LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te soğuk ifadesini içeren 119 kelime bulundu...

ab-ı yah

  • Buzlu, soğuk su.

aciş

  • Üşüme, soğuktan üşüme. (Farsça)

alabalık

  • Akıntısı sert olan soğuk ve tatlı sularda bulunan bir cins leziz balık. (Türkçe)

arare

  • (Çoğulu: Arâr) İyi kokulu bir ot.
  • Şiddet
  • Kötü ahlâk.
  • Evin avlusu, ev içi.
  • Soğuk şiddetli olmak.

bagel

  • Ilık su. Sıcak ve soğuk olmayan, harareti ikisinin arasındaki bir ısıda olan su. (Farsça)

barid / bârid / بارد

  • Soğuk, bürudetli.
  • Mc: Hoş olmayan.
  • Soğuk.
  • Soğuk.
  • Letafetten uzak nâhoş.
  • Soğuk.
  • Soğuk. (Arapça)

baridane / bâridâne

  • Soğukça. (Farsça)
  • Soğukça.
  • Soğukça.

berd / برد / بَرْدْ

  • Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Noksan hararet.
  • Ölmek.
  • Soğuk su ile gusletmek.
  • Uyumak.
  • Sabit olmak.
  • Zayıf olmak.
  • Bir şeyi eğelemek.
  • Sürme çekmek.
  • Söğmek.
  • Tutya, çinko.
  • Soğuk.
  • Soğuk.
  • Soğuk. (Arapça)
  • Soğuk.

berf-ab / berf-âb

  • Karlı soğuk su. Kar suyu. (Farsça)

beşm

  • Kırağı; çiy. Şebnem. (Farsça)
  • Taberistan ile Rey arasında havası çok soğuk olan bir mevki. (Farsça)
  • Dinsiz, mezhebsiz. (Farsça)

bezim

  • Kuvvetli, güçlü kişi.
  • Hiddet ve kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden kişi.

bürad

  • Soğuk.

bürud / bürûd

  • Berd, soğuk.
  • İşten soğuma, bıkma.

burudet / burûdet

  • Soğukluk.
  • Soğukluk.

bürudet / bürûdet

  • Soğukluk. Soğuk olmak. Hararetsizlik.
  • Mc: Münasebetteki soğukluk. Münaferet. Muhasama.
  • Soğukluk.
  • Soğukluk.
  • Soğukluk.

burudet / burûdet / برودت

  • Soğukluk. (Arapça)

bürudet / bürûdet / برودت

  • Soğukluk. (Arapça)

burudet-i memleket

  • Memleketin soğukluğu, soğuk iklim ülkesi.

bürudet-i muamele

  • Yapılan muamelenin soğukluğu.

burudet-i mutedilane / burudet-i mutedilâne

  • Mutedil soğukluk; soğukkanlılık.

cemedi / cemedî

  • (Cemed. den) Buz gibi, çok soğuk, bârid.

cümase

  • Soğuk, berd.

cümud

  • Donuk. Katı. Sert.
  • Mc: Gayretsiz.
  • Soğukluk.

cümud-u baridi göstermek / cümud-u bâridi göstermek

  • Aşırı katı, soğuk tutum göstermek.

düsse

  • Başa soğuk geçmek.

ebred / ابرد

  • (Berd. den) Çok soğuk.
  • Dondurucu soğuk, çok soğuk. (Arapça)

efsürde-mizac

  • Kanı soğuk, soğuk kanlı, mizâcı soğuk adam. (Farsça)

ekalim-i baride / ekalim-i bâride

  • Soğuk iklimler, soğuk memleketler.

eşheb

  • Kır (at). Kır, çil renkte olan aslan.
  • Güç iş.
  • Soğuk gün.
  • Bir nesnenin kenarı.

evsaf-ı nisbiye / evsâf-ı nisbiye

  • Ölçü ve kıyasa göre olan vasıflar. (Sıcaklık, soğuklukla bilindiği, karanlık derecesi aydınlıkla görüldüğü gibi.) (Farsça)

ez-yah

  • "Buzdan soğuk" mânasına gelir. (Farsça)

gasak

  • (Gusuk-Gasekan) İlk koyu karanlık.
  • Küfrün karanlığı.
  • Gözün dumanlanıp, seçemez olması.
  • Göz kararması.
  • Herhangi bir şeyin akması, dökülmesi.
  • Çok soğuk ve fena kokan içki veya su.
  • Kuvve-i şeheviyye.
  • Seyelân.

gassak

  • Ehl-i cehennemin vücudundan akan irin.
  • Çok soğuk ve fenâ kokulu içilmez şey.

germ ü serd

  • Sıcak ve soğuk.
  • Darlık genişlik, iyilik kötülük, acı tatlı.

harcef

  • Soğuk rüzgâr.

haris

  • Süngü demiri.
  • Soğuk olan şey.

hasar

  • Soğuk, berd.

hellab

  • Yağmurlu soğuk rüzgâr.

heykel

  • Taş, tunç, kil ve alçı gibi maddelerden yontularak, kalıba dökülerek veya yoğurulup, pişirilerek yapılan insan, hayvan vs. şekli.
  • Büyük bina, anıt, büyük ve yüksek yapı, âbide.
  • Mc: Soğuk ve duygusuz kimse.
  • Güzel ve yakışıklı kişi.

hezeyan

  • Kötü sözler. Soğuk şakalar.
  • Sayıklama. Saçma sapan konuşma.

humud / humûd

  • Şehvet yokluğu, soğukluk, isteksizlik.

huşk

  • Kuru, yâbis. (Farsça)
  • Kaba, soğuk. (Farsça)

hüsn-i ta'bir

  • Müstehcen veya soğuk bir şeyin güzel ve edebe uygun bir tarzda ifade edilmesi.

hüvf

  • Soğuk rüzgâr.

i'tidal-i dem

  • Soğukkanlı davranış. Heyecanlanmadan, acele etmeden, düşüne düşüne ve tedbirli hareket.

ibtirad

  • Duş yapma, soğuk su ile banyo yapma.
  • Serinlemek için soğuk su içme.

idfa'

  • Soğuktan sakınıp giyinmek.
  • Isıtmak.

ılık

  • Ne sıcak ne soğuk. Az ısınmış veya sıcaklığı kırılmış.

inşiras

  • (Soğuktan dolayı) el çatlama.

ishal

  • Mülâyim ve düz bir yere varmak.
  • Tıb: Barsakların iltihabından soğuk algınlığından hâsıl olan sürgün, iç sürme.

istiskal

  • Ağır bulup hoşlanmadığını anlatmak. Soğuk muamele ederek sevmediğini bildirmek.

itidal-i dem / itidâl-i dem

  • Kızgınlığa mağlup olmayış, soğukkanlılık.

itidalidem / îtidâlidem

  • Soğukkanlılık.

kadiye / kâdiye

  • Soğuk.
  • Afet, belâ.

kaf'a

  • Yumuşak kuru ot.
  • Parmakları soğuktan dökülmüş ayak.

karra

  • Bir kimsenin kulağına söylemek.
  • Soğuk su dökmek.

karre

  • Soğukluk, soğuk.

kars

  • Şiddetli soğuk.

karur

  • Duş yapılacak soğuk su.

kasiyy

  • Soğuk gece.
  • Kas adı verilen mahâlde yapılan ibrişimli bir elbise.

kırra

  • Soğuk, berd.
  • Çok fazla susuzluk.
  • Akıllılık.

kurmus

  • (Çoğulu: Karâmıs) Avcıların dağda olan kulübesi veya soğuktan sakındıkları küçük çukur yer.

kurr

  • Karar.
  • Soğukluk.

leyl-i serd

  • Soğuk gece.

ma-i zülal / mâ-i zülâl

  • Saf, temiz, soğuk ve tatlı su.

mebrade

  • Soğukluk.
  • Soğukluk verecek zaman ve mekan.

mebrud

  • Soğuk, soğumuş.

memalik-i baride / memâlik-i bâride

  • Soğuk memleketler, ülkeler.

meser

  • Soğuk, berd. (Farsça)
  • Buz. (Farsça)

mincere

  • Soğuk suya harâret veren kızmış sıcak taş. (O suya "necire" derler.)

mizan-ül harare

  • Sıcaklığı, soğukluğu ölçen âlet. Termometre. (Mikyas-ul hararet de denir.)

mübaadet

  • (Bu'd. dan) Birbirini sevmeyip uzak ve soğuk durma. Nefret etme.
  • İki kişi birbirinden uzaklaşma.

münaferat

  • (Tekili: Nefret) Nefret etmeler, tiksinmeler. Arada olan soğukluklar.
  • Nefret etmeler, karşılıklı soğuk davranmalar.

musrad

  • Soğuktan hemen etkilenen kimse.

müsteskal

  • (Sıklet. den) İstiskal edilen. Soğuk muamelede bulunulan. Kendisine kovarcasına muamele yapılan.

müzemmele

  • Soğuk su testisi.

naki'

  • Hurma veya kuru üzüm soğuk suda bırakılıp şekeri suya çıktıktan sonra süzülerek elde edilen sıvı.

nebiz

  • Hurma veya kuru üzümü soğuk suda bırakıp, şekeri suya geçince, kaynayıncaya kadar ısıtıldıktan sonra soğuyunca süzülerek elde edilen sıvı.

nükah

  • Tatlı soğuk su.

rasadhane / rasadhâne

  • Havanın değişen şekillerini, sıcaklık ve soğukluğu tesbit etmek için veya yıldızların hareketlerini tesbit ve takib maksadiyle çalışılan yer. (Farsça)

sabbare

  • Soğukluk.

safvan

  • (Safvâ) Yumuşak, düz ve kaygan taş veya kaya parçası.
  • Çok soğuk ve açık olan gün.

şarap

  • İçilecek şey; tatlı ve soğuk içecek.

sard

  • Nüfuz etmek, sözü geçer olmak.
  • Katıksız, saf, hâlis.
  • Soğuk.

sarsar

  • Gürültü ile gelen pek soğuk rüzgâr, yel. Kasırga.
  • Ağustos böceği.

şebem

  • Soğukluk.

sebre

  • (Çoğulu: Seberât) Pek soğuk olan erken vakit.

şefan

  • Yağmurlu soğuk rüzgâr.

şefif

  • Soğuktan incinmek.
  • Soğuk.

şefşaf

  • Soğuk yumuşak rüzgâr.

şeker-ab

  • İki dost arasındaki kırgınlık, aradaki soğukluk. (Farsça)

selsal

  • Hafif soğuk, tatlı ve lezzetli su.

serd / سرد

  • Bârid, soğuk, bürudetli olan. (Farsça)
  • Sert, kaba, hoyrat. (Farsça)
  • Soğuk. (Farsça)
  • Sert, haşin. (Farsça)

serdab

  • Yer altında olan serin ve soğuk oda, bodrum. Böyle yerler ekseriyetle sıcak bölgelerde, gündüzleri sıcaktan korunmak için yapılırdı. Anadolu'nun bazı yerlerinde buna "zir-i zemin" denilir. (Farsça)
  • Tar: Padişah saraylarında, sağ ve sol taraflarında birer oda bulunan üç köşeli sofalara verilen (Farsça)

serdi / serdî

  • Soğukluk, bürudet. (Farsça)
  • Kabalık, sertlik, hoyratlık. (Farsça)

serma / sermâ / سرما

  • Kış. Soğuk. (Farsça)
  • Soğuk. (Farsça)
  • Kış. (Farsça)

settare

  • Dışarıdan gelecek soğuk veya olumsuz şeylerden koruyacak şekilde yapılan küçük kulübe.

şetve

  • Kış olmak.
  • Soğuk olmak.
  • Kıtlık olmak.

şeym

  • Çok soğuk su.
  • Kılıç çıkarmak.
  • Kınına sokmak.

şiddet-i soğuk

  • Şiddetli soğuk.

sırr

  • Şiddetli ateş veya soğuk.

sırre

  • Soğuk rüzgâr. Şiddetli soğuk.
  • Şiddetli sayha, çığlık.

şita

  • Kış. Senenin soğuk mevsimi.

sükun-i dem / sükûn-i dem

  • Soğukkanlılık.

surud

  • Soğuk yer.

taassub-u barid / taassub-u bârid

  • Soğuk taassup, bağnazlık.

taassub-u baride

  • Katı, soğuk taassup.

taassubat-ı baride / taassubat-ı bâride

  • Soğuk taassuplar; taassup.

tasfik-i esnan

  • Soğuktan dişlerin birbirine çarpması.

teberrüd

  • Soğuma, serinleme, soğuk hâle gelme.
  • Soğuk suya girme.

tekmid

  • Soğuk veya ılık su ile yapılan pansuman.

termos

  • yun. İçine konulan sıvının sıcaklık veya soğukluğunu uzun müddet muhafaza edebilen kap.

teşelşül

  • (Çoğulu: Teşelşülât) Suyun yüksek bir yerden aşağı şarıltı ile dökülmesi, çağlayan oluşturması.
  • Soğuk su banyosu yapma, duş yapma.

teshin

  • Isıtmak, soğukluğunu gidermek.

utull

  • Soğuk, sert ve cimri insan. Câhil ve hayırdan men'eden. Galiz ve bahil kimse.

vezye

  • Ayıp.
  • Soğuk.

zarr

  • Soğuktan dolayı suyun donması.

zemheri

  • Karakış dönümünden (12 Aralıktan) 31 Ocağa kadar olan şiddetli soğuk devresi.

zemherir / zemherîr

  • Cehennem'deki soğuk yer, soğuk cehennem.
  • Zemheri, şiddetli soğuk devresi.
  • 22 Aralık'tan 31 Ocak'a kadar olan şiddetli kış dönemi. Şiddetli ve yakıcı soğuk.