REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BAŞLAR --> REKLAM ENGELLEMEYİ GERİ ALMA KODU BURADA BİTER -->

LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te sin kelimesini içeren 200 kelime bulundu...

a'sab / a'sâb / اعصاب

  • Sinirler. (Arapça)

acz-i mutlak / âcz-i mutlak

  • Sınırsız âcizlik, güçsüzlük.

adalet-i mutlaka

  • Sınırsız, tam ve yerinde adalet.

adem-i mutlak

  • Sınırsız yokluk.

adem-i tahdid

  • Sınırsızlık, hudutsuz olma.

adil-i mutlak / âdil-i mutlak / عَادِلِ مُطْلَقْ

  • Sınırsız adâlet sahibi Allah.
  • Sınırsız adâlet sahibi olan (Allâh).

alaka-i sınıfi / alâka-i sınıfî

  • Sınıf bağı.

alim-i mutlak / alîm-i mutlak

  • Sınırsız ilim sahibi Allah.

allah-ı kerim / allah-ı kerîm

  • Sınırsız ikram, lütuf, ihsan ve cömertlik sahibi Allah.

allahü zülcelal / allahü zülcelâl

  • Sınırsız haşmet ve yücelik sahibi olan Allah.

allahü zülcelal ve'l-kemal / allahü zülcelâl ve'l-kemâl

  • Sınırsız haşmet ve mükemmellik sahibi olan Allah.

amiriyet-i mutlaka / âmiriyet-i mutlaka

  • Sınırsız ve tam bir âmirlik, yöneticilik.

asab / âsâb / عصب

  • Sinir. Damar.
  • Sinir, damar.
  • Sinirler, damarlar.
  • Sinirler.
  • Sinir. (Arapça)

asabi / asabî / عصبى / عَصَبِي

  • Sinirli. Öfkeli.
  • Sinirli, hassas.
  • Sinirli.
  • Sinirli. (Arapça)
  • Sinirli.

asabilik / asabîlik

  • Sinirlilik.

asabiyet

  • Sinirlilik.
  • Sinirlilik. gayret.

asabiyyet / عصبيت

  • Sinirlilik. Fart-ı gayret. İmân ve İslâmiyeti, kendi akrabasını, vatanını, din veya milliyetini müdâfaa etmek gayreti. Hamiyyet.
  • Sinirlilik. (Arapça)

asap / âsap

  • Sinirler.

azamet-i mutlaka

  • Sınırsız büyüklük.

baki-i zülkemal / bâkî-i zülkemâl

  • Sınırsız mükemmellik sahibi ve varlığı devamlı ve kalıcı olan Allah.

bati-ül hazm / batî-ül hazm

  • Sindirimi güç, hazmi zor.

bi-geran / bî-geran

  • Sınırsız. (Farsça)

bihadd / bîhadd / بى حد

  • Sınırsız. (Farsça - Arapça)

bila-haddin / bilâ-haddin

  • Sınırsız.

bu'd-u mutlak

  • Sınırsız uzaklık.

ceberut-u mutlak

  • Sınırsız baskı ve zorbalık.

celil-i zülcemal / celîl-i zülcemâl

  • Sınırsız güzelliğiyle beraber, sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan Allah.

cemal-i mutlak / cemâl-i mutlak

  • Sınırsız güzellik.

cemil-i baki / cemîl-i bâkî

  • Sınırsız güzellik sahibi ve varlığı devamlı ve sonsuz olan Allah.

cemil-i mutlak / cemîl-i mutlak

  • Sınırsız güzellik sahibi olan Allah.

cenab-ı feyyaz-ı mutlak / cenâb-ı feyyaz-ı mutlak

  • Sınırsız feyiz, bolluk ve bereket sahibi olan Allah.

cenab-ı hakim-i mutlak / cenâb-ı hakîm-i mutlak

  • Sınırsız hikmet sahibi yüce Allah.

cenab-ı kerim-i mutlak / cenâb-ı kerîm-i mutlak

  • Sınırsız ikram ve cömertlik sahibi yüce Allah.

cenah-ı zübab

  • Sinek kanadı.

cevad / cevâd

  • Sınırsız cömertlik sahibi olan ve çok çok ihsan eden Allah.

cevad-ı mutlak / cevâd-ı mutlak

  • Sınırsız cömertlik ve ikram sahibi Allah.

cevvad / cevvâd

  • Sınırsız cömertlik sahibi Allah.

cinayet-i mutlaka

  • Sınırsız cinayet.

cud ve sehavet-i mutlaka / cûd ve sehavet-i mutlaka

  • Sınırsız cömertlik ve ikramseverlik.

cud-u mutlak / cûd-u mutlak

  • Sınırsız cömertlik.

dehşet-i mutlaka

  • Sınırsız bir dehşet hali.

dershane

  • Sınıf, ders verilen yer, ders yeri. (Farsça)

destgah-ı imtihan / destgâh-ı imtihan

  • Sınav tezgahı.

devlet

  • Sınırları belli olan bir memleketin sahibi olan insanların kurduğu siyasî, hukukî, idarî mahiyetteki merkezî teşkilât. Devlet, teşekkül tarzı, takip ettiği esas siyaset, temsil ettiği hâkimiyet ve iktidarın mahiyeti bakımından çeşitlere ayrılır:1- Kapitalist Devlet: İktisadî siyasete, şahsî mülkiyet

eb'ad-ı namahdud / eb'âd-ı nâmahdud / eb'âd-ı nâmahdûd

  • Sınırsız uzaklıklar.
  • Sınırsız boyutlar.

elhannas

  • Sinsice aldatan şeytan.

elsağ

  • Sin harfini peltek se okuyan kimse.

emniyet-i mutlaka

  • Sınırsız güvenlik.

emraz-ı asabiye / emrâz-ı asabiye

  • Sinir hastalıkları.
  • Sinir hastalıkları.

esnaf / esnâf / اَصْنَافْ

  • Sınıflar. Sıralar. Türlüler, menbalar, menşe'ler, asıllar, esaslar.
  • Sınıflar.
  • Sınıflar, alım satımcı.
  • Sınıflar.

fakr-ı mutlak

  • Sınırsız ihtiyaç hâli.

fevkalhad

  • Sınırın üstünde.

feyyaz-ı mutlak / feyyâz-ı mutlak

  • Sınırsız feyiz, bolluk ve bereket veren Allah.

feza-yı gayr-ı mahdude

  • Sınırsız uzay boşluğu.

ganiyy-i rahim / ganiyy-i rahîm

  • Sınırsız zenginlik sahibi olan, şefkat ve merhamet sahibi Allah.

gayetsiz

  • Sınırsız.

gayr-ı mahdud

  • Sınırsız.

gayr-i mahdud / gayr-i mahdûd / غير محدود

  • Sınırsız.

gayr-ı mahdude

  • Sınırsız.

gayr-ı mahdut

  • Sınırsız, sonsuz.

gayr-ı mahsur / gayr-ı mahsûr

  • Sınırsız.
  • Sınırsız.

gayr-ı mazbut

  • Sınırsız; sınır ve kayıt altına alınamayan.

gına-yı mutlak / gınâ-yı mutlak

  • Sınırsız zenginlik.

güvariş

  • Sindirime yarıyan şeyler, hazme yardımı olan şeyler. (Farsça)

had / حد / حَدْ

  • Sınır.
  • Sınır.

had altına alınma

  • Sınrlanma, belirlenme.

had ve hududa alınmaz

  • Sınırlanmaz.

hadd

  • Sınır, yetki.
  • Sınır, çizgi.

hadden tecavüz

  • Sınırı aşma.

haddimin fevkinde

  • Sınır ve kapasitemin üzerinde.

haddinden geçirme

  • Sınırı aştırma, aşırıya götürme.

hadsiz

  • Sınırsız.

hakimiyet-i mutlaka / hâkimiyet-i mutlaka / حَاكِمِيَتِ مُطْلَقَه

  • Sınırsız hükümrânlık.

hanis

  • Sinen, dönen.

hannas / hannâs / خَنَّاسْ

  • Sinerek vesvese veren, şeytan.

hareşe

  • Sinek.

hasr / حصر

  • Sınırlama.

hasra gelmeyen

  • Sınır altına alınamayan, pek kalabalık.

hasra gelmez

  • Sınırlanmaz.

hatt

  • Sınır, çizgi, yazı, yol.

havza

  • Sınırlı bölge.

hayat-ı mutlaka

  • Sınırsız bir hayat.

hazım / hâzım

  • Sindirici.

hazm / حضم

  • Sindirim. (Arapça)

hazmolma

  • Sindirilme.

hemhudud / hemhudûd / هم حدود

  • Sınırdaş. (Farsça - Arapça)

hikmet-i mutlaka

  • Sınırsız hikmet; yaratılıştaki gaye, herşeyin yerli yerinde ve anlamlı oluşu.

hudud / hudûd / حدود

  • Sınır, uç.
  • Sınırlar, hudutlar.
  • Sınır.
  • Sınırlar. (Arapça)

hudut

  • Sınır.

hudutsuz

  • Sınırsız.

hünu'

  • Sindirip hazmetmek.

hürriyet-i mutlak

  • Sınırsız hürriyet.

ihtiyac-ı mutlak

  • Sınırsız ihtiyaç.

iktisar

  • Sınırlandırma, daraltma.

imtihan

  • Sınama.

imtihanat / imtihanât

  • Sınamalar.

inhisar / انحصار

  • Sınırlandırma, kayıt altına alma.
  • Sınırlanma.

irade-i mutlaka

  • Sınırsız irade.

ıspazmoz

  • Sinirlerde beliren gerginlik ve titreme.

istibdad-ı mutlak / istibdâd-ı mutlak

  • Sınırsız bir baskı, mutlak diktatörlük, despotluk.

istidadat-ı gayr-ı mahdud / istidâdât-ı gayr-ı mahdud

  • Sınırsız kabileyetler, yetenekler.

istiğna-yı mutlak / istiğnâ-yı mutlak

  • Sınırsız zenginlik, hiçbir şeye muhtaç olmayış, tokgönüllülük.

istirha-yı a'sab / istirha-yı a'sâb

  • Sinirlerin gevşemesi.

ıtlak / ıtlâk

  • Sınırlandırmama, salıverme.

kadir-i külli şey / kadîr-i külli şey

  • Sınırsız güç ve kudret sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah.

kàdir-i külli şey / kàdîr-i külli şey

  • Sınırsız güç sahibi olan ve herşeye gücü yeten Allah.

kaide-i mahdude

  • Sınırlı bir kaide.

kamil-i mutlak / kâmil-i mutlak

  • Sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah.

kaviyy-i mutlak

  • Sınırsız kuvvet sahibi olan Allah.

kayıt

  • Sınır.

kaziye-i mümkine ve mutlaka

  • Sınırları belirlenmemiş imkân dahilindeki hüküm.

kesret-i mutlak

  • Sınırsız çokluk.

ketite

  • Sinir.

kıymet-i binihaye / kıymet-i bînihaye

  • Sınırsız değer.

kubh-u mutlak

  • Sınırsız çirkinlik.

kuvvet-i mutlaka

  • Sınırsız kuvvet.

layühad / lâyühad

  • Sınırsız.

mahdud / mahdûd / محدود

  • Sınırlanmış, çevrilmiş. Az sayılı. Hududlanmış.
  • Sınırlanmış.
  • Sınırlı.
  • Sınırlı.
  • Sınırlı, kasıtlı. (Arapça)

mahdudiyet / mahdûdiyet

  • Sınırlılık, hududu çizilmiş.
  • Sınırlılık. Darlık.
  • Sınırlılık.

mahdut

  • Sınırlı.

mahdut ihata

  • Sınırlı bilgi ve kavrayış.

mahmud-u bi'l-ıtlak

  • Sınırsız olarak hamdedilmeye ve övülmeye lâyık olan Allah.

mahsur / mahsûr / مَحْصُورْ

  • Sınırlanan.

maraz-ı asabi / maraz-ı asabî

  • Sinir hastalığı.

mazbut

  • Sınırları belirli.

mebzuliyet-i mutlaka

  • Sınırsız bir bolluk, ucuzluk.

meges / مگس

  • Sinek. (Farsça)
  • Sinek. (Farsça)

megesvar

  • Sinek gibi. Sinek şeklinde. (Farsça)

merhamet-i mutlaka

  • Sınırsız merhamet.

merzban

  • Sınır muhafızı, hudut muhafızı. Sınır beyi, vâli. (Farsça)

meslaha

  • Sınır kalesi. Derbent.

mezbub

  • Sinekli.

mezbube

  • Sineği çok olan yer.

mübaşeret-i cüz'iye

  • Sınırlı temas.

muhadded

  • Sınırı belirtilmiş olan. Sınırlanmış, tahdid edilmiş.

mümtehin / ممتحن

  • Sınav yapan, sınayan. (Arapça)

münhasır olma

  • Sınırlı olma, ait, mahsus olma.

musannif / مُصَنِّفْ

  • Sınıflandıran. Kitab tertib eden. tasnif eden.
  • Sınıflandıran, kitap yazan.

müsavat-ı mutlaka / müsâvât-ı mutlaka / مُسَاوَاتِ مُطْلَقَه

  • Sınırsız, tam eşitlik.

mütecaviz / mütecâviz

  • Sınırı geçen, başkalarının sınırını tecavüz eden.

mütedemdim

  • Sinek vızıltısı gibi sesler çıkaran.

mutlak / مُطْلَقْ

  • Sınırlandırılmamış, salıverilmiş.
  • Sınırsız.

namahdud / nâmahdud / نامحدود

  • Sınırsız, hudutsuz.
  • Sınırsız. (Farsça - Arapça)

nihayet-i acz

  • Sınırsız güçsüzlük.

payansız / pâyansız

  • Sınırsız, kayıtsız.

rahim-i mutlak / rahîm-i mutlak

  • Sınırsız şefkat ve merhamet sahibi olan Allah.

revz

  • Sınamak, denemek, tecrübe.

ribat / ribât

  • Sınır karakolu; İslâm dînini üstün kılmak, müslümanlardan kâfirlerin şerrini, zararını def etmek için düşman sınırında nöbet beklemek.

rububiyet-i mutlaka / rubûbiyet-i mutlaka

  • Sınırsız, kâinatı kaplayan rububiyet.

sağr / ثغر

  • Sınır, hudut. (Arapça)

sehavet-i mutlak / sehâvet-i mutlak

  • Sınırsız cömertlik.

serhad / سرحد

  • Sınırbaşı, iki devlet arasındaki sınır boyu.
  • Sınır. (Farsça - Arapça)

serhat

  • Sınırbaşı, iki devlet arasındaki sınır boyu.

şeza'

  • Sinirin yarılması.

sıfat-ı mutlaka / sıfât-ı mutlaka

  • Sınırsız sıfatlar, vasıflar, nitelikler.

simotoğraf

  • Sinema, sinema makinesi.

sinematograf

  • Sinema makinesi.

sinematoğraf

  • Sinema, sinema makinesi.
  • Sinema.

sinematografvari / sinematografvârî

  • Sinema gibi.

sinematoğrafvari

  • Sinema gibi.

sinemavari / sinemavâri / sinemavârî

  • Sinema filmi gibi.
  • Sinema gibi.

sınf / صنف

  • Sınıf. (Arapça)

sınıfi / sınıfî

  • Sınıfla alâkalı, kısıma ait.

su-i hazm

  • Sindirim bozukluğu.

sügur / ثغور

  • Sınırlar. (Arapça)

suhulet-i mutlaka

  • Sınırsız kolaylık.

sunuf / sunûf / صنوف

  • Sınıflar. (Arapça)

sür'at ve vüs'at-i mutlaka

  • Sınırsız hız ve genişlik.

sür'at-ı mutlaka

  • Sınırsız hız.

sür'at-i mutlaka

  • Sınırsız hız.

tabakalar

  • Sınıflar.

tahavvül-ü esnaf

  • Sınıfların, çeşitlerin dönüşümü.

tahdid / tahdîd / تحدید

  • Sınırlama.
  • Sınırlama.
  • Sınırlandırma. (Arapça)
  • Tahdîd edilmek: Sınırlandırılmak. (Arapça)
  • Tahdîd etmek: Sınırlandırmak. (Arapça)

tahdid edilme

  • Sınırlandırılma.

tahdidat / tahdîdât / تحدیدات

  • Sınırlamalar, kısıtlamalar.
  • Sınırlandırmalar, kısıtlamalar. (Arapça)

tahdit

  • Sınırlama.

tahdit edilme

  • Sınırlanma, sınırlandırılma.

tahdit etmek

  • Sınırlamak.

tahdit olunma

  • Sınırlanma.

takyid

  • Sınırsız, genel bir mânâ ifade eden bir sözü, nitelik, durum, gaye bakımından belirli şartlara bağlı olarak bir mânâya gelecek şekilde sınırlama.
  • Sınırlama, bağlama.

takyidad / takyidâd

  • Sınırlamalar, bağlamalar.

takyidat

  • Sınırlandırmalar.

tasnif / tasnîf / تصنيف

  • Sınıflandırma.
  • Sınıflandırma, ayırma.
  • Sınıflandırma. (Arapça)

tasnif buyurulan

  • Sınıflandırılan.

tasnifat / tasnifât

  • Sınıflandırmalar.

tecavüz / tecâvüz

  • Sınırı aşma, saldırma.

tedenni-i mutlak / tedennî-i mutlak

  • Sınırsız düşüş, alçalma.

tedenni-i mutlaka / tedennî-i mutlaka

  • Sınırsız dinsizlik ve alçalma.

tevafuk-u mutlak

  • Sınırsız uyum, uygunluk.

tevettür-ü a'sab

  • Sinirlerin gerilmesi, sinirlenme.

tur-i sina / tûr-i sinâ

  • Sinâ Dağı; Cenab-ı Hakkın Hz. Mûsâ'ya göründüğü ve Tevrat'ı indirdiği dağ.

ümid-i mutlak

  • Sınırsız ümid bağlama.

vahdet-i mutlaka

  • Sınırsız birlik; Allah'ın mutlak anlamda bir ve tek oluşu.

venim

  • Sinek tersi.

vücub / vücûb

  • Sınırsız gereklilik.

vüs'at-i mutlaka

  • Sınırsız genişlik.

ya kerim / yâ kerîm

  • Sınırsız ikram, lütuf, ihsan ve cömertlik sahibi Allah.

zaaf-ı asab / zaaf-ı âsâb

  • Sinirlerin zayıflığı, hastalığı.

zat-ı cemil-i zülcelal / zât-ı cemîl-i zülcelâl

  • Sınırsız yücelik ve haşmetiyle beraber, sonsuz güzellik sahibi olan Zât, Allah.

zat-ı kerim / zât-ı kerîm

  • Sınırsız cömertlik ve ikram sahibi Zât, Allah.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın