REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te taraf. ifadesini içeren 93 kelime bulundu...

akideyn / âkideyn

  • Huk: Her akidde anlaşmayı yapan her iki taraf.

aktar / aktâr / اَقْطَارْ

  • (Tekili: Kutr) Kuturlar. Çaplar. Dâirenin merkezinden geçen doğru hatlar.
  • Her taraf.
  • Güzel kokulu yağlar vesaire satan adam. Güzel kokular tâciri.
  • Ecza, ilâç satan adam.
  • Mahalle aralarında bazı baharatla iğne, iplik vesaire satan satıcı.
  • Kuturlar, çaplar, dairenin merkezinden geçen hatlar, bölgeler, taraflar. Her taraf.
  • Her taraf.

aktar-ı alem / aktâr-ı âlem

  • Her taraf. Alemin dört bucağı. Alemin her yeri.

ber

  • Üzere, üzerine, yukarı mânasına (ve Arabçadaki "Alâ" yerine edat-ı isti'lâdır) (Farsça)
  • Göğüs, sine, bağır, sadır. (Farsça)
  • Fayda. (Farsça)
  • Hamil. (Farsça)
  • Hıfz. (Farsça)
  • Yan. (Farsça)
  • Taraf. (Farsça)
  • Nâkil. Götürücü. (Farsça)
  • Meyve. (Farsça)
  • Yaprak. Varak. (Farsça)
  • Meme. (Farsça)
  • Genç kadın. (Farsça)
  • E (Farsça)

canib / cânib / جانب

  • Yan, yön. Cihet, taraf. Yüksek taraf. (Farsça)
  • Taraf. (Arapça)

çar-guşe

  • Dört köşe. Dört taraf. Dört yön. (Farsça)

çarsu

  • Dört taraf. Dört tarafı olan şey. (Farsça)
  • Çarşı, pazar. (Farsça)

cebhe

  • Yüz, ön taraf. Harp sahası. Muharebe edilen yer.
  • Alın.
  • Bir binanın veya o cinsten bir şeyin ön tarafı.
  • Gökteki ayın menzillerinden birisinin ismi olup arslan suretinin cephesidir, dört yıldız arslan alnına benzetilmiştir.
  • Bir kavmin ve cemaatin seyyidi.

cenah / cenâh / جَنَاحْ

  • Kanat, taraf.

cenb / جنب

  • Yan taraf. Koltuk altının aşağısı.
  • Def'etmek, kovmak.
  • Müştak olmak.
  • Bir yere gitmek için bir yere inmek.
  • Birisinin sevdiğinden dolayı kararsız ve muztarib bulunmak.
  • Büyük ve çok olan.
  • Engin taraf.
  • Şetmetmek, söğmek.
  • Taraf. (Arapça)

cenub

  • Güney. Şimalin zıddı olan taraf.

cevanib-i erbaa

  • Dört taraf.

cihat-ı sitte / cihât-ı sitte

  • Altı cihet. Altı taraf. (İleri, geri, sağ, sol, yukarı, aşağı taraflar.)

cihet / جهت

  • Yön, taraf.
  • (Çoğulu: Cihât) Yan, yön, taraf.
  • Sebeb, mucib.
  • Vesile, bahane.
  • Evkafça olan vazife, maaş.
  • Yer, mahâl, semt.
  • Yön, taraf. (Arapça)
  • Bakım, nokta. (Arapça)
  • Sebep. (Arapça)

cihet-i ittifaki / cihet-i ittifakî

  • Görüş birliğiyle kabul edilen yön, taraf.

cihet-i lezzet

  • Lezzet veren taraf.

daffe

  • Yan, taraf.

damen / dâmen

  • Etek. Kenar. Taraf. Zeyl. Elbise veya dağ eteği. (Farsça)

derun

  • İç taraf. Dâhil. (Farsça)
  • Kalb. (Farsça)

dest-i rast

  • Sağ el, sağ taraf.

emam / emâm

  • Ön taraf.
  • Ön taraf.

etraf-ı erbaa

  • Dört taraf.
  • Dört taraf. (Sağ, sol, ön, arka.)

eymen

  • En meymenetli. En uğurlu. Sağ taraf.

eyser

  • Sol taraf. Soldaki.
  • Pek kolay.

fevk

  • Üst. Üst taraf. Yüksek derece. Yukarı.

garb

  • (Çoğulu: Gurub) Güneşin battığı taraf. Batı.
  • Sığır derisinden yapılan büyük kova.
  • Sakaların su koydukları büyük tulum.
  • Atıldıktan sonra bulunmayan ok.
  • Yürügen at.
  • Nasır acısı (gözde olur).
  • Göz yaşı.
  • Göz yaşının geldiği damar.
  • Ke

half

  • Ardı. Arka. Kendinden sonra gelen. Arka taraf.

hasm

  • (Hasım) Muhâlif. Karşı taraf. Düşman.

havali / havâlî

  • Yöre, taraf.

havza

  • Coğ: Açık ve düz deniz kıyısı. Kenar.
  • Memleket.
  • Taraf.
  • Sınır için: Bir şeyin çevresi içinde olan.

hazık

  • (Çoğulu: Havâzik) Mesti dar olan.
  • Cânip, taraf.

hıdn

  • Koltuk altından yan başına varana kadar, kucak.
  • Nahiye.
  • Canip, taraf.

hifaf

  • Tavaf etmek.
  • Ziynet vermek.
  • Yan, taraf.

hışaş

  • Başı küçük adam.
  • Küçük başlı yılan.
  • Devenin burnuna geçirdikleri burunduruk.
  • Kuşlardan, dimağı olmayan.
  • Çuval.
  • Cânip, taraf.
  • Sinir.

hiza

  • Bir şeyin karşısı, mukabili. Bir doğru çizginin devamı ile hâsıl olan cihet, düzlük, sıra.
  • Devenin ve atın ayakları altında yere bastığı yerler.
  • Nalin.
  • Taraf.

hizfer

  • (Çoğulu: Hazâfır) Taraf. Nâhiye.

ibtida / ibtidâ

  • Baş taraf. Evvel. Başlangıç. En önce, başta.
  • Başlangıç, baş taraf.

kaide

  • Esas. Temel. Düstur. Nizam. Yol. Ayaklık.
  • Dip taraf.
  • Bir şeyin meydana gelmesine şart ve düstur olan husus.
  • Bir ilim ve fennin düsturlarından her biri.
  • Fık: Hayızdan ve çocuktan kesilmiş kadın.

kenef

  • (Çoğulu: Eknâf) Yön, taraf.
  • Sığınılacak yer. Korunulacak mekân.
  • Tuvâlet, helâ, ayakyolu.

keşih

  • (Çoğulu: Küşuh) Perâkende olmak, parça parça dağılmak.
  • Böğür.
  • Cânip, taraf.

kıble

  • Kâbenin bulunduğu taraf.
  • Namazda yönelinen taraf, Kâbe'nin bulunduğu taraf.

kısm-ı sani / kısm-ı sâni

  • İkinci kısım, ikinci taraf.

kışr

  • Kabuk. Dış taraf.
  • Libâs.

kuddam

  • Ön taraf. İleri taraf.

kutr

  • Taraf. Canib.
  • Nahiye. Mahal. Arzın veya semânın bir ciheti.
  • Çap.
  • Bölük. Bölge.
  • Geo: Dairenin merkezinden geçip onu iki müsavi kısma bölen doğru parçası, çap.

ma'k

  • (Çoğulu: Emâık-Emâik) Derinlik.
  • Sahradan bir taraf.

madun / mâdûn

  • Alt taraf.

magrib

  • (Mağrib) Batı taraf. Garb. Güneşin battığı cihet. Akşam vakti. Afrikanın şimâl tarafı. Türkiye'ye nisbetle garbda bulunan Fas, Tunus, Cezayir ve İspanya tarafı.

mebde'

  • Baş taraf. Başlangıç. Başlama.
  • Kaynak. Kök. Temel. Esas.

medhal

  • Girilecek taraf. Dahil olacak yer.
  • Giriş. Esere başlangıç. Önsöz. Mukaddeme.

meş'eme

  • Sol taraf. Sol.
  • Kötü. Uğursuz.

meşrık

  • Doğu, güneşin doğduğu taraf.

meymene

  • Sağ kol, sağ taraf.
  • Meymenet, yümn-ü bereket. Bereket. Kuvvetlilik. Uğurluluk. Kutluluk.

mıntaka

  • (Mıntıka) Muayyen bir yer. Havali. Taraf. Kısım. Kuşak. Kenar. Yeryüzünde bir kısım. Bölge.

mukabil

  • Karşılık olan. Karşı taraf. İvaz, bedel, karşılığı.

müterafian / müterafiân

  • Duruşma isteyen iki taraf.

nahiye / nâhiye / ناحيه

  • Yöre, bölge. (Arapça)
  • Bucak. (Arapça)
  • Taraf. (Arapça)

nahv / نحو

  • Sözdizimi. (Arapça)
  • Taraf. (Arapça)
  • Gibi. (Arapça)

payin

  • Aşağı. Aşağı taraf. (Farsça)
  • Merdivenin ilk basamağı. (Farsça)

piş

  • Huzur, ön, ileri taraf. (Farsça)

racih

  • Üstün olan. Kıymetli, faziletli ve itibarı fazla olan.
  • Fık: Beyyinatta, bürhan ve delilin tercihinde delili üstün, beyyinesi evlâ ve makbul olan taraf.

reca

  • Emel, ümit, yalvarmak.
  • Cânib, taraf.
  • İstek, arzu, dilek.
  • Kenar, yan. Taraf.

rica

  • Yalvarmak, niyaz eylemek.
  • Canib. Taraf.

sadır / صَدِرْ

  • Ön taraf.

saffeyn

  • İki sıra.
  • Muharebede karşılaşan iki taraf.

safile

  • Dip, alt taraf. Bir şeyin aşağısı.

şark

  • Doğu. Güneşin doğduğu taraf.
  • Güneş ve güneşin aydınlığı.
  • Yarmak.
  • Parıldamak.
  • Avrupa kültürünün dışında kalan müslüman ülkeleri.

savb

  • Cihet, yön, taraf.

savb-ı ali / savb-ı âlî

  • Yüksek taraf.

şebat

  • (Çoğulu: şebâ-şebevât) Tezlik, çabukluk.
  • Cihet, yön, taraf.

semt / سمت

  • Taraf. (Arapça)
  • Yöre. (Arapça)
  • Mahalle. (Arapça)

seraser / serâser

  • Baştan başa, her taraf.

şezen

  • Nahiye, cânip, taraf.
  • Kaba ve sağlam yer.

şıkk-ı muhalif / şıkk-ı muhâlif / شِقِّ مُخَالِفْ

  • Aksi taraf. Bir fikrin başka zıt ciheti, karşı tarafı.
  • Karşı taraf.

şıkk-ı zahiri / şıkk-ı zâhirî

  • Görünürdeki taraf.

şimal

  • Sol, sol taraf. Sağın ve cenubun zıddı. Kuzey.

su / sû / سو

  • Yön, taraf. (Farsça)

subesu

  • Taraf taraf. Her tarafa. Her yanda. (Farsça)

suy / sûy / سوی

  • Cihet, yön, taraf. (Farsça)
  • Cihet, yön, taraf. Semt. Yan. (Farsça)
  • Yön, taraf. (Farsça)

taraf-ı lahuti / taraf-ı lâhutî

  • Allah tarafı, İlâhî taraf.

taraf-ı muhalif

  • Karşıt taraf.

tarafeyn / طرفين

  • İki taraf.
  • İki taraf, davada, karşılıklı iki hasım, her iki taraf.
  • İki taraf. İki nihayet.
  • Dâvada karşılıklı iki hasım. Her iki taraf.
  • İki taraf.
  • İki taraf. (Arapça)

taşra

  • Hariç ve dış taraf.
  • İstanbul harici olan memleket.
  • Merkez-i hükümet hâricinde olan yerler.

tatarruf

  • (Taraf. dan) Bir yana veya bir tarafa çekilme.

tilka

  • Yön, taraf.

veche / وجهه

  • Yan, taraf. Yüz.
  • Yüz. (Arapça)
  • Yön, taraf. (Arapça)

vera / verâ

  • Öte. Başka taraf. Arka, geri.
  • Torun.
  • Arka taraf.

vücuh-u selase-i mezkure / vücuh-u selâse-i mezkûre

  • İfade edilen üç yön, taraf.

yemin / yemîn

  • Sağ taraf.

yesar / yesâr / یسار

  • Sol, sol taraf. (Arapça)

yümna / yümnâ / یمنى

  • Sağ taraf. (Arapça)

yüsra / yüsrâ / یسری

  • Sol taraf. Sol el. (Eyser'in müennes)
  • Sol taraf. (Arapça)

zımn

  • İç taraf.
  • Maksad, gaye.
  • Açıktan söylenmeyip dolayısıyle anlatılan.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın