LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te tam bir ifadesini içeren 173 kelime bulundu...

acz-i tam

  • Tam bir acziyet, güçsüzlük.

acz-i tamm

  • Tam bir âcizlik, güçsüzlük.

amiriyet-i mutlaka / âmiriyet-i mutlaka

  • Sınırsız ve tam bir âmirlik, yöneticilik.

ayn-ı dehşet

  • Tam bir dehşet.

ayn-ı dert

  • Tam bir dert.

ayn-ı münasebet

  • Tam bir bağlantı, ilişki.

ayn-i şer

  • Kötülüğün ta kendisi, tam bir kötülük.

ayn-ı zulmet

  • Tam bir karanlık.

bilmutabakat

  • Tam bir uygunlukla birebir.

cebr-i kat'i / cebr-i kat'î

  • Tam bir zorlama.

cehl-i mutlak

  • Tam bir cahillik.

dalalet-i mutlaka / dalâlet-i mutlaka

  • Mutlak dalâlet, tam bir sapkınlık.

dekik

  • Tam bir yıl.

emniyet-i tamme / emniyet-i tâmme

  • Tam bir güven.
  • Tam bir emniyet ve korkusuzluk.

fark-ı tamm / fark-ı tâmm

  • Tas: Dünya ile olan alâkaları tamamen terkederek, ehadiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti.

fenafillah

  • (Fenâ fillâh) Tas: Abdin zât ve sıfâtının, Hakk'ın zât ve sıfâtında fâni olması. Başka bir ifade ile: Dünya alâkalarını külliyen kat' ve ehadiyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haletidir. Sofi, bu maksada erebilmek için her şeyi terk eder.

hatır-ı rahmani / hatır-ı rahmanî

  • Tasavvuf ehlinin kalbinde, Allah'ın cemal-i vahdetinin tecellisiyle tam bir sükûnet olması. Buna muhabbetullah da denir.

hayr-ı mahz / خَيْرِ مَحْضْ

  • Tam bir hayır.

hayret-i sırfe

  • Tam bir şaşkınlık.

hayyealelfelah / hayyealelfelâh

  • Tam bir kurtuluşa gelin!

hidayet / hidâyet

  • Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.
  • Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylem

hürriyet-i tamme / hürriyet-i tâmme

  • Tam bir hürriyet, serbestlik.

ihlas-ı tamm / ihlâs-ı tâmm

  • Tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah'ın rızasını gözetme.

ihlas-ı tamme / ihlâs-ı tâmme

  • Tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah'ın rızasını gözetme.

ihtilat-ı mutlak / ihtilât-ı mutlak

  • Tam bir karışıklık.

inhidam-ı mutlak / inhidâm-ı mutlak

  • Tam bir çöküş.

intizam-ı tam

  • Tam bir düzenlilik.

istikra-i tamm / istikrâ-i tâmm

  • Tam bir tümevarım, endüksiyon; parçalardan bütüne, fertlerden türlere, olaylardan kanunlara, ilimlerden kâinatın mükemmel olan düzen ve düzenliğine varma yöntemi.

istiva / istivâ

  • Müsavî olma, denk olma.
  • Düz olma, düzlük.
  • Kaplama, örtme.
  • Ortada ve tam bir derecede bulunma.

itmi'nan-ı kalb / itmi'nân-ı kalb

  • Yürekten inanma, kalbinde şüphe ve vesvese bulunmaksızın tam bir kanaatla inanma.

ittifak-ı mutlak

  • Tam birliktelik.

kemal-i acz / kemâl-i acz / كَمَالِ عَجْزْ

  • Tam bir güçsüzlük.

kemal-i acz ve zaaf

  • Tam bir acizlik ve zayıflık hâli.

kemal-i aşk ve ihlas / kemâl-i aşk ve ihlâs

  • Büyük bir aşk ve tam bir ihlâs.

kemal-i aşk ve şevk / kemâl-i aşk ve şevk

  • Tam bir aşk ve arzu.

kemal-i ciddiyet / kemâl-i ciddiyet / كَمَالِ جِدِّيَتْ

  • Tam bir ciddiyet.
  • Tam bir ciddiyet.

kemal-i ciddiyet ve emniyet / kemâl-i ciddiyet ve emniyet

  • Tam bir ciddiyet ve güven.

kemal-i dikkat ve intizam / kemâl-i dikkat ve intizam

  • Tam bir dikkat ve düzen.

kemal-i edep / kemâl-i edep

  • Tam bir edep, saygı.

kemal-i emniyet / kemâl-i emniyet

  • Tam bir emniyet ve güven.

kemal-i fahir / kemâl-i fahir

  • Tam bir övünme.

kemal-i fahir ve sürur / kemâl-i fahir ve sürur

  • Tam bir iftihar ve mutluluk.

kemal-i fahr / kemâl-i fahr / كَمَالِ فَخْرْ

  • Tam bir övünme.

kemal-i ferah / kemâl-i ferah

  • Tam bir rahatlama.

kemal-i ferah ve saadet / kemâl-i ferah ve saâdet / كَمَالِ فَرَحْ وَ سَعَادَتْ

  • Tam bir gönül açıklığı ve mutluluk.

kemal-i ferah ve sürur / kemâl-i ferah ve sürur

  • Tam bir sevinç ve mutluluk.

kemal-i gurur / kemâl-i gurur

  • Tam bir gurur, kendini beğenmişlikle aldanma.

kemal-i hahiş / kemâl-i hâhiş

  • Tam bir istek ve arzu.

kemal-i hasret / kemâl-i hasret

  • Tam bir hasret.

kemal-i hassasiyet / kemâl-i hassasiyet

  • Tam bir duyarlılık.

kemal-i hayret / kemâl-i hayret

  • Tam bir hayret ve şaşkınlık.

kemal-i hayret ve istihsan / kemâl-i hayret ve istihsan

  • Tam bir hayret ve beğenmişlik.

kemal-i hiddet ve gayz / kemâl-i hiddet ve gayz

  • Tam bir öfke ve hiddet.

kemal-i hikmet / kemâl-i hikmet / كَمَالِ حِكْمَتْ

  • Tam bir hikmet.

kemal-i hulus / kemâl-i hulûs

  • Tam bir içtenlik.

kemal-i hulus ve iştiyak / kemâl-i hulûs ve iştiyâk / كَمَالِ خُلُوصْ وَ اِشْتِيَاقْ

  • Tam bir samimiyet ve arzu etme.

kemal-i hürmet / kemâl-i hürmet / كَمَالِ حُرْمَتْ

  • Tam bir hürmet.

kemal-i hürmet ve itaat / kemâl-i hürmet ve itâat

  • Tam bir saygı ve hürmet.

kemal-i hürmet ve tazim / kemâl-i hürmet ve tâzim

  • Tam bir hürmet ve saygı.

kemal-i hürriyet / kemâl-i hürriyet

  • Tam bir serbestlik.

kemal-i iftihar / kemâl-i iftihar / kemâl-i iftihâr / كَمَالِ اِفْتِخَارْ

  • Tam bir övünç, övünme.
  • Tam bir övünme.

kemal-i ihtilat / kemâl-i ihtilât

  • Tam bir karışıklık.

kemal-i iman / kemâl-i îmân / كَمَالِ ا۪يمَانْ

  • Tam bir îmân.

kemal-i imtiyaz / kemâl-i imtiyâz / كَمَالِ اِمْتِيَازْ

  • Tam bir ayırdetme.

kemal-i inkıta

  • Tam bir kopukluk, ayrılık.

kemal-i inkıta ve infisal

  • Tam bir kopukluk ve ayrılmışlık.

kemal-i intizam / kemâl-i intizâm / كَمَالِ اِنْتِظَامْ

  • Tam bir düzen, düzgünlük.

kemal-i intizām / kemâl-i intizām / كَمَالِ اِنْتِظَامْ

  • Tam bir düzen.

kemal-i iştiha / kemâl-i iştiha

  • Tam bir iştah.

kemal-i istihsan / kemâl-i istihsan

  • Tam bir beğeni, güzel buluş.

kemal-i istirahat-i kalb / kemâl-i istirahat-i kalb

  • Tam bir kalp rahatlığı.

kemal-i iştiyak / kemâl-i iştiyâk / كَمَالِ اِشْتِيَاقْ

  • Tam bir istek ve arzu.
  • Tam bir arzu etme.

kemal-i itaat / kemâl-i itâat

  • Tam bir itaat, mükemmel ve kusursuz bir şekilde boyun eğme.

kemal-i itaat ve hürmet / kemâl-i itaat ve hürmet

  • Tam bir itaat ve saygı.

kemal-i itikat / kemâl-i itikat

  • Tam bir inanç ve güvenme.

kemal-i ittikan / kemâl-i ittikan

  • Tam bir mükemmellik, kusursuzluk.

kemal-i iz'an / kemâl-i iz'an

  • Kesin bir şüphesizlik, tam bir inanç.

kemal-i izzet ve şeref / kemâl-i izzet ve şeref

  • Tam bir izzet, şeref ve haysiyet sahibi olma.

kemal-i kat'iyet / kemâl-i kat'iyet

  • Tam bir kesinlik.

kemal-i kerem / kemâl-i kerem / كَمَالِ كَرَمْ

  • Tam bir cömerdlik.

kemal-i lezzetle / kemâl-i lezzetle

  • Tam bir lezzet olarak.

kemal-i mahcubiyet / kemâl-i mahcubiyet

  • Tam bir mahcubiyet.

kemal-i me'yusiyet / kemâl-i me'yûsiyet / كَمَالِ مَأْيُوسِيَتْ

  • Tam bir ümidsizlik.

kemal-i memnuniyet / kemâl-i memnuniyet

  • Tam bir memnuniyetlilik, hoşnutluk.

kemal-i merak / kemâl-i merak

  • Tam bir merak.

kemal-i merhamet / kemâl-i merhamet / كَمَالِ مَرْحَمَتْ

  • Tam bir merhamet.

kemal-i metanet / kemâl-i metânet / كَمَالِ مَتَانَتْ

  • Tam bir dayanıklılık.

kemal-i mizan ve intizam / kemâl-i mizan ve intizam

  • Tam bir düzen ve ölçü.

kemal-i muhabbet / kemâl-i muhabbet / كَمَالِ مُحَبَّتْ

  • Tam bir sevgi.

kemal-i musahhariyet / kemâl-i musahhariyet

  • Tam bir boyun eğmişlik.

kemal-i mutlak / kemâl-i mutlak

  • Tam bir mükemmellik, kusursuzluk.

kemal-i muvazene / kemâl-i muvâzene / كَمَالِ مُوَازَنَه

  • Tam bir denge.

kemal-i neş'e / kemâl-i neş'e

  • Tam bir neşe ve sevinç.

kemal-i neş'e ve sürur / kemâl-i neş'e ve sürur

  • Tam bir neşe ve sevinç.

kemal-i rahmet / kemâl-i rahmet / كَمَالِ رَحْمَتْ

  • Tam bir rahmet.

kemal-i rıza / kemâl-i rıza / kemâl-i rızâ / كَمَالِ رِضَا

  • Tam bir memnuniyet, hoşnutluk.
  • Tam bir râzı olma.

kemal-i rıza-yı nefis / kemâl-i rıza-yı nefis

  • Tam bir nefis rızası ile.

kemal-i saadet / kemâl-i saadet

  • Tam bir huzur ve rahatlık.

kemal-i sabır / kemâl-i sabır / كَمَالِ صَبِرْ

  • Tam bir sabır.

kemal-i sadakat / kemâl-i sadâkat / كَمَالِ صَدَاقَتْ

  • Tam bir bağlılık.

kemal-i safa / kemâl-i safâ

  • Tam bir huzur.

kemal-i saffet

  • Tam bir temizlik, temiz niyetlilik, samimiyet ve içtenlik.

kemal-i samimiyet / kemâl-i samimiyet

  • Tam bir içtenlik.

kemal-i samimiyet ve ihlas / kemâl-i samimiyet ve ihlâs

  • Tam bir samimiyet ve içtenlik.

kemal-i sefahet

  • Tam bir beyinsizlik, ahmaklık.

kemal-i şefkat ve merhamet / kemâl-i şefkat ve merhamet

  • Tam bir şefkat ve merhamet.

kemal-i serbesti / kemal-i serbestî

  • Tam bir serbestiyet.

kemal-i serbestiyet / kemâl-i serbestiyet

  • Tam bir serbestlik.

kemal-i sevinç / kemâl-i sevinç

  • Tam bir sevinç.

kemal-i sevinç ve memnuniyet / kemâl-i sevinç ve memnuniyet

  • Tam bir sevinç ve memnuniyet.

kemal-i şevk / kemâl-i şevk

  • Tam bir istek ve arzu.

kemal-i sıhhat ve afiyet / kemal-i sıhhat ve âfiyet

  • Tam bir sağlık ve afiyet.

kemal-i suhulet / kemâl-i suhûlet / كَمَالِ سُهُولَتْ

  • Tam bir kolaylık.

kemal-i şükran / kemâl-i şükran

  • Tam bir teşekkür.

kemal-i sür'at ve suhulet / kemâl-i sür'at ve suhulet

  • Tam bir hız ve kolaylık.

kemal-i sürur / kemâl-i sürur

  • Tam bir mutluluk, sevinç.

kemal-i sürur ve ferah / kemâl-i sürur ve ferah

  • Tam bir mutluluk ve rahatlık.

kemal-i taaccüb / kemâl-i taaccüb / كَمَالِ تَعَجُّبْ

  • Tam bir hayret etme.

kemal-i tam / kemâl-i tam

  • Tam bir mükemmellik, olgunluk.

kemal-i tazarru ve niyaz

  • Tam bir dua ve yakarış.

kemal-i teessür / kemâl-i teessür

  • Tam bir üzüntü.

kemal-i telaş ve teessüf / kemâl-i telâş ve teessüf

  • Tam bir telâş ve üzüntü.

kemal-i tenasüb / kemâl-i tenasüb

  • Tam bir uygunluk.

kemal-i tesanüt

  • Tam bir dayanışma.

kemal-i teslim / kemâl-i teslim

  • Tam bir bağlılık, teslimiyet.

kemal-i teslimiyet / kemâl-i teslimiyet / kemâl-i teslîmiyet / كَمَالِ تَسْل۪يمِيَتْ

  • Tam bir teslimiyet.
  • Tam bir teslîmiyet.

kemal-i tevekkül / kemâl-i tevekkül

  • Tam bir teslimiyet.

kemal-i ulviyet / kemâl-i ulviyet

  • Tam bir yücelik.

kemal-i vecd / kemâl-i vecd

  • Tam bir aşk ve muhabbet.

kemal-i vüsuk

  • Tam bir itimad ve inanç.

kemal-i vüsuk ve itmi'nan

  • Tam bir güven, inanç ve kararlılık.

kemal-i vuzuh / kemâl-i vuzuh / kemâl-i vuzûh / كَمَالِ وُضُوحْ

  • Tam bir açıklık.
  • Tam bir açıklık.

kemal-i zaaf / kemâl-i zaaf / كَمَالِ ضَعَفْ

  • Tam bir zayıflık.

kemal-ı zaaf ve acz / kemâl-ı zaaf ve acz

  • Tam bir zayıflık ve güçsüzlük.

kemal-i zevk ve şevk / kemâl-i zevk ve şevk

  • Tam bir şevk ve arzu.

küfr-ü mutlak

  • Tam bir küfür ve inkâr, hiçbir dinî değere inanmamak.

kuvvet-i itminan

  • Güçlü bir güven, tam bir kalp rahatlığı.

lisan-ı beliğane / lisân-ı beliğâne

  • Belâgatli dil, maksadı muhatabın hâline tam bir uygunluk içinde anlatan dil.

mağfiret-i kamile / mağfiret-i kâmile

  • Tam bir bağışlayıcılık.

mağlubiyet-i mutlaka / mağlûbiyet-i mutlaka

  • Tam bir mağlup olma; yenilgi.

mahz-ı adalet / mahz-ı adâlet / مَحْضِ عَدَالَتْ

  • Tam bir adalet.

mahz-ı edeb / مَحْضِ اَدَبْ

  • Tam bir edeb.

mahz-ı fazl / مَحْضِ فَضْلْ

  • Tam bir iyilk.

mahz-ı fazl ve kerem / مَحْضِ فَضْلْ وَ كَرَمْ

  • Tam bir iyilik ve ikram.

mahz-ı hakikat / مَحْضِ حَقِيقَتْ

  • Tam bir hakikat.

mahz-ı hidayet / mahz-ı hidâyet

  • Tam bir hidâyet, doğru yol.

mahz-ı hikmet / مَحْضِ حِكْمَتْ

  • Tam bir hikmet.

mahz-ı irade

  • Tam bir irade, saf kasıt.

mahz-ı keramet

  • Tam bir keramet gibi. Kerametin ta kendisi.

mahz-ı ni'met / مَحْضِ نِعْمَتْ

  • Tam bir ni'met.

mahz-ı rahmet / مَحْضِ رَحْمَتْ

  • Tam bir rahmet.

mahz-ı vahşet

  • Tam bir ilkellik.

medeniyet-i mahza

  • Tam bir medeniyet; bütün yönleriyle medenîlik özelliğini kazanma.

melekut

  • Tam bir hâkimiyyetle, Saltanat-ı İlâhiyyenin müessiriyyet ve idâresinin esrarı. Her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye münâsib ruhu, canı, hakikatı. Bir şeyin iç yüzü, iç ciheti.
  • Hükümdarlık. Saltanat.
  • Ruhlar âlemi.

mısra'

  • Kapı kanadı.
  • Edb: Bir manzum yazının her bir satırı. Tam bir vezin ölçüsüne göre tanzim edilmiş söz.

mukaddir

  • Herşeyi tam bir ölçü ile takdir edip yaratan Allah.

muktedirane / muktedirâne

  • Tam bir güç ve iktidarla.

nizam-ı tamme / nizam-ı tâmme

  • Tam bir düzen.

şiddet-i imtizaç

  • Tam bir uyum; birbiriyle tam bir uyum içinde karışma, birleşme.

şiddet-i tenasüp / şiddet-i tenâsüp

  • Büyük uyum, tam bir uygunluk.

sükut-u mutlaka / sükût-u mutlaka

  • Tam bir sessizlik, suskunluk.

tamam-ı kerem ve sehavet / tamam-ı kerem ve sehâvet

  • Tam bir ikramseverlik ve cömertlik.

tasallut-u tam / tasallut-u tâm

  • Varlıklar üzerinde tam bir tahakküm kurma, onlara hükmetme.

tecrid-i mutlak

  • Tam bir yalnızlık, her şeyden soyutlanma.

tenebbüh-ü tam / tenebbüh-ü tâm

  • Tam bir uyanış, tam bir gafletten kurtulma.

tevazu-u tam / tevazu-u tâm

  • Tam bir alçakgönüllülük.

teyakkuz-u tam

  • Tam bir uyanıklılık; bütün yönleriyle uyanık ve dikkatli olma hâli.

ubudiyet-i mahza / ubudiyet-i mahzâ

  • Tam bir kulluk.

vahşet-i mutlaka

  • Tam bir yalnızlık ve ürküntü hali.

vehm-i mahz

  • Tam bir kuruntu, zan, şüphe.

vuzuh-u etemm

  • Tam bir açıklık, berraklık.

yoga

  • Bâtıl Hind felsefe sistemi. Bunlar tam bir dalgınlık ve hareketsizlik ile ve çile çekmekle gayelerine ulaşacaklarını sanarlar.

zahidane / zâhidâne

  • Tam bir zühd ve takva içinde olarak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın