LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te tırnak ifadesini içeren 52 kelime bulundu...

azfar

  • (Tekili: Zufr) Tırnaklar.

azlaf

  • (Tekili: Zılf) Zool: Çatal tırnaklı olan hayvanların tırnakları. Toynaklar.

azm-i zıfri / azm-i zıfrî

  • Tıb: Tırnaksı kemik.

cürş

  • Yemen diyarında bir yerin adı.
  • Başı tırnakla taramak.

dahıs

  • Tırnak yakınında olan bir verem hastalığı.

dahis

  • Hayvanların tırnak diplerindeki et parçası. Dolama hastalığı.

ecza-yı zaide / ecza-yı zâide

  • Asıl olmayan parçalar; bedendeki tırnak ve saç gibi.

eftah

  • Parmaklarının boğumu yassı ve yumuşak olan.
  • Tırnaklarının boğumları yumuşak olan kuş.

ezfar

  • Tırnaklar.
  • Tırnakbahuru denilen tıbbi bir koku.
  • Şimal kutbunda bulunan küçük yıldızlar.

ezfer

  • Uzun tırnaklı.

fesit / fesît

  • Tırnak kesintisi, tırnak parçası.

füvfe

  • (Çoğulu: Füvek) Pamuk.
  • Tırnakta olan beyazlık.
  • Hurma çekirdeği içinde olan beyaz tane. (Hurma ağacı ondan biter).
  • Çekirdek içinde olan yufka kabuk.
  • Şey.

hamiye

  • Tırnak kenarı.
  • Kızmış, kızgın.

havafir

  • (Tekili: Hâfir) Kazanlar, yeri kazıcılar.
  • Hayvan, dâbbe tırnakları.

hilb

  • Asma yaprağı.
  • Ciğer.
  • Tırnak.
  • Tarp bitkisi
  • Zampara genç.

ıkak

  • Tırnaklı hayvanların gebeleri.

inşab

  • Tırnak batırma, tırnak bastırma.

ızfar

  • Biri tarafından tırnaklanma. Bir kimseyi tırnaklama.

jengele

  • Çatal tırnaklı hayvan. (Farsça)
  • Hayvanda bulunan çatal tırnak. (Farsça)

kezb

  • Tırnakta görünen beyazca yer.

kulame

  • Tırnak kesintisi. Kesinti.

kulameteyn

  • İki tırnak kesintisi. Parantez. ()

kusasa

  • Tırnak kırpıntısı.
  • Az miktar, az şey.

mahalib

  • (Tekili: Mahleb) Yırtıcı hayvanların tırnakları, çengelli pençeleri.

merş

  • (Çoğulu: Müruş) Tırnak ucuyla deriyi yırtmak.
  • Yağmur suyunun durmayıp üzerinden çabuk geçtiği yer.
  • İncitici söz.

miremme

  • Sığır ve deve gibi tırnaklı hayvanların dudağı.

muhla

  • Ot biçecek âlet, orak.
  • Nalbantların tırnak yonacak âleti.

mümeyyiz

  • Temyiz eden, ayıran, iyiyi kötüyü farkeden.
  • İmtihandaki talebenin bilgisini imtihan ederek yoklayan kimse.
  • Gr: Tırnak işareti.

mümeyyize / مميزه

  • Tırnak işareti. (Arapça)

nahun / nâhun / ناخن

  • Tırnak. (Farsça)
  • Tırnak. (Farsça)

nahun-büray / nâhun-bürây

  • Tırnak makası, tırnak çakısı. (Farsça)

nahun-tıraş / nâhun-tıraş

  • Tırnak makası, tırnak çakısı. (Farsça)

nahunbür / nâhunbür

  • Tırnak makası. (Farsça)

nimnime

  • Birbirlerine yakın çizgiler.
  • Tırnakta olan beyazlık.

nimnimeteyn

  • Tırnak işareti.

nüdga

  • Tırnak sonunda olan beyazlık.

pençe

  • El ayası ile beş parmağın tamamı. (Farsça)
  • Hayvanların ön ayaklarının parmaklarıyla tırnakları. (Farsça)
  • Eskiden Şark hükümdarlarının imza yerine ellerini kırmızı boyaya sürüp, kâğıdın üstüne basmalarıyla olan şekil, tuğra. (Farsça)
  • Mc: Kuvvet. Savlet, satvet. (Farsça)

sa'dane

  • (Çoğulu: Sâdân) Develerin yediği dikenli ot.
  • Devenin göğsü.
  • Tırnak dibinin siniri.
  • Terâzi kefesinin iplerinin altındaki düğme.
  • Kadın memesinin etrafı.

senabik

  • (Tekili: Sünbük) At ve katır gibi hayvanların tırnakları.

sevaim

  • (Tekili: Sâime) Otlak hayvanları. Çayıra başı boş salınan hayvanlar.
  • Zekâtı icab eden koyun, keçi, sığır, deve gibi çift tırnaklı hayvanlar.

sünbük

  • (Çoğulu: Senâbik) At, eşek gibi tek tırnaklı hayvanların tırnağı.

taklim

  • (Kamış, tırnak, kalem gibi şeyleri) yontma, kesme.

takris

  • Parmak ucuyla veya tırnakla bir nesneyi ovup yıkamak.

tala'

  • (Çoğulu: Etlâ) Geyik buzağısı.
  • Çatal tırnaklı hayvanların yavrusu.
  • Buzağının ayağını bağladıkları ip.
  • Şahıs.

tazfir

  • Galip etmek.
  • Tırnaklaşmak.

tefes

  • Kir, pislik.
  • Menâsik-i Hacta bıyık ve tırnak kesmek, baş ve kaş yolmak.

tuff

  • Tırnak arasında olan kir.
  • Parmakların üstünde olan kir.

üf

  • Kulak kiri.
  • Tırnak arasında olan kir.
  • Hüzün ve kedere işaret eden kelime.

uzfur

  • Asma filizi.
  • Tırnak.

üzfur

  • (Çoğulu: Ezfâr-Ezâfir) Tırnak.

vakah

  • Katı yüzlü, utanmaz, hayırsız kimse.
  • Sağlam ve sert tırnak.

zıfr

  • Tırnak. Çengel. Pençe.