LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te siyas ifadesini içeren 130 kelime bulundu...

abdulhamid ll

  • (mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır. 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi. Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı. Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı. (R.Aleyh)

adem-i merkeziyet-i siyasiye

  • Siyasî olarak yerinden yönetim; bir ülke sınırları dahilinde bulunan eyâlet ve bölgelerin tek merkezden değil, yerel yönetimler tarafından idare edilmesi.

ağraz-ı siyaset / ağrâz-ı siyaset

  • Siyasi taraftarlığın doğurduğu kin ve düşmanlık.

ağraz-ı siyasi / ağraz-ı siyasî

  • Siyasî gayeler, siyasî tarafgirliğin doğurduğu kin ve düşmanlıklar.

ahval-i siyasiye

  • Siyasetle bağlantılı haller ve gelişmeler.

alem-i siyaset / âlem-i siyaset

  • Siyâset dünyası, siyaset âlemi.

aristo

  • (Doğum : M.Ö. 384) Yunan filozoflarından olup Eflatun'un talebesidir. Mantık, ahlâk, siyaset, iktisad, felsefe kitapları vardır. Ruhun bakiliğine inanırdı. Tecrübeden ziyâde akla fazla kıymet verdiğinden çok yanılmıştır.

ashab-ı meratip

  • Makam ve mevki sahipleri; siyasi, askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar.

ayn-ı siyaset

  • Siyasetin kendisi.

casus

  • (Çoğulu: Cevâsis) Hafiye. Gizli sırları haber veren. Kendi asıl şahsiyetini gizleyip, kendini iyi şahsiyet şeklinde göstererek ve gizli yollarla bir devletin askeri, siyasi ve mâli durumlarına dair haberleri başka bir devlet menfaatına olarak toplayıp bildiren kimse.

cemiyet ve fırka

  • Siyasî parti, grup ve topluluk.

cemiyet-i siyasi

  • Siyasi örgüt.

cemiyet-i siyasiye

  • Siyasi topluluk, örgüt.

cereyan / cereyân

  • Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürûr. Vuku, vâki olma.
  • Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket. Bu hareket; dinî, fikrî veya siyasî hareketler gibi birbirlerinden farklı sahalarda olabilir.

coğrafya

  • Yeryüzünün şimdiki hâlini çeşitli cihetlerden inceleyen ilim. Bölümlerinden olan Fizikî Coğrafyada: Karalarla denizlerin durumları ve iklimleri;İktisadî Coğrafyada: Toprak mahsulleri, sanayi ve ticaret işleri;Siyasî Coğrafyada: Irk, dil, millet hususiyetleri ve devlet sınırları anlatılır.Bunlardan b

dağdağa-i siyaset

  • Siyasî kargaşa ve çalkantılar.

dahiye-i siyaset / dâhiye-i siyaset

  • Siyaset konusunda dehâ olan.

daire-i siyaset

  • Siyaset dairesi.

daire-i siyasiye / dâire-i siyasiye

  • Siyaset dairesi.

demagoji

  • yun. Halkı kendi menfaati için okşama siyâseti. Halkın hoşuna gidecek sözlerle insanların sevgisini kazanarak kendi maksadını elde etmeğe çalışmak. Halk avcılığı. Cerbeze.
  • Güzel sözlerle halkı kandırma siyaseti.

devlet

  • Sınırları belli olan bir memleketin sahibi olan insanların kurduğu siyasî, hukukî, idarî mahiyetteki merkezî teşkilât. Devlet, teşekkül tarzı, takip ettiği esas siyaset, temsil ettiği hâkimiyet ve iktidarın mahiyeti bakımından çeşitlere ayrılır:1- Kapitalist Devlet: İktisadî siyasete, şahsî mülkiyet
  • Ülkeyi yönetmek için örgütlenmiş siyasî topluluk.

diplomat

  • yun. Memleket hakkında siyasi söz sâhibi. Dış meseleler hakkında milletlerarası işlerle uğraşan siyaset adamı.
  • Becerikli, söz söyliyebilen.
  • Memleket ve millet meseleleri hakkında siyasî söz sahibi.

düstur-u siyasi / düstur-u siyasî

  • Siyasî düstur, prensip.

ehl-i dünya ve siyaset

  • Dünya ve siyasi hayata dalıp, âhireti düşünmeyenler.

ehl-i siyaset / ehl-i siyâset / اَهْلِ سِيَاسَتْ

  • Siyasetçiler.
  • Siyâsîler.

ehl-i siyaset ve hükumet / ehl-i siyaset ve hükûmet

  • Siyasetle uğraşıp devleti idare edenler.

euzü billahi mineşşeytani vessiyase / eûzü billâhi mineşşeytâni vessiyâse

  • Şeytanın ve siyasetin şerrinden Allah'a sığınırım.

evil

  • Siyaset.

fikr-i siyaset

  • Siyaset fikri, düşüncesi.

fikr-i siyasi / fikr-i siyasî

  • Siyasî düşünce.

fırak-ı siyasiye

  • Siyasî fırkalar, siyasî partiler.

fırka-i siyasiye

  • Siyasî parti.

garaz-ı siyasi / garaz-ı siyasî

  • Siyasal maksatlar.

hadise-i siyasiye / hâdise-i siyasiye

  • Siyasî olay.

harb

  • İki veya daha çok devletin birbirleriyle siyasi alâkaları keserek silahlı kuvvetlerle çarpışmaları, vuruşmaları.

hayat-ı içtimaiye ve siyasiye

  • Sosyal ve siyasi hayat.

hayat-ı içtimaiye-i siyasiye / hayat-ı içtimâiye-i siyâsiye

  • Toplumun siyasal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i siyasiye-i beşeriye

  • İnsanlığın sosyal ve siyasî hayatı.

hayat-ı siyasiye

  • Siyaset hayatı.

hayat-ı siyasiye ve içtimaiye

  • Siyasî ve toplumsal hayat.

hegemonya

  • yun. Kuvvetle ve kıymetli vasıflarla olan üstünlük.
  • Bir devletin başka bir devlet üzerindeki siyasi üstünlüğü ve baskısı.

hukuk-i siyasiye / حقوق سياسيه

  • Siyasal hukuk.

hukuk-u siyasiyye / hukuk-u siyâsiyye

  • Siyasi haklar. Memleket idâresini ve halkın hakkını tanıyan hükümlerin tamamı.

idare-i alem / idare-i âlem

  • Dünya idaresi, siyaseti.

ideoloji

  • İnsanların düşünce ve hareketlerine muayyen bir istikamet vererek, siyasî veya ictimaî bir doktrin meydana getirmek isteyen fikir sistemi. (Fransızca)

ifsad-ı siyaset

  • Siyaseti bozma, siyasete fesat karıştırma.

inkılab-ı siyasi / inkılâb-ı siyasî

  • Siyasî değişim, dönüşüm.

istibdad-ı siyasi / istibdad-ı siyasî

  • Siyasî baskı.

istikbal-i siyasi / istikbal-i siyasî

  • Siyasî karşılama.

ittihad ve terakki

  • 1918 tarihine kadar devam eden ve Osmanlı Devletinin son zamanlarında mühim rol oynamış bir siyasî parti.

kaht-ı recul

  • (Kaht-ı rical) Adam kıtlığı. Değerli devlet ve siyaset adamlarının yokluğu.

kanaat-i siyasiye

  • Siyasî kanaat, görüş.

kanun-u siyaset

  • Siyaset kanunları.

komita

  • Siyasi bir maksat için bir araya gelenlerin gizli cemiyeti.
  • (Slavca) Maksadına ulaşmak için ekserî silah kullanan, siyasî, gizli ihtilaki cemiyet. Eşkiya.

komitacı

  • Siyasi bir gayeye ulaşmak için, silâhlı mücadele yapan gizli bir topluluk veya teşkilâtın mensubu olan kimse.

komünizm

  • Komünizm (Latince kökenli communis - ortak, evrensel); üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir. (Fransızca)

konsolos

  • İtl. Yabancı ülkelerde yurttaşlarının haklarını korumak ve bağlı bulunduğu hükümete siyasî ve ticarî bilgileri vermekle vazifeli hariciye memuru.

lider

  • Şef. Başkan. Siyasi bir topluluğun başı.

lisan-ı siyaset

  • Siyaset dili.

maksad-ı siyasi / maksad-ı siyasî

  • Siyasi gaye ve maksat.

mekteb-i mülkiye

  • Siyaset ve yönetim biliminin okutulduğu okul; Siyasal Bilgiler Fakültesi.

memur-u siyasi / memur-u siyasî

  • Siyasette görevli memur.

memurin-i siyasiye / memurîn-i siyasiye

  • Siyaset görevlileri.

menfi siyaset

  • Olumsuz siyaset; aşırı taraftarlık veya rakipleri yok etmek şeklinde uygulanan siyaset.

menfi siyasetçilerin fetvaları / menfi siyasetçilerin fetvâları

  • Siyaseti kötüye kullanan veya rakiplerini yok etmeye yönelik siyaset yapan kişilerin ortaya attıkları hükümler, görüşler.

merkez-i siyasiye / merkez-i siyâsiye

  • Siyaset merkezi.

mesail-i azime-yi siyasiye / mesâil-i azîme-yi siyasiye

  • Siyasete ait büyük meseleler.

mesail-i siyasiye / mesâil-i siyasiye

  • Siyasetle ilgili meseleler.

mesalih-i siyasiye / mesâlih-i siyasiye

  • Siyasî yararlar, çıkarlar.

mesele-i dünyeviye ve siyasiye

  • Siyaset ve dünya meselesi.

meşrutiyet

  • Başında hükümdar bulunmakla birlikte seçimle belirlenmiş bir yasama meclisine dayanan, yürütmesi denetime açık anayasal idare şekli; Osmanlılarda 1876 anayasasıyla başlayan, 1908 değişikliğiyle devam eden hukukî ve siyasi döneme verilen ad.

miting

  • İng. İçtimaî ve siyasî bir mes'ele için yapılan büyük toplantı.

mizan-ı siyaset

  • Siyaset terazisi; siyasi denge.

mücrim-i siyasi / mücrim-i siyasî

  • Siyasi suçlu.

muvaffakiyet-i siyasiye

  • Siyasî başarı.

nota

  • (İtalyancadan) Emir ve istek bildiren yazı.
  • Bir şeyi sonradan hatırlamak için konan işaret.
  • Resmi ve siyasi mektup, muhtıra.
  • Mülâhazat.
  • Hesap pusulası.
  • Müziğe ait yazı.

oligarşi

  • Yun. Siyasi iktidarın, bir zümreden olan kişilerin elinde bulunması.

ömer ibn-i abdülaziz

  • (Hi: 60-101) Emevî Devleti halifelerinden olup Hz. Ömer'in ahfadındandır. Siyaset âleminde bir dâhi ve adâlette bir ikinci Hz. Ömer'di. Malatya'yı Rumlardan yüzbin esir mukabilinde satın aldı. Zehirlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)

otorite

  • Kumanda etme hakkı, itaat ettirme iktidarı. (Fransızca)
  • İdari veya siyasi iktidar. (Fransızca)
  • Muhakemeleri veya doktrini umumiyetle doğru olarak kabul edilen ve bir sahada derinleşmiş olan şahıs veya eser. (Fransızca)

pakt

  • Akid, sözleşme, andlaşma. Siyasi anlaşma. (Fransızca)

pan-islamizm

  • Bütün müslümanların birleşmesi siyaseti. İttihad-ı İslâm. İslâm birliği siyaseti.

politika

  • İtl. Memleket işlerini idare için tutulan ölçülü yol. Siyaset.
  • Siyaset.

prens bismark

  • (1815 - 1898) Meşhur Alman siyasilerinden ve Alman birliği için çalışanlardan birisidir. İslamiyeti ve Hz. Peygamber'i (A.S.M.) medh ü sena ederek hayranlığını bildiren bir mütefekkirdir.

propaganda-i siyaset

  • Siyaset propagandası.

rical-i siyasiye

  • Siyaset adamları.

sayis

  • (Siyaset. den) At uşağı, seyis. Koyun güdücü.

sisa

  • (Çoğulu: Sıyas-Sıyasâ) Köşk.
  • Kale.
  • Sığınacak yer.
  • Çulha mekiği.
  • Horoz mahmuzu.
  • Sığır boynuzu.

siyasat / siyâsât

  • Siyasetler, siyasî uygulamalar.

siyaset tabibleri

  • Siyasî hastalıkların hekimleri, doktorları; siyasî meselelere çözüm arayanlar.

siyaset-i alem / siyaset-i âlem

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i aliye-i islamiye / siyaset-i âliye-i islâmiye

  • Büyük İslâmî siyaset.

siyaset-i beşeriye

  • Beşerin, insanların siyaseti.

siyaset-i diniye

  • Dinî siyaset.

siyaset-i dünya

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i dünyeviye

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i ecanib / siyaset-i ecânib

  • Yabancıların siyaseti.

siyaset-i hazıra / siyaset-i hâzıra

  • Günümüz siyaseti.

siyaset-i hıristiyaniye

  • Hıristiyanlık siyaseti.

siyaset-i hükumet / siyaset-i hükûmet

  • Hükûmet tarafından uygulanmakta olan siyaset.

siyaset-i içtimaiye

  • Toplumsal siyaset.

siyaset-i islamiye / siyaset-i islâmiye

  • İslâm siyaseti, idaresi.

siyaset-i medeni / siyaset-i medenî

  • Günümüz medeniyetinin siyaseti.

siyaset-i osmaniye

  • Osmanlının uyguladığı siyaset.

siyaset-i ru-yi zemin / siyaset-i rû-yi zemin

  • Dünya siyaseti.

siyaset-i şer'i / siyaset-i şer'î

  • İslâm'ın öngördüğü siyaset ve yönetim anlayışı.

siyasetçilik

  • Siyasetle uğraşma, ilgilenme.

siyasetdaş

  • Aynı siyasî görüşü paylaşan.

siyaseten

  • Siyaset bakımından, siyasî bakımdan.

siyasetkarane / siyasetkârane / siyasetkârâne

  • Siyaset yaparcasına.
  • Siyaset yaparak.

siyasetvari / siyasetvâri

  • Siyaset gibi.
  • Politika yaparak; siyasî bir ifâde ve tavırla.

siyasi / siyasî / سياسى

  • Siyasetle ilgili.
  • Siyaset icabı olan.
  • Siyaset adamı.
  • Politik.
  • Siyasal. (Arapça)
  • Politikacı. (Arapça)

siyasi cemiyet / siyasî cemiyet

  • Siyasî maksatlarla kurulan örgüt, dernek.

siyasiler / siyasîler

  • Siyasetçiler.

siyasiyun / siyasiyûn / سياسيون

  • Siyasiler, politikacılar.
  • Siyasetçiler, politikacılar. (Arapça)

siyasiyunlar

  • Siyasiler, politikacılar.

siyasiyyun / siyasiyyûn

  • Siyasetçiler.
  • Politikacılar, siyasetçiler. Devlet idaresine çalışanlar.
  • Siyasiler, politikacılar.

sıysa

  • (Çoğulu: Sıyâs) Kale. Kal'a.
  • Sığınacak yer.
  • Köşk.

sohbet-i dünyeviye-i siyasiye

  • Dünyaya ilişkin siyasî sohbet.

ta'zir

  • Siyaset.
  • Tehdit etmek.
  • Tazim ve tathir. Temizlemek ve hürmet etmek.
  • Lügatta red, icbar, tahkir, te'dib, hak üzere tevkif mânalarına gelen bu tabir, İslâm hukukunda: Hakkında muayyen bir şer'î ceza olmayan suçlardan dolayı ulülemr (hükümdar, padişah) veya vekili tarafı

takrir

  • İyi ifade etmek. Bildirmek.
  • Ağzından anlatmak.
  • Yerleştirmek. Kararlaştırmak. Yerini belirtmek.
  • Resmî olarak yazı ile bildirmek.
  • Tapuda, mülkünü başkasına sattığını bildirmek.
  • Siyasî nota.

tarik-i siyaset / tarîk-i siyaset

  • Siyaset yolu.

tenkidat-ı siyaset

  • Siyaset eleştirileri, tenkitleri.

tereşşuhat-ı siyasiye ve dünyeviye / tereşşuhât-ı siyasiye ve dünyeviye

  • Siyasî ve dünyevî menfaat olduğunu gösteren belirtiler.

ulü'l-emir

  • İş idare eden, idareci, yönetici ve siyasetçiler.

ulum-u siyasiye

  • Siyasî ilimler.

üssü'l-esas-ı siyaset

  • Siyasetin gerçek temeli.

vaziyet-i siyasiye

  • Siyasî durum.

vehhabilik / vehhâbîlik

  • Sapık bir fırka. On sekizinci yüzyıl ortalarında Arabistan yarımadasında Necd bölgesinde ortaya çıkan, Muhammed bin Abdülvehhâb tarafından kurulan dînî ve siyâsî bir yol. Bu yolda olana Vehhâbî denir.

vesvese-i siyasiye

  • Siyasî şüphe ve kuruntular.

zeka-yı siyasi / zekâ-yı siyasî

  • Siyasî zekâ.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın