LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sona ifadesini içeren 82 kelime bulundu...

bain talak / bâin talak

  • Boşamada kullanılan sözleri söyler söylemez, evliliği sona erdiren boşama.

ba'dezzeval

  • (Ba'de-z zevâl) Zevalden sonra, sona erdikten sonra.

bab

  • Kapı.
  • Fasıl, bölüm.
  • Mine'l-bab ile'l-mihrab: Kapıdan mihraba dek, baştan sona kadar.

bend

  • Bağlanan. Bağlanmış. (Farsça)
  • Bağ. Boğum. Mafsal. (Farsça)
  • Su bendi. Baraj. (Farsça)
  • Gam. Gussa. (Farsça)
  • Mekir. (Farsça)
  • Hile. (Farsça)
  • Mülâhaza. Fıkra. Madde. (Farsça)
  • Aldatmak. (Farsça)
  • Birisini emri altına almak, bendetmek. (Farsça)
  • Edb: Baştan sona kadar aynı vezinli bir çok parçalardan meydana (Farsça)

berrah

  • Sahra, çöl.
  • Zeval, sona ermek.
  • Gitmek, zehab.

bi-zeval / bî-zeval

  • Zevâlsiz, sona ermez, bitmez, tükenmez. (Farsça)

bizeval / bîzeval

  • Sona ermez.

ehza'

  • Ok mahfazası içinde sona kalan ok.

elem-i zeval / elem-i zevâl

  • Sona erme elemi.

fikr-i ta'kib

  • Sona erdirme, peşini bırakmama.

gaile-i zaile / gaile-i zâile

  • Sona eren sıkıntı, ardı kesilen elem.

gusl

  • Boy abdesti. Cünüb olan her kadın ve erkeğin, hayz (âdet) ve nifası (lohusalık hâli) sona eren kadınların ağzı ve burnu ile birlikte, iğne ucu kadar kuru bir yer kalmayacak şekilde, bütün bedenini yıkaması.

hadesten taharet / hadesten tahâret

  • Namaza başlamadan önce yerine getirilmesi gereken farzlardan biri. Abdesti olmayan kimsenin abdest alması, cünüb olanın, hayız ve nifas hâli sona eren kadının boy abdesti alması.

halet-i sahve / hâlet-i sahve

  • Kendinden geçme hâlinin sona ermesi.

harab-ı dünya

  • Dünyanın sona ermesi, kıyamet.

hatemat

  • (Tekili: Hatme) Hatim etmeler. Sona erdirmeler.

hateme

  • "Allah, sona erdirsin." meâlinde bir dua.

hatim / hâtim

  • Mühürleyen, mühürleyici.
  • Bitiren, sona erdiren.

hatime / hâtime / خَاتِمَه

  • Sona erdiren.

hatime-keş

  • Son veren, hâtime çeken, bitiren, sona erdiren. (Farsça)

hatme

  • Baştan sona okuyup bitirme.

hatme-i kur'aniye / hatme-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın hatmi; Kur'ân-ı Kerimi baştan sona okuyup bitirme.

hicri tarih / hicrî tarih

  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) Mekkeden Medine'ye hicret ettiği günü başlangıç olarak alan tarih. Milâdi ve Rumi tarihler gibi oniki ay esasına dayanan hicri sene, Muharrem adı verilen ayla başlar, zilhicce ile sona erer. Oniki ayın adları şunlardır: Muharrem, safer, rebiül-evvel, rebiül-âhi

hillet

  • Bir yere konup istirahat eden cemaat.
  • Yorgunluk. Kırgınlık.
  • Boşanmış kadının iddet müddetinin sona ermesi.

hitam / hitâm / ختام

  • Son. (Arapça)
  • Son bulma. (Arapça)
  • Hitam bulmak: Son bulmak, bitmek. (Arapça)
  • Hitâma erdirmek: Bitirmek, sona erdirmek. (Arapça)
  • Hitâma ermek: Sona ermek. (Arapça)

hitam buldurmak

  • Bitirmek, sona erdirmek.

hitam bulma

  • Sona erme.

hitampezir

  • Biten, hitâm bulun, sona eren, nihayet eren. (Farsça)

ihtitam / ihtitâm / اختتام

  • Hitam bulma, sona erme, iş bitme.
  • Sona erme. (Arapça)

ila-ahir / ilâ-âhir

  • Sona kadar, diğerleri de böyledir ve başkaları... (manalarına gelir.)

ila-nihaye

  • Sona kadar, nihayete kadar. Böylece devam eder.

ilanihaye / ilânihaye

  • Sona kadar.

incirar

  • Çekilip uzanma. Çekilme. Bir neticeye doğru çekilerek sona erme.
  • Çekilme, sona erme.

inkıta / inkıtâ

  • Kesilme, sona erme.

inkıza'

  • (Kazâ. dan) Sonu gelip bitme. Tamam olma. Mühleti sona erme.

inkıza-yi müddet

  • Müddetin bitmesi, zamanın sona ermesi.

intac

  • Neticelenme. Husule getirme. Sona erdirme. Doğurma, meydana getirme.

inticam

  • Sona erme, nihayet bulma. Tamamlanma, tamam olma.

intiha / intihâ / انتها

  • Son, sona erme.
  • Son. (Arapça)
  • Sona erme. (Arapça)

intiha-pezir

  • Sona eren, nihâyet bulan. (Farsça)

intihai / intihaî

  • (İntihaiyye) Sona ve nihayete ait. Bitme ile alâkalı.

ismam

  • Sona erdirme, bitirme, tamamlama.

kat'

  • Kesme, biçme.
  • Halletme, karar verme, sona erdirme, bitirme.

layemut / lâyemut

  • Ölmez. Mahvolmaz. Hayatı sona ermez.

mesnevi / mesnevî

  • Her beyti kendi arasında kafiyeli ve baştan sona aynı vezinle yazılmış manzume.
  • Mevlânâ'nın ünlü eseri.

mevcudat-ı zaile / mevcudat-ı zâile

  • Yok olup giden, sona eren varlıklar.

muhtetim

  • Sona erdiren. Hitâma vardıran.

müncer / مُنْجَرْ

  • Nihâyet bulmak.
  • Bir tarafa çekilmek.
  • Sürüklenme.
  • Sona eren, neticelenen.
  • Bir tarafa doğru çekilip sürüklenen, sona eren.

münkazi

  • (Münkaziye) (Kazâ. dan) Bitmiş, tükenmiş, sona ermiş, ardı kesilmiş.

müntehi / müntehî

  • Sona eren. Son. Bir şeyi tamamlayan. Biten.
  • Sona eren.
  • Müntehi olmak: Sona ermek, son bulmak.
  • Sona eren, nihâyete kavuşan. Tasavvuf yolunda çıkılabilecek derecelerin sonuna varan velî.

mürur

  • Geçmek, gitmek. Bir taraftan girip öteden çıkmak.
  • Sona erme, nihâyet bulma.

mütenahi / mütenâhî / mütenâhi / متناهى

  • Sona eren, biten.
  • Sona eren. (Arapça)

nefs-i zeval / nefs-i zevâl

  • Sona ermenin kendisi.

nesh

  • Emir ve yasaklarla ilgili şer'î (dînî) bir hükmün, ondan sonra gelen şer'î bir delîl (hüküm) ile kaldırılması, yürürlülük zamânının sona erdiğinin haber verilmesi, açıklanması. Hükmü kaldırılan delîle, nâsih; kaldırılan hükme mensûh denir.

nihai / nihaî

  • (Nihâiye) Sona ait, son ile alâkalı, sonuncu.
  • Sona ait, sonuncu.

nihayet / نهایت

  • Son. (Arapça)
  • Nihayet bulmak: Sona ermek. (Arapça)

nihayetpezir / nihâyetpezir

  • Sona erme.

ölüm

  • Rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, rûhun bedenden ayrılması, mevt.

peziray-hitam

  • Sona eren, biten, hitam bulan.

reside-i hitam / reside-i hitâm

  • Sona ermiş, hitâm bulmuş, bitmiş.

sahv

  • Ayıklık; uyanıklık; tasavvufta kendinden geçme hâlinin sona ermesi.
  • Ayılma, ayıklık, aklı başında olmak.
  • Hastanın iyileşmesi.
  • Tas: Kendinden geçme hâlinin sona ermesi, his âlemine tekrar dönmek.
  • Uyanıklık.

şavt

  • Hac esnâsında sa'y denen vazîfeyi yaparken, Safâ'dan Merve'ye ve Merve'den Safâ'ya her bir geliş ve tavaf yaparken Kâbe'nin Hacer-ül esved köşesinden başlayan ve başlanılan yere gelince sona eren her bir dönüş.

seri-ü'zzeval / seri-ü'zzevâl

  • Hızla, çabucak yok olan, sona eren.

talak / talâk

  • Nikâh bağını çözmek; nikâh akdini (sözleşmesini), belli sözlerle derhal veya geleceğe bağlı olarak sona erdirmek. Şer'î (dînî) nikâhta, boşama hakkı olanın, nikâhlı olduğu kişiyi boşaması.

talak-ı bain / talâk-ı bâin

  • Boşanmada kullanılan sözleri söyler söylemez evliliği sona erdiren boşama. Zevceye yaklaşmadan önce veya yaklaştıktan sonra beynûneti yâni ayrılığı ifâde eden kinâyî yâni açık olmayan bir söz ile yapılan veya sarîh yâni açık bir söz ile yapılıp da aç ıkça veyâ işâretle üç adedine bağlı bulunan veya

tamam / tamâm / تمام

  • Tam. (Arapça)
  • Bitiş, sona erme. (Arapça)
  • Bütün. (Arapça)

tasavvur-u zeval-i lezzet

  • Lezzetin sona ereceğini düşünme.

tavaf-ı sadr / tavâf-ı sadr

  • Hac esnâsında cemrelerin taşlanması bittikten sonra Mina'dan Mekke'ye inildiğinde yapılan tavâf. Buna Tavâf-ı vedâ da denilir. Hac vazîfeleri bununla sona erer.

tenahi / tenâhi

  • Sona erme; sonlu olma.

tenciz

  • Sona erdirme. Sonuçlandırma, neticelendirme.
  • Sözünü yerine getirme.

terhis olunan

  • Görevi sona eren.

vücud-u ebter

  • Kesik, sona ermiş varlık; kendisiyle Rabbi arasındaki bağı kesen varlık.

zail

  • Sona eren, sürekli olmayan.

zeval / zevâl

  • Zâil olma, sona erme.
  • Gitmek. Yerinden ayrılıp gitmek.
  • Güneşin tam ortada gibi, baş ucunda bulunduğu zaman.
  • Güneşin nısf-ı nehar dairesinden batmaya doğru dönmesi. Seyrinin sonuna yaklaşması.
  • Zail olma, sona erme.
  • Aşağılama, inme.
  • Güneşin başucunda, tam tepeden bulunma zamanı zeval vakti, öğle vakti.
  • Sona erme, silinme.
  • Geçip gitme, sona erme.
  • Yok olma, sona erme. Ölmez imiş âşık cânı, Hiç çürümez imiş teni, Aşk her kimi kıldı fânî, Ona zevâl ermez imiş.

zeval bulma / zevâl bulma

  • Geçip gitme, sona erme.

zeval-i elem

  • Acı ve kederin sona ermesi.
  • Elemin sona ermesi.

zeval-i gaflet

  • Gafletin dağılması; Allah'ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâlinin sona ermesi.

zeval-i ismet / zevâl-i ismet

  • Gühasızlığın sona ermesi.

zeval-i lezzet / zevâl-i lezzet / زَوَالِ لَذَّتْ

  • Lezzetin bitmesi, lezzetin sona ermesi.
  • Lezzetin sona ermesi.
  • Lezzetin sona ermesi.

zeval-i nimet

  • Nimetin yok olması, sona ermesi.

zevalnapezir / zevalnâpezir

  • Geçici ve muvakkat olmayan. Zeval bulmayan. Sona ermeyen. (Farsça)

zevalpezir

  • Geçici olan. Muvakkat. Sona eren. (Farsça)