LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sozler ifadesini içeren 271 kelime bulundu...

bain talak / bâin talak

  • Boşamada kullanılan sözleri söyler söylemez, evliliği sona erdiren boşama.

ab-ı hayat / âb-ı hayât

  • Hayat suyu. Saf ve berrak su. İnce ve derin mânâlı söz. Tasavvufta mürşid-i kâmil denilen evliyâ zâtların, insanların mânen canlı, kalblerinin uyanık olmalarına vesîle olan mübârek sözleri, mânevî nazarları (bakışları) ve kıymetli kalblerinden fışkır an teveccüh. Bir şeyin kıymetini kuvvetli bir şek

ab-ı zen

  • Küçük havuz. (Farsça)
  • Su birikintisi. (Farsça)
  • Yumuşak, lâtif sözlerle hatır alan ve bu manâda emir. (Bak : Avzen) (Farsça)

afaki / afakî

  • Kâinat ve içindeki hâdiselere âid. Nefsin haricindeki âleme dair.
  • Kıymetsiz sözler ve meseleler. (Enfüsinin zıddı.) (Objektif)

akval / akvâl / اقوال

  • (Tekili: Kavl) Sözler, kaviller.
  • "Kavl"in çoğulu. Kaviller, sözler.
  • Sözler.
  • Sözler, konuşmalar.
  • Sözler. (Arapça)

akval-i hakimane / akval-i hakîmâne

  • Hikmet sahiblerine yakışır sözler. (Farsça)

aşık-ı didar-ı pak / âşık-ı didâr-ı pâk

  • Temiz yüzün âşıkı.
  • Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri.

asveb-i akval / asveb-i akvâl

  • Kavillerin en muhkemi, sözlerin en doğrusu.

bakiyat-ı salihat / bâkiyat-ı salihat

  • Ebedî âlemde sevap olarak bâki kalan kutsal sözler, dine uygun iyi ve yararlı işler.

beliğ / belîğ

  • Edb: Belâgatli kimse. Meramını tamamen, noksansız ve güzel sözlerle anlatmağa muktedir olan.
  • Kâfi derecede olan. Yeter olan.
  • Belagâtçi; belâğat ilminin inceliklerini bilen, maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen kimse.

besbes

  • (Çoğulu: Besâbis) Herze. Mânasız, saçma sözler.

billahi / billâhi

  • "Allahü teâlâya yemîn ederim" mânâsına, yemîn sözlerinden biri.

cem'iyet

  • Tenasüp ve tezat gibi söz san'atları yoluyla birbirine uyan veya zıt olan sözleri bir arada bulundurma san'atı.

cerbeze / جَرْبَزَه

  • Aldatıcı sözlerle kurnazlık etme. Fazla sözlerle aldatıcılık. Haklı ve haksız sözlerle hakikatı gizleme.
  • Beceriklilik, fetânet ile temyiz ve cesaret-i mutedile ve kuvvet-i idareden ibâret olan sıfat-ı zihniye. (Bu kelime, Arabçada: Hilekârlık, kurnazlık gibi aşağılayıcı bir mânâda ku
  • Süslü sözlerle aldatma.
  • Aldatıcı sözlerle kandırma.

cevabat

  • (Tekili: Cevâb) Cevablar. Sorulan sorulara verilen karşılıklar. Mukabil sözler.

cevami-ül kelim / cevâmi-ül kelim

  • Lâfızları az, mânâsı çok kelâmlar, sözler, ibâreler, fıkralar.

cevamiü'l-kelim / cevâmiü'l-kelim

  • Özlü sözler, vecizeler.

cevamiülkelim / cevâmiülkelîm

  • Zengin mânâlı sözler.

ciddiyat

  • Hakiki sözler. Ciddiyetler.

cümel

  • (Tekili: Cümle) Cümleler. Birden fazla anlama gelen sözler. Mecmular.

cümle-i tefsiriye

  • (Cümle-i müfessire) "Yâni, meselâ" gibi sözlerle başlayıp önceki cümleyi açıklayan cümle.

cürub

  • Beddualar, bed ve kötü dualar, fenâ sözler.

def-i mefasid

  • Bozgunculuk yapacak fiil ve sözlerden çekinme; fesatlıklardan kaçınma.

demagoji

  • yun. Halkı kendi menfaati için okşama siyâseti. Halkın hoşuna gidecek sözlerle insanların sevgisini kazanarak kendi maksadını elde etmeğe çalışmak. Halk avcılığı. Cerbeze.
  • Güzel sözlerle halkı kandırma siyaseti.

dik-ı elfaz / dîk-ı elfaz

  • İfadelerdeki, sözlerdeki darlık, yetersizlik.

diku'l-elfaz / dîku'l-elfaz

  • Sözlerin ve ifadelerin bir mânâyı aktarmada yetersiz kalışı, lâfız darlığı.

dürer-bar / dürer-bâr

  • İnciler yağdıran.
  • Mc: Çok kıymetli ve güzel sözler söyleyen.

dürr-efşan

  • İnci serpen. Söylediği sözler inci olan ağız. (Farsça)

durub-i emsal / durûb-i emsâl / ضروب امثال

  • Atasözleri. (Arapça - Farsça)

durub-u emsal / durub-u emsâl / durûb-u emsal / ضروب امثال

  • Meşhur sözler. Darb-ı meseller. Ata sözleri.
  • Atasözleri.
  • Darb-ı meseller, ata sözleri.
  • Atasözleri.

durubuemsal / durûbuemsâl

  • Atasözleri.

ebatil / ebâtil / اباطل

  • Saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler. (Arapça)

ebkar / ebkâr

  • (Tekili: Bikr) Bekârlar.
  • Mc: Evvelce kimsenin söylemediği sözler.

ebu-d derda

  • Uveymir adı ile de meşhurdur. Ashab-ı kirâmın âlim ve hakîmlerindendi. Peygamberimiz: "Uveymir, Ümmetimin hakimlerindendir" buyurmuştur. Uhud'dan itibaren bütün muharebelerde bulunmuştur. 179 hadis rivâyet etmiştir. Hikmetli sözlerinden birisi şudur: "Âlim olmayınca insan müttaki olamaz, bir âlim âm

edebiyat yapmak

  • Mc: Güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışına çıkarak konuşmak.

efaik

  • (Tekili: Efike) Yalanlar, dolanlar, düzme sözler. İftiralar.

efayik

  • (Tekili: Efike) Uydurma, düzme, asılsız, yalan sözler. İftiralar.

efkar-ı saibe / efkâr-ı sâibe

  • Maksada uygun fikirler, doğru sözler.

egalit

  • (Tekili: Uglute) İnsanı yanıltacak hatalı sözler, yanlış kelâmlar.

ehadis / ehâdîs

  • Hadisler. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) sözleri, hareketleri ve emirlerini bildiren hakikatler.
  • Hadîs-i şerîfler. Peygamber efendimizin mübârek sözleri, işleri ve görüp de bir şey demedikleri, mâni olmadıkları şeyler. Hadîs'in çokluk şeklidir.
  • Peygamberimizin sözleri.

ehadis-i kudsiye / ehâdis-i kudsiye

  • Peygamber Efendimizin doğrudan Cenâb-ı Haktan naklettiği Kur'ân dışındaki sözler.

ehadis-i nebeviye / ehâdîs-i nebeviye

  • Hz. Peygamber tarafından söylenen sözler.

ekavil / ekâvîl / اقاویل

  • (Tekili: Akvâl) Kaviller, sözler.
  • Sözler. (Arapça)

ekavil-i batıla / ekavil-i bâtıla

  • Bâtıl sözler, doğru olmayan sözler.

ekavil-i kazibe / ekavil-i kâzibe

  • Uydurma ve yalan sözler.

ekazib

  • Yalanlar, kizbler, yalan ve uydurma sözler, asılsız kelâmlar.

elbette

  • (Te'kid edâtı) Kat'i veya kat'iye yakın hükümlerde kullanılır. Yazılı sözlerde daha çok "elbet" şeklinde geçer.

elfaz / elfâz / الفاظ

  • Lafızlar, sözler.
  • (Tekili: Lafz) Lafızlar. Sözler. Lügatlar.
  • Kelimeler, sözler.
  • Sözler.
  • Sözler, lafızlar. (Arapça)

elfaz-ı cemile

  • Güzel sözler.

elfaz-ı garibe / elfâz-ı garîbe

  • Şaşılacak, tuhaf sözler.

elfaz-ı ilahiye ve nebeviye / elfâz-ı ilâhiye ve nebeviye

  • İlâhî lâfızlar ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözleri.

elfaz-ı küfr / elfâz-ı küfr

  • Söylendiği zaman, îmânı gideren, müslümanlıktan çıkmaya sebeb olan sözler.

elfaz-ı tahmidiye / elfâz-ı tahmidiye

  • Allah'ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler.

elfaz-ı tazimiye / elfâz-ı tâzimiye

  • Övücü, yükseltici sözler.

eracif / erâcif

  • Uydurma, yalan sözler.
  • Uydurma sözler.

eracif ve ekazib / eracif ve ekâzib

  • Yalan ve uydurma sözler.

erbab-ı siyer

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı, ahlâkı, sözleri ve yaşayışı hakkında kitap yazanlar, İslâm tarihçileri.

esahh

  • En sahîh, en sıhhatli, en doğru olan. Bir mes'elenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden (sözlerinden, ictihadlarından) en doğru olanı. "Esahh" sözü, "sahîh, doğru" sözünden daha kuvvetlidir.

esatir / esâtîr / اساطير

  • Mitoloji. (Arapça)
  • Uydurma sözler. (Arapça)

evceh-i akval / evceh-i akvâl

  • Sözlerin en uygunu, kavillerin en münasebetlisi.

evliya / evliyâ

  • Velî kelimesinin çoğuludur.
  • Dostlar.
  • Allahü teâlânın sevgili kulları, nefsin esâretinden kurtulup, sözleri, işleri ve hareketleri İslâmiyet'e uygun olanlar, devamlı Allahü teâlâyı hatırlayıp, ananlar.

feylesof

  • Beğendiği düşüncelerini hakîkat olarak anlatıp, yaldızlı, heyecanlı sözlerle inandırmaya çalışan kimse. Felsefeci.

fuhşiyat / fuhşiyât

  • Çirkin, ayb şeyler, sözler.

güftar

  • Sözler, lâkırdılar. (Farsça)

güzide-suhen / güzîde-suhen

  • Beğenilmiş söz söyleyen, seçkin sözler konuşan. (Farsça)

hadis / hadîs

  • Peygamber efendimizin mübârek sözleri, işleri ve görüp de mani olmadıkları şeyler.

hadis-i kudsi / hadîs-i kudsî

  • Peygamber Efendimiz (a.s.m.), Cenâb-ı Haktan "Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur" diyerek rivayet ettiği (naklettiği) Kur'ân-ı Kerîm dışındaki sözler.

hadis-i müftera / hadîs-i müfterâ

  • Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbiyle inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri.

hallat

  • Yersiz ve münâsebetsiz sözler konuşan.
  • Ortalığı karıştıran.

haltıyyat

  • Yersiz ve münasebetsiz sözler.

hamdele

  • Elhamdülillah veya bu mânâdaki sözler. Elhamdülillah sözünün mânâsı, Allahü teâlâya hamd olsun, ben her hâlimde O'ndan memnûnum demektir.

hamiş

  • Mektubun altına sonradan yazılan sözler. Hâşiye.

hana

  • Yaramaz ve boş sözler konuşmak.

haşvi / haşvî

  • Mânâsız sözler söyleyen, saçma sapan konuşan.
  • Haşve benziyen.

haşviyyat

  • Söz arasında, lüzumsuz, fazladan olan sözler.

hatib

  • Hitâbeden. Söz söyleyen. Cemaate, topluluğa karşı güzel söz söyleyen kimse.
  • Câmi'de müslümanlara dini nasihatlar ve güzel sözlerle hitâbeden vazifeli zat.

hatib-i beliğ

  • İnsanlara son derece derin ve hikmetli sözler söyleyen hatip.

hatıb-ı leyl

  • Geceleyin odun toplayan kimse.
  • Mc: Mânâsız ve saçmasapan sözler konuşan adam.

havadis

  • (Tekili: Hâdise) Yeni hâdiseler, yeni sözler.
  • Alâka ile karşılanan haberler.

havaiyyat

  • Havâi şeyler ve sözler.

hay

  • Çiğneyen mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şeker-hâ : Şeker çiğneyen. (Farsça)
  • Mc: Tatlı sözlü, güzel ve dokunmaz sözler söyleyen. (Farsça)

hayide-gu / hayide-gû

  • Değersiz sözler söyleyen kimse. (Farsça)
  • Değersiz şiirler yazan kimse. (Farsça)

herzederay

  • Mânâsız ve saçmasapan sözler konuşan. (Farsça)

herzegu / herzegû

  • Saçma sapan konuşan, lüzumsuz ve mânâsız sözler söyleyen.

herzekar / herzekâr

  • Saçma sapan konuşan, mânasız sözler söyleyen. (Farsça)

herzevat

  • (Tekili: Herze) Herzeler, mânâsız ve boş sözler.

hevacir

  • (Tekili: Hâcire) Günlerin en sıcak olan anları.
  • Göçenler, göç yapanlar, hicret edenler.
  • (Hücr) Hezeler, hezeyanlar, boş ve mânasız sözler.

hezeliyat / hezeliyât

  • Ciddi olmayan sözler, saçmalamalar.
  • (Tekili: Hezl) Ciddi olmayan sözler. Saçma sapan konuşmalar. Deli saçması.
  • Ciddi olmayan sözler.

hezeyan

  • Kötü sözler. Soğuk şakalar.
  • Sayıklama. Saçma sapan konuşma.

hıfz-ül lisan

  • Dili, günah ve lüzumsuz olan sözlerden korumak. Kötü ve fena sözlerden dilini muhafaza etmek. (İhtiyaçtan fazla söz söylememek mendubdur.)

hikemiyat / hikemiyât

  • Hikmetler, hikmetli sözler.

hikemiyyat

  • Hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler. Yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hâdiseler bildiren yazılar, sözler.

hikmet

  • Nübüvvet (peygamberlik).
  • Faydalı ilim.
  • Edeb, ahlâk ve nasîhat ile ilgili güzel sözler.
  • Gizli sebep, fâide.
  • Fıkıh ilmi, helâl ve harâmı bildiren din ilmi.
  • İlm-i Ledünnî, mânevî ilim.
  • Peygamber efendimizin sünneti.

hınziyan

  • Faydasız ve mânasız sözler konuşan.

hitabiyat

  • Hitabet (etkileyici konuşma) ile ilgili sözler.

hitabiyyat

  • Hitabolunarak söylenen sözler.

hoşbeş

  • Selâmsabah, hatır sorma, birbirine rastlayan iki ahbab arasında söylenilen ilk sözler.

hücr

  • (Çoğulu: Hevacir) Fuhş, hezeyan, kötü sözler.

hurafat

  • Aslı, esası olmayan sözler ve rivayetler, hurafeler.

hurafe / hurâfe

  • Dîne, fenne, akla uymayan sözler ve işler.

hutbe

  • İlâhi emir ve nehiyleri cemaate beyan ve ihtar etmek. Cuma veya bayram namazlarında müslümanlara hatibin İlâhi ve şer'i emirleri hatırlatan sözleri. (Hatib, bu hutbeyi söylemeye Halife veya İslâm Devlet Reisinden vazife ve salâhiyet almıştır.)

ibarat / ibârât

  • İbareler, sözler.

ibhamat

  • (Tekili: İbham) Mübhem şeyler, açıklanmayan mes'eleler, üstü kapalı sözler.

ibrahim desuki / ibrahim desukî

  • Büyük âlim ve mutasavvıflardan olup büyük makam sâhibi bir zâtdır. Pek meşhur ve çok güzel sözleri ve mev'izaları vardır. 676 tarihinde 43 yaşında Şam'da vefat etmiştir. (K.S.)

ibtaliyyat

  • İşe yaramıyan, boş sözler.

icaz

  • (İycâz) Edb: Az söyle çok şey anlatmak. Sözü muhtasar söylemek. Çok mânaya gelen kısa cümlenin hâli. Mâruf ve müteârif olan cümleden kısa bir cümle ile maksadı ifâde san'atı.Böyle sözlere mucez, veciz veya vecize denilir.

iddiaiyyat

  • (Tekili: İddiaî) İddia ile ilgili. Şahidi olmayan sözler.

ifadat / ifâdât

  • İfadeler, sözler.

iftihariyyat

  • İftihar yoluyla söylenen sözler.

igfaliyyat

  • Yanıltıp aldatmak için söylenen sözler.

iglakat

  • (Tekili: İglak) Muğlak yapmalar.
  • Karışık ve anlaşılmaz sözler.

igrakiyyat

  • Aşırı büyültmelerle ve mübâlâğalarla söylenen sözler.

ihtilakıyyat

  • Yalanlar, aslı olmayan sözler. Uydurma sözler.

ikamet / ikâmet

  • Kâmet. Erkeklerin farz namaza başlamadan önce okuması sünnet olan ezâna benzer sözlerin ismi. Ezândan farkı fazla olarak "Hayyealelfelâh"dan sonra iki defâ "Namaz başladı" mânâsına olan "kad kâmet-issalâtü denir.
  • Oturmak, bir yerde kalmak.

iknaiyyat

  • İknâ etmek veya râzı etmek için söylenilen sözler.

ıkvaliyyat / ıkvâliyyât

  • Söylenmediği hâlde söylendi diye iddiâ edilen sözler. Lüzumsuz iddialar.

ilas

  • Kinâyeli ve iğneleyici sözler söyleme.

ilkaat

  • Zararlı sözlerle şaşırtmak.
  • Bırakmalar, terk etmeler.

ilm-i hadis / ilm-i hadîs

  • (İlm-i Rivayet - İlm-i Ahbâr - İlm-i Âsâr) Resulüllah'ın (A.S.M.) akvâli (sözleri), ef'ali ve hallerine dâir ilimdir. Ehl-i hadis ıstılahında; tarihe ve siyere dâir hadis-i şeriflere bazan İlm-i Hadis-ül Halk, bazan da Sîre (Sîret) tabir edilir.
  • Peygamber efendimizin mübârek sözlerini, işlerini ve görüp de mâni olmadığı şeylerden bahseden ilim.

iltifatat-ı fazılane / iltifâtât-ı fâzılâne

  • İyilik ve ihsan sahibinden gelen iltifatlar, hoş sözler.

ilzamiyat

  • Bir kimseyi ilzam edip susturmak için söylenen sözler.

imla

  • Doldurma, doldurulma.
  • Yazı yazma. (Dikte)
  • Bir dildeki kelime ve sözleri doğru yazma bilgisi.
  • Müddeti mühlet vererek uzatma.

indiyyat

  • (Tekili: İndî) Birinin kendince uydurduğu şeyler. Bir kimsenin kendi görüş ve inanışına göre söylediği sözleri.

inşaiyyat

  • (Tekili: İnşâi) İşitilmemiş ve duyulmamış sözlerden yapılan cümleler.

insan-ı kamil / insan-ı kâmil

  • Kemâle ermiş, olgun insan. İslâmiyet'in emrettiği bütün emirleri yapan, yasaklardan sakınan, Peygamber efendimizin güzel ahlâkıyla ahlâklanan, hareketleri ve sözleri hep Allahü teâlânın ilhâmı ile olan üstün insan.

ırabet

  • Yaramaz sözler söylemek, fuhşiyyat.

irşad

  • Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur'aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması.

irşadat / irşâdât

  • Nasihatler, doğru yolu gösteren sözler.

irsal-i mesel

  • Konuşurken meşhur hikmetli sözleri kullanmak.

irticaliyyat

  • Düşünmeden, içinden doğarak söylenen sözler.

işaret-i hadisiye

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek sözlerinin işaret ettiği mânâ, vermiş olduğu işaret.

ism-i tafdil

  • "En üstün, daha üstün, daha iyi" gibi karşılaştırma ve üstünlük ifâde eden sözler.

isnad

  • Bir söz veya haberi birisine nisbet etmek.
  • Peygamberimiz'in (A.S.M.) sözlerini sırası ile kimlerden nakledildiğini bildirmek.
  • Bir nesneye, bir şeye dayanmak.
  • Birisi için, bir şeyi yaptı demek. İftira etmek.

isnadiyyat

  • İsnad ile ilgili düşünceler.
  • Aslı esası olmadığı halde birisine isnad edilen sözler.

istihdam

  • Bir hizmette kullanmak, hizmete almak, hizmet ettirmek.
  • Edb: Bir çok mânâsı olan bir kelimenin her mânâsına muvâfık kelime söylemek. Meselâ: "Avcınızın attığı da, sözleri de saçma idi" cümlesinde olduğu gibi.

istihlal

  • Yeni ay'ı gözleyip görmek. Hilâlin görünmesi.
  • Kılıcın kınından sıyrılıp görünmesi.
  • Edb: Bir ifadede birbirine benzer, seci'li ve kâfiyeli sözlerin söylenmesi.
  • Çocuğun doğar doğmaz hemen ağlamağa başlaması.
  • İyi ve hayırlı bir başlangıca delâlet etmek.

istitradiyat

  • (Tekili: İstitrad) İstitrad şeklinde söylenen sözler.

istiva / istivâ

  • Kur'ân-ı kerîmdeki müteşâbih, yâni görülen, ilk anlaşılan mânâların verilmesi akla ve dîne uygun olmayıp günâh olan ve bu sebeble tevîl etmek yâni uygun olan mânâları vermek îcâb eden kapalı sözlerden biri.

kahin / kâhin

  • Karışık ve tahmini sözlerle gaibden haber verdiği söylenen kimse. Haberci. Falcı.
  • Âlim.

kamet / kâmet

  • Kalkmak, ayakta durmak; farz namazlardan önce okunması sünnet olan ve ezana benzeyen sözler.

kavliyyat

  • Kaviller, kuru lâflar, boş sözler.

kehribar

  • Cevher saçan.
  • Güzel sözler söyleyen.

kelam-ı kibar / kelâm-ı kibâr / كلام كبار

  • Büyük, akıllı, veli ve meşhur zâtların güzel, veciz ve çok kıymetdâr olan sözleri ve kelâmı.
  • Büyük insanların özlü sözleri.

kelamat-ı hikmet / kelâmât-ı hikmet

  • Hikmet kelimeleri, sözleri.

kelimat

  • (Tekili: Kelime) Kelimeler, kelâmlar, sözler.

kelimat-ı hikmet

  • Hikmetin kelimeleri; Allah'ın her bir varlığı belirli gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratma sıfatının kelimeleri, sözleri.

kelimat-ı kur'aniye / kelimât-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın kelimeleri, sözleri.

kelimat-ı rabbaniye / kelimât-ı rabbâniye

  • Herşeyi yaratıp terbiye eden Allah'ın kelimeleri, sözleri.

kelimat-ı takdiriyye

  • Takdir edici sözler.

kelimat-ı tesbihiye ve zikriye / kelimât-ı tesbihiye ve zikriye

  • Allah'ın yüceliğini dile getirmek ve Allah'ı anmak için kullanılan kelimeler, sözler.

kilem

  • (Tekili: Kelime) Kelimeler, kelâmlar, sözler.

kinaiyat / kinâiyat

  • Bir şeyi temsille ve dolaylı olarak anlatan sözler.

kinaiyyat

  • (Tekili: Kinâye) Temsillerle anlatılan imalı ve dokunaklı sözler.

kinaye lafızlar / kinâye lafızlar

  • Birkaç mânâda kullanılan kelimeler. Hem boşamada hem de başka yerde kullanılan sözler.

kırzam

  • Saçma sapan şeyler konuşan. Manâsız sözler söyliyen kimse.

küçük sözler

  • Sözler kitabı içerisinden alınmış olan bazı bölümlerden oluşan kitapçık.

küfr-i hükmi / küfr-i hükmî

  • İslâmiyet'in îmânsızlık alâmeti dediği sözleri söylemek ve işleri yapmak.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

küfriyat / küfriyât

  • İnkâr ve inançsızlığa sebep olan işler, sözler.

küfriyyat

  • Küfre sebep olan işler ve sözler.

lafızperest / lâfızperest

  • Kelimenin mânâsından çok, sözlerine önem veren ve kelimenin dış şekliyle çok meşgul olan kimse.

lagviyyat

  • (Tekili: Lagv) Lağvlar. Boş sözler.

lagy

  • Avaz, ses, savt.
  • Yaramaz fuhuş sözler.

laha

  • Boş ve faydasız sözler konuşmak.
  • Ekmeği ıslatıp yemek.
  • Gıda.
  • Aldatıp kandırmak.
  • Karnın sarkık ve sülpük olması.

lahva

  • Abes, bâtıl sözleri çok söyleyen, boş konuşan kadın. (Müz: Elhâ)

laklakıyyat

  • (Tekili: Laklaka) Faydasız, boş lâkırdılar; mânâsız sözler.

lebbeyk

  • Hac, umre veya her ikisini yapmak üzere niyyet ederken yâni ihrâma girerken başlayıp, Mina'da Cemre-i akabede (büyük cemrede) şeytan taşlanırken atılan ilk taşla söylemesi son bulan mübârek sözler: Lebbeyk Allahümme lebbeyk, lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk innelhamde venni'mete leke vel-mülke

levh

  • Görünen ibretli manzara.
  • Üzerinde yazı veya şekil çizilebilir düzlük.
  • Seyredilen yerin çizili sureti.
  • Ayet, hadis veya büyüklerin ders verici sözleri. Yazılı şey.
  • Şimşek çakmak.
  • Susamak.
  • Zâhir olmak.
  • Çalıp almak.

lisan-ı hakimane / lisân-ı hakîmâne

  • Son derece hikmetli sözler söyleyen dil.

lokman hekim / lokman hekîm

  • Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri ve ahlâkî, tıbbî sözleri ile tanınmıştır. Peygamber Davud (A.S.) zamanında yaşadığı rivayet edilmektedir. Peygamber veya veli olduğu hususunda ihtilaf vardır.

maglata-i şeytaniye

  • İnsanları aldatmak ve yoldan çıkarmak için söylenen karıştırıcı sözler. Şeytanın insan kalbine vesvese vermesi.

makame

  • (Çoğulu: Makamât) Meclis.
  • Topluluk, cemaat, cemiyet, kalabalık.
  • Nutuk tarzında söylenen sözler.

makavil

  • Sözler. Kaviller. Lisânlar. Diller.

malaya'niyyat / mâlâya'niyyât

  • Faydasız boş sözler, boş konuşmalar, faydasızlık.

mana-yı kelimat / mânâ-yı kelimat

  • Kelimelerin ve sözlerin mânâları.

mantıki kıraet / mantıkî kırâet

  • Acele etmeyerek fakat imlâ kaidelerine dikkat ederek, yâni virgüllerde biraz, noktalı virgüllerde biraz daha durmak, teâcüb ve istifhamları anlatmak, muhaverelerde konuşanların sözlerini ayırmak suretiyle okumaktır.

manzum

  • Ölçülü, mizanlı, tertibli.
  • Vezni ve kafiyesi olan söz. Edebi ölçüsü olan sözler. (Kaside ve şiirler gibi).
  • Dizilmiş, sıralanmış, düzenlenmiş.

mazamin / mazamîn

  • (Tekili: Mazmun) Mânâlar, mefhumlar, kavramlar.
  • Ödenmesi gereken şeyler.
  • Cinaslı, nükteli sözler.

meani-i elfaz / meâni-i elfaz

  • Sözlerin ve ifadelerin mânâları.

mecmu-u kelam / mecmu-u kelâm

  • Sözlerin tamamı.

mecruh

  • Yaralı. Yaralanmış.
  • Huk: İnandırıcı sözlerle çürütülmüş fikir, davâ.

mekatı'

  • Makta'lar; sözlerin sonları.

merviyat

  • (Tekili: Mervi) Rivayet olunmuş şeyler. Kulaktan kulağa söylenerek gelmiş olan sözler.

metn-i ehadis / metn-i ehâdis

  • Hadislerin metni, sözleri.

mevaid / mevaîd

  • Verilen sözler, vaadler.

mevsuk-ul kelim

  • Sözlerine inanılır. Söylediği şeylere itimad edip güvenilir.

mevzuat

  • (Uydurma hadisler) Yalan olduğu halde Hz Peygambere dayandırılan uydurma sözler.

mihzar

  • Mânâsız ve saçma sapan sözler konuşan.

mu'temed

  • Sözüne güvenilir kimse.
  • Müctehîd âlimlerin dînî bir mevzûdaki sözlerinden esas alınan kavl (söz), ictihad.

mübrim

  • (Mübrime) Zorlıyan, zorlayıcı.
  • Mânâsız ve boş sözlerle can sıkan kimse.
  • İki katlı yapan.
  • Cür'et eden.

mücareze

  • Saçma ve iyi olmıyan sözlerle lâtife yapma.

müftabih / müftâbih

  • Müctehid âlimlerin ictihadlarının (kavillerinden, sözlerinden) kendisiyle fetvâ verilen.

müftera hadis / müfterâ hadîs

  • Peygamberlik iddiâsında bulunan Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbi ile inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri.

mugalata / mugâlata

  • (Galat. dan) Karşısındakini yanıltmak için söz söylemek. Doğruya benzer yanlış sözler. Safsata. Hatalı ve yanlış söz. Demagoji.
  • Man: Vehimlerden terekküb eden kıyastır.
  • Safsata, demagoji; aldatmak maksadıyla yanıltıcı sözler söyleme.

muhaddis

  • Hadis ilminin bir çok usul ve füruunu bilen zât. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) hâl ve sözlerini bize nakleden ve hadis ilminin mütehassısı.

muhannes

  • İşlerini, sözlerini, hareketlerini ve şeklini kadınlara benzeten erkek.

müheymin

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden); her mahlûkun (yaratılmışın) ömrünü, amelini, rızkını, ecelini, nefeslerini, sözlerini bilen, gören, onların bütün hallerinden haberdâr olan.

muhkemat / muhkemât

  • İslâmiyetin sağlam ve kuvvetli kanunları, emirleri; yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık sözler, kesinlik ifade eden naslar.

mühmelat

  • (Tekili: Mühmel) Anlamsız ve mânâsız boş sözler.

mukaddemat / mukaddemât

  • Önsözler, başlangıçlar.

mukaddimat

  • (Tekili: Mukaddime) Mukaddimeler. İlk gelenler. İlk sözler.

mümtaziyet

  • Ayrılık, ayrı vasıf sahibi olmak, ayrı ve üstün vasıflılık. Yüksek vasıf sâhibliği.
  • Edb: İfadenin diğer sözlerden daha güzel ve farklı olması.

müsalemet / müsâlemet

  • Uyuşmak; fikirler ayrıldığı, sözler çoğaldığı zaman münâkaşa etmemek; sertliği, bölücülüğü, ayrıcılığı istemeyip, barışmak istemek.

müteşabihat / müteşâbihât

  • Edebî sanatlarla ifade edilmesi sebebiyle mânâsı kapalı olan sözler, âyet ve hadîsler.

nasreddin hoca

  • (Mi: 1208 -1284) Mizahlı, güldürücü sözleri ile meşhur bir zâttır. Akşehir, Sivrihisar Medreselerinde okumuş, Selçuklular zamanında yaşamıştır.

nazm-ı ilahi / nazm-ı ilâhî

  • Allahü taâlâ tarafından yanyana dizilen mübârek sözler, Kur'ân-ı kerîm.

nekre-gu / nekre-gû

  • Tuhaf hikâyeler fıkralar anlatan. Gülünç sözler söyleyen. (Farsça)

nemime / nemîme

  • Söz götürme. Lâf taşıma. Bir kimse aleyhindeki sözleri ifsad maksadıyla kendisine eriştirme.
  • Söz götürme, taşıma, kişi aleyhindeki sözleri ona eriştirme, koğuculuk etme.

neşriyat-ı kazibe / neşriyât-ı kâzibe

  • Yalandan, uydurma sözler.

nikat / nikât

  • (Tekili: Nükte) Nükteler. İnce mânâlar.
  • İnce mânâlı, şakalı ve zarif sözler.

nüket

  • (Tekili: Nükte) Nükteler. Herkesin anlayamıyacağı ince mânâlı ve zarif sözler.

nükhet

  • Râyiha. Ağız kokusu.
  • Günahlı sözler. Hoş olmayan günah olan söz, kelime.

nüktedan / نكته دان

  • Zarif insan, nükteli sözler bilen. (Arapça - Farsça)

nutk

  • (Nutuk) Söyleyiş, söyleme kabiliyeti, konuşma, hitabet.
  • Dervişlerce büyüklerin manzum sözleri.

resul-i sadık

  • Her haliyle doğru olan, sözleri ve hareketlerinde en küçük yalan olmayan Allah'ın elçisi Hz. Muhammed (a.s.m.).

rivayet tefsiri / rivâyet tefsiri

  • Kur'ân-ı kerîmdeki bâzı âyet-i kerîmelerin başka âyetlerle veya Peygamber efendimizin sünneti veya Eshâb-ı kirâmın mübârek sözleriyle açıklanması. Buna me'sur veya naklî tefsir de denir.

rumuz-u şathiyat / rumûz-u şathiyât / رُمُوزُ شَطْحِيَاتْ

  • Evliyanın bazı garib ve anlaşılmaz sözlerindeki ince işaretler.

safsatiyat / safsatiyât

  • Safsatalar, yalan ve yanlış şeytâni sözler.

şahsiyyat

  • Kişinin şahsına, kendine ait sözler.
  • Birinin kendine ait münasebetsiz sözleri.

salat u selam / salât u selâm

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem ism-i şerîfleri anılınca, işitilince veya yazılınca söylenen veya yazılan hayır duâlardan ibâret olan sözler yâni sallallahü aleyhi ve sellem, Allahümme salli ve sellim alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed, Essalâtü ves-selâmü aleyk

salavat-ı tayyibe / salâvât-ı tayyibe

  • Varlıkların ibadet ve duaları, Allah'ı tesbih ve takdis eden güzel sözleri.

şarid

  • Tutunup beğenilmiş ve yayılmış şiirler.
  • Şiir tarzındaki ata sözleri.

şatahat / şatâhat

  • Mânevi sarhoşluk.
  • Kendinden geçer bir hâle gelmek ve böyle istiğrak hâlinde iken söylenen müvazenesiz sözler.
  • Mânevî sarhoşluk hâlindeyken söylenen dengesiz sözler.

şecere-i kelimat

  • Sözler ağacı.

sem'-i hikmet

  • Hikmetli sözleri dinlemek. Hikmetten ibret ve ders almak. En hayırlısına tabi olmak.
  • Hikmetli sözleri dinleme.

semi' / semî'

  • İşitilecek şeyleri ne kadar gizli olsa da işiten, hamd ve senâda bulunanların, hamdini işitip mükâfat veren, kullarının duâlarını işiten ve icâbet eden, münâfık ve yalancıların kalbden söyledikleri sözleri işiten mânâsında Allahü teâlânın Esma-i hüsn âsından (güzel isimlerinden).

sical

  • Münavebe. Arab ata sözlerinde: "Harp sicaldir" denir. Yani: Bazan galibiyet ve bazan mağlubiyet ile devam eder.
  • (Tekili: Secl) Büyük ve içleri dolu su kovaları.

sima'

  • Dinlemek, kulak vermek. İşitmek.
  • Çalgı dinlemek.
  • Herkesin işitmesi istenilen güzel zikir ve sözler.
  • Mevlevilerin ve sair dervişlerin "ney" veya "def" ile berâber ilâhi okuyarak raksları ve nağme terennüm etmeleri, dönmeleri.

sırr-ı tesbihat

  • Cenâb-ı Hakkın bütün noksan sıfatlardan uzak ve bütün kemâl sıfatlara sahip olduğunu ifade eden sözlerin sırrı.

siyak

  • Söz gelişi, bir sözün hemen öncesinde geçen sözler.

şuayb

  • Ashab-ı Eyke ile Medyen ahâlisine gönderilen bir peygamberdir. Çok hakikatlı ve güzel sözlerle bu iki kavmi Hakka davet ettiği halde kendisini dinlemediler. Cenab-ı Hak Eykeliler üzerine şiddetli sıcaklık ve Medyen ahalisine de şiddetli sayha ile azab verdi ve onları mahveyledi. Şuayb Aleyhisselâm k

sünnet

  • Yol, kânun, âdet.
  • Peygamber efendimizin mübârek sözleri, işleri ve görüp de mâni olmadığı şeyler.
  • Din bilgilerinde senet, kaynak olan dört temel delîlden biri. Hadîs-i şerîfler.
  • Şerîat yâni İslâm dîni.
  • Peygamberimizin sözleri ve hâlleri.

sünnet-i seniyye

  • Hz. Peygamber'in (A.S.M.) sözlerine, emirlerine ve harekâtına dâir en yüksek ve kıymetli hâller, tavırlar, hareket düsturları.

tabakat-ı muhaddisin / tabakât-ı muhaddisîn

  • Resûlullah efendimizin işleri, sözleri ve hâllerini öğreten hadîs ilmi ile uğraşan İslâm âlimlerinin dereceleri.
  • Hadîs âlimlerini derecelerine göre sıralayıp, hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplar.

tahmidat / tahmidât

  • Allah'ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler.

talak / talâk

  • Nikâh bağını çözmek; nikâh akdini (sözleşmesini), belli sözlerle derhal veya geleceğe bağlı olarak sona erdirmek. Şer'î (dînî) nikâhta, boşama hakkı olanın, nikâhlı olduğu kişiyi boşaması.

talak-ı bain / talâk-ı bâin

  • Boşanmada kullanılan sözleri söyler söylemez evliliği sona erdiren boşama. Zevceye yaklaşmadan önce veya yaklaştıktan sonra beynûneti yâni ayrılığı ifâde eden kinâyî yâni açık olmayan bir söz ile yapılan veya sarîh yâni açık bir söz ile yapılıp da aç ıkça veyâ işâretle üç adedine bağlı bulunan veya

tatvilat / tatvilât

  • (Tekili: Tatvil) Boş, beyhude ve fazla sözler.

tavtie

  • Anlatılacak maksadı destekleyecek tarzda önceden bazı sözler söyleme.

tayyibat / tayyibât

  • (Tekili: Tayyibe) Bütün güzel sözler, güzel mânalar, harika güzel cemaller.
  • Bütün kâinat yüzünde cemalleri görünen ezelî Esma-i Hüsnâ'nın cilveleri.

te'lif / te'lîf

  • Başkalarının sözlerini kendine mahsus bir sıra ile toplayıp kitâb hâline getirme.

tebkiye

  • (Bükâ. dan) Dokunaklı sözler söyleyip ağlatma.

tecevvüf

  • İçi boş sözler.

tefahhuş

  • Fuhşa düşmek, fâhişe olmak. Ahlâksız olmak.
  • Çirkin sözler söylemek.

tefahuş

  • Birbirine çirkin sözler söylemek.

tehatih

  • Bâtıl, boş ve abes sözler.
  • Tamamlanmamış söz.

tehdin

  • Çocuğu güzel sözlerle susturup avutma. Yalandan yüze gülüp medhetme.
  • Teskin etmek.

tekavvülat

  • (Tekili: Tekavvül) Yalan sözler.

tekellümat-ı nebeviye / tekellümât-ı nebeviye

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) konuşması, mübârek sözleri.

telbiye

  • "Lebbeyk, Allâhümme lebbeyk, lebbeyk lâ şerîke leke lebbeyk. İnnel hamde ven-ni'mete vel-mülke lâ şerîke leke" sözlerini söylemek.

telkin / telkîn

  • Definden sonra meyyitin (vefât edenin) yüzüne karşı ayakta durarak okunan, kabir suâllerini ve cevaplarını bildiren sözler.

tenabüz

  • Ahidlerini bozmak, sözlerinde durmamak.

terarih

  • (Tekili: Türrehe) Saçmasapan ve mânâsız sözler.

tercih ehli / tercîh ehli

  • Hanefî mezhebinde, dînî hükümleri bildiren fıkıh âlimlerinin beşinci tabakasında bulunan ve ictihâd (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden dînî hüküm çıkarma) gücüne sâhib olmayan, sâdece bağlı oldukları mezhebin kavillerinden (sözlerinden) ve hüküml erinden sahîh ve evlâ (en iyi) olanı seçen mukall

tesbihat / tesbihât

  • Allah'ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler ve varlıkların hal diliyle bu anlamı ifade etmesi.

tesbihat-ı ilahiye / tesbihât-ı ilâhiye

  • Allah'ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler.

tesbihat-ı rabbaniye / tesbihat-ı rabbâniye

  • Allah'ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler.

teşekkür

  • Yapılan iyilikten memnun kalındığını bildirmek için söylenen şükür ifadesi.
  • Şükür etmek.
  • Birisine karşı "Sağ ol, var ol, ömrüne bereket" gibi söylenen minnet sözleri.

teşrifatçı elfaz / teşrifatçı elfâz

  • Süslü ve abartılı sözler.

teşrik tekbiri / teşrik tekbîri

  • Arefe günü yâni Kurban bayramından önceki gün, sabah namazından, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar yirmi üç vakit her farz namazdan sonra getirilen tekbîr; "Allahü ekber, Allahü ekber, lâ ilâhe illallahü vallahü ekber. Allahü ekber ve lill ahil-hamd" sözleri.

türrehat

  • (Tekili: Türrehe) Saçma sapan sözler.

tuti

  • Dudu kuşu. Papağan. İşittiği sözleri ezberleyip, insan sesi taklidini yapan ve söyleyen bir kuş.

ugniye

  • Şarkılar, ilâhiler. Teganni edilen sözler.

uhud-u ilahiye / uhûd-u ilâhiye

  • Cenâb-ı Hak ile yapılan ahidler, Ona verilen sözler.

usul bilgileri / usûl bilgileri

  • İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe ile İmâm-ı Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed'in kavillerini (ictihâdlarını, re'ylerini, sözlerini) içerisinde bulunduran El-Mebsût, Ez-Ziyâdât, El-Câmi-us-Sagîr, Es-Siyer-us-Sagîr, El-Câmi-ül-Kebîr, Es-Siyer-ül-Kebîr kitablarındaki fıkıh (din) bilgileri. Bu altı kitabı İmâm-ı Muha

va'z

  • Dinî mes'eleler üzerinde konuşup nasihat etmek. Kalbi yumuşatacak sözlerle insanı iyiliğe sevke çalışma.

vallahi / vallâhî

  • Allahü teâlâya yemin ederim mânâsına, bir sözün, niyyetin, bir işi yapmak veya yapmamak arzûsunun kuvvetli olduğunu gösteren, söylendiği şeye aykırı hareket edildiğinde, yemin keffâreti lâzım gelen sözlerden birisi.

vecize

  • Kısa ve özlü sözler.

yemin / yemîn

  • Kuvvet. Bir haberi yâhut bir işi yapma veya yapmama husûsundaki azmi, iddiâyı (sözü); vallahi, tallahi şeklinde, Allahü teâlânın ism-i şerîfini anarak veya dînin izin verdiği sözlerle kuvvetlendirmek.

zeydiyye fırkası

  • Hazret-i Ali'yi sevdiğini söyleyip, diğer Eshâb-ı kirâma düşmanlık besleyen, onlar hakkında kötü sözler söyleyen şîanın kollarından. On iki imâmın dördüncüsü olan Zeynelâbidîn'in oğlu Zeyd'e tâbi olan ve hazret-i Ali, Eshâbın en efdalidir (üstünüdür); bununla berâber Ebû Bekr, Ömer, Osman'ın (r.anhü

zıhar / zıhâr

  • Erkeğin, hanımını veya onun yüz, baş, ferc gibi bir uzvunu, kendisine nikâhı ebedî haram olan bir kadına veya onun bakılması harâm yerine; "Sen anam gibisin" veya "Senin sırtın anamın sırtı gibidir" gibi sözlerle benzetmesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR