LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te tağ ifadesini içeren 132 kelime bulundu...

abistengah / âbistengâh / آبستنگاه

  • Döl yatağı. (Farsça)

amir-i müstakil / âmir-i müstakil

  • Bağımsız, hiçbir ortağı olmayan âmir, idareci.

anonim

  • yun. Yapıcısının adı belirtilmeyen eser.
  • Sermayesi hisselere bölünerek, her ortağın mes'uliyet ve salâhiyeti sermayedeki hissesiyle orantılı bulunan ortaklık, şirket.

bargah / bârgâh / بارگاه

  • Yüksek huzur, padişah huzuru. (Farsça)
  • Otağ. (Farsça)

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

cemal-i vahdet / cemâl-i vahdet

  • Birliğin güzelliği, Cenâb-ı Allah'ın eşi, benzeri ve ortağı olmamasının güzelliği.

dabv

  • Pişirmek.
  • Tağyir etmek, değiştirmek.

dagi

  • (Bak: Tâgi)

daire-i vücub

  • Tebeddül ve tagayyür etmeyen ve mümkinat âleminden olmayan âlemler. Esmâ ve Sıfât-ı İlâhiyye gibi.

dervişane / dervişâne

  • Dervişe yakışır halde, saflık ve kalenderlikle. Müstağni ve fakir bir surette. (Farsça)

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

erham / erhâm

  • Kadınlardaki çocuk yatağı, rahimler.
  • Akrabalar.

fail-i müşterek / fâil-i müşterek

  • Huk: İşlenmiş olan bir suçta parmağı olan. Suç ortağı.

ferd ve ehad

  • Tek ve benzersiz olan, eşi ve ortağı bulunmayan Allah.

foya

  • İtl. Gizli oyun, hile. Göz boyacılığı, sahtekârlık.
  • Elmasların yuvalarında yatağına konulan ince madeni yaprak.

gamm-güsar

  • Teselli veren, gam ve kederi defeden dert ortağı. Arkadaş. (Farsça)

gil / gîl

  • (Çoğulu: Guyul) Meşelik ve çalılık yer.
  • Arslan yatağı. Arslanların bulunduğu yer.

gunyan

  • Kimseye ihtiyacı olmayıp müstağni olmak.

güsar

  • Yiyen, yiyici. İçen, içici manalarına birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Gam-güsar : Dert ortağı, arkadaş. (Farsça)

gutguta

  • (Çoğulu: Gatâgıt) Yeni doğmuş kuzu.

hargah / hargâh / خرگاه

  • Otağ. Büyük çadır. (Farsça)
  • Otağ. (Farsça)

hatem-i vahdaniyet / hâtem-i vahdâniyet

  • Allah'ın bir olduğunu ve ortağının bulunmadığını gösteren mühür.

hayz

  • (Çoğulu: Hiyaz) Kadınlara mahsus aybaşı. Kadının âdet hâli. Böyle bir kadına hayize denir. (Kadını döl yatağı denen rahminden, bir hastalık veya çocuk doğurma sebebi olmaksızın, muayyen müddetlerde kan gelmesine o kadının "aybaşısı" denir. Buna ve kan geldiği müddete de hayız müddeti denir. İslâmiye

hemderd / هم درد

  • Dert ortağı. (Farsça)

his / hîs

  • Meşelik.
  • Arslan yatağı.

hisse

  • Bölünebilen bir mal veya şeyin her ortağa âit olan kısmı, ortaklardan her birinin hakkı, payı.

i'kar

  • Kadının dölyatağını sakatlama.

iltiva

  • Burulmak.
  • Kıvrılmak, bükülmek.
  • Sarılıp birbirine dolaşmak.
  • Dalgalanma.
  • Eğri durma.
  • Nehrin dolaşıklı bir yatağı olma.

ırris

  • Arslan yatağı.

ırzal

  • Bağcıların arslan korkusundan dolayı ağaçların üzerinde yaptıkları yatak.
  • Avcıların, yatağında topladıkları kuru ot.

istifraş

  • Yataklık yapma. Odalık alma. Yatağa alıp beraber yatma.
  • Haremi ile beraber yatma.

istiğfar

  • (Gufran. dan) Afv dilemek. Cenab-ı Hak'tan kusurlarının affedilmesini, günahlarının bağışlanmasını dilemek. Tevbe etmek. Yalvarmak. " Estağfirullâh" demek.

istigrakkar / istigrakkâr

  • Kendinden geçen, dalgın, müstağrak. Dalgın halde olan. (Farsça)

kamis

  • Gömlek.
  • Döl yatağını kaplayan ince deri.
  • Bâzı nebatlardaki ince zar.

kinas

  • (Çoğulu: Künüs) Geyik yatağı.

kis

  • (Çoğulu: Ekyâs) Cepte taşınır küçük para kesesi.
  • Rahimde döl yatağı.
  • Bedendeki bâzı sıvıların toplandığı kese biçimindeki oyuklar.

kitab-ı isbat-ı vahdaniyet

  • Allah'ın birliğini, ortağının ve benzerinin olmayışının ispat eden kitap.

künnes

  • (Tekili: Kânis) Yuvasında ve yatağında olan geyikler.
  • Gündüzün gizlenen, gece görünen seyyar yıldızlar.

kürtaj

  • Dölyatağı (rahim) veya kemik apsesi boşlukları içinde bulunan yabancı cisim veya hasta organları özel bir âletle çıkarıp almak işlemi. Rahmin temizlenmesi ameliyesi.

la şerike lehu / lâ şerîke lehu

  • Onun (Allah'ın) ortağı yoktur.

mahluk / mahlûk

  • Yaratılmış; yoktan vâr edilmiş. Rabbimiz cism değildir, zamânı, mekânı yok. Maddeye hulûl eylemez, böyle olmalı îmân. Mahlûka muhtaç değildir, ortağı benzeri yok, Her şeyi O'dur yaratan hem de varlıkta tutan.

me'kum

  • Tilki ve tavşan ini ve yatağı.

meb'at

  • Yaban sığırının yatağı.
  • Davar ve deve yatağı.
  • Mekân, menzil.

mecra / mecrâ / مجرا

  • Su yatağı. (Arapça)
  • Yol, güzergah. (Arapça)

mehbel

  • Rahim sonu. (Veled yatağı derler)
  • Veled yolu.

mehbil

  • (Çoğulu: Mehâbil) Rahim yolu.
  • Rahim, döl yatağı.

mehd-i teşekkül

  • Teşekkül beşiği, oluşum yeri, yatağı.

melassa

  • Hırsız ve haydut yatağı.

mercan

  • Denizde geniş resif meydana getiren ve mercanlar takımının örneği olan hayvan ve bunun kalkerli yatağından çıkarılan çoğu kırmızı renkte ve ince dal şeklinde bir madde. Bu madde boncuk gibi süs eşyası olarak kullanılır. Mercanlar ancak 40 metre kadar derinlikte yaşayabilirler.

meşden

  • (Çoğulu: Meşâdin) Buzağısı büyük olup anasından müstağni olan dişi geyik.

mesil

  • Su yatağı. Suyun akacak olduğu yer, boru.

mesil-i garaz / mesîl-i garaz

  • Hedefin, maksadın mecrası, akıntı yatağı.

meşime

  • (Çoğulu: Meşâim) Dölyatağı, ana rahmi.

miran

  • (Çoğulu: Mârin) Vahşi canavar yatağı.

muakkib

  • Ardına düşen, takib eden, ardından koşan.
  • Tağyir ve ibtal eden.

mübarat

  • Bir kimsenin iş ortağından veya karısından, anlaşarak ayrılması.

mugayyer

  • (Gayr. dan) Değiştirilmiş, başkalaştırılmış. Tağyir edilmiş.

mugayyir

  • Tağyir eden, değiştiren.

mugni / mugnî

  • Def'edici, kovan.
  • Zengin eden, müstağni kılan.
  • Doyuran gönlünü tok eden.

muhavvel

  • Hâvâle edilmiş. Ismarlanmış. Tebdil ve tağyir edilmiş. Değiştirilmiş. Bırakılmış.

mühr-ü vahdaniyet / mühr-ü vahdâniyet

  • Allah'ın bir oluşu, ortağının bulunmayışını gösteren mühür.

müstagisin / müstagisîn

  • (Tekili: Müstagis) Yardım dileyenler.

müstagniyane

  • Müstağni olanlara yakışır surette. (Farsça)

müstağniyane

  • Müstağnice

müstagrib

  • (Çoğulu: Müstagribîn) Gurbete gitmek isteyen.
  • (Garabet. den) Şaşakalan, şaşıran, garibine giden.

müstagribin / müstagribîn

  • (Tekili: Müstagrib) (Garabet. den) şaşakalanlar. Garibine gidenler, taaccüb edenler.

mütegazzi

  • Gıdalanan, tagaddi eden.

namusiyye

  • Yatan kimselerin başkaları tarafından görülmemeleri için, yatağın etrafına çekilen perde.

necş

  • Avı yatağından çıkarma.
  • Dağılmış parçaları toplamak.

otağ

  • Padişahlarla vezirlere mahsus çadırlar. Bunlardan padişahlarınkine "Otağ-ı Hümayun", sadrazamınkine ise "Otağ-ı Asafî" denilirdi.

pergam / pergâm

  • Döl yatağı. Rahim. (Farsça)

rahim

  • (Rehm) Döl yatağı. Çocuğun, içinde yetiştiği ve dişi canlılara mahsus organ.
  • Karabet, akrabalık.
  • Dölyatağı, rahim.
  • Akrabalık.
  • Döl yatağı, akrabalık.

rahm / رحم

  • Rahim, döl yatağı. (Arapça)

sahib-fıraş

  • Hasta. Yatağa düşmüş. (Farsça)

şahid

  • (Çoğulu: Şevâhid-Şühud) Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri.

saye

  • (Çoğulu: Sâyât) Koyun yatağı. Nişan için dikilen taş. Yolun tanınması için bir yere yığıp höyük yapılan taş.

sera-perde

  • Saray perdesi. Eskiden harem dairesinin önüne çekilen büyük perde. (Farsça)
  • Padişah çadırı, otağ. (Farsça)

seraperde / serâperde / ساراپرده

  • Saray perdesi. (Farsça)
  • Otağ. (Farsça)

şerik-i cürm

  • Huk: Suç ortağı.

seviyye

  • (Çoğulu: Sevâyât) Koyun yatağı.

siye

  • Koyun yatağı.

şüdun

  • Kavi ve kuvvetli olmak.
  • Terbiyeden müstağni olmak.

sümud

  • Taganni eylemek.
  • Eğlenmek.
  • Kibirlenip somurtmak.
  • Kafa tutmak.
  • Sersem olmak.

tagaddi / tagaddî / تغدی

  • Beslenme. (Arapça)
  • Tagaddî etmek: Beslenmek. (Arapça)

tagaddiyat / tagaddiyât

  • (Tekili: Tagaddi) Gıdalanmalar, beslenmeler.

tagallübat / tagallübât

  • (Tekili: Tagallüb) Zorbalıklar, tahakkümler.

taganni / tagannî / تغنى

  • Zenginlik. (Arapça)
  • Makamına göre şarkı söyleme. (Arapça)
  • Tagannî etmek: Şarkı söylemek. (Arapça)

tagayyürat

  • (Tekili: Tagayyür) Başkalaşmalar, bozulmalar. Değişmeler.

tagazzi / tagazzî / تغذی

  • (Çoğulu: Tagazziyât) Gıdalanma, beslenme.
  • Beslenme. (Arapça)
  • Tagazzî etmek: Beslenmek. (Arapça)

tagbir

  • (Çoğulu: Tagbirât) (Gubar. dan) Toza bulaştırma.
  • Gücendirme, muğber etme.

tağdiye / تغذیه

  • Besleme. (Arapça)
  • Tağdiye etmek: Beslemek. (Arapça)

tagfil

  • (Çoğulu: Tagfilât) (Gaflet. den) Gafil avlama veya gafil avlanma.

tagi

  • (Tagy) (Tuğyan. dan) Azgın. Azmış. Asi. Mütekebbir ve ahmak olan.
  • Dindar olmayan padişah.

taglik

  • (Çoğulu: Taglikat) (Galak. dan) Kapama, kapanılma.
  • Kilitleme.
  • Edb: Muğlak ve kapalı söz söyleme.

tagr

  • (Çoğulu: Tagrân) Bir küçük kuş.

tağrib / tağrîb

  • Tağrîb etmek: Uzaklaştırmak.

tagrir

  • (Çoğulu: Tagrirât) (Gurur. dan) Müşteriyi aldatma. Gurur verip aldatma.
  • Tehlikeli yerlere düşürmek.

tağuti / tağutî

  • Tağutla ilgili.

tağyir / tağyîr / تغيير

  • Değiştirme, başkalaştırma. (Arapça)
  • Tağyîr edilmek: Değiştirilmek. (Arapça)
  • Tağyîr etmek: Değiştirmek. (Arapça)

tagyirat / tagyirât

  • (Tekili: Tagyir) Değiştirmeler, başkalaştırmalar; bozmalar.

tağyirat / tağyirât

  • Tağyirler.

takvit

  • Besleme. Tagaddi.

tard-ı şerik / tard-ı şerîk / طَرْدِ شَر۪يكْ

  • Ortağı, ortaklığı reddetmek.
  • Ortağı reddetme.

tasfih

  • (Safh. dan) (Çoğulu: Tasfihât) Alkışlama, el çırpma.
  • Yaprak yapma.
  • Tağyir etme, değiştirme.

tashif

  • (Çoğulu: Tashifât) Yanılarak yanlış kelime yazma. Yazı yazarken kelimeyi yanlış yazma.
  • Hatâ yapma.
  • Tağyir etme, değiştirme.

tavagi

  • (Tekili: Tâgut) Putlar. Tâgutlar.

te'sin

  • Tağyir etmek, değiştirmek.

tebdil

  • Değiştirmek. Tağyir etmek. Bir şeyi başka bir hâle veya şeye değiştirmek.

tebdilen

  • Değiştirerek. Tağyir ederek.

tebeddülat / tebeddülât

  • (Tekili: Tebeddül) (Bedel. den) Tebeddüller, değişiklikler, tagayyürler, tahavvülât.

tegaddi

  • (Bak: Tagaddi)

tegallüb

  • (Bak: Tagallüb)

tekbir / tekbîr

  • Allahü teâlâyı yüceltmek, noksan sıfatlardan, şirkten (ortağı bulunmaktan), yarattıklarına benzemekten tenzîh etmek, uzak tutmak.
  • "Allahü teâlâ büyüktür. Kullarının ibâdetlerine muhtâç değildir. İbâdetlerin O'na faydası yoktur" mânâsına "Allahü ekber" sözü.
  • Ramazan ve Kurban

tevbe

  • (Tövbe) Yaptığı fenalığa pişman olmak. Allah'dan afv dilemek. Bir daha işlememeye azmetmek. Estağfirullah deyip, pişmanlık duymak.

tevellüc

  • Dühul etmek, dâhil olmak, girmek.
  • Vahşi canavarların yatağı.

tevhid / tevhîd

  • Allahü teâlânın bir olduğuna inanmak, O'na kimseyi ortak etmemek. Yâni Lâ ilâhe illallah (Allahü teâlâdan başka ibâdete lâyık bir ilâh yoktur. O'nun ortağı benzeri yoktur) sözünü, mânâsına inanarak söylemek.
  • Tasavvufta kalbi Allahü teâlâdan başka şeylere bağlılıktan kurtarmak.

tevhid-i celali / tevhid-i celâli

  • Allah'ın haşmet ve heybetiyle tek ve bir olması ve hiçbir şekilde ve keyfiyette ortağının bulunmaması.

tevhid-i zahiri / tevhid-i zâhirî

  • Yüzeysel bir bakış açısıyla "Allah'ın ortağı yok ve bu kâinat Onun mülküdür" şeklindeki îmânî tasdik.

tugat

  • (Tekili: Tâgi) Tâgiler. Azmış ve hak yoldan sapmış olanlar.

üsvet

  • Beraberlik.
  • Halka reis olmak.
  • Dert ortağı. Sâdık arkadaş. Manevî tabib.
  • Nümune ve örnek tutulacak olan insan.

vadi / vâdî / وادی

  • İki dağ arasındaki uzun çukur. Dere. Bir nehrin aktığı yer. Nehir yatağı.
  • Yol, tarz, usül.
  • Saha.
  • Bir nehrin yatağı.
  • İki dağ arasındaki uzun çukur.
  • Yol, tarz, metod, dere.
  • Vadi. (Arapça)
  • Nehir yatağı. (Arapça)
  • Saha, alan. (Arapça)

vahdaniyet / vahdâniyet

  • Allah'ın bir ve benzersiz oluşu ve ortağının bulunmayışı.

vahdaniyet fermanı / vahdâniyet fermanı

  • Allah'ın bir ve benzersiz olduğunu ve ortağının bulunmadığını ilân eden buyruk.

vahdaniyyet / vahdâniyyet

  • Allahü teâlânın zâtî sıfatlarından. Allahü teâlânın zâtında, sıfatlarında ve işlerinde tek olup, ortağı olmaması.

vahdehu la şerike lehu / vahdehû lâ şerîke lehu

  • "O birdir ve ortağı asla yoktur".

vecar

  • (Çoğulu: Vücür - Evcire) Sel suyunun oyduğu yer.
  • Arslan ve kurt gibi vahşi hayvanların yatağı. İn.

vicar

  • (Çoğulu: Vücur - Evcire) Sel suyunun oyduğu yer.
  • Arslan ve kurt gibi vahşi hayvanların yatağı. İn.

yarek

  • Dölyatağı. Meşime. (Farsça)

zak

  • Dölyatağı, meşime. Rahim. (Farsça)

zak-dan

  • Döl yatağı, rahim. (Farsça)

zat-ı ferd-i ehad-i samed / zât-ı ferd-i ehad-i samed

  • Herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan, bir ve benzersiz olup ortağı olmayan Zât, Allah.

zeh-dan

  • Döl yatağı, rahim. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın