Temkinli olarak. Ağır davranarak. Çekinip sakınarak. (Farsça)

mütefekkirane / mütefekkirâne

  • Tefekkür ederek.

müteferridane / müteferridâne

  • Tek ve yalnız olarak. Teferrüd ederek. (Farsça)

müteganni

  • Teganni eden. Terennüm eden.

müteganniyane

  • Teganni ederek. Terennüm ederek. (Farsça)

mütehevviren

  • Tehevvür ve öfke ile.

mütekahil / mütekâhil

  • Tembel, üşengeç.

mütekaid

  • Tekaüd olan. Emekli.

mütekamilin / mütekâmilîn

  • Tekâmül etmiş olanlar. Kâmil ve olgun kimseler. Allah'ın emrine uygun şekilde hareketi alışkanlık hâline getirmiş olanlar.

mütekasil / mütekâsil

  • Tekâsül eden. Üşenir ve tembel olan.
  • Tembelce davranan.
  • Tembel, üşenen.

mütekasilane / mütekâsilâne

  • Tembelce hareket ederek, üşengeçlik ve uyuşuklukla davranarak. (Farsça)

mütekerrir / مُتَكَرِّرْ

  • Tekrar eden.
  • Tekrarlanan.
  • Tekrarlanan.

mütelafi

  • Telafi eden. Kaybettiği bir şeye mukabil başka bir şey kazanan.

mütelakki

  • Telakki ve kabul eden, ...nazarıyla bakan.

mütelaşi / mütelâşî

  • Telaş eden. Izdırab ile karışık acele eden. Telaşlı.
  • Telaşlı.

mütemass

  • Temas eden, dokunan, değen.

mütemenni

  • Temenni eden, isteyen.

mütemessik

  • Temessük eden, sıkı sıkıya yapışan; bağlanan.

mütenavil

  • Tenavül eden. Alıp yiyen. El uzatıp alan.

mütenebbit

  • Tenebbüt eden, yerden biten, yetişen.

mütenekkis

  • Ters dönüp başaşağı olan kimse.

mütenezzih

  • Tenzih eden.
  • Tenezzüh eden, gezen, seyreden.

mütenezzihane / mütenezzihâne

  • Tenezzüh edercesine, gezip eğlenircesine. Mütenezzihcesine. (Farsça)

müterakim

  • Teraküm etmiş, birikmiş, yığılmış.

mütercim

  • Tercüme eden.
  • Tercüme eden.

mütereddid

  • Tereddütlü, şüphelenen.

mütereddit

  • Tereddüt eden, kararsız.

mütesadif

  • Tesadüf eden, rastgelen. Karşılaşan.

müteşebbis

  • Teşebbüs eden. Bir işe girişen.
  • Teşebbüs eden, işe girişen.

mütesekkin

  • Teskin edici, yatıştırıcı. Yatışan, teskin olan, sükunet bulan.

müteselli / mütesellî / متسلى / مُتَسَلّ۪ي

  • Teselli bulmuş olan, teselli bulan.
  • Teselli bulan.
  • Tesellî bulan.
  • Teselli bulan, avunan. (Arapça)
  • Müteselli olmak: Teselli bulmak, avunmak. (Arapça)
  • Teselli bulan.

müteselli olmak

  • Teselli bulmak.

mütetahhir

  • Temizlenen. Tâhir hâle gelen.
  • Temizlenen.

mütevahhiş

  • Tevahhuş eden, ürken, korkan, yadırgayan.

mütevakki

  • Tevakki eden. Kendini gözeten, tehlikeli şeylerden sakınan ve çekinen.

mütevaziane / mütevaziâne

  • Tevazu ile. Mütevazi kimseye yakışır surette. (Farsça)

mütevazin

  • Tevazün eden, tartıları bir olan.

mütevekkil / متوكل

  • Tevekkül eden her işini Tanrı'nın iradesine bırakan. (Arapça)

mütevekkilane / mütevekkilâne

  • Tevekkül edercesine, Allaha güvenerek.
  • Tevekkül ederek, yalnızca Allah'a dayanıp güvenerek.
  • Tevekkül ederek, tevekkül ile. (Farsça)

mütevessi'

  • Tevessü' eden, genişleyen, geniş.

mütevessilen

  • Tevessül ederek, başvurarak.

mütevezzi'

  • Tevzi' eden, dağıtan.

müteyemmimane / müteyemmimâne

  • Teyemmüm edercesine. (Farsça)

müteyemmimen

  • Teyemmüm ederek.

mütezebzib

  • Tezebzüb eden, kararsız, mütereddit.

mütezekki

  • Temize çıkan, tezekki eden.

mütezellil

  • Tezellül eden. Alçalan, zillete katlanan. Kendini zelil gösteren.

mütezemmil

  • Tezemmül eden. Elbiseye, örtüye bürünen.

müttesi'

  • Tevessü' eden, genişleyen, vüs'at kesbetmiş olan.

müvafat

  • Teslim etmek.

müvellid

  • Tevlid eden, husule getiren, doğuran. Doğurtan kimse. Meydana getiren.

müzekka / müzekkâ

  • Temiz olmuş, temizlenmiş.
  • Temizlenmiş.

müzekki / müzekkî

  • Temizleyen, ıslah eden.
  • Temizleyen, ıslah eden.

müzekkire-i mükerrere

  • Tekrar tekrar hatırlatan.
  • Tekrar tekrar hatırlatan.

müzeyyifane / müzeyyifâne

  • Tezyif ederek, aşağılayarak.
  • Tezyif ederek, aşağılayarak.

müzeyyin

  • Tezyin eden, süsleyen, ziynetlendiren.

na-mühezzeb

  • Terbiye görmemiş, ıslah edilmemiş. (Farsça)

na-pak / na-pâk

  • Temiz olmayan, pis, kirli. (Farsça)

naka'

  • Temiz olma.

nakarat / nakarât

  • Tekrar.

nakave

  • Temizlik.

nakh

  • Teftiş etmek, kontrol etmek.

nakkad

  • Tenkitçi; hadîsin tahlil ve kritiğinde uzman olan hadîs âlimleri.

nakkaf

  • Temkinli kimse, iyi niyet sâhibi olan kişi.

nakli ilimler / naklî ilimler

  • Tefsîr, hadîs, fıkıh gibi nakil yoluyla elde edilen ve değişmeyen dînî ilimler.

napak / nâpâk

  • Temiz olmayan.
  • Temiz değil, kirli.

nasal

  • Temrenci.

nassah

  • Terzi, hayyat.

nazar-ı rabbani / nazar-ı rabbanî / نَظَرِ رَبَّانِي

  • Terbiye edici olan (Allahın) bakışı.

nazar-ı tetkik

  • Tetkik etmek, incelemek amacıyla bakmak.

nazari / nazarî / نظری

  • Teorik.
  • Teorik. (Arapça)

nazariyat / nazariyât / نظریات

  • Teoriler, doğruluğu ispat edilmemiş görüşler.
  • Teoriler, nazariyeler. (Arapça)

nazariye / نظریه

  • Teori.
  • Teori. (Arapça)

nazariyet

  • Teorik; kesin olmayan ispatlanmamış ilmî görüş.

nazariyyat / نظریات

  • Teoriler, nazariyeler. (Arapça)

nazif / نظيف / nazîf / نَظ۪يفْ

  • Temiz, pâk, nazik.
  • Temiz, pak.
  • Temiz.
  • Temiz. (Arapça)
  • Temiz.

nazım / نَظِمْ

  • Tertip, ölçülü ve kafiyeli söz.

necis

  • Temiz olmayan. Pis.

nesak-ı vahid / nesak-ı vâhid

  • Tek şekilde, tek tarzda, tek biçimde.

nesaksaz / nesaksâz

  • Tertib eden, düzenliyen, tanzim eden, düzen veren. (Farsça)

nesi'

  • Te'hir, sonraya bırakma.
  • Tehir etmek, ertelemek, geciktirmek.

nesig

  • Ter.

neth

  • Terlemek, sızmak.

netice-i vahide

  • Tek netice, bir sonuç.

netice-i yegane / netice-i yegâne

  • Tek netice, sonuç.

nev-i vahid / nev-i vâhid

  • Tek bir tür.

nezafet / nezâfet / نظافت / نَظَافَتْ

  • Temizlik, paklık, pakizelik.
  • Temizlik.
  • Temizlik.
  • Temizlik. (Arapça)
  • Temizlik.

nezafetperver / nezâfetperver

  • Temizliğe düşkün.

nezahet / nezâhet / نَزَاهَتْ

  • Temizlik, incelik.
  • Temizlik.

nezahetli

  • Temiz.

nezih / نزیه / nezîh / نَز۪يهْ

  • Temiz, pâk.
  • Temiz, pak, hoş.
  • Temiz. (Arapça)
  • Temiz.

nezihane / nezihâne

  • Temiz ve kibar bir şekilde.
  • Temizce, iyice, güzelce. (Farsça)

nıtaf

  • Ter.

nokta-i esasiye

  • Temel nokta.

nokta-i vahidiye

  • Tek bir nokta.

nokta-yı vahide / nokta-yı vâhide

  • Tek nokta.

nümune-i teşvik

  • Teşvik nümunesi, örneği.

nur-u tecelli / nur-u tecellî

  • Tecellî nuru, yansıyan nur.

nur-u teselli / nur-u tesellî

  • Teselli nuru.

öşür

  • Tek yıllık ürün veren buğday gibi mallardan alınan onda bir ölçüsünde zekât.

pa-sar

  • Tekme. Tepme. (Farsça)

paçek

  • Tezek, mayıs. (Farsça)

pak / pâk / پاک / پَاكْ

  • Temiz, saf, katıksız. Hep, tamam, mübarek, kudsi. (Farsça)
  • Temiz.
  • Temiz.
  • Temiz. (Farsça)
  • Temiz.

pak-zad

  • Temiz asıllı. Aslı temiz olan. (Farsça)

pakize / pâkize / pâkîze / پاكيزه

  • Temiz, pak. Lekesiz. Hâlis, saf, katıksız. (Farsça)
  • Temiz olan.
  • Temiz. (Farsça)

paklanmak

  • Temizlenmek.

parseng

  • Teraziyi denkleştirmek için kefesine konulan şey. (Farsça)

pas-par

  • Tekme. (Farsça)

patile

  • Tencere. (Farsça)

pele

  • Terazi kefesi. (Farsça)

perdaz

  • Tertib eden, düzenleyen, düzeltici. (Farsça)

perverde

  • Terbiye görmüş, yetiştirilmiş, beslenmiş. (Farsça)

perverişyafte / perverişyâfte

  • Terbiye edilmiş, büyütülmüş, yetiştirilmiş, eğitilmiş. (Farsça)

peykan / peykân / پيكان

  • Temren. (Farsça)

piraste

  • Tertibedilmiş, düzenlenmiş donatılmış, süslü. Pirastegî . f. Düzen, intizam. (Farsça)

pozitif

  • Tecrübe neticesine dayanan, müsbet, isbatlı. Negatifin zıddı. (Fransızca)

pür-hatarkar / pür-hatarkâr

  • Tehlikelerle dolu, çok tehlikeli.

püşte

  • Tepe, yığın. (Farsça)

rab / رب / رَبْ

  • Terbiye edici.
  • Terbiye edici (Allah).

rabb-i vahid / rabb-i vâhid

  • Tek ve eşsiz olan Rab, bir olan Allah.

raciha

  • Tercihli, daha önce diğerlerinden üstün.

rafız

  • Terk eden. Salıveren. Bırakan.

rağm

  • Tersi, aksi.

rah-ı tevhid / râh-ı tevhid

  • Tevhid yolu.

raks-ı mükerrer

  • Tekrar tekrar yapılan raks. Döne döne oynama.

ratib

  • Tertib edip sıraya koyan.

ravda-i mutahhera

  • Temiz bahçe. Medîne-i münevveredeki Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mescidinin içinde bulunan ve Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberi arasında kalan 26 m. uzunluğundaki mübârek yer. Ravda-i mukaddese, Ravda-i mübâreke de denir.

re'fet-i rabbaniye / رَأْفَتِ رَبَّانِيَه

  • Terbiye edici Allah'ın merhameti.

redane

  • Tentelerin kenarlarında açılan ufak deliklerin yırtılmaması için o deliklere geçirilen mâdeni halka.

ref-i tesettür

  • Tesettürün kaldırılması.

refz

  • Terketmek.

rehavet / rehâvet

  • Tembellik, gevşeklik, pörsüklük, ihmalkârlık.
  • Tembellik, gevşeklik.
  • Tembellik, gevşeklik.

resail-i tevhid / resâil-i tevhid

  • Tevhid bahsini anlatan risaleler.

reşih

  • Ter.

revayih-i tayyibe / revâyih-i tayyibe

  • Temiz ve güzel kokular.

rey-i vahid / rey-i vâhid

  • Tek bir görüş.

riba / ribâ / ربا

  • Tefecinin aldığı aşırı faiz. (Arapça)

ribahar / ribâhar / رباخوار

  • Tefeci. (Farsça - Arapça)

rimaha

  • Tepici davar, tepen davar.

rişte

  • Tel, iplik, hayt. (Farsça)

rububiyetperver / rubûbiyetperver

  • Terbiye etmeyi ve olgunlaştırıp mükemmelleştirmeyi seven.
  • Terbiye etmeyi seven Allah.

sadıha

  • Teganni eden.

safi / sâfî / صافى / صَاف۪ي

  • Temiz, katışıksız, duru.
  • Temiz, arı, halis. (Arapça)
  • Temiz.

safilik / sâfilik

  • Temizlik, arınmışlık.

safiyet / sâfiyet

  • Temizlik, saflık.

safiyy

  • Temiz, pak. Hâlis, saf, katıksız.

safvet

  • Temizlik, hâlislik, paklık.

safvet-i asliye

  • Temelden gelen saflık.

sahib-i tertib / sâhib-i tertîb

  • Tertîb sâhibi. Üzerinde kazâya kalmış namaz borcu bulunmayan veya kazâya kalmış namazların toplamı beş vakti geçmemiş bulunan ve namazda sırayı gözetmesi gereken kimse.

sahur

  • Temcid yemeği. Ramazan'da şafaktan önce yenen yemekr.

salaa

  • Tepenin saçı dökülüp açık kalan yeri.

sani-i vahid / sâni-i vâhid

  • Tek olan ve herşeyi san'atlı yapan Allah.

şarab-ı tahur

  • Temiz ve helâl içecek.
  • Temiz ve helâl olan Cennet şarabı. Cennete mahsus şurub.

savm'aa

  • Tepesi sivri yüksek bina. (Minarelere de verilen addır). İslâmiyetten önce hıristiyanların manastırlarına ve sabiaların zaviyelerine verilen ad.

şayan-ı şükran / şâyân-ı şükran / şâyân-ı şükrân / شَايَانِ شُكْرَانْ

  • Teşekküre değer, lâyık.
  • Teşekküre layık.

şayan-ı tebrik / şâyân-ı tebrik

  • Tebrike lâyık.

sebeb-i tefrika

  • Tefrika sebebi, ayrılış sebebi.

sebeb-i tercih

  • Tercih sebebi.

sebeb-i teşvik

  • Teşvik eden sebep.

sebeb-i teşvik ve kanaat

  • Teşvik etme ve inandırma sebebi.

sebeb-i tevazu / sebeb-i tevâzu

  • Tevazu, alçak gönüllülük sebebi.

sebeb-i vahid

  • Tek sebep.

sebeb-i yegane / sebeb-i yegâne

  • Tek sebep.

sebu / sebû / سبو

  • Testi. (Farsça)
  • Testi. (Farsça)

sebülmesani / sebülmesanî

  • Tekrar tekrar okunan, iki kez nazil olan Fatiha sûresi.

şecere-i tayyibe

  • Temiz ağaç. Bütün iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı olan İslâmiyet'e verilen ad.

seciye-i avra / seciye-i avrâ

  • Tek gözlü seciye. Dünyaperestlik.

seciye-i uvera / seciye-i uverâ

  • Tek gözlülerin -yâni sadece bu dünyayı düşünenlerin, âhireti görmeyenlerin- seciyesi.

secur

  • Tennur kızdırılan nesne.

şedh

  • Tembel olmak.

sehabe

  • Tek bulut.

şehr-i vahid

  • Tek bir şehir.

sehv-i tertib

  • Tertib yanlışı, dizme yanlışı.

selim-ül kalb

  • Temiz kalbli.

selimülkalb / selîmülkalb / سليم القلب

  • Temiz yürekli. (Arapça)

semeni / semenî

  • Tereyağı.

semerat-ı manzume ve mevzune

  • Tertipli, düzenli, ölçülü ve san'atlı meyveler.

seniyye

  • Temiz, yüce.

serapa / serâpâ

  • Tepeden tırnağa, baştan başa.

serdetmek

  • Tertipli ve güzel bir şekilde konuşmak.

şeriat-ı mutahhara

  • Temiz, mübarek şeriat; Allah tarafından bildirilen temiz, şüphelerden uzak hükümler, İslâmiyet.

sermeşk

  • Temrin yazısı; alıştırma için hazırlanmış yazı örneği.

şevşat

  • Tez yürüyüşlü dişi deve.

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Terbiye ve mâneviyatta tekâmül yollarında, hariç âlemden, âfaktan başlamak suretiyle bulunan delillerle tekâmül edip nefsini ıslâh ve imâni ve Kur'âni hakikatlarda terakki etmek usulü.

şiddet-i tehdit

  • Tehdidin şiddeti.

sille-i te'dip

  • Terbiye tokadı.

silsile-i tefekkür

  • Tefekkür mânâları ve ifadeleri bulunan ve günlük olarak tekrarlanan bölümlerin zincirleme devam etmesi.

silsile-i tefekkürat / silsile-i tefekkürât

  • Tefekkürler zinciri.

sine-i pakin / sîne-i pâkin

  • Temiz ve günahsız kalb.

sine-i saf ve berrak

  • Temiz ve berrak göğüs, kalp.

sini / sînî / سينى

  • Tepsi. (Farsça)

sırr-ı tevatür

  • Tevatür sırrı; bir sözün nesilden nesile, sözüne inanılır büyük topluluklar tarafından nakledilmesi sırrı, hikmeti.

sist-i ataletle / sist-i atâletle

  • Tembelliğin gevşekliğiyle.

sual-i vahid / sual-i vâhid

  • Tek soru.

sübbuh

  • Tesbih edilen (Allah. C.C.)

sübhakeş

  • Tesbih çeken. (Farsça)

şükr

  • Teşekkür, övgü.

şükran / şükrân / شكران

  • Teşekkür borcu, iyiliğin bilinmesi. (Arapça)

şükrane / şükrâne / شكرانه

  • Teşekkür borcu olarak, teşekkür alameti. (Arapça - Farsça)

şükrgüzar / شكرگزار

  • Teşekkür eden. (Arapça - Farsça)

şükür / شكر

  • Teşekkür, iyilik bilme. (Arapça)

sülale-i tahire / sülale-i tâhire

  • Temiz sülale olan Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) soyu.

suret-i tertib

  • Tertip, diziliş şekli, biçimi.

şürruf

  • Ters ve balçık taşımada kullanılan ve tezkere denilen âlet.

sürud

  • Terennüm. Şarkı, türkü. (Farsça)

suver-i misaliye

  • Temsilî ifadeler, misalî şekiller, suretler.

ta'diye

  • Tecavüz ettirmek, geçirmek. Bir eylemi müteaddi hali koymak. (Gramer terimi)

taahhüd-ü rabbani / taahhüd-ü rabbânî / تَعَهُّدُ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'ın üzerine alması.

tabaka-i tevhid

  • Tevhid derecesi.

tabiat-ı müessire

  • Tesir sahibi, yaratıcı tabiat.

tablacı

  • Tezgâhtar, sunucu.

tadris

  • Tecrübe görmüş olma.

tahannüs

  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.

taharet / طهارت / tahâret / طَهَارَتْ

  • Temizlik.
  • Temizlik.
  • Temizlik, nezafet, temizlenmek.
  • Temizlik.
  • Temizlik.

taharüc

  • Tevzi etmek, dağıtmak.

tahattür

  • Tembel tembel yürümek.

tahavvür

  • Tezlik, acelecilik.

tahir / tâhir / طاهر / طَاهِرْ

  • Temiz.
  • Temiz.
  • Temiz.
  • Temiz, pâk, özürsüz.
  • Temiz. (Arapça)
  • Temiz.

tahirat / tâhirât

  • Temiz olanlar.

taht-ı tesir

  • Tesir altında.

tahzi'

  • Tevâzu etmek, alçakgönüllü olmak.

takyin

  • Tezyin etmek, süslemek.

talim-i infiradi

  • Tek eğitimciye dayalı eğitim sistemi.

talim-i nazariyat / tâlim-i nazariyat

  • Teorik bilgileri öğretme.

tanzif / tanzîf / تنظيف

  • Temizleme, temizlik.
  • Temizleme.
  • Temizleme. (Arapça)

tanzifat / tanzifât / tanzîfât / تنظيفات / تَنْظ۪يفَاتْ

  • Temizlemeler.
  • Temizlemeler.
  • Temizlik işleri. Temizlemeler.
  • Temizlik işleri. (Arapça)
  • Temizlemeler.

tar tar

  • Tel tel. İplik iplik.

tarek

  • Tepe. Başın tepesi. (Farsça)

tarh-endaz

  • Temel atan. Düzenleyen, tertib eden. (Farsça)

tarh-ı esas

  • Temel atmak.

tarik / târik / تَارِكْ

  • Terkeden.
  • Terkeden, vazgeçen, bırakan.
  • Terkeden.

tarz-ı tesbihat

  • Tesbihat şekli, Allah'ı anma usulü.

tasfiye

  • Temizleme, parlatma. Kalbi iyi hasletlerle süsleme.

tathir / tathîr / تطهير

  • Temizlemek. Yıkayıp pâk etmek. Tâhir kılmak.
  • Temizleme.
  • Temizlemek, yıkayıp pak etmek.
  • Temizleme.
  • Temizleme. (Arapça)

tathir etmek

  • Temizlemek.

tathir u tezhib / tathîr u tezhîb

  • Temizlemek ve süslemek.

tathirat / tathîrat / تطهيرات

  • Temizlikler.
  • Temizlik. (Arapça)

tatile uğrama / tâtile uğrama

  • Terk edilme.

taun / tâun

  • Tehlikeli ve bulaşıcı veba hastalığı.

tavaşir

  • Tebeşir.

tavsib

  • Tenbellik ve süstlük.

tayyibat

  • Temiz olan şeyler.

taziyane-i teşvik / tâziyâne-i teşvik

  • Teşvik kamçısı.

te'diben

  • Te'dib suretiyle, te'dib için. Haddini bildirmek için.

te'haz

  • Tekrar almak.

te'lil

  • Tez etmek, çabuklaştırmak.

te'minen

  • Te'min suretiyle.

te'sil

  • Tez etmek. Sür'atli yapmak.

te'siye

  • Teselli verme, avutma.

te'te

  • Tekebbürlenmek, gururlanmak. Ululanmak.

te'vilat / te'vilât

  • Teviller, yorumlar.

teakkum

  • Tereddüt etmek, kararsız olmak.

tebaşir / tebâşîr / تباشير

  • Tebeşir. (Farsça)
  • Tebeşir. (Farsça)

tebe'a / تبعه

  • Tebalar, uyruklar. (Arapça)

tebelluh

  • Tekebbürlenmek, gururlanmak, kibirlenmek.

teberruan

  • Teberru ederek, teberru suretiyle, bağışlayarak.

tebezzuh

  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

tebezzül

  • Terk-i hıfz etmek; yâni ne olursa sakınmayıp her yerde kullanmak.

tebligat / tebligât

  • Tebliğler, bildiriler.

tebliğname / tebliğnâme

  • Tebliğ yazısı.

tebrie / تَبْرِئَه

  • Temize çıkarma.

tebrikat / tebrikât

  • Tebrikler.

tebrikname / tebriknâme

  • Tebrik mektubu.

tebyiz / tebyîz / تَبْي۪يضْ

  • Temize çekme.
  • Temize çekme.

tecarib / tecârib / تجارب

  • Tecrübeler, denemeler. (Arapça)

tecarüb / tecârüb

  • Tecrübeler, deneyimler.
  • Tecrübeler.

tecavüzat / tecâvüzât

  • Tecavüzler, saldırmalar.

tecelligah / tecelligâh

  • Tecelli yeri. İlâhi kudretin, İlâhi sırrın meydana çıktığı, göründüğü yer. (Farsça)

tecelliyat / tecellîyat

  • Tecellîler; yansımalar.

tecemmüş

  • Tekellüf etmek, özenmek.

tecerrüb

  • Tecrübe sâhibi olma.

teceyyür

  • Teftiş etmek, kontrol etmek.

techizat

  • Techizler, donatmalar.

tecrib

  • Tecrübe etme, deneme.

tecribi ilimler / tecribî ilimler

  • Tecribe ve müşâhede (gözlem) ile elde edilen bilgiler, ulûm-i akliyye (aklî ilimler).

tecrid koğuşu

  • Tek kişilik hücre.

tecrid-i münferid / tecrîd-i münferid / تَجْر۪يدِ مُنْفَرِدْ

  • Tek başına bırakma.

tecrid-i münferit

  • Tek kişilik hücre hapsi.

tecridat / tecrîdât

  • Tecritler, ayınmalar.

tecridhane / tecrîdhâne

  • Tek kişilik yer.

tecrübat / tecrübât

  • Tecrübeler.
  • Tecrübeler.

tecrübeten

  • Tecrübeyle.

tecrübevari / tecrübevârî

  • Tecrübe eder gibi.

tecrübi / tecrübî

  • Tecrübeye ait. Tecrübeyle ilgili.

tedabir / tedâbir

  • Tedbirler, önlemler.
  • Tedbirler, önlemler.

tedarik / tedârik / تَدَارِكْ

  • Temin etme.
  • Temîn etme.

tedkikat

  • Tedkikler, incelemeler.
  • Tetkikler, araştırmalar.

teeddüben / تأدبا

  • Terbiye ile çekinerek, utanarak. (Arapça)

teessüs

  • Temelleşmek. Yerleşmek. Kurulmak. Teşekkül.

tef'il babı / tef'îl bâbı

  • Tef'il kalıbı.

tefasir / tefâsir / tefâsîr / تفاسير

  • Tefsirler, yorumlar.
  • Tefsirler, yorumlar. (Arapça)

tefe'ülen

  • Tefe'ül ederek; bir kitabı rastgele açarak uygun gelen yeri yorumlayarak.

tefekkürat / tefekkürât

  • Tefekkürler, düşünmeler.
  • Tefekkürler, düşünmeler.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Tefekkür yazısı.

tefrii / tefrîi

  • Teferruat ve ayrıntılara ayırmakla ilgili.

tefrit

  • Tersine aşırılık, normalden daha geri seviyede olma.

tefsirat

  • Tefsirler; açıklamalar, yorumlamalar.

tehdid-amiz / tehdid-âmiz

  • Tehditle karışık, tehdit eder surette. (Farsça)

tehdidane / tehdidâne

  • Tehdit ederek.
  • Tehdit ederek.

tehdidat / tehdidât

  • Tehditler.

tehdidkar / tehdidkâr

  • Tehdit edici.

tehdidkarane / tehdidkârâne / tehdîdkârâne / تهدیدكارانه

  • Tehdid edenlere yakışır şekilde. Tehdid edercesine. (Farsça)
  • Tehdit ederek. (Arapça - Farsça)

tehditkar / tehditkâr

  • Tehdit edici.

tehditkarane / tehditkârâne

  • Tehdit ederek.
  • Tehdit edercesine.

tehekku'

  • Teveccüh etmek, yönelmek.

tehevvük

  • Tenbel olmak.

tehnie

  • Tebrik etmek.

tehniyet

  • Tebrik etme, kutlama.

tehzib

  • Terbiye etme, ıslâh etme, düzeltme; temizleme.
  • Temizleme, düzeltme.

tehzib-i ahlak / tehzib-i ahlâk

  • Temiz ahlâk sâhibi olmağa çalışmak. Ahlâkını düzeltmek.

tekalif / tekâlif

  • Teklifler, vergiler.
  • Teklifler, yükler.

tekasül / tekâsül / تَكَاسُلْ

  • Tembellik.
  • Tembellik.

tekasül etme / tekâsül etme

  • Tembellik yapma.

tekasüli / tekâsülî

  • Tembellikle ilgili, tembellikten gelen.

tekaüdiye

  • Tekaüde mahsus olan aylık.

tekaya / tekâyâ / تكایا

  • Tekkeler.
  • Tekkeler. Tekkenin çoğulu.
  • Tekkeler. (Arapça)

tekbirat

  • Tekbirler.

tekbirhan / tekbirhân

  • Tekbir getiren. (Farsça)

tekerrür / تكرر / تَكَرُّرْ

  • Tekrarlanmak.
  • Tekrarlanma.
  • Tekrarlanma.
  • Tekrarlanma.
  • Tekrarlanma. (Arapça)
  • Tekerrür etmek: Tekrarlanmak. (Arapça)
  • Tekrarlanma.

tekerrür etme

  • Tekrarlanma.

tekevvüni / tekevvünî

  • Tekevvüne ait. Oluşla, hâdisatla alâkalı.

teklifat / teklifât

  • Teklifler.
  • Teklifler.

teknoloji

  • Teknik bilgiler. Matematik, Kimya ve Fizik ilminden elde edilen bilgiler. (Fransızca)
  • Teknik bilgiler.

tekrar betekrar

  • Tekrar tekrar.

tekrarat / tekrarât / tekrârat

  • Tekrarlamalar. Aynı şeyi bir kaç defa yapma.
  • Tekrarlar.
  • Tekrarlar.

tekraren / tekrâren / تكرارا

  • Tekrar tekrar. (Arapça)

tekrir / tekrîr / تكریر / تَكْر۪يرْ

  • Tekrarlama.
  • Tekrarlama.
  • Tekrarlama. (Arapça)
  • Tekrarlama.

tekye / تكيه

  • Tekke; zikir veya ders için toplanılan yer, dervişlerin kaldığı yer.
  • Tekke. (Arapça)

tekyenişin

  • Tekkede oturan, derviş. (Farsça)

telaşe / telâşe

  • Telaş, endişe, kaygı.

telbik

  • Teridi yağlı yapmak.

telbisat / telbisât

  • Telbisler. Hileler, oyunlar.

teleslüs

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

têlifat / têlifât

  • Telifler.

telkif

  • Telkin etmek.

telkinat / telkinât

  • Telkinler.

telkini / telkînî / تلقينى

  • Telkine dayalı. (Arapça)

tell / تل

  • Tepe, sırt. (Arapça)

telmihan / telmîhan

  • Telmih sûretiyle, imalı olarak.

telmihen

  • Telmihle.
  • Telmih yoluyla, imâlı olarak.
  • Telmih suretiyle. Telmih için. İmâlı olarak.

telvihat / telvihât

  • Telvihler. Kinaye halindeki işaretler.
  • Telvihler, kinayeli söyleyişler.

temayül-ü infirad

  • Tek başına hareket etme, sadece kendisini düşünerek hareket etme eğilimi.

temayülat / temâyülât

  • Temayüller, eğilimler meyiller.

tembelkarane / tembelkârâne

  • Tembel bir şekilde.

temenniyat

  • Temenniler, dilekler, istekler.

temerrün

  • Tekrar ettirerek alıştırma. İdman yapma.

temsilat / temsilât

  • Temsiller; kıyaslama tarzında benzetmeler.
  • Temsiller.

temsili / temsilî / temsîlî / تَمْثِيلِي

  • Temsile dair ve müteallik. Bir şeyi göz önünde canlandıran.
  • Temsile dair.
  • Temsile ait.

temyiz evrak ve layihaları / temyiz evrak ve lâyihaları

  • Temyiz evrak ve dilekçeleri.

temyiz mahkemesi riyaseti

  • Temyiz Mahkemesi Başkanlığı, Yargıtay.

temyizen

  • Temyiz suretiyle. Temyiz yoluyla. Seçerek.

tenasüh-vari / tenasüh-vâri

  • Tenasühe benzer bir surette. (Farsça)

tenasühvari / tenâsühvârî

  • Tenasüh gibi.

tenbel / تنبل

  • Tembel. (Farsça)

tenbelkarane / tenbelkârâne

  • Tembelce.

tenbihat / tenbihât

  • Tembihler, ikazlar.
  • Tenbihler, uyarmalar.

tenevvüs

  • Tereddüt etmek, karar verememek.

tenezzüh

  • Temizlik, gezinme.

tenezzülat / tenezzülât

  • Tenezzüller.

tenezzülen

  • Tenezzül ederek.

tenha / tenhâ

  • Tek başına.

tenhanişin

  • Tek başına oturan. Yalnız oturan. (Farsça)

tenkidat / tenkidât

  • Tenkitler.

tenkil

  • Tepeleme, sindirme.

tenkit

  • Temizleme, fenasını atma.

tenkitkar / tenkitkâr

  • Tenkit eden, eleştiren.

tenkitkarane / tenkitkârâne

  • Tenkit edercesine.

tenzihen

  • Tenzih ederek. Tenzih etmekle.

teokratik

  • Teokrasi sistemi. (Fransızca)

terakkicu

  • Terakki isteyen, terakki taraftarı. (Farsça)

terakkiperver

  • Terakkiyi seven. İlerlemeyi seven. (Farsça)

terakkişiken

  • Terakkiyi kıran, ilerlemeyi önleyen, terakkinin aleyhinde bulunan. (Farsça)

terakkivari / terakkivârî

  • Terakki eder gibi.

terakkiyat-ı medeniye / terakkiyât-ı medeniye

  • Teknolojik ilerlemeler.

teranekar / teranekâr

  • Terennüm eden. Öten, ötücü. (Farsça)

terazu / terâzû / ترازو

  • Terazi. (Farsça)
  • Terazi. (Farsça)

terbiye-i vahide / terbiye-i vâhide / تَرْبِيَۀِ وَاحِدَه

  • Tek bir terbiye.
  • Tek (elden) terbiye.

terbiyegah / terbiyegâh

  • Terbiye yeri.
  • Terbiye yeri. Öğrenme ve yetişme yeri. (Farsça)
  • Terbiye yeri.

terbiyegerde

  • Terbiye eden.
  • Terbiye edilmiş. Yetiştirilmiş. (Farsça)
  • Terbiye edilmiş, yetiştirilmiş.

terbiyehane

  • Terbiye evi.

terbiyekarane / terbiyekârane / terbiyekârâne

  • Terbiye edercesine.
  • Terbiye ederek, besleyip büyüterek.

terbiyename

  • Terbiye edici belge; belli bir terbiye ve eğitim programını içeren talimat, kitap.
  • Terbiye yazısı.

terbiyet

  • Terbiye.

terbiyevi / terbiyevî

  • Terbiye ile ilgili, eğitime dair.
  • Terbiyeli. Terbiye ile alâkalı.
  • Terbiye ile ilgili.

terceman

  • Tercüme eden.

terceme

  • Tercüme, çevirme.

tercih bila müreccih / tercih bilâ müreccih

  • Tercih edici sebep olmaksızın tercih (seçim) yapılabilir. Yani, seçimi yapacak zat için mutlaka sebebin var olması gerekmez, hiçbir sebebe bağlı kalmadan da seçenekler arasından birini seçebilir.

tercihan

  • Tercih edilerek.

tercihat / tercihât

  • Tercihler, seçmeler.
  • Tercihler, üstün tutmalar.

tercihen

  • Tercih ederek.

tercihun bila müreccih / tercîhun bilâ müreccih

  • Tercih sebebi olmadığı hâlde bir şeyi diğerine tercîh etmek yâni üstün tutmak.

tercüman

  • Tercüme eden.

terdad / terdâd

  • Tekrar.
  • Tekrar.
  • Tekrar.

tereddüdat

  • Tereddütler.

terennümat / terennümât

  • Terennümler, nameler, güzel, hoş sesler.
  • Terennümler.

terennümsaz / terennümsâz

  • Terennüm eden, şarkı söyleyen. (Farsça)

terevvi

  • Tefekkür etmek, düşünmek.

tergibat

  • Teşvikler, istek uyandırıcı ifadeler.

terhisat / terhisât

  • Terhisler, vazifeye son vermeler.
  • Terhisler.

terk-i terk

  • Terki terk etmek; terkedilen şeyleri düşünmemek.

terkibat / terkibât

  • Terkibler, birleştirmeler.

tes'id

  • Tebrik etme, kutlama.

tesadüfat

  • Tesadüfler, rastlantılar.

tesadüfen

  • Tesadüf olarak, rastgele.

tesadüfi / tesadüfî

  • Tesadüfle ilgili, rast gele.

teşahhusat

  • Teşahhuslar.

tesbih / tesbîh / تسبيح

  • Tespih. (Arapça)

teşbih-i ma'kus / teşbîh-i ma'kûs

  • Tersine dönmüş benzetme, benzeyenle benzetilenin yer değiştirmesi.

tesbihat / tesbihât

  • Tesbihler, namazdan sonra okunanlar.

tesbihhan / tesbihhân

  • Tesbih eden, tesbih okuyan. (Farsça)
  • Tesbih eden; Allah'ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anan.
  • Tesbih eden.

tesbihi / tesbihî

  • Tesbihle ilgili.

tesbihkarane / tesbihkârâne

  • Tesbih ederek.
  • Tesbih edercesine.

teşçi etme / teşçî etme

  • Teşvik etme, cesaretlendirme.

teşebbüskarane / teşebbüskârâne

  • Teşebbüs ederek.

teşekkürat / teşekkürât / تشكرات

  • Teşekkürler.
  • Teşekkürler.
  • Teşekkürler. (Arapça)

teşekkürname / teşekkürnâme

  • Teşekkür yazısı.
  • Teşekkür yazısı.

teselli-amiz / teselli-âmiz

  • Teselli verici, avutucu, avundurucu.

tesellibahş

  • Teselli bahşeden.

tesellidar / tesellidâr

  • Teselli edici.
  • Teselli veren.

tesellidarane / tesellidarâne / tesellidârâne

  • Teselli ederek.
  • Teselli edercesine.

tesellikar / tesellikâr / tesellîkâr

  • Tesellici.
  • Tesellî verici.

tesellikarane / tesellikârâne

  • Teselli ederek.
  • Teselli olurcasına.

teselliyatdarane / teselliyâtdârâne

  • Teselli edercesine.

teselliyetkar / teselliyetkâr

  • Tesellî verici.

teselliyettarane / teselliyettârâne

  • Teselli vererek.

tesellüm / تسلم

  • Teslim alma. (Arapça)
  • Tesellüm etmek: Teslim almak. (Arapça)

teshir-i rabbani / teshîr-i rabbânî / تَسْخ۪يرِ رَبَّان۪ي

  • Terbiye edici Allah'ın itâat ettirmesi.

teshirat / teshîrât

  • Teshirler.

tesirat / tesirât

  • Tesirler.

têsirat / têsirât

  • Tesirler, etkiler.

teşkilat / teşkilât

  • Tertipli ve düzenli çalışan birlik.
  • Teşkiller, örgüt.

teslim-kerde

  • Teslim edilmiş olan. (Farsça)

teslimat

  • Teslimler, vermeler.

teslimiyet

  • Teslim olma.

teslimkarane / teslimkârâne

  • Teslim olarak.
  • Teslim olmuş şekilde.

teşt

  • Tekne, teşin, leğen, kap.
  • Tekne, leğen, su kabı.

teşvikat / teşvîkât / تشویقات

  • Teşvikler.
  • Teşvikler. (Arapça)

teşvikkarane / teşvikkârâne

  • Teşvik ederek.

tetahhur

  • Temizlenme.
  • Temizlenmiş olma.

tetvibe

  • Tevbe etmek.

tevahhud

  • Teklik, birlik.

tevaliyen

  • Tevali etmek suretiyle.

tevazu'kar / tevazu'kâr

  • Tevazulu, alçak gönüllü. (Farsça)

tevazukarane / tevâzukârâne

  • Tevazu edercesine.

tevbegah / tevbegâh

  • Tevbe etme ve bağışlanma yeri.
  • Tevbe yeri.

tevbekar / tevbekâr

  • Tevbeli, yaptığına pişman olmuş olan. (Farsça)
  • Tevbe eden.

tevbeşiken

  • Tevbesini bozan. (Farsça)

teveffuk

  • Tevfike mazhar olmak. Cenab-ı Hakk'ın rızasına uygun tarzda hareket edebilmek.

tevekkelna

  • Tevekkül ettik (meâlinde fiil).

tevekkül-ü tembelane / tevekkül-ü tembelâne

  • Tembelce tevekkülde bulunma; üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeden sonucu Allah'tan isteme.

tevekkülvari / tevekkülvâri / tevekkülvârî

  • Tevekkül ederek, Allah'a güvenerek.
  • Tevekkül ederek.

tevessü-ü tesir

  • Tesir sahasının genişlemesi.

tevhidi / tevhidî

  • Tevhitle, her şeyin bir olan Allah'a ait olması ile ilgili.
  • Tevhidle ilgili.

têvilat / têvilât

  • Teviller.

tevrit

  • Tehlikeye düşürme, vartaya düşürme.

tevv

  • Tek.

tevvab

  • Tevbeyi kabul eden, Allah.

tevziat

  • Tevziler, dağıtmalar.

teymim

  • Teyemmüm ettirme.

teyyas

  • Teke besleyen ve teke tutan kişi.

tezadi / tezâdî

  • Tezatla ilgili.

tezkin

  • Teşbih etmek, benzetmek.

tezkiye / تَزْكِيَه

  • Temizleme, arındırma.
  • Temize çıkarma.
  • Temize çıkarma, aklama.
  • Temizleme.

tezviren

  • Tezvir yoluyla.

tiryak

  • Tesirli ilaç, panzehir.

tiz-pay / tiz-pây

  • Tez, süratli, ayağına çabuk. (Farsça)

tuhr

  • Temizlik, paklık.

tükah / tükâh

  • Tekyegâh.

tüklan

  • Tevekkül etmek.

ufk-u tecelliyat

  • Tecellilerin, yansımaların ufku.

uhud-u tevhid

  • Tevhidin Uhud Dağı; sağlam ve sarsılmaz tevhid inancı için bir benzetme olarak kullanılmış.

ulum-i akliyye / ulûm-i akliyye

  • Tecribî (deneye bağlı) ilimler. His organları ile duyularak, akıl ile incelenerek tecrübe ve hesab edilerek elde edilen ilimler.

ulum-u esasiye / ulûm-u esasiye

  • Temel ilimler.

ulum-u nazariye / ulûm-u nazariye

  • Teorik ilimler.

unsur / عنصر

  • Temel madde.

unsur-u esasi / unsur-u esasî

  • Temel unsur, temel madde.

unsur-u esasiye

  • Temel unsur, ana maksat.

usret-i teneffüs

  • Teneffüs zorluğu, nefes darlığı.

üssü'l-esas

  • Temel esas.

üssül'esas

  • Temel esas.

üstad-ı mübelliğ

  • Tebliğ edici, irşad edip tanıtıcı ve bildirici üstad.

usul / usûl

  • Temel prensip.
  • Temel prensipler, bir şeyin aslını, dayandığı noktayı gösteren kurallar.

uzletgüzin

  • Tenhada yaşayan, yalnızlık köşesine çekilen. (Farsça)

uzletnişin

  • Tenha bir köşeye çekilip yalnız yaşayan. (Farsça)

vahid / vâhid / واحد / vahîd / وحيد

  • Tek, bir tane. (Arapça)
  • Tek, biricik. (Arapça)

varta / وَرْطَه

  • Tehlikeli durum, içinden çıkılması zor olan şey, bataklık.
  • Tehlike.

varta-i hayret

  • Tehlikeli, hayret uçurumu.

varun / vârûn / وارون

  • Ters, uğursuz, aksi. (Farsça)
  • Ters, başaşağı. (Farsça)

varune / vârûne / وارونه

  • Ters, başaşağı. (Farsça)

vasıta-i teşvik

  • Teşvik etme vasıtası.

vaz

  • Terk etme, bırakma. (Farsça)

vazife-i tebliğ

  • Tebliğ vazifesi.

vazife-i tefekkür

  • Tefekkür görevi.

vazife-i teşekküriye

  • Teşekkür vazifesi, şükür görevi.

vech-i intizam

  • Tertip, düzen, diziliş yönü.

veçh-i nazm

  • Tertip, diziliş yönü.

veçh-i nazmı

  • Tertip ve diziliş yönü.

vesail-i terbiye

  • Terbiye vasıtaları, eğitim araçları.

vesile-i şükran

  • Teşekkür aracı.

vesile-i teşvik

  • Teşvik vesilesi, motive etme vasıtası.

vesti / vestî

  • Tercüme, şerh. (Farsça)

vikaf

  • Tevakkuf etmek, vâkıf olmak, durmak.

vücud-u vahid / vücud-u vâhid

  • Tek bir vücut, varlık.

yegan yegan / yegân yegân / يَگَانْ يَگَانْ

  • Tek tek.

yegane / yegâne / يَگَانَه

  • Tek, eşsiz.
  • Tek, bir.
  • Tek.

yegane-gi / yegâne-gî

  • Teklik, yegâne ve tek oluş. (Farsça)

yek

  • Tek, bir.

yek-çeşm / يَكْ چَشْمْ

  • Tek gözlü.
  • Tek göz.

yek-çeşm deha / yek-çeşm dehâ

  • Tek gözlü olağanüstü zekâ ve akıl; Kur'ân'ın gösterdiği gerçekleri görmeyen ve sadece dünyevî maksatları gözeten zekâvet ve akıl.

yeknesaklık

  • Tekdüzelik, monotonluk.

yekpa

  • Tek ayaklı. Topal. (Farsça)

yekpare / yekpâre / يَكْپَارَه

  • Tek parçadan meydana gelen. Bütün. Parçasız.
  • Tek parça.
  • Tek parça.

yekta / يَكْتَا

  • Tek, eşsiz.
  • Tek, eşsiz.

yektene / یك تنه

  • Tenha, yalnız başına. (Farsça)
  • Tek başına. (Farsça)

yekvücud

  • Tek kişi gibi. Hep birden.

yekvücud-u vahdani / yekvücud-u vahdânî

  • Tek bir vücut halinde.

yekvücut

  • Tek vücut, tek bir insan gibi birlik ve bütünlük içinde.

zaman-ı vahid / zaman-ı vâhid

  • Tek bir zaman. Aynı zaman dilimi.

zat-ı ehadiye / zât-ı ehadiye

  • Tek olan herbir varlıkta birliği tecelli eden Zât, Allah.

zat-ı ferd / zât-ı ferd

  • Tek ve benzersiz olan Zât, Allah.

zelaka / zelâka

  • Tecvitte keskin olarak çıkan harfler (lâm, râ, nun).

zemzeme-i hamd ve şükran

  • Teşekkür ve övgü nağmesi.

zemzeme-i şükran

  • Teşekkür ifade eden nağmeler.

zerrat-ı asliye / zerrât-ı asliye

  • Temel zerreler.

zerrat-ı esasiye / zerrât-ı esasiye

  • Temel zerreler.

zıd

  • Ters, karşıt, zıt.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın