LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te svet ifadesini içeren 41 kelime bulundu...

beratil

  • (Tekili: Birtîl) Hediyeler, rüşvetler.

bertal

  • Rüşvet almak.

bırtıl

  • (Çoğulu: Berâtıl) Rüşvet.
  • Meşru olmayarak, kanunen bir iş gördürmek için vazifeli olan kimseye rüşvet olarak verilen şey ki, para vesair menfaatlardır.

bürtule

  • (Çoğulu: Bürtul) Kalpak dedikleri keçe takke.
  • Rüşvet.

ciale

  • Rüşvet.

erş

  • Fesat, niza, ihtilaf, rüşvet.
  • Fışkırmak.
  • Tırmalamak.
  • Fık: Yaralanan veya kesilen bir uzuvdan dolayı verilmesi lâzım gelen diyet.

iffetli

  • (İffetlü) Namus, hayâ ve iffet sahibi kadın.
  • Doğru, rüşvet yemez, haram yemez, istikametli kimse.
  • Eskiden kadınlara yazılan mektub hitabı.

iksa'

  • Kasvet. Sıkıntı vermek. Sıkıntı verilmek.

inkıbaz / inkıbâz

  • Büzülüp toplanma, çekilme.
  • Kasvet, keder, sıkıntı.
  • Kabızlık, peklik.

irşa'

  • Rüşvet verme.

irtikab / irtikâb

  • Bir işe girişmek.
  • Kötü bir iş işlemek. Rüşvet almak gibi çirkin bir şey yapmak.
  • Bir makamı âlet ederek, hakkı olmayan para veya malı hile ile almak.
  • Kötü bir iş işleme.
  • Rüşvet yeme.

irtişa / irtişâ / ارتشا

  • Rüşvetçilik.
  • Rüşvet yeme. (Arapça)

irtişa'

  • Rüşvetçilik. Rüşvet almak.

istirşa'

  • Bir işi yapmak için bir şey isteme.
  • Rüşvet isteme.

itave

  • (Çoğulu: Etâvâ) Rüşvet verme.

kasvet / قسوت

  • Katılık. (Arapça)
  • Gönül darlığı. (Arapça)
  • Kasvet basmak: Gönlü daralmak. (Arapça)

kasvet-bahş

  • Kasvet ve sıkıntı veren. (Farsça)

kasvet-efza

  • Kasvet ve iç sıkıntısı veren. (Farsça)

kasvet-engiz

  • Kasvet ve iç sıkıntısı veren. (Farsça)

mal-ı habis / mâl-ı habîs

  • Zor ile gasb edilen ve rüşvet olarak alınan, çalınan mallar ve kendine emânet olan mallar, izinsiz ticârette kullanılarak elde edilen kârlar ve dâr-ül-harbde yâni kâfir memleketlerine gidenin (tüccârın, seyyâhın), kafirlerden, rızâsı olmadan aldığı mallar.

mukassi / mukassî

  • (Kasvet. den) Kasvet verici. Sıkıntılı, kasvetli. Sıkıcı, dar.

mürtekib

  • (Rukub. dan) İrtikab eden, kötü iş yapan.
  • Rüşvet alan ve yiyen.

mürtekibin / mürtekibîn

  • (Tekili: Mürtekib) İrtikâb edenler. Kötü iş yapan kimseler.
  • Rüşvet alan ve yiyen kişiler.

mürteşi / mürteşî / مرتشى

  • (Rişvet. den) Rüşvet alan, irtişa eden.
  • Rüşvetçi.
  • Rüşvetçi, rüşvet yiyen. (Arapça)

musanea

  • Rüşvet.
  • İyilik etmek.

müsterşi

  • (Rüşvet. den) Rüşvet isteyen.

müsterşiyane

  • Rüşvet istercesine. (Farsça)

neşvat

  • (Tekili: Neşvet) Keşifler, neş'eler, sevinçler.

raiş

  • Huk: Rüşvet veren kimse ile rüşvet alan arasında vasıtalık eden kimse.

raşi

  • Rüşvet veren.

reşv

  • Rüşvet almak.

rişa

  • (Tekili: Rişvet) Rüşvetler.

rişvet / رشوت

  • Rüşvet.
  • Rüşvet. (Arapça)

rişvet-har / rişvet-hâr

  • Rüşvet yiyen. (Farsça)

rüşa

  • (Tekili: Rişvet) Rüşvetler.

rüşvet / رشوت

  • Rüşvet. (Arapça)

rüşvet-i manevi / rüşvet-i mânevi

  • Mânevî rüşvet.

rüşvet-i mutlaka

  • Her istenileni vermek, sınırsız rüşvet.

rüşvet-i umumi / rüşvet-i umumî

  • Genel rüşvet.

üşabe

  • Irkı, nesebi karışık adam.
  • Karışık cemaat.
  • Rüşvet ve hırsızlık gibi yollarla elde edilen kazanç.

üsve

  • (Bak: ÜSVET)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın